Haksızlık edene karşılık vermemek ne ola ki?

Tarih: 05.06.2026 - 11:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu: “Bir Müslüman haksızlığa uğrar, Allah’a olan saygısından dolayı haksızlık edene karşılık vermezse Allah ona hem dünyada hem de âhirette yardım eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/436)
Haksızlık edene karşılık vermemek ne ola ki? Hadis şerhlerinde nasıl açıklanıyor? Çeviri mi sorunlu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce soruda geçen kısımla ilgili kısa bilgi verip sonra detaylı bilgi vermek istiyoruz:

Uzun olan bu Hadis-i şerifte geçen ilgili kısım şöyledir:

ما من عبدٍ ظُلِمَ بِمَظْلَمَةٍ فيغضي عَنْها لله عزَّ و جلَّ إلَّا أَعَزَّ اللهُ

Bir kul haksızlığa uğrar da, Allah rızası için bunu affeder veya karşılık vermeyip görmezden gelirse, Allah da bu sebeple onun yardımını güçlendirir ve onu aziz kılar. (Ahmed, Müsned, 2/436)

Muhakkik Şuayb el-Arnavut’a göre bu hadis “hasenun li gayrihidir” Müsned, no: 1674)

Tirmizi de benzer ifadeyle zikrettiği hadis rivayeti için “Sahih-hasen” demiştir. (bk. Tirmizi, no: 2029)

Kişinin acizlikten, korkudan değil de sırf Allah’a olan saygısından dolayı bir zulüm karşısında sabreder ve intikam hissiyle hareket etmezse, Allah hem dünyada hem ahirette onu aziz kılar.

Hadiste geçen “haksızlık edene karşılık vermemek” ifadesi, kişinin hakkını tamamen terk etmesi veya zulme razı olması anlamına gelmez. İslam’da insanın meşru yollarla hakkını araması elbette caizdir. Ancak burada anlatılan daha yüksek bir ahlaktır: Kişinin nefsî öfke ve intikam duygusuyla hareket etmeyip, Allah rızasını gözeterek affetmeyi tercih etmesi.

Yani insan, isterse hakkını arayabilir, kendisini savunabilir, * zulme karşı hukukî ve meşru yollarla mücadele edebilir.

Fakat buna rağmen affeder, karşılık vermemeyi seçer ve bunu Allah için yaparsa, Allah Teâlâ ona hem dünyada hem ahirette yardım eder, değerini yükseltir. Çünkü affetmek zayıflık değil; çoğu zaman nefse karşı güçlü olmanın göstergesidir.

Kur’an-ı Kerim’de de affetmenin ve öfkeyi yutmanın fazileti övülmüş, sabreden ve bağışlayan kimselerin yüksek bir ahlak üzere oldukları bildirilmiştir. (bk. Fussilet, 41/34-35)

Bu nedenle hadis, zulme boyun eğmeyi değil; kin ve intikam yerine sabrı, vakar sahibi olmayı ve Allah’a güvenmeyi teşvik etmektedir.

Bu kısa bilgiden sonra, bu hadisi-i şerifin tamamı ve açıklaması şöyledir:

Resulullah (asm) Efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) şöyle buyurmuştur:

Bir adam, Hz. Ebu Bekir’e ağır sözler söylemeye başladı. O sırada Hz. Ebu Bekir, Resulullah’ın (asm) yanında oturuyordu. Adam, Peygamber Efendimizin huzurunda Hz. Ebu Bekir’e hakaret ediyor, fakat bundan hiç utanmıyordu.

Bu sırada Resulullah (asm), hem hayret ediyor hem de tebessüm ediyordu. Çünkü adam hakaret ediyor, Hz. Ebu Bekir ise susuyordu. Efendimiz (asm), utanma duygusunu kaybetmiş bu adamın haline şaşıyor; aynı zamanda Hz. Ebu Bekir’in sabrını da takdir ediyordu.

Adam hakaretini artırınca, sanki Hz. Ebu Bekir Peygamberimizin tavrından artık cevap verebileceğini düşündü ve ona karşılık verdi.

Bunun üzerine Resulullah (asm) kızdı, kalktı ve meclisten ayrıldı. Hz. Ebu Bekir de hemen kalkıp Efendimizin arkasından yetişti ve şöyle dedi:

“Ey Allah’ın Resulü! Adam bana hakaret ederken siz oturuyordunuz. Ben onun sözlerinden bazılarına karşılık verince neden kalktınız?”

Resulullah (asm) şöyle buyurdu:

“Seninle beraber bir melek vardı ve o, senin adına ona cevap veriyordu.”

Yani Hz. Ebu Bekir susup sabrettiği müddetçe, Allah Teâlâ tarafından gönderilen bir melek onun hakkını savunuyordu.

O kişinin Hz. Ebu Bekir hakkında söylediği kötü sıfatlar gerçekte onda bulunmuyordu. Fakat meleğin, o zalim kişi hakkında söylediği kötü sıfatlar kıyamet günü onun üzerinde olacaktır. Çünkü o gerçekten zulmeden kimseydi.

O mecliste Hz. Ebu Bekir vardı, melek vardı ve Resulullah (asm) vardı. Fakat Hz. Ebu Bekir cevap vermeye başlayınca melek ayrıldı, yerine şeytan geldi. Çünkü şeytan anlaşmazlığı büyütmek ister. Resulullah’ın da içinde şeytan bulunan bir mecliste oturması uygun değildi.

Bu yüzden Efendimiz şöyle buyurdu:

“Sen ona karşılık verince şeytan geldi. Ben de şeytanın bulunduğu bir yerde oturacak değildim.”

Ardından Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Ey Ebu Bekir! Şu üç şeyin hepsi haktır:

Bir kul haksızlığa uğrar da, Allah rızası için bunu affeder veya karşılık vermeyip görmezden gelirse, Allah da bu sebeple onun yardımını güçlendirir ve onu aziz kılar.

Bir kimse akrabalık bağını gözetmek için ihsanda bulunursa, Allah onun malını artırır.

Bir kimse de malını çoğaltmak için insanlardan isteme yolunu açarsa, Allah onun yoksulluğunu artırır.” (Ahmed, Müsned, 2436)

Yani insanın normalde zannettiğinin aksine, Allah için sabreden ve nefsine hâkim olan kimseyi Allah mutlaka yüceltir ve ona yardım eder. Buradaki şart, bunu Allah rızası için yapmaktır. Kişi nefsî gururundan değil, Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek susar ve affederse, Allah ona değer verir.

Efendimiz ayrıca buyuruyor ki:

“Bir kimse akrabasına, fakire veya ihtiyaç sahibine iyilik yapmak için verme kapısını açarsa, Allah onun malını bereketlendirir ve artırır.”

Yani Allah Teâlâ, infak eden kimsenin malına bereket vereceğini vaat etmektedir.

Üçüncü olarak ise şöyle buyurmuştur:

“Kim de ihtiyacı olmadığı hâlde sırf malını çoğaltmak için insanlardan isteme yolunu açarsa, Allah onun fakirliğini artırır.”

Yani kişi gerçekten muhtaç olduğu için değil de kolay yoldan çoğalmak için insanlardan istemeyi alışkanlık hâline getirirse, Allah onun gönlüne fakirlik hissi verir. Elinde mal olsa bile kendisini hep yoksul hisseder.

Hadisin özeti şudur:

İnsan zulme uğradığında nefsine hâkim olur, sabreder ve bunu Allah rızası için yaparsa, Allah’ın yardımını beklesin. Çünkü gerçek yardım, büyük sabır ve güçlü irade sahiplerine gelir. Mümin daima yüksek olanı hedeflemelidir. Cennetin en yüksek derecesi olan Firdevs’i isteyen kişi; insanlara karşı sabırlı olmalı, Allah’ın rızasını aramalı ve nefsini terbiye etmelidir.

Allah Teâlâ’dan bizi rahmetine ve cennetine nail olan kullarından eylemesini dileriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun