Hz. Ali’nin Risalelerden yardım istemesi ayetlere aykırı değil mi?

Soru Detayı

- Hz. Ali risaleden yardım istedi mi?
- 15. Şua’daki Ayetü’l-kübra’yı kendine şefaatçi yaptı ifadesi farklı yorumlanıyor. İzah eder misiniz?

- Örneğin: “Birinci Kelime لا إله إلا الله tır. Bundaki hüccet ise matbu’ Âyetü’l-Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin harikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un eczalarından haber verdiği sırada وبالآية الكبرى أمني من الفجت (Ayetü’l-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru) deyip o Âyetü’l-Kübra’yı şefaatçi yaparak…"(Şuâlar, On Beşinci Şuâ)
Buna bir hoca şöyle bir itirazda bulunuyor: “Ali (r.a) Nebiye inanan ve kendisinin de buna iman ettiği ve hesaba çekileceğimiz kitabın “Allah’tan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünüp öğüt almıyor musunuz?” (Secde 4) “De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” (Neml, 65) ayetlerini bilmiyor.!!! Ama kendinden 1400 yıl sonra yazılan işi şirk dolu bir kitabın kendisini kurtaracağını umuyor.!!! Ya biz İmam Ali yanlış tanımışız ya bunların bahsettiği farklı biri.”
- Böyle bir ifade kullanmış, nasıl izah edilebilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu kısaca birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

a) Hz. Ali’nin, Allah’ın varlığını -en dinsiz bir devirde- en güzel delillerle ispat eden bir eseri yazdığı için büyük sıkıntılara giren müellifinin kurtulması için, o harika eseri şefaatçi yaparak dua etmesinin aklen ve dinen garipsenen hiçbir tarafı yoktur.

b) Şefaat konusunu kökten reddeden bazı kimselerin bu konudaki Bediüzzaman Hazretlerinin yorumunu ve kanaatini reddetmesi beklenen şeydir.

Ancak, zahir ve batın ilimlerle mücehhez asrın en büyük allamesi olarak kabul edilen Bediüzzaman Said Nursi ile cehl-i mürekkep içindeki bu gibi basma kalıp hocaları kıyaslamak elbette mümkün değildir.

O halde aklı başında her insan, Bediüzzaman Hazretlerinin görüşlerini bunların görüşlerine tercih edecektir. Bu, mantığın zorunlu bir sonucudur.

c) “Allah’tan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünüp öğüt almıyor musunuz?” (Secde, 32/4) mealindeki ayette özellikle taptıkları putların, kendilerine yardım edecek yıldızların ve şefaat edecek meleklerin birer sureti olduğunu düşünen müşriklere hitap edilmiştir. Ve “Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığına, onun izni olmadan hiç kimsenin başkasına yardım edemeyeceğine ve şefaat edemeyeceğine” dair gerçeğe vurgu yapılmıştır. (bk. Razî, ilgili ayetin tefsiri)

- Kurtubi’nin ifadesi şöyledir: “Yani, kâfirleri Allah’ın azabından kurtaracak ne bir yardımcı ne de bir dost (şefaatçi) yoktur.” (bk. Kurtubi, ilgili yer)

- Ayetel-Kürsi’de yer alan “Onun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?” mealindeki ifadesi, bu konuda açıktır: Şefaat vardır, fakat Allah’ın izni olmadan kimse kendi başına şefaat edemez.

Nitekim, İslam alimleri bu ayetteki ifadeyi de öyle anlammışlar ve “Allah’ın izni olmadan bir yardımcı ve bir şefaatçinin olamayacağı”na işaret etmişlerdir. (bk. Razi,  İbn Kesir, ilgili yer)

- Mealini vereceğimiz ayetlerde (müminler için Allah’ın izni dahilinde) şefaatin olduğu hususu açıkça ifade edilmiştir:

(İnkârcılar ahirette) şöyle diyecekler: Gerçekten Rabbimizin elçileri bize hakkı tebliğ etmişlermiş! Acaba burada bize şefaat edecek bazı şefaatçiler bulunur mu?” (A'raf, 7/53)

“Rahman’ın huzurunda, söz almış olanlar (iman edip salih amel işleyenler) dışında hiç kimse şefaat edemez.” (Meryem, 19/87)

“O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâhâ, 20/109)

“Onlar/melekler, sadece O’nun/Allah’ın razı olduğu kimse hakkında şefaat edecekler.” (Enbiya, 21/28)

“Göklerde nice melekler var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez.” (Necm, 53/26)

“O zalim kâfirlerin ne bir dostu ne de bir şefaatçisi olmaz.” (Mümin, 40/18)

e) Sahih hadislerde ifade edildiği gibi, üç yolcu geceyi geçirmek üzere bir mağaraya sığınırlar. Sabahleyin uyanınca mağaranın kapısını kocaman bir kayanın tıkadığını görürler. Aralarında çare ararken herkesin o güne kadar yapmış olduğu en faziletli ameli öne sürerek Allah'a dua etmesini kararlaştırırlar. Bu karar üzerine içlerinden biri hayatında yaptığı en güzel amelini vesile ve şefaatçi yaparak dua eder. Duaların özeti şudur: Onlardan biri Allah için zinadan kaçınmış, biri ana-babasına saygılı olmuş, diğeri de emanete riayet etmiştir. Ve duaları kabul edilmiş, kayalık çekilmiş ve mağaradan çıkmışlar. (bk. Buhari, İcare,12)

- Hz. Ali’nin, binlerce insanı imana getirmiş veya imanını kuvvetlendirmiş  Asa-yı Musa gibi “salih bir ameli” vesile ve şefaatçi yapması  bu hadisin verdiği mesajla tam uyum içindedir.

f) Şefaatin olacağına dair pek çok sahih hadis rivayeti vardır. Misal olarak şu iki hadis verilebilir: Abdullah b. Ömer anlatıyor:

“İnsanlar kıyamet günü gruplar halinde (mahşer meydanına) gelirler. Her ümmet kendi peygamberine tabi olurlar. Ve ‘Ey falan! Bize şefaat et, ey falan bize şefaat et.' diyecekler. Sonunda şefaat etme işi Resulullah’a kalacak. İşte makam-ı Mahmud budur.”  (Buhari, Tefsir, Suretu İsra, 11)

“Kim ezandan sonra 'Allahümme Rabbe hazihi’d-Daveti’tamme…' duasını okursa ona şefaatim hak olur.” (Buhari, a.y.)

g) Baştan sona eşsiz bir şekilde tevhid-i hakikiyi ve iman-ı tahkikiyi orijinal bir üslupla ispat edip ders veren bir eser için “şirk dolu” diyen kimse, cahil olduğu kadar hasetçi bir mizaca sahip olduğu da söz konusudur.

h) Hocalık kisvesine bürünmüş ve bu unvanlarına dayanarak ahkam kesen bu gibi adamlar gerçekten cahildir, biraz da mantık yoksunudur: Bir söz var: “İlim cehaleti giderir, fakat ahmaklığı gidermez.”

Bunun bariz delili “De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” (Neml, 27/65) mealindeki ayetin zahirine bakıp ahkam kesmeleridir.

Halbuki, Kur’an baştan sona Allah’ın kelamıdır ve hiç bir yerinde çelişki bulunmaz. Peki, eğer bu adamların anladığı gibi, “Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez.” hükmünü olduğu gibi kabul edersek, Kur’anla “gaybı bildikleri sabit olan” Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammed’in  durumuna ve şu ayetlere ne diyeceğiz?

“(İsa dedi ki:) Ben evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri de size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” (Âl-i İmran, 3/49)

“Hani peygamber zevcelerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, (o sözü) başkalarına haber verip Allah da bunu peygambere açıklayınca, peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince hanımı: 'Bunu sana kim haber verdi?' dedi. Peygamber de: 'Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah bildirdi.' dedi.” (Tahrim, 66/3)

- İşte bu gibi hakikatleri gören ve Kur’an’da asla çelişkinin olmayacağını bilen Ehl-i sünnet İslam alimleri, bu konuyu tahlil etmiş ve şu neticeye varmışlar: “Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” mealindeki ayetin manası: “Allah’ın izni olmadan ve o bildirmeden hiç kimse kendi başına gaybı bilmez. Fakat Allah bildirdiği takdirde insanlar da gaybı bilebilirler." İşte ayet de mutlak gaybı ifade etmektedir. Hz. İsa ve Hz. Muhammed (asm)’in bildiği gayb ise, -Allah’ın ilmindeki mutlak gayb değil- Allah’ın bildirdiği ilimdir.

- Elmalılı Hamdi Yazır’a göre, “O/Allah bütün gaybı bilir. Fakat gaybını kimseye açmaz. Ancak bildirmeyi dilediği bir 'resul'/elçi bunun dışındadır.” (Cin, 72/26-27) mealindeki ayette yer alan “gaybını kimseye açmaz”dan maksat, Allah (kendi ilminde saklı olan)mutlak gaybını kesin olarak hiç kimseye açmaz, demektir. “Ne insan, ne cin ne melek ne de bir başka varlık mutlak gaybı yakînen bilmez. Böyle olması, (göreceliği olan) izafî gayba dair bazı bilgiler edinilebilmesine aykırı değildir.” (Hak Dini, Kur’an Dili, ilgili ayetin tefsiri)

- Milyonlarca hadislerle sabit olan kerametleri inkâr edenlerin nasipsizliği konuyu anlamalarını zorlaştırmıştır.

- Gayb ile ilgili bilgiler değişik sorulara verilen cevaplar çerçevesinde geniş bir şekilde bizim sitemizde mevcuttur. Oraya bakılabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR