Hırsızın elinin kesilmesiyle ilgili ayetin mecaz olduğu ve gücünü kesmek anlamına geldiği doğru mudur?

Tarih: 19.04.2014 - 10:18 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sorum islamda el kesme cezasıyla ilgilidir. Bu iddiaya detaylı ve açıklamalı bir cevap verirseniz memnun olurum. İddianın özeti şudur:

- Maide suresi 38. Ayetindeki hırsızlık cezası için öngörülen el kesme cezası hakiki anlamda olmayıp mecazi bir anlamdır. Gücünü kesin demektir. Ayet hakiki manada bir el kesmekten bahsetmiyor, ayetteki "el" veya "kesmek" kelimesinin Kur'an’da başka ayetlerde mecaz olarak kullanıldığından yola çıkarak bu ayetteki el kesmekten maksadın hırsızlık yapacak yolları kesmek olduğu açıkça görülmektedir.

- Yine aynı ayetin metnindeki, "EYDİYEHÜMA" (ikisinin ellerini) kelimesindeki "eydiye" kelimesinin çoğul olarak kullanılmasından yola çıkılarak insanda iki el olduğu ve çoğul olarak kullanılmasının hakiki bir el kesme olarak değil mecaz olarak anlaşılması gerektiğini ileri sürmektedirler.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) Bir ayetin ifadesini mecaz olarak algılamak, kişilerin keyfine göre değildir. Bu işin kuralları vardır. “Bir ifadede hakikatin kabul edilmesine akli veya dini bir mani varsa, ancak  bu takdirde ilgili ifadeyi mecaza hamletmek caiz, hatta zorunlu olur.”

Örneğin, karşıdan gelen bir arslana “işte arslanı görüyorum” diyen bir kimsenin bu sözünü mecaza hamletmek mümkün değildir. Çünkü gerçek arslan ortadadır. Fakat: “Bugün hamamda bir arslan gördüm, gerçekten pehlivan biri.” ifadesini mecaz olarak anlamak durumundayız. Çünkü “hamam” ve “pehlivan” gerçeği bunu hakikat olarak anlamımıza engeldir.

b) Kur’an’da “yed / el” kelimesi kullanılmıştır. Yerine göre ve yukarıda arzettiğimiz ilmi prensibe uygun olarak bazı yerlerde hakikat, bazı yerlerde de mecaz olarak kabul edilmiştir.

Mesela: Hz. Ademin oğullarından biri diğerine şöyle demiştir:

“Eğer sen beni öldürmek için elini kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana elimi kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Maide, 5/28)

mealindeki ayette geçen “el” kelimesini gerçek el olarak kabul etmek durumundayız.

Yine, Allah’ın bir mucize olsun diye Hz. Musa’nın eline harika bir vaziyet vermiş ve Kur’an’da meal olarak

“Haydi, elini cebine / koynuna koy! Şimdi çıkar: İşte kusursuz, pırıl pırıl ışık saçıyor. Böylece Firavun’a ve onun halkına göstereceğin dokuz mucizeye bu da dahil olsun.” (Neml, 27/12)

mealindeki ayette de “el” kelimesini gerçek el olarak algılamak durumundayız. Çünkü bunu mecaz manaya yorumlamak için hiç bir delil (karine-i mania) yoktur.

Buna mukabil,

“Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah'ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O'na döneceksiniz.” (Yasin, 36/83)

mealindeki ayette yer alan “YED = EL” kelimesini mecaz olarak anlamak zorundayız. Çünkü;

Evvela, Kur’an’ın açık ifadesiyle Allah hiçbir şeye benzemez, öyle ise insan gibi onun bir elinin olduğunu düşünemeyiz.

İkincisi, “Evrenin mülkünü, yaratılışını, idaresini elinde tutmak” kudretin işidir. Öyleyse burada “El”den maksat Allah’ın kudreti ve hâkimiyetidir.

Yine “Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.” (Mülk, 67/1)

mealindeki ayette de yukarıdaki iki sebepten dolayı bunu mecaz olarak “kudret ve hâkimiyet” olarak kabul edeceğiz.

c) Sorudaki asıl konumuza gelince;

“Hırsız erkek ile hırsız kadının irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah tarafından insanlara ibret verici bir ukubet olmak üzere ellerini kesiniz. Allah azîz ve hakimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Maide, 5/38)

mealindeki ayette “yed = el” kelimesini mecaz olarak anlamayı gerektiren hiç bir delil yoktur. Bilakis, bunu hakikat olarak anlamak zorunluluğu vardır: Çünkü;

1) Her şeyden önce ayetin ifadesini mecaza hamletmeye tahammülü yoktur. Çünkü bu cezanın verilmesi: “insanlara ibret verici bir ukubet olmak üzere ellerini kesiniz” ifadesiyle belirtilmiştir. Elin kesilmesi dışında -bu işi akıllarınca hafifletmeye çalışanların istedikleri gibi- herhangi bir ceza kabul edilirse, bu ifadenin ağırlığına uygun düşmez. “NEKAL=insanlara ibret olacak bir ceza…!”,  Eli kesmenin dışında bir cezanın adı olamaz.

2) İslam alimlerinin ittifakıyla, hükümlerle ilgili ayetler, her zaman “muhkem = açık” ifadelere sahiptir. Burada “El”in mecaz olarak yorumlanması, ittifakla kabul edilen bu ilmi kurala ters düşmektedir.

3) Hz. Peygamber bu ayette yer alan “YED = El” sözcüğünü hakikat olarak anlamış ve hırsızın elini kesmiştir.

Örneğin; bir rivayete göre Hz. Aişe şu olayı aktarmıştır: “Kureyş'in Mahzûm soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Kureyşlilere haylî üzüntü vermişti. Onlar: “Bu kadını cezadan kurtulup af edilmesi hususunda Rasûlullah ile kim konuşabilir?" (diye konuyu müzakere ettiler ve:) "Rasûlullah'ın sevgilisi olan Üsâme'den başka bu hususu onunla konuşmaya kim cesaret edebilir ki?" dediler.” Ve nihayet Üsâme, bu hususta Rasûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (asm):

"Allah'ın tayin ettiği cezalardan bir ceza hususunda şefaat mi ediyorsun?" buyurdu. Sonra ayağa kalkıp insanlara hitaben şöyle dedi:

"Ey insanlar! Sizden evvelki (ümmet)ler ancak şu sebepten sapmışlardır: Onlar aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu bırakırlardı da zayıf olan çaldığı zaman ona ceza uygularlardı. Allah 'a yemin ederim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı, muhakkak ki onun elini de keserdim!" (Buharî, Hudud, 12)

İslam literatüründe Kur’an’dan sonra en sağlam kaynak kabul edilen Buhari’nin verdiği bu haberde yer alan “Allah'a yemin ederim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı, muhakkak ki onun elini de keserdim!” ifadesi, Hz. Peygamber (asm)'in hırsızlık cezasıyla ilgili ayette geçen “elin kesilmesini” mecaz değil hakikat olarak anladığını göstermektedir.

Hz. Peygamberin (asm) ilk defa hırsızlıktan Hıyar b. Adi b. Nevfel’in elini kestiği bilinmektedir. (bk. Maverdi, Maide:38. ayetin tefsiri)

4) Ayette “Yed”(El) kelimesinin “Eydiyehuma” (o ikisinin ellerini..) şeklinde kullanılması, hırsızlık edenlerin bütün fertlerini içine almaya yöneliktir. Tesniey / ikil zamir olan “huma” (o ikisi) zamir ise ayette söz konusu edilen “erkek, kadın” ikilisine işarettir. Bu açıklama doğrultusunda ayetin ilgili cümlesinin meali: “Erkek ve kadın olarak insanlığın her iki nevinden hırsızlık eden bütün fertlerinin ellerini kesin.” şeklinde olur.

Bu ifade şekli,

 “Şimdi ikiniz de ey Peygamber eşleri, eğer kalplerinizin matlup olan durumdan kayması sebebiyle Allah’a tövbe ederseniz ne âla!” (Tahrim, 66/4)

mealindeki ayette de söz konusu edilmiştir. (krş. İbn Aşur, Maide:38. ayetin tefsiri)

Yani:  burada da muhataplar iki kişi olduğu halde, Kalb kelimesi “Kulûb” şeklinde çoğul olarak kullanılmıştır.

5) Hz. Peygamber (asm)'den sonra dört raşit halife başta olmak üzere, sahabe de bu ayetten “hırsızın elinin kesilmesini” (mecaz değil), bir hakikat olarak anlamışlardır. (bk. Taberi, Razi, Kurtubi, ilgili ayetin tefsiri)

Nitekim, Hz.Ömer, hırsızlık eden İbn Semüre’nin elini kestirmiştir. (bk. Maverdi, a.y)

6) Sahabe devrinden sonra, tabiin ve tebei tabiin devrindeki bütün alimler bu ayetten “elinin kesileceğini” anlamışlardır. (Misal olarak yukarda verilen tefsir ve hadis kaynaklarına bakılabilir)

7) Dört mezhebin başta imamları olarak milyonlarca alimleri bu ayetten “elin kesileceğini” anlamışlardır. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 6/92-104)

8) Hırsızın eli kesildiği zaman ölebilir veya çalışma imkanını bulmayabilir şeklindeki düşünceler de doğru değildir. İslam tarihinin ilk üç asrında hırsızlıktan eli kesilenlerin sayısı iki elin parmağını geçmez. Çünkü elin kesilmesi cezası caydırıcı olduğu için, hem mal sahibinin malı çalınmaktan, hem de hırsızın eli kesilmekten korunmuştur. Tarih boyunca, hiç bir kimsenin elinin kesilmesinden dolayı öldüğüne dair hiç bir bilgi elimizde yoktur. Bu da söz konusu evhamın yersiz olduğunu gösterir.

Eli kesilen hırsızın maişetini düşünenlerin biraz da, yıllarca biriktirdiği malı elinden alınmış zengin iken fakir, acınacak duruma düşmüş olan mal sahibini de düşünmek gerekmez mi?  Kaldı ki, dünyada değişik kazalar sonucu bir elini -hatta bileklerden değil, ta dirseklerden- kaybeden yüzlerce insan var ve geçimini temin etmektedir. Bununla beraber, İslam toplumunda hırsız da olsa geçimini temin edemeyen kimseye  devlet -zekat, sadaka dahil, çeşitli yardımlarla- bakmak zorundadır.

- Özetle, Kur’an, sünnet ve ümmetin icmaı ile sabit olan “hırsızın elinin kesilmesi” hükmünü inkâr eden bir kimsenin bu cüreti nereden aldığını merak ediyoruz..

Şunu şefkatli müminler olarak söyleyelim ki, böyle bir iddia, çok tehlikelidir ve ciddi dini risk taşımaktadır. Onun için bir an önce tövbe edip bu görüşten vazgeçmek gerekir.

EK BİLGİ:

Konuları bütüncül bir bakış açısıyla analiz etmediğimiz zaman, yorumlarımızda hata yapma payımız her zaman söz konusudur. Konuyu fazla uzatmamak için doğrudan hırsızlık vakası üzerinde duralım:

Hırsızlık olayında iki taraf vardır: Birinci taraf, malı çalınan mağdur insanlar, ikinci taraf ise cezayı hak eden gaddar bir hırsız.

İnsan olarak bu iki kişiyi adalet ölçüsünde tartacağız. Ne yapalım ki, mazlumun malı korunmuş olsun, zalimin de eli engellenmiş olsun.

Eğer burada caydırıcı bir müeyyide olmazsa, ne malı koruyabilir, ne de hırsızın elini engelleyebiliriz. Hapis gibi cezaların caydırıcı olmadığının en büyük kanıtı bugünkü hırsızlık vakalarının bilançosudur.

Her şeyin hikmetini en iyi bilen Allah, çalışmadan, alın teri dökmeden, başkasının mağduriyetine acımadan malını çalmakta menhus bir lezzetin olduğunu, nefs-i emare sahiplerinin bu çirkin işi kolay kolay bırakmayacaklarını, bunun engellenmesinin tek yolunun hırsızlık edenin elinin kesilmesi olduğunu bilmiş ve hükmünü vermiştir.

- Her hırsız, fakirlikten ötürü bu işi yapmıyor. Bunu alışkanlık haline getiren, yorulmadan çok para kazanma peşinde olanların haddi hesabı yoktur.

- Fakir olsa bile, eli kesilenin kendisi ve bakmak zorunda olduğu insanları aç bırakmamak devletin görevidir. Hırsız kimse de bunun dışında değildir. Nitekim, Hz. Ömer, bir kıtlık döneminde hırsızlık yapanlara ceza uygulamamış ve: “İnsanların karnını doyurmadan, onlardan yasalara uymayı istemeyiz” demiştir.

- Hırsızın elinin kesilmesi ile ilgili Kur’an’ın hükmü -deyim yerindeyse- en çağdaş bir hükümdür. Çünkü bu çağ kadar hırsızı, şehir eşkıyası, kapkaçı, gaspçısı bol olan başka bir çağ olmamıştır. Dünya bunlara karşı aldıkları yüzeysel ve düzeysiz cezaların caydırıcı olmadığına dair -hırsızlar hariç- herkes hemfikirdir.

İslam tarihinde, bu cezanın âdil bir şekilde uygulandığı ilk üç asırda –hırsızlık suçundan ötürü- kesilen ellerin sayısı yalnız altıdır. Şu anda, dünyanın her bir şehrinde her gün bu suçlar sebebiyle –talan edilen bunca servet yanında- en az bir veya birkaç -el değil- baş kesilmekte /mal sahibi zalimce öldürülmektedir. Buna caydırıcı bir önlemle dur demek, her çağdan daha çok bu çağın ihtiyacı vardır.

- İlginçtir, hırsızın durumuna acıyoruz da malı çalınan, hayatı boyunca on yıllarca çalışıp zor biriktirdiği bütün servetini hırsıza kaptıran mal sahibinin bu durumunu pek nazara almıyor gibi davranıyoruz. Bu adamın da çoluk çocuğu yok mu? Kendisi de muhtaç duruma düşmemiş mi?

İnsanın aklına –malına mukayyet olmadığı için eleştirilerin hedefi olmuş- Nasrettin hocanın meşhur şu sözü akla geliyor “Yani hırsızın hiç mi suçu yok?”.

- Bir zamanlar, kendini bilmez bir cahilin, hırsıza verilen cezayı bahane ederek İslam şeriatına hücum etmesine karşılık bazı İslam alimleri çok güzel cevap vermişlerdir. Bunu da bilmek, bizim de soru soran kardeşimizin de hakkı olduğunu düşünüyoruz.

İtiraz eden demiş ki: İslam dininde kim haksız yere bir kimsenin elini keserse beş yüz altın diyet ödemek zorundadır. Durum böyle iken, nasıl olur da -değeri beş yüz altın olan- bir el yarım altın (veya altının dörtte biri) çaldığı zaman kesilir?

Buna bazı alimler şöyle cevap vermişler: “İnsanın canını koruma adına elin diyeti beş yüz olarak hükme bağlanmıştır. Ama insanın malını koruma adına da hırsızın eli değersiz sayılmıştır. Böylece beş yüz değerinde olan bir el yarım altın çaldığında kesilmeyi hak eder.”

Bir başka alim de şu cevabı vermiştir: “Bir el, emin olduğu sürece değerlidir, hain olunca da değerden düşer.” Ne güzel hikmetli sözler...

İmam Şafiinin de buna şöyle cevap verdiği nakledilir:

“El haksız yere kesildiği zaman mazlum durumdadır, onun için değeri yüksektir. Malı çalan el ise, zalim durumdadır, onun için Allah katında değerden düşmüştür.” (bk. V. Zuhayli, a.e, 6/98-99)

Gerçekten iman şuurunu taşıyan her insanın Allah’ın hikmetini böyle anlaması veya anlamaya çalışması gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun