Günahkar lanete uğradıysa, Allah’ın rahmetini nasıl ümit edebilir?

Tarih: 09.06.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir takım hadisler bazı ayetlerle çakışıyor gibi?
- Hadiste şöyle diniyor:
"Hanımına dışkı yerinden yaklaşan kimse lanete uğramıştır."
"Erkeğe veya kadına arka yoldan yaklaşan kimseye Allah, rahmet bakışıyla bakmaz." (bk. Ebû Dâvûd, Nikâh, 45; Müsned, I, 86; II, 444; Tirmizî, Taharet, 102; Mişkatü'l-Mesabih, II, 184)
- Halbuki tövbe eden için Zümer suresinden 53-54 numaralı ayetler de şöyle:
“De ki, ey kendi aleyhlerine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Size azap gelip çatmadan ve artık yardım göremeyeceğiniz zaman gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na boyun eğin.” (Zümer, 39/53-54)
- Hadisler diyor ki "lanete uğramıştır..." ve "... Allah rahmet bakışıyla bakmaz." burada bir tezat yok mu?
- Eğer Allah’ın lanetine uğramışsa ve Allah ona rahmet bakışı ile bakmazsa o zaman ayette bahsedilen ümit kalmamıştır (haşa) çünkü hüküm tek seferlik ve bağlayıcı görünüyor ve artık rahmet umacağımız tövbe imkanı da kalmaz.
- Yok eğer ayetin hükmü öne alınırsa hadislerin hükmü ne olur?
- Hadislerde tövbe etmek müstesna diye bir şey söylenmemiş! Ve eğer ayet ile amel edilirse haşa sanki Peygamber (s.a.v) efendimizin sözü boş laf imiş gibi hareket olmuş oluyor. Bu anlamda haşa sanki ayet ve hadisler çatışıyor.
- Bu tezadın halli var mıdır, bu çatışmaya rağmen tövbe ve dolayısı ile rahmet ümit edilebilir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu soruyu birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız.

a) Bütün günahların bir karşılığı vardır. Her suçun bir cezası olduğu gibi...

Bu günah ve suçların asıl karşılığı olmakla beraber, affa uğramaları başka bir ilahi lütuftur.

b) Günahların af kapsamına girmeleri prensip olarak tövbe kapısından girmelerine bağlıdır. Hadislerdeki ifadeler, tövbe etmemiş, pişmanlık duymamış kimselerin durumunu yansıtmaktadır. Yani günahların bizzat birer suç olarak konumları rahmetten uzak kalmasıdır. Zira, itaat Allah’a yakınlığı ifade ettiği gibi, isyan da Allah’tan uzaklaşmayı ifade eder. 

c) İmanla kabre girmiş bir kimsenin günahlarını Allah dilerse affeder, dilerse cezayı çektirdikten sonra affeder. Fakat kabul şartlarını haiz makbul bir tövbenin karşılığı affa uğramaktır. Hadislerdeki ilgili ifadeler, tövbe veya ilahi iradeyle affa uğramamış günahlar hakkındadır.

d) Ayette ise, günah işlemiş olanların rahmetten ümitlerini kesmemeleri istenmiş, tövbenin karşılığı veya ilahi lütuf eseri olarak affedilebilecekleri, bu sebeple ümitsiz olmalarının yanlış olduğu hususlarına dikkat çekilmiştir:

e) Ayette geçen “Çünkü Allah bütün günahları affeder.” ifadesinin manası “Allah kesin olarak bütün günahları fiilen affeder.” demek değildir. Çünkü eğer öyle olsaydı, cehenneme lüzum kalmazdı. Hatta dine de lüzum kalmazdı. Zira suçlu olan ile suçsuz olan arasında bir fark kalmazdı.

“Çünkü Allah bütün günahları affeder.” ifadesinin doğru manası: “Allah dilerse bütün günahları affedebilir” şeklindedir. Zira Kur'an ve hadislerden öğreniyoruz ki, şirk ve küfre girip imansız ahirete intikal edenlerin dışında, bütün günahlar ve günahkârlar af kapsamındadır. Allah -tövbe etmemiş olsa bile- dilediği kulunu affedebilir.

İşte ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Bu açıklamalar gösteriyor ki, ilgili ayet ve hadisler arasında herhangi bir çelişki yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun