Hz. İbrahim yalan mı söyledi? Kur'an'ı Kerim'de Hz İbrahim (as)'in putları kırdığı, ondan sonra da'' Dedi: "Hayır, ben değil. Şu büyükleri yapmıştır onu. Hadi, sorun onlara eğer konuşabiliyorlarsa!" dediği yazıyor...

Tarih: 25.06.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’an’da Hz. İbrahim (as)’in yalan söylediğine dair hiçbir ifade yoktur.

Hz. İbrahim ( a.s) halilullah, yani Allah’ın dostudur. Allah’ın dostları olan ve özellikle bu unvan ile meşhur bir peygamber olan Hz. İbrahim (a.s)’ın sizin ifade ettiğiniz bazı sözlerine bakarken, normal bizim gibi insanlardan farklı bir şekilde değerlendirmek gerekir. Şöyle ki, niyetin insanın amelleri içerisinde sevap ve günahı belirleyici rolü vardır.

Hz. İbrahim’in (as) sözlerini alimlerimiz şöyle izah ediyor:

1. “Ben rahatsızım” derken, sizin yaptığınız bu işlerden ve beni yapacağınız davetten rahatsızım, demek istemiştir. Ayrıca

2. Hanımı için “kardeşim”
derken de dini açıdan kardeşimdir, demek istemiştir.

3. “Putların büyüğü yaptı”
ifadesinde ise olay şöyledir: Onlar bunu kim yaptı deyince, İbrahim (as) onları düşünmeye sevketmek için sanki: “Belkide putların en büyüğü yapmıştır, ne dersiniz bunu yapabilir mi?” demek istemiştir. İşte niyetin bu şekilde olması sözün yalan olmadığı anlamına gelmektedir.

Güzel niyet ile, çirkinler güzel olur; kötü niyet ile de güzeller çirkinleşir.

“Niyette öyle bir hâsiyet vardır ki; seyyiatı hasenata ve hasenatı seyyiata tahvil eder.” (Mesnevî-i Nuriye)

Seyyie; kötü ve kötülük, hasene ise güzel ve güzellik mânâsına geliyor.

Zatında kötü olduğu halde niyet ile iyiler sırasına geçen işler için, genellikle, şu misâl verilir:

İki insanın arasını bulma niyetiyle yalan söylenebilir. İslam Ordusu hakkında bilgi isteyen gayri müslim bir ordu komutanına İslam’ın zarara uğramaması için elbette yalan söylenebilir ve böyle bir yalan fevkalade caizdir. Yalan zatında çirkindir, seyyiedir; ama niyet hayırlı olunca o da hasene olur. Yalanın yaygın olarak ve pervasızca söylendiği günümüz dünyasında, elbette Hz. İbrahim (as)’in bu gibi sözleri bizim yalanlarla karıştırılmaması gerekir.

Meselâ, kıtal yani adam öldürmek zatında kötü bir iştir, bir seyyiedir.

“Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.” (En’am, 6/151)

Ama, Hak yolunda ve haklı olarak yapılan “kıtal”, hasene olur ve “cihat” ismini alır.

Yetim malı yemek de bir seyyiedir. Değil yenmesi, ona yaklaşılması bile yasaklanmıştır. Ama, bu yaklaşmadaki maksat, o malı korumak olursa durum değişir ve seyyie hasene olur.

“Rüşdüne erinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.” (En’am , 6/152)

Sahasında ehil ve yetkili bir insan, İslâm aleyhindeki neşriyatı takip edebilir. Menfi yazıları okumanın güzel olmadığı açıktır. Ama niyet, bu yanlış fikirlere cevap vermek olunca bu seyyie de haseneye döner.

Peygamberlerin işlediği bazı –bize yanlış gelen– fiillere nasıl bakmamız gerekir?

Günahlar, büyük ve küçük olmak üzere iki kısımdır. Büyük günahların başlıcaları şunlardır: Adam öldürme, zina, içki içme, ana babaya karşı gelme, kumar, yalancı şahitlik, dine zarar verecek bid'atlara taraftar olmak.1

Bütün peygamberler gerek peygamberliklerinden önce, gerekse peygamberliklerinden sonra hiçbir şekilde büyük günah işlememişlerdir.

Ancak, bazı peygamberler hata yoluyla, unutmak veya daha iyiyi terk etmek suretiyle bizim bildiğimiz şeklin dışında "zelle" denen bazı hatalar işlemişlerdir.2 Hz. Âdem (as)'in cennette iken yasak ağacın meyvelerinden yemesi zelleye misal olarak verilebilir. Hz. Âdem (as), yasak meyvelerden yemekle bizim bildiğimiz mânâda bir günah işlememiş, daha iyi olanı terk etmiştir. Çünkü, ağaçtan yemeleri kendilerine haram kılınmamış ki, bir günah şeklinde düşünülsün. Neticede de, bu hatalarından dolayı cennet nimetlerinden mahrum kaldılar. Cennette günah ve sevap mefhumunun olmaması bu günahın, bilinenden başka bir şeklinin olduğu da anlaşılır.

Cennet nimetlerinden birisi de, orada "tuvalete gitme" gibi bir ihtiyacın mevcut olmadığıdır.3 Cennette yenip içilen şeylerin artıkları olmadığından Hz. Âdem (as) ve Havva, cennette büyük ve küçük abdest yapmıyorlardı. Avret mahalleri elbise veya bir nurla kendilerinden gizlenmişti.4

Yasak ağacın meyvelerinden yemeleri avret yerlerinin açılmasına, küçük ve büyük abdest gibi eza verecek şeylere sebep olacağı için Cenab-ı Hak o ağaçtan yemelerini men etmişti.5

Nitekim, yasak ağacın meyvelerini yedikleri anda, daha önce hiç görmedikleri avret yerleri açılıverdi. O yerlerin açılması uygun olmadığı için yaprakla örtünmeye başladılar.6

Hz. Âdem (as)'in yasak ağacın meyvesinden yiyerek cennetten çıkarılmasında kaderin hissesini unutmamak gerekir. Çünkü, Cenab-ı Hakk'ın insanı yaratmasındaki hikmet ve maksadın gerçekleşmesi, ancak Hz. Âdem (as) ve Havva'nın cennetten yeryüzüne inmesiyle mümkün olmuştur. Ebu'l-Hasen-i Şâzelî, Hz. Âdem (as)'in zellesi hakkında şöyle der:

"Ne hikmetli bir günah ki, kıyamete kadar gelecek insanlara tövbenin meşru kılınmasına sebep olmuştur."7

Hz. Yunus'un (a.s.) zellesine gelince:

Hz. Yunus (a.s.) peygamberlikle vazifelendirildikten sonra, kavmini îmâna davet etmeye başladı. 33 yıl gibi uzun bir müddet tebliğde bulunduğu halde, yine de halk üzerinde bir tesir vücuda gelmemişti. Bu durum Yunus Aleyhisselâmın canını sıktı. Bu sıkıntıdan kurtulma ümidiyle, Cenab-ı Hakk'ın izni olmadan kavmini bırakıp ayrıldı. Bir peygamber, Rabbinden izin almadan bulunduğu yerden ayrılamazdı. Hz. Yunus (a.s.) bu hareketiyle efendisinden kaçmış bir köle durumuna düşmüştü.8

Ancak Hz. Yunus'un (a.s.) bu hareketi vazifeden kaçış veya vazifeyi verene karşı bir isyan mânâsında anlaşılmamalıdır. Yunus (a.s.) sadece İlâhî davete uymayan halktan uzaklaşmıştır. Bu hareket peygamberlerin dışındaki insanlar için hata sayılmaz. Peygamber için de azabı gerektirecek bir günah değildir.

Bununla beraber, Cenab-ı Hak, zor şartlar altında kalsa da Hz. Yunus (a.s.) gibi davranmamasını Peygamberimize (a.s.m.) tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:

"Ey Muhammed! Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret. Balık sahibi Yunus gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti." 9

Evet, peygamberlerin "zelle"lerine bir günah gözüyle bakmamak gerekir. Çünkü, günah azabı gerektiren bir şeydir. Peygamberler ise zellelerinden dolayı herhangi bir cezaya uğramayacaklardır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur’an’da Hz. İbrahim’in “hastayım” diyerek yalan söylediğinin bildirilmesi, Tevrat’ta peygamberlerin büyük günah işledikleriyle ilgili verilen bilgilerin de doğru olduğu anlamına gelmez mi?

Kaynaklar:

1. Barla Lahikası, s. 179.
2. Muvazzah ilm-i Kelâm, s. 184; Fıkh-ı Ekber Şerhi, s. 154; Risale-i Hamidiye, s. 491.
3. Müslim, Cennet 15.
4. Tefstr-i Kebir , 14:49; Hak Dini Kur'ân Dili, 3:2140.
5. Hülasatül-Beyan , 2:4748.
6. A'raf Sûresi, 22.
7. Risale-i Hamidiye , s. 611.
8.Hülâsatü'l-Beyan , 2: 4748.
9. Kalem Sûresi, 68/48.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun