Hakiki dava adamı nasıl olunur?..

Tarih: 14.12.2006 - 15:53 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Dava adamı, davasına inanan, davasını anlayan, davasını kendi hayatında fiilen yaşayan ve gücü nispetinde davasını başkalarına anlatan, itikat ve amel sahibi kimsedir. Pratik hayatı, inandığı ve savunduğu dava ile çelişen ve çatışan bir kimse, dava adamı olamaz. Rabbimiz, dava adamından kendi davasını nefsinde hakim kılmasını istemekle birlikte, davasını kendi hayatına hakim kılamamış, “dava adamı taslağı”nı akılsızlıkla, ahmaklıkla vasıflandırmıştır.

“Siz insanlara iyiliği emreder de, kendi nefsinizi unutur musunuz?” (Bakara, 2/44)

İyiliğe davet edip de iyilikten kaçmak, iyilik yolunda olanlara karşı çıkmak, sadece dava adamlarında değil, bizzat davasının kendisinde şek ve şüphe afetlerinin belirmesine sebep olur. Zaten umumi efkarı karıştıran, kalpleri şüpheye düşüren de budur. Zira halk, bir kimseden güzel bir söz işitir de çirkin fiiller müşahede ederse, söz ile iş arasındaki bu ayrılıktan tereddüte kapılarak, itikadın ruhlarında alevlendirdiği meşaleler söner. İmanın kalplere serptiği nurlar kaybolur. Söz ne kadar heyecanlı, ne kadar canip ve ebedi olursa olsun, inanan bir kalpten gelmedikçe sönüklükten kurtulamaz, ölüdür. Muhatabına tesir edemez.

Bir insan, ağzından çıkan sözün canlı bir tercümanı, konuştuğunun müşahhas bir numunesi olmadıkça, söylendiğinin hakiki bir temsilcisi olamaz. Bir kimseye itimat eden de bulunmaz. Ancak bu hallerden kurtulup, içi ile dışı bir olduğu takdirde, sözler parlak, kelimeler cazip olmasa da, halkın imanı ve güveni temin edilebilir. Zira o zaman kelimeler kuvvetini nağmelerden değil, bizzat hakikatten alır.

Sözün güzelliği parlaklığında değil, sadakatinden ötürüdür. Bu nedenle diyoruz ki, dava adamı, kendi davasının canlı tercümanıdır.

Dava adamı, bir tarafta hayat havuzuna şeriat suyunu akıtırken, öbür tarafta havuzun çatlaklarından su kaçıran hırsız değildir. Aksine dava adamı, kendi davasını insanlara kabul ettirmek için bizzat amelini şahit gösteren cengaverdir. Şu bir hakikattir ki, bin kişi hakkında bir kişinin yaptığı iş, bir kişi hakkında bin kişinin söylediği sözden daha etkilidir. Bundan ötürüdür ki, dava adamı kalden ziyade hâle önem veren ve ilahi teklifleri yaşama konusunda takvayı şekvaya tercih eden bir şahsiyetin sahibi olmuştur.

Davanın iktidarı, dava adamının fedakarlığı ile doğru orantılıdır Davası uğrunda fedakarlık göstermeyen bir kimsenin, kendi davasının iktidarı konusunda ümitvar olması, safi bir aldanıştan ibarettir.

Dava adamı, Allah yolunda cihad etmekten usanan değil, şehadet sevdasına susayan kimsedir.

Dava adamı hevanın değil, Hüda’nın savaşçısıdır.

Dava adamı kendi hayatını Rasulullah (asm)’ın getirdiği nizama tabi kılmaya çalışan fedaidir. Kişi hevasını şeriatı Garra’ya tabi kılmadığı müddetçe dava adamı olamaz. Çünkü bu ölçü Rasul’ün (asm) koyduğu bir ölçüdür. Efendimiz (asm), İmam-ı Nevevi’nin Kitabül Erbain’inde geçtiği gibi şöyle buyurur:

“Sizden birisi kendi hevasını benim getirdiğim şeriata tabi kılmadıkça mümin olamaz.”

Bunun için diyoruz ki, dava adamı, hevayı Hüda’ya feda eden kimsedir.

Dava adamı, vahiy ile dirilen, zikrullah ile mutmain olan, davet ile davasını tanıtan, tebliğ ile insanlara ulaşan, harp ile düşmanlarını avutan, hablullah ile tefrikadan kurtulan, çile ile inancının bedelini ödeyen, cihad ile afaki ile enfusi düşmana karşı dikilen teslimiyet ile davasını, damgasını zamana ve çağa vuran ve salih amelleriyle yürüyen, yeryüzünde dolaşan şehiddir. Allah Teala’ya verdiği ahdi değiştirmeyen hakikat şahididir.

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki, Allah (c.c.)’a verdikleri sözde sadakat ettiler, kimi adağını ödedi, kimi de şehit olmayı bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler.” (Ahzap, 33/23)

Dava adamı, davası uğrunda yaşamayı ve ölmeyi bilen ve başaran kimsedir. Davası uğrunda yaşamayı ve ölmeyi göze almanın derdini dert edinen kimsedir. Bundan ötürüdür ki, dava, dava adamının sağlık ve varlık sebebi olmuştur. Davanın hayat bekçisi Dava, dava adamının varlık ve sağlık sebebi ise, dava adamı da davanın hayat bekçisidir.

Dava adamı, müstekbirler ordusunun şiddet ve baskıları karşısında kendi davasını eti ve kanıyla besleyen, kalbi Allah korkusuyla titreyen, Allah’ın ayetleriyle imanını kuvvetlendiren firaset sahibidir.

“Gerçek mü’minler yalnız o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okunduğu zaman, onların imanlarını artırır. Onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar.” (Enfal, 8/2)

Dava adamı; kendi davasının özelliklerini gösteren bir rahmet aynasıdır. Başka bir ifadeyle dava adamı; İslam’ın hükümlerini hayatıyla tercüme eden, bir numunei hasenedir. Tevhidin bekçisi, vahyin fikir işçisi, sevgi ve muhabbetin kurumayan çeşmesidir.

Dava adamı, hayatın her cephesinde İslam’ın metodunu uygulayarak insanları Allah (c.c.)’a kul olmaya davet edendir. Gaye, Rabbe kul olmaktır. Sadece O’na ibadet etmektir. Davranışta, insani ilişkilerde, fikirde, kısaca hayatın bütün yönlerinde Allah (c.c.)’a kul olmak…

İşte dava bu, dava adamı da bunu uygulayandır. Bu da kolay olmayacaktır. Hevayı Hüda’ya feda etmekle bunu başarabiliriz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Dava Adamı

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun