Halka şeklinde zikir çekmenin yasaklandığı rivayette, anlatılmak istenen nedir?

Tarih: 16.04.2013 - 10:26 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Aşağıdaki hadiste anlatılmak istenen nedir?

“Mescidde halka olmuş cemaatler gördüm. Her halkada bir adam, elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu: 'Yüz defa tekbir!' Cemaat yüz tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam: 'Yüz defa Lâ ilâhe illallah!' diyordu. Cemaat emrin gereğini yerine getiriyordu. Sonra adam: 'Yüz defa Subhânallah!' diye tekrar komut veriyor ve cemaat gene emre uyuyordu.”

 Abdullah: “Sen onlara bir şey söylemedin mi?”

Ebû Musa: “Hayır, hiçbir şey demedim. Senin görüşünü almak istedim.”

 Abdullah: “Sen onlara: Siz o çakıl taşlarıyla günahlarınızı sayın, size hayrınızın eksilmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?”

Sonra Abdullah mescide yürüdü. Biz de beraber gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine dikildi.

Abdullah: “Nedir sizin şu yaptığınız?”

 Onlar: “Ey Abdullah, bunlar çakıl taşları; tekbîr, tahlil ve tasdiklerimizi sayıyoruz...”

Abdullah: “Siz o taşlarla günahlarınızı sayın, ben size hayrınızın eksilmeyeceğine garanti veriyorum. Ey Muhammed ümmeti! Helakınız ne de hızlı yaklaşıyor!.. Hem de aranızda bu kadar sahabe dururken, Resulullah’ın kefeni daha nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken. Beni kudretiyle saran Allah adına söyleyin: Siz Muhammed ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsizin? Yoksa siz delâlet kapısını açanlar mısınız?!." 

Onlar: “Ey Abdullah, Allah’a andolsun ki, bizim hayır işlemekten başka bir niyetimiz yok.”

Abdullah: “Nice hayır uman insan var ki, asla umduğu hayrı bulamamıştır. Resulullah:

“Kur’ân okuyan, fakat okudukları kalblerine işlemeyen bir topluluk tarif etmişti. Andolsun ki, sanki o tarife uyan kimselerin çoğunluğu sizin aranızda.” Sonra onlardan yüz çevirip ayrıldı.

Amr. b. Seleme dedi ki: “Nehrevân olayında, bu adamların çoğunluğunu, Hâricilerle beraber bize saldırırlarken gördük.” (Dârimi, Sünen, Mukaddime, 23. Bab 210 no.lu rivayet.)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili rivayet şöyledir:

“… Sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ûd'un kapısının önünde otururduk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik. Neyse (bir gün) Ebû Musa el-Eşarî yanımıza geldi ve;

"Ebû Abdirrahman (yani Abdullah b. Mesûd) şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?" dedi.

"Hayır." dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet (Abdullah) çıktı. Çıkınca toptan ona ayağa kalktık. Sonra Ebû Musa ona şöyle dedi:

"Ebû Abdirrahman! Biraz önce mescitte yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de Allah'a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim." (Abdullah)

"Nedir o?" diye sordu. O da;

"Yaşarsan birazdan göreceksin." dedi (ve) şöyle devam etti:

"Mescitte halkalar halinde oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkada (idareci) bir adam, (halkadakilerin) ellerinde de çakıl taşları var. (İdareci):

"Yüz defa Allahu ekber deyin." diyor, onlar da yüz defa Allahu Ekber diyorlar. Sonra, yüz defa Lâ İlahe İllallah, deyin diyor, onlar da yüz defa Lâ ilahe İllallah diyorlar. Yüz defa Sübhanallah deyin diyor, onlar da yüz defa Sübhanallah diyorlar." (Abdullah b. Mes'ûd);

"Peki onlara ne dedin?" dedi. "Senin görüşünü bekleyerek” -veya "senin emrini bekleyerek"- onlara bir şey söylemedim." dedi. Dedi ki;

"Onlara kötülüklerini sayıp (hesap etmelerini) emretseydin ve (bununla) iyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya!" dedi. Sonra gitti, biz de onunla beraber gittik. Nihayet o, bu halkalardan birine geldi, başlarında durdu ve şöyle dedi:

"Bu, yaptığınızı gördüğüm nedir?" Dediler ki;

"Ebû Abdirrahman! (Bunlar) çakıl taşları. Onlarla Allahu Ekber, Lâ ilahe İllallah ve Sübhanallah deyişleri sayıyoruz." (Bunun üzerine Abdullah b. Mes'ûd) dedi ki;

"Artık kötülüklerinizi sayıp (hesab edin)! Ben, iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim. Yazıklar olsun size! Ey Ümmet-i Muhammed, ne çabuk helak oldunuz! Peygamberinizin salallahu aleyhi ve sellem şu sahabesi (içinizde hâlâ) bolca bulunmakta. İşte onun elbiseleri, (henüz) eskimemiş; kabları, (henüz) kırılmamış. Canım elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, sizler kesinlikle (ya) Muhammed'in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz -ki bu imkânsızdır- veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız." Onlar;

"Vallahi, Ebû Abdirrahman, biz, başka bir şey değil, sadece hayrı (elde etmeyi) istedik." dediler. (O da) şöyle karşılık verdi;

"Hayrı (elde etmek) isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Resûlullah salallahu aleyhi ve sellem bize haber vermişti ki; Kur'an'ı okuyacak olan bir topluluğun (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerini ileriye geçmeyecek. Vallahi, bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir." Sonra (Abdullah) onlardan yüz çevirdi.

(Amr b. Yahya'nın dedesi) Amr b. Selime, bundan sonra şöyle dedi:

“Bu halkalardaki (insanların) tamamını, en-Nehrevân olayında, haricîlerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.” (Darimi, Mukaddime, 23)

Bu rivayeti özet olarak Taberâni de rivayet etmiştir. (Mecmau'z-Zevaid, 1/181)

Rivayetteki Peygamberimize ait olan kısım ise başka kaynaklarda da geçmektedir. (bk. Müslim, Müsâfirîn, 275; İbn Mâce, Mukaddime, 12; Ahmed b. Hanbel, 1/380, 404)

Bu rivayette, Abdullah ibni Mesud’un tenkit ettiği şey, yapılan toplu zikir değil, zikir çekenlerin kendisidir. Çünkü rivayetin sonunda şöyle deniliyor: Kur'an'ı okuyacak olan bir topluluğun (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerini ileriye geçmeyecek." Bu ifadeden her halde Kur’an okumayın manası çıkmaz. Öyleyse Kur’an okuyanların okuyuş tarzlarına tenkit var demektir ve denilmektedir ki: Okurken şuurluca okuyun, kalbinize indirerek okuyun, zikri de böyle yapın.

Bu nedenle meseleyi zikrin değil zikir çekenlerin tenkit edilmeleri yönünde değerlendirmek gerekir.

Belirli kelime veya cümleleri tek veya toplu olarak okumaya, tekrar etmeye "zikr" denilmektedir. Yukarıdaki haberde böyle bir zikr söz konusudur. Dünya ve ahiret mutluluğunu isteme (dua), Kur'an okuma, ilimle meşgul olma, nafile namaz kılma gibi amellere de zikr denilmektedir.

Zikr dil, kalb veya vücut organlarıyla olabilmektedir. Allah'ı tesbihle, ona hamdetmeyle, onu ululamayla, yüceltmeyle alâkalı kelime veya cümleleri söylemek dilin zikridir. Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatlarının delillerini, emir ve yasaklarından haberdar olmak için ilâhi emirlerin hikmet ve delillerini, mahlûkatın sırlarını düşünmek kalbin zikridir. Allah'a ve Resulüne itaat etmeye garkolmak da vücut organlarının zikridir. (bk. Ayni, Fethul-Bâri, 23/245)

Zikre teşvik eden birçok âyet ve hadis vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Öyle ise beni anın (zikredin) ki ben de sizi anayım." (Bakara, 2/152)

"Ey insanlar, Allah'ı çok anın ve onu sabah-akşam tesbih edin." (Ahzâb, 33/41-42)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem de buyurmuştur:

 "Dilin daima Allah'ı zikirle ıslak olsun."(Tirmizi, Daavat, 4)

Hz. Peygamber'in, bazı kelime ve cümlelerin tekrar edilerek okunmasını tavsiye eden, zikir meclislerini öven hadisleri de vardır. Örnek olarak şunları kaydedebiliriz:

"Allah'ı -azze ve celle- zikretmek üzere oturan her topluluğu melekler çepeçevre kuşatır, onları rahmet kaplar, üzerlerine sekinet (huzur) iner ve Allah onları, katındakilerin içinde zikreder." (Müslim, Zikr, 39)

"Allah'ın, zikredenleri araştırmak üzere yollarda dolaşan bir kısım melekleri vardır. Bunlar, Allah'ı zikreden bir topluluk bulunca: 'Muhtaç olduğunuz şeye gelin!' diye birbirlerine seslenirler..." (Buhâri, Daavat, 66)

"Kim günde yüz defa 'Sübhanellahi ve bi-hamdihi.' derse, hataları, deniz köpüğü gibi (çok) da olsalar, ondan atılır." (Buhâri, Da'avat, 65)

"Allah'ın en sevdiği sözler dört (tanedir): Sübhanallah, elhamdülillah, Lâ İlahe İllallah, Allahu Ekber. Bunların hangisiyle başlasan sana zarar vermez." (Müslim, Adâb, 12)

Bu bilgiler ışığında yukarıdaki habere baktığımızda Abdullah b. Mes'ûd'un (radıyallahu anh), mescitte zikir yapanlara itiraz etmesinin, zikrin kendisinden kaynaklanmadığını anlarız. İtirazın sebebi zikrin yeri ve şeklidir. Mescitte yapılan böyle bir zikir, zamanla bütün müslümanlarca dinin gereği olarak anlaşılıp yapılacak bir ibadet halini alabilirdi. Bu ise, kınanan bidatlardan biri olurdu.

Ayrıca, bir kişinin başkanlığında, onun komutlarıyla yapılan şekli bir "zikr"de tenkit konusu yapılmış olabilir.

Rivayette geçen Peygamberimizin sözü ve söz konusu "zikir meclisi"ne katılmış olanların ilerde, şekli mutaassıp dindarlıklarıyla bilinen Haricilerin saflarında görülmüş olmalarında da bu son hususa işaret vardır.

Nehrevân, Bağdâd ile Vâsıt arasında bir yerin adıdır. Burası, Hz. Ali ile Hariciler arasında h. 37 (veya 38) yılında meydana gelen ve Hz. Ali'nin zaferi ile sonuçlanan savaş dolayısıyla meşhur olmuştur. (bk. Abdullah Aydınlı, Sünen-i Dârimi Tercüme ve Şerhi, Madve Yayınları: 1/282-283)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun