Tevbe konusunda en çok merak edilenler

1 Büyük günah işleyen, çok fazla zina yapan insan, sonra tövbe edip af dilerse, doğru yolu bulursa af olunur mu?

Zinanın hükmü İslam'da açıktır. Suçunu hakimin huzurunda dört defa ayrı ayrı itiraf ederek cezanın verilmesini isteyen veya dört şahidi bulunan birisi hakkında karar verilir. Şayet bu insan evli ise recm cezası, bekar bir insan için ise verilecek karar recm değildir, yüz değnek sopa vurulur.

Fakat suçunu itiraf etmeyen veya yaptığı bu fiili kimse görüp şikayet etmemiş ise, bu insanın yapacağı tek şey günahından dolayı pişmanlık gösterip bir daha yapmamak üzere tövbe etmektir.

Ayrıca böyle bir suç işleyen kimse suçunu itiraf etse bile şu anda bunun cezasını uygulayacak bir merci yoktur. Geriye iki şey kalıyor. Biri kul hakkıdır; varsa helalleşmek gerekir. Diğeri de Allah hakkı için tövbe, istiğfar etmek ve bir daha o günaha girmemektir.

İnsan hem iyilik hem de kötülük yapmaya uygun yaratılmıştır. Onun için zaman zaman isteyerek veya istemeyerek günahlara girebiliyor. Bu konuda Kur’an-ı Kerim'de,

“Allah, kendisine şirk koşulmasının dışındaki istediği kimselerin bütün günahlarını bağışlar."(Nisa, 4/48,116)

buyurarak, hangi günah olursa olsun affedebileceğini bildirmektedir.

Kitaplarımız da canı gönülden yapılan tövbenin Allah tarafından kabul edileceği ifade edilir. Nitekim Allah Teala,

“Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun.” (Tahrim, 66/8)

buyurarak, yapılan tövbelerin kabul edileceğini beyan eder. Ayette geçen nasuh tövbe ise şöyledir:

1. Allah’a karşı günah işlediğini bilerek, bu günahtan dolayı Allah’a sığınmak ve pişman olmak.
2. Bu suçu işlediği için üzülmek, Yaratıcıya karşı böyle bir günah işlediğinden dolayı vicdanen rahatsız olmak.
3. Bir daha böyle bir suça dönmeyeceğine dair bir karar içerisinde olmak.
4. Kul hakkını ilgilendiriyorsa onunla helalleşmek.

Bir rivayette de "Nasuh Tövbe" şöyle tarif edilmiştir:

"- Günahlara pişmanlık.
- Farz ibadetleri yapmak.
- Zulüm ve düşmanlık yapmamak.
- Kırgın ve küskünlerle barışmak.
- Bir daha o günaha dönmemek üzere karar vermek."
(bk. Kenzü'l-Ummal, II/3808)

İnşallah bu şartları yerine getirirsek Allah’ın tövbelerimizi kabul edeceğinden ümitli oluruz.

Ancak insan her zaman korku ve ümit içerisinde olmalı. Ne ibadetlerimize güvenip övünebiliriz, ne de günahlarımızdan ümitsizliğe düşebiliriz. "Ben çok iyiyim, bu işi hallettim." demek ne kadar yanlışsa, "Ben bittim, beni Allah kabul etmez." demek de o kadar yanlıştır. Ayrıca, suçunu anlayıp tövbe edip, Allah’a sığınmak da büyük bir ibadettir.

2 Tövbenin kabul şartları ve tövbe-istiğfar duası hakkında bilgi verir misiniz? Yaptığımız tövbeler ile amel defterimizdeki günahlar siliniyor mu?

Âl-i İmran suresinde şu mealde bir ayeti kerime yer almaktadır:

"Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar. İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir mağfiret, ağaçları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükâfatı ne güzeldir."1

Demek ki, bir tövbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken, o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır. Bir insan sadece nefsini yenemediğini, çevresinin nasıl karşılayacağını bahane ederek bir haramı işlemeye devam ederse ne olur? Bu husustaki bir hadisin meali şöyledir:

"Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah'tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'ân'da geçen 'günahın kalbi kaplaması' bu mânâdadır."2

Evet, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır." sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevî tehlikelere sürükler. Günahın uhrevî bir cezasının olmayacağına inanmaya, hattâ cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. Yani kalpte yer tutan o günah tohumu zaman içinde -Allah korusun- yeşillenerek bir zakkum ağacı haline dönüşebilir.3

Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın oyunlarına kanmamak için, bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.

Dipnotlar:

1. Âl-i İmrân, 3/135-136.
2. İbni Mace, Zühd 29.
3. Lem'alar, s. 7; Mesnevî-i Nuriye, s.115.

İlave bilgi için tıklayınız:

- İSTİĞFAR...

- Günaha Karşı Tövbe

3 Nasıl tövbe (tevbe) edilir?

Ebû Bekri's-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh- Hazretleri:

"Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur." dedikte, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

"Şöyle duâ et:

"Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur."
(Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16)

"Ya Rabbi Sensin ilah, Senden başka ilah yoktur, Sübhansın, bütün noksanlıklardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu ben kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!"

"Rabbimiz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ki zi yana uğrayanlardan oluruz."

"Allah'ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri de affet."

İlave bilgi için tıklayınız:

Günaha Karşı Tevbe...

4 Tövbesini bozan kişi günah işlemiş olur mu?

Tövbesini bozan kişi Allah'a verdiği sözden döndüğü için mesul olur. Tövbesini bozan kişi tekrar tövbe etmesi gerekir.

İNSAN GÜNAH işleyebilen bir varlık. "Benim günah işlemem mümkün değil" diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, bazen de içine düşüyor.

Bizler, akıl ve kalb dengesi içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Fakat, insan sadece akıl ve kalbden ibaret olmadığı için, başta nefis olmak üzere baskın duygular, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyor ve günah işliyoruz.

İşin aslına bakılırsa, Yüce Allah bizi kendisine yaklaştırmak, bizi kendisine muhtaç etmek, bizi kendisine çekmek için birbirinden farklı, değişik vesileler yaratmış. Meselâ, acıkma gibi bir duygu verip, bizi rızka muhtaç etmiş, Rezzak olduğunu göstermiş ve bizi bu yolla Kendisine bağlamış. Biz de kul olarak bütün ihtiyaçlarımızı O'ndan istemiş, O'nu Rezzak olarak bilmiş, gerçek anlamda rızık verici olarak O'nu tanımışız. Demek ki, Rezzak ismi, acıkmamızı gerektiriyor.

Aynı şekilde, biz günahkârız, Allah bağışlayandır. Biz hata işliyoruz, Allah affedendir. Biz isyana kapılıyoruz, Allah mağfiret edendir. Biz tövbe ediyoruz, Allah tövbemizi kabul edendir. Allah Gafûr'dur, Afuvv'dur, Gaffâr'dır, Tevvâb'dır. İşlediğimiz günahlar bizi Allah'ın bu isimlerine götürüyor, bizi O'na yöneltiyor. Böylece Allah'ı Gafûr ve Gaffâr isimleriyle tanımış oluyoruz. Bediüzzaman'ın dediği üzere, 'Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor.' Açıkçası, günah işlensin ki Allah'ın Gaffâr ismi tecelli etsin; kusur edilsin, hata yapılsın ki, Allah da kulunun kusurunu yüzüne vurmayıp örterek Settâr olduğunu göstersin.

Bir hadisinde, sevgili Peygamberimiz (asm) bu tatlı gerçeği ne de güzel dile getiriyor:

"Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."1

Ne kadar günah, o kadar tövbe

İnsan nefsine aldanır, şeytana kanar, hislerine hâkim olamaz, iradesine söz geçiremez de, sonunda bir günah işler, ardında da yaptığına, yapacağına bin pişman olur ve tövbe üstüne tövbe eder. İşte, kulun günah işlemiş de olsa tövbe ile Rabbine rücu ettiği bu hal, hadislerden öğrendiğimize göre, Cenâb-ı Hakk'ı hoşnut etmektedir.

Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:

"Bir kul günah işledi ve 'Yâ Rabbi, günahımı affet!' dedi.
Hak Teâlâ da, 'Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır' buyurdu.
Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve 'Ey Rabbim, günahımı affet!' dedi.
Allah Teâlâ da, 'Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.' buyurdu.
Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve 'Ey Rabbim, beni affeyle!' dedi.
Allah Teâlâ da, 'Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim.' buyurdu."2

Büyük hadis âlimi İmam Nevevî, bu hadisten şu hükmü çıkarır:

"Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tövbe etse, tövbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tövbe etse bile, yine tövbesi sahihtir."

Bir hadiste de, istiğfar eden kimsenin günde yetmiş defa günahını tekrar etse bile, 'günahında ısrar etmiş' sayılmayacağı belirtilir.3

Hz. Ali' (ra)nin bu konuya getirdiği açıklama daha ilginçtir:

"Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır."

Zaten Gaffâr ve Tevvâb isimleri, 'çok çok bağışlayan, tövbeleri çok çok kabul eden, her günah işleyişte istiğfar edeni affeden, her tövbe edişte tövbe edenin tevbesini kabul eden' anlamına geliyor. Şayet Cenâb-ı Hak kulunu hayatı boyu sadece bir sefere mahsus olmak üzere affedecek olsaydı, ondan sonra insana günah işleme imkânı ve fırsatı vermemesi gerekirdi. Yani, Allah affetmek istemeseydi, bize af isteme duygusunu vermezdi.

Diğer taraftan, Cenâb-ı Hakk'ın günahları bağışlaması O'nun fazlı, lütfu ve ikramıdır. Hadiste de ifade edildiği gibi, günahı sebebiyle cezalandırması ise adaletinin tecellisidir. Said Nursî'nin belirttiği üzere, "Cenâb-ı Hakk'ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi (azap ile cezalandırması) adldir."

Efendimizin (a.s.m.) dizi dibinde yetişen sahabe nesli bu ince noktayı çok iyi kavramıştı. Allah'ın yüce isimlerini mükemmel mânâda hem çok iyi anlamışlar, hem de hayatlarına yansıtmışlardı. Rivayet ettikleri hadislere bakınca, bu eğitimin seviyesini ve anlayışlarının kapasitesini farketmek hiç de zor değildir.

Meselâ, kulun günahı ne kadar çok olursa olsun ve kul ne kadar af dilerse dilesin, hiçbir zaman isteğinin karşılıksız kalmayacağını, Hz. Enes haber veriyor. Enes radıyallahu anh, "Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemi şöyle buyururken dinledim" diyor.

"Allah Teâlâ (buyurdu ki): Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım."4

Peygamber Efendimiz (asm) de, bir hadisinde, kulun işlediği günahtan dolayı tövbe edip Rabbine dönmesini çöl ikliminde yaşayan, çöle çıkınca varı yoğu devesi olan bir insanın üzüntüsünü ve sevincini dile getirerek bize şöyle anlatır:

"Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: 'Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.' Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü'min kulunun tövbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır."5

Anne Çocuğunu Ateşe Atar mı?

Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti, şefkati ve merhameti sonsuzdur. Bütün kullara yeter, bütün bir âleme kâfi gelir. Kendini tanıyan, fakat günahtan elini çekemeyen, nefsinin eline esir düşmüş kullarını kendi hâline bırakmaz. Bir başka deyişle, Cenâb-ı Hak kendisine yönelen kulunu çeşitli vesileler yaratarak onu rahmet iklimine çeker. Yani, Allah kulunu cezalandırmak için yaratmamış, bir fırsatını yakalayıp da onu Cehenneme atmak için dünyaya göndermemiş. İnsan nasıl kendi çocuğunu hatasından dolayı ateşe atmazsa, Yüce Allah da kendisini Rab olarak tanıyan kullarından sonsuz merhametini esirgemez, onları Cehenneme atmaz.

Hazret-i Ömer Saadet Asrında şahit olduğu bir olayı anlatırken, bu hususta Efendimizin (asm) müjdesini bize de ulaştırıyor.

Bir savaş sonrasıydı. Esirler arasında çocuğundan ayrı düşmüş bir kadın da vardı. Kadıncağız çocuğuna olan özlemini gidermek için gördüğü her çocuğu kucaklıyor, bağrına basıyor ve emziriyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem çevresindekilere:

"Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?" diye sordu.
"Asla, atmaz" dediler.

Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem,

"İşte Allahu Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir." buyurdu.6

Hadis-i şerifler Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz mağfiretini ve rahmetini anlatıyor. Aynı şekilde, şaşmaz bir prensip olarak âyet-i kerimeler, genel ölçüleri verdikten sonra önemli bir noktayı hatırlatıyor. O da, kulluk şuurunu zedelememek, kulun Rabbine olan saygı sınırını taşmamaktır. Tövbe, istiğfar ettikten sonra, nasıl olsa Allah affeder deyip suç işlemeyi sürdürmemeli ki, kulluk sırrı kaybolmasın. Kur'ân bu gerçeğe şöyle işaret eder:

"Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O'na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah'tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler."7

Günahla Manevî Yükseliş

Kul işlediği günahtan dolayı Allah'a daha ciddi olarak sığındığı ve daha ihlaslı bir şekilde yöneldiği takdirde, manevî bir yükselişe de geçebilmektedir. Kur'ân bu gerçeği 'günahların sevaba dönüştürülmesi' şeklinde anlatmaktadır.

"Ancak tövbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir."8

Cenâb-ı Hak, suç ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan kimselerin hem günahlarını bağışlıyor, hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor. Bu sırdandır ki, bazı hadis âlimleri, "Birtakım günahlar vardır ki, mü'min için birçok ibadetten daha faydalıdır." derler.

Herkes hata işleyebilir, hatta herkes mutlaka hata eder, günaha girer. Fakat günahkârların da hayırlısı vardır. Bu hayrı Efendimiz şöyle ifade eder:

"Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tövbe edenlerdir."9

Hata işleyenlerin tövbeleri ile hayırlı bir insan olmalarının ötesinde, bir de Allah'ın sevdiği bir kul olma mertebesine yükselmeleri sözkonusudur. Kur'ân'ın gösterdiği bu müjde, İslâm'ın insana sunduğu en tatlı müjdelerden biridir:

"Muhakkak ki, Allah çok çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever."10

Peygamber Efendimiz (asm), bu âyeti şöyle tefsir ederler:

"Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tövbe eden kulunu sever."11

Bu sevginin gerçek şuurunda olan Peygamberimiz (asm), hiçbir günahı olmadığı, günahlara karşı korunduğu halde, günde yetmiş kere, bazı zamanlar yüz kere tövbe ve istiğfar ederdi. Çünkü, istiğfarın içinde 'mahbubiyet' mertebesi ve sevinci vardır.

Ancak, bu müjdeyi yanlış bir tarafa çekerek, "Madem günahlar sevaba dönüşebiliyor, önce günah işleyip sonra da tevbe etsek olmaz mı?" gibi cerbezelerle meseleyi istismar etmemek de gerekir.

Böyle bir yaklaşım, her şeyden önce, kulluk edebine aykırıdır. Bu durum, -hâşa- Allah'ı imtihan etmek, dinî hükümleri ciddiye almamak sayılır ki, işin sırrını kavramamak olur. Böyle bir istismara karşı, birçok âyette af yetkisinin Allah'a ait olduğu, Allah'ın istediğini bağışlayacağı, istediğini azaba çarptıracağı bildirilerek, havf-reca muvazenesine, ümit-korku dengesine dikkat çekilir.

Kaldı ki, "Nasıl olsa tövbe ederim!.." düşüncesiyle günaha dalan kimse, tövbe etme fırsatı bulabilecek midir, buna ömrü yetecek midir, bir garantisi var mıdır? Veya en önemlisi, davranışları Allah'ın gazabını çektiği halde, Allah kendisine tövbeye dönüş fırsatı verecek midir? Bütün bunların da gözönünde tutulması gerekir.

"Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur."

Bütün bunlarla birlikte, özellikle her gün yüzlerce günahın hücumuna maruz kalan mü'minin en mühim meselesi, günahtan kaçınmaya çalışması, günahlı ortamdan uzak durması, günah işlemeye açık olan kapılara yanaşmamasıdır. Bir bakıma, 'def'i şer' yapması, şerli işlerden uzak kalmasıdır. Bu husus bu zamanda çok büyük önem kazanmaktadır. Takva sırrına da ancak bu yolla erişilebilir. Çünkü bir haramı, bir büyük günahı terk etmek farzdır. Bir vacibi işlemek birçok sünnetten daha sevaplıdır. Takvanın esas alınmasıyla binlerce günahın hücumuna karşılık bir kerelik yüz çevirme ile, yüzlerce günah terk edilmiş, dolayısıyla yüzlerce farz ve vacip işlenmiş olur. Böylece, takva niyetiyle, günahtan kaçınmak maksadıyla çok sayıda salih amele yol açılır. Çünkü bu zamanda "Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur."12

Bu kurtuluşu, yani büyük günahlardan kaçınanların nimete, ikrama ve Cennet saadetine ereceklerini Kur'ân haber veriyor:

"Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız."13

Madem öyledir,

"Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz."14

Kaynaklar:

1. Müslim, Tevbe 9.
2. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29.
3. Müsned, 5:130.
4. Tirmizî, Daavât 98.
5. Müslim, Tevbe 3.
6. Buhari, Edeb 19, Müslim, Tevbe 22.
7. Âl-i İmran sûresi, 3:135.
8. Furkan sûresi, 25:70.
9. Tirmizî, Kıyâme 49.
10. Bakara sûresi, 2:222.
11. Müsned, 1:80.
12. Risale-i Nur Külliyatı, 2:1632.
13. Nisa sûresi, 4:31.
14. Risale-i Nur Külliyatı, 1:5.

5 Yemin ve tövbeyi ardarda bozmak dinen nasıl telafi edilir? İddia oyununu oynamayacağım, diye önce yemin ettim ve tutamadım; ardından mübarek günde tövbe ettim ve yine tutamadım.

Bunun telafisi yeniden tövbe etmek ve bir daha bu günaha girmemektir. Ayrıca yemininizi bozduğunuz için de "yemin keffareti" ödemeniz gerekir.

Ettiği yemini yerine getirmeyip bozmaktan dolayı lâzım gelen keffârete, "yemin keffareti" denir.

Yeminin keffâreti olarak 10 (on) fakiri akşam ve sabah olarak günde iki öğün doyurmak veya giydirmek cihetine gidilir.

Keffaret, yiyecek ve elbise olduğu gibi karşılığı başka bir şey de olabilir. Keffaret, ister yiyecek veya bedeli olsun, ister elbise veya bedeli olsun, hepsini birden bir defada bir fakire vermek caiz değildir. Ancak başka fakir bulmakta zorluk çekiyorsa o takdirde aynı fakire her gün sabahlı akşamlı doyacak kadar yiyecek ya da bedelini veya aynı fakire her gün bir elbiseyi vermek kafi gelir. Yani keffaret ödenmiş olur.

Buna güç yetirilmezse, üç gün ardarda oruç tutulur. Bu oruçların arasına hiç bir mâni girmemelidir. Girerse keffâret bozulur, yeni baştan tutulması gerekir.

Birden fazla yeminini bozan kimse, her bir yemin bozma için ayrı bir keffaret vermesi gerekir.

Şâfiîlere göre yemin keffâretini ardarda tutmak mecburiyeti yoktur.

Gerek yemin, gerekse oruç keffâretlerinde yapılacak ilk iş, bir köle azâd edilmesidir. Ancak günümüzde kölelik kalktığı için, bu maddenin tatbikına imkân kalmadığından zikretmeye lüzum hissetmedik.

İlave bilgi için tıklayınız:

Günaha Karşı Tevbe

6 Hiç affolunmayacak günah var mıdır? Şirk ve büyük günahlardan tövbe eden kişi kurtulabilir mi?

Tövbe ettikten sonra affolunmayacak günah yoktur. Ancak günahın affedilip affedilmeyeceğini bilemeyiz. Tövbe ettikten sonra Allah dilerse affeder, dilerse affetmez. Bunun için tövbemizin kabul şartlarına uygun olması gerekir. Şartlarına uygun olarak yapılan tövbeyi Allah affedeceğini bildiriyor.

Tövbe edilmemiş olan günahlara gelince; bunlardan şirk asla affedilmeyecektir. Bunun dışında kalan günahlar ise affedilebilecek günahlardır.

Büyük günâhların belli başlıları şunlardır:

Allah'a ortak koşmak, adam öldürmek, zina iftirasında bulunmak, zina etmek, İslâmî cihaddan kaçmak, sihir yapmak, yetimin malını yemek, ana-babaya karşı gelmek, Mekke'nin hareminde günâh işlemek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak.

Bir Müslüman hafife almadan, kalbinde iman olduğu halde büyük günâh işlerse, dinden çıkıp kâfir olmaz. Ehl-i sünnet, büyük günâh işleyen kimsenin kâfir olmayacağını, cehennemde ebedî kalmayacağını, tövbe etmeden ölürse dahî, Allah dilerse lütuf ve ihsanıyla onu affedeceğini, dilerse adâletiyle cehennemde ona azap edeceğini kabul eder. (bk. Şerhu Akideti't-Tahâviyye s. 370).

Kebâirin (büyük günâhların) en büyüğü Allah'ı tanımamak, zatında, sıfatında ve fiillerinde O'na ortak koşmaktır. Buna ekberu'l-kebâir denir.

"Allah kendisine şirk koşulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günâhları dilediği kimseler için affeder. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur." (Nisâ, 4/48)

mealindeki ayetten şirk dışında bütün günahların affedilebileceğini görmekteyiz. Eğer bir kimse şirk ve inkarından vazgeçp iman etse, elbette o da affedilecektir.

Allah'ın rahmetinden ümidini keserek serkeşlik yapmaya devam etmek veya azabından emin olarak günâha aldırış etmeden tövbe etmemek de asla doğru değildir. Mümin, ne kadar günâh işlerse işlesin korku ve ümid arasında olmalı, Rabbinden yüz çevirmemelidir. Bu iki durumu açıklayan ayetler vardır:

"Ey günâhta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; muhakkak ki Allah bütün günâhları bağışlar. Şüphe yok ki O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." (Zümer, 39/53)

"(Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver. Fakat azabımın da pek acıklı bir azap olduğunu kullarıma haber ver." (Hicr, 15/49, 50)

İlave bilgi için tıklayınız:

Günaha Karşı Tövbe
Bir Günaha Birçok Sevapla Karşı Koyma Çaresi
Günah işleyenleri veya gayri müslimleri küçümsemek ve aşağılayıcı hitaplarda bulunmak caiz midir?..
Şirk günahı işleyen affedilmeyeceği doğru mu?

7 Günah işleyenlere karşı Allah'ın rahmeti hakkında bilgi verir misiniz?

Cenâb-ı Hak, tövbe edilen her günâhı affeder. Bir kâfir, küfrüne tövbe ederse, mü'min olur, bütün günâhları affolur. Bir mü'min de her çeşit günâhı işlese, hattâ Allah'a şirk koşsa, sonra pişman olup tövbe etse, Allah Teâlâ yine affeder. Kur'ân-ı kerîm'de meâlen buyuruldu ki:

"Ey günâhta haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günâhları affeder. O, gafûrurrahîmdir, affı, merhameti çoktur." (Zümer, 39/53)

Tövbe Eden Affolur

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

"Tövbe eden, günâh işlememiş gibi olur." (İbni Mâce)

"Hak Teâlâ buyurdu ki, kulumun, günâhı göklere kadar yükselse, benden ümit kesmeyip, af dilerse affederim." (Tirmizî)

"Günâhınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tövbe edince, Allah Teâlâ tövbenizi kabûl eder." (İbni Mâce)

"Allah'ın Rab, benim de peygamber olduğuma yakînen inanana, cehennem harâm olur." (Hâkim)

"Hak Teâlâ 'Günâhını affımdan büyük görene şiddetli gazâp edirim.' buyurdu" (Deylemî)

"Allah'ın rahmetinden ümit kesmiyen fâsık, Allah'ın rahmetinden ümit kesen âbidden, rahmete daha yakındır." (Hâkim)

"Allah'ın rahmeti bu kadar bol iken O'nun rahmetinden hiç ümit kesilir mi?"

"Allahı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin!" (Taberânî)

"Allah Teâlâ, hiç kimsenin hatırına gelmiyen bir mağfiretle, günâhkâr Müslümanları affeder." (Beyhekî)

"Allah Teâlâ buyurdu ki, 'Ey kulum, af dilersen, günâhlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günâhların bulutlara kadar yükselse de affederim. Yer dolusu günâhla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki îmân ile gel!' " (Tirmizî)

İnsanın, devamlı cehennemi hatırlayıp ona göre adımlarını kontrol etmesi, kemalatının göstergesidir. Ama bu cehennemi hatırlama, kendi hayatını zehire dönüştürmemek ve Allah’tan ümit kestirecek seviyeye getirmemek şartıyladır. Böylece insan her adım atışta “Acaba bu adımım beni cehenneme mi götürüyor?” diye bir muhasebe içerisinde olmasını da sağlayacaktır.

Allah bazı insanları cehennem için yaratmamıştır; aksine cehennemi bazı insanlar için yaratmıştır. Mesela, bir devlet hapishane yapar, ama bu hapishaneyi falan falan insanlar içeriye tıkılsın diye yapmaz. Bu hapishaneyi kim hakkederse onu içine almak için yapar. Aynen bunun gibi, Allah hakkedenlere cehennemi inşa etmiştir. Yoksa “falan insanlara cehennemi hazırladım" demek Cenab-ı Hakk'ın adaleti ve hikmetine uymaz. Çünkü bu gibi insanlar hiç cehennemi hak etmemişlerse itiraz hakları olur.

Cehennemin ismi çok insanları korkutmaktadır; öyle olmalıdır da. Fakat kimin cehenneme kimin cennete gideceğini bilmediğimiz için, devamlı uyanık olmak zorundayız. Söylediğimiz her sözü tartıp öyle konuşmak gerektir.

Ümit ve korku arasında olmak, her insan için lazım olan bir dengedir. Zira, ne kadar Müslüman olursak olalım, yine imansız ve cehennemlik ölebilmemiz mümkündür. Ne kadar günahkâr yaşasak yaşayalım, sonunda Cenab-ı Hak tövbe nasip eder, imanlı ve cennetlik gidebiliriz.

Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in şöyle söylediği nakledilir:

"Gökten bir ses duysam ki 'Tüm insanlar cennette olacak, bir kişi cehennemde.' diye, korkarım ki cehenneme gidecek o bir kişi ben miyim? Yine 'Tüm insanlar cehennemde olacak bir kişi cennette.' denilse, ümid ederim ki acaba cennete gidecek o bir kişi ben miyim?"

Müslümanın imanı "Havf ve Reca", korku ve ümit arasında olması gerekir. Hiç kimse Allah'ın azabından emin olamaz. Ancak onun gazabından rahmetine, azabından bağışlamasına sığınarak cennetini ümid ederler. Biz de bu dengeyi muhafaza etmeliyiz. İbadetimizi hakkıyla yapıp Cenab-ı Hakk'ın bizi cennetlikler listesine almasını ümit etmeliyiz.

İlave bilgiler için tıklayınız: 

Günaha Karşı Tövbe... 

Bir Günaha Birçok Sevapla Karşı Koyma Çaresi...

- "Ben kulumun zannı üzereyim. Beni nasıl tanırsa öyle muâmele ederim." hadisin açıklaması ve Allah'a hüsnüzan beslemek, havf ve reca ortasında bulunmak hakkında bilgi verir misiniz?..

8 Tevbe/tövbe, evbe, inabe ve istiğfarın farkları nedir? Hangisi hangi durumda yapılır?

Tevbe/Tövbe kelimesinin sözlük anlamı, dönmektir. Terim anlamı ise, dine göre, çirkin görülen kötü durumdan vazgeçip, dinin övdüğü bir duruma dönmektir. Allah'a yönelmektir.

Tövbenin üç şartı vardır: Birincisi: Şimdiye kadar yaptığı kötülüklerden dolayı ciddi pişmanlık duymak.

"Pişmanlık tövbedir."(Ahmed b. Hanbel, I/376, 423)

hadisi şerifi, tövbenin önemine işaret etmektedir.

İkincisi: Kişinin içinde bulunduğu zamanını iyice değerlendirmesi, yani, kötü hallerinden sıyrılıp, güzel şeylerle donanması.

Üçüncü olarak, tövbe edenin bundan böyle eski kötülüklere dönmeyeceğine dair azm-u cezm etmesi/kesin karar vermesi.(bk. Kuşeyrî, Risale, s.91-94)

"Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever."(Bakara, 2/222)

mealindeki ayette, samimi tövbe edenler için büyük bir müjde vardır.

Evbe kelimesinin sözlük anlamı: iradeye bağlı olarak bir yerden bir yere dönmektir. Terim olarak evbe de tevbe gibi, günahlarından vazgeçip, Allah'a itaat etme yoluna girmektir.

"Eğer iyi kimseler olursanız, şüphesiz Allah evbe/tövbe edenleri bağışlayacaktır." (İsra, 17/25)

mealindeki ayetten de bu mana anlaşılmaktadır.

İnabe kelimesinin sözlük anlamı; tekrar, tekrar -defalarca- dönmek, bir şeye dönüş yapmaktır. Terim olarak anlamı: Samimi bir şekilde Allah'a teslim olmak, ona yönelmek ve tövbe etmektir. (Isfahanî, "NVB" maddesi).

"Allah, kendisine inabe eden/samimi olarak kendisine yönelen kimseleri doğru yola iletir." (Rad, 13/27)

mealindeki ayetten de bu kelimenin, samimi olarak Allah'a yönelmek, ona dönmek manasında olduğunu anlamak mümkündür.

İstiğfar kelimesinin sözlük anlamı: bağışlanmayı dilemektir. Terim anlamı ise: yaptığı kötülüklerden pişman olup, Allah'tan bağışlamasını dilemektir.

"Rabbini hamd ile tesbih et ve ondan bağışlanmanı iste. Şüphesi o tövbeleri çok kabul edendir." (Nasr, 110/3)

mealindeki ayette görüldüğü gibi, istiğfar ile tövbe arasında yakın bir ilişki vardır. Onun için ikisi birlikte seslendirilmiştir.

Bazı âlimlere göre; tövbe üç kısımdır: Başlangıcı tövbe, ortası inabe, sonu ise evbedir." (bk. Kuşeyrî, s.94).

Bazılarına göre, Cehennem korkusuyla yapılan tövbenin adı, tövbedir. Cennet arzusuyla yapılan tövbenin adı, inabedir. Ne cennet sevdası ve ne de cehennem korkusu olmaksızın, yapılan tövbenin adı, evbedir.(bk. a.g.e).

Bazılarına göre tövbe, sade müminlerin vasfıdır.

"Ey Müminler! Hepiniz top yekun Allah'a tövbe edin." (Nur, 24/31)

mealindeki ayette bunu görmekteyiz.

İnabe ise, Allah'a yakın olanların, evliyanın vasfıdır. Şu ayette bunu görmekteyiz.

"Cennet de takvâ sahiplerine yaklaştırılır. O, zaten uzak değildir. (Onlara denir ki:) “İşte size v’ad edilen cennet budur. Allah’a yönelen ve Onun emirlerini koruyan herkes için... Görmediği halde, Rahmândan korkan ve inabe etmiş/Allah’a yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir." (Kaf, 50/31-33).

Evbe ise, peygamberlerin vasfıdır. Nitekim Kur'an'da bu vasıf, Hz. Eyyub (as) için kullanılmıştır:

"O ne güzel bir kuldur. Gerçekten her zaman "evbe den"/ Allah'a yönelen, yakarıp yalvaran bir kimseydi." (Sad, 38/44).

9 Adam öldüren kimse tövbe ederse affedilebilir mi?

Selef ve halefin çoğunluğuna göre, kasden de olsa adam öldüren kişi tövbe eder, iyi amel işlerse tövbesi kabul edilir, Allah onun kötülüklerini iyiliklerle değiştirir. Maktulün uğradığı zulme karşılık da nimetler verip onu memnun eder ve hakkını helal ettirir.

"Deki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (Zümer, 39/53)

ayeti, şirk de dahil, her türlü günahın affedileceğini bildirmektir. "Cemian" kelimesi bütün günahları içine almaktadır. Fakat:

"Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışında kala günahları, dilediği kimseye bağışlar." (Nisa, 4/48)

ayeti şirki af dışında bırakmıştır. Yüce Allah, şirk dışında bulunan her günahı affedeceğine göre kasden adam öldüreni de dilerse affeder.

"Her kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir!" (Nisa, 4/93)

ayetide kasden ve Müslüman olduğu için bir mümini öldürenin cezasını bildirmektedir. Fakat bu kişi tövbe ederse, Allah isterse onu affeder. O, dilediğini yapar. Kasden mümini öldüren kişi uzun süre Cehennemde kalsa da yine oradan kurtulacaktır. Çünkü kalbinde zerre kadar iman bulunan kimsenin cehennemden çıkacağına dair mütevatir hadisler vardır. (Buhari, Tevhid 24, 36; Müslim, İman, h.no 81, 82, 83.)

Kıyamet gününde maktulün, katilden hak istemesine gelince; "Kasten adam öldürmek" insan haklarına girmektedir. İnsan haklarına saldırı, sırf tövbe ile kalkmaz, gasbedilen hakkı geri vermek gerekir. Gasbedilen, saldırı ile elden alınan hakların, sahiplerine geri verilmeden tövbe ile kalkmayacağı hakkında icma vardır. Şayet gasbesilen hakkı geri vermek mümkün değilse hakkına saldırılmış kişi, hakkını ister. Her hak istemenin, mutlaka ceza ile sonuçlanması gerekmez. Zira olur ki, katilin iyi amelleri bulunur, bunların tamamı veya bir kısmı maktule verilerek razı edilir. Yahut da Allah dilerse maktule, uğramış olduğu zulme karşılık cennette nimetler, yüksek dereceler vererek onu razı eder. Katili de tövbesi ve iyi amelleri sebebiyle affedip cennete sokar.

İlave bilgi için tıklayınız:

Helalleşme imkanı olmayan kul hakkı konusunda ne yapmak gerekir?

10 Kitaba, Allah'a, Peygambere küfreden tövbe/tevbe etse affedilir mi? Ben askerdeyken ve askerden önce bilmeyerek çok sinirli anımda -haşa- kitaba, dine ve Allah'a karşı (ağzımdan) küfür çıktı.

Tövbe ettikten sonra affedilmeyecek günah yoktur. Yeter ki samimi olarak, bir daha yapmamak üzere tövbe edilsin.

"Peygambere küfredenin tövbesi kabul olmaz." diye bir durum söz konusu değildir. Affedilebilir. Ancak affedecek olan Allah'tır.

Hiç bir günahın affedilip affedimediğini kesin olarak bilemeyiz. Çok küçük zannettiğimiz bir günah affedilmeyebilirken, çok büyük zannettiğimiz bir günah da affedilebilir. Bu durum kişinin samimiyetiyle alakalıdır. Bununla birlikte günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah samimi olarak tövbe edenlerin tövbesini kabul edeceğini vaad ediyor.

Her halükarda geçmişte yapmış olduğunuz bu büyük küfürden dolayı dolayı tövbe etmeniz gerekir. Samimi olarak tövbe ettikten sonra affedilmeniz umulur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Tevbe konusunda gelen vesvese hakkında bilgi verir misiniz?..

11 Bir yerlerden tövbe almak şart mı? Ben etraftan duyduğum kadarıyla tövbe etmem, yani bir yerlerden tövbe almam gerekiyormuş. Konu ile ilgili yardımlarınız rica edeyorum.

İslam'da tövbe etmek için birilerinin aracı olması şart değildir. Kendi kendinize de tövbe edebilirsiniz. Ancak bilgili ve kamil bir insanın size rehberlik etmesinin de sakıncası yoktur. Tövbe alma işi bazı tarikatların adab ve usulündendir.

El almak ve vermek hadisesi tarikatlar ile ilgili bir adaptır. Şöyle ki: Bir havalide tarikatın bir kolunu temsil eden bir şeyh veya efendi olur. Bu zata intisap edip takip etmek ve ondan ve tarikatın feyizlerinden istifade etmek isteyenler olabilir.

Bu kişiler, şeyhin elini tutup hem tarikat alma hem de günahlarından tövbe istiğfar etme ve bir daha günah işlememeye niyet etme anlamında bir manevi bağ teşkil ederler. Bu durumda şeyhin kuvvet ve dirayeti ne kadarsa, kendi müritlerine tasarruf eder. Mürit de "Şeyhim beni nezaret ve takip ediyor." diye şeyhinden çekindiği için günah işlememeye azami dikkat eder.

Burada tövbe eden kişinin niyeti önemlidir. Tövbe eden şahıs Allah'tan affını istemelidir; aksi takdirde şeyhten beklemesi caiz değildir.

İslam ile ilgili temel mükellefiyetleri öğrenmek için bir ilmihal alıp okumanızı ve bu bilgileri uygulamanızı tavsiye ederiz.

12 Zina eden kişi tevbe (tövbe) ederse günahı bağışlanır mı?

Zinanın hükmü İslam dininde açıktır. Suçunu, hakimin huzurunda dört defa ayrı ayrı itiraf ederek cezanın verilmesini isteyen veya dört şahidi bulunan birisi hakkında karar verilir. Şayet bu insan evli ise recm cezası, yoksa bekar bir insan için verilecek karar recm değildir, yüz değnek sopa vurulur.

Fakat suçunu itiraf etmeyen veya yaptığı bu fiili kimse görüp şikayet etmemiş ise, bu insanın yapacağı tek şey günahından dolayı pişmanlık gösterip bir daha yapmamak üzere tövbe etmektir.

Ayrıca böyle bir suç işleyen kimse suçunu itiraf etse bile, şu anda bunun cezasını uygulayacak bir merci yoktur. Geriye iki şey kalıyor; biri kul hakkıdır, varsa helalleşmek gerekir. Diğeri de Allah hakkı için tövbe, istiğfar etmek ve bir daha o günaha girmemektir.

İnsan hem iyilik hem de kötülük yapmaya uygun yaratılmıştır. Onun için zaman zaman isteyerek veya istemeyerek günahlara girebiliyor. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de,

"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır."(Nisa, 4/48,116)

buyurarak hangi günah olursa olsun affedebileceğini bildirmektedir.

Kitaplarımızda canı gönülden yapılan tövbenin Allah tarafından kabul edileceği ifade edilir. Nitekim Allah Teala,

"Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun." (Tahrim, 66/8)

buyurarak, yapılan tövbelerin kabul edileceğini beyan eder. Ayette geçen nasuh tövbe ise şöyledir:

1. Allah'a karşı günah işlediğini bilerek, bu günahtan dolayı Allah'a sığınmak ve pişman olmak.
2. Bu suçu işlediği için üzülmek, Yaratıcıya karşı böyle bir günah işlediğinden dolayı vicdanen rahatsız olmak.
3. Bir daha böyle bir suça dönmeyeceğine dair bir karar içerisinde olmak.
4. Kul hakkını ilgilendiriyorsa, onunla helalleşmek.

Bir hadiste Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

"Nasuh tövbe şudur:
- Günahlara pişmanlık.
- Farz ibadetleri yapmak.
- Zulüm ve düşmanlık yapmamak.
- Kırgın ve küskünlerle barışmak.
- Bir daha o günaha dönmemek üzere karar vermek."
(bk. Kenzü'l-Ummal, 2/3808)

İnşallah bu şartları yerine getirirsek, Allah'ın tövbelerimizi kabul edeceğinden ümitli oluruz.

Ancak insan her zaman korku ve ümit içerisinde olmalı. Ne ibadetlerimize güvenip övünebiliriz. Ne de günahlarımızdan ümitsizliğe düşebiliriz. "Ben çok iyiyim, bu işi hallettim." demek ne kadar yanlışsa; "Ben bittim, beni Allah kabul etmez." demek de o kadar yanlıştır. Ayrıca, suçunu anlayıp tövbe edip, Allah'a sığınmak da büyük bir ibadettir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Günaha Karşı Tövbe...

13 Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme inni eselüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe hazelmeyyit, derse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır, diye bir hadis var mıdır?

Bu sorudaki hadisi, Birgivi senetsiz, kaynaksız bir şekilde rivayet etmiştir. (bk. Birgivi, Ahvalu Etfali’l-Müslimin, s. 229)

Bu duanın anlamı şudur:

“Allah’ım! Hz. Muhammed (asv) hürmetine bu kabir sahibine azap etmemeni istiyorum.” 

Şimdi bu bir duadır. Her dua gibi bunun da kabul edilip edilmemesi Allah’ın iradesine bağlıdır. Bunun mutlaka kabul edileceğini söylemek, mesnetsiz olur ve de realitelere terstir.

Bu duayı herhangi bir dünyevî işimiz için de yapabiliriz ve bunun mutlaka kabul edileceği anlamına gelmez.

Duanın makbuliyeti, bir yandan dua eden kimsenin Allah katındaki değeriyle ilgili olduğu gibi, diğer yandan da Allah’ın  hikmet ve iradesine bağlıdır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Okunan dualara vadedilen netice ve sevaplara kavuşmanın şartları...

14 Dualar kabul olması veya tövbenin kabul olması, nasıl anlaşılır?

Duamızın bu dünyada kabul olduğunu, ancak neticesini gördükten sonra anlayabiliriz. Tevbemizin kabul olduğunu ise ancak ahirette anlarız.

Çünkü dua ve tevbe birer ibadettir. Bu ibadetlerin devamlı olması için de neticeleri gizli kalmıştır. Taki kul ömrünün sonuna kadar duaya ve tevbeye devam etsin.

İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîste: "Duanın karşılıksız kalmayacağı, bilâkis üç şeyden birinin mutlaka meydana geleceği; ya kabul ya âhirete bırakma yahut eda edilen dua oranında günahın affedileceği" beyan buyurulmuştur.

15 Yapılan tövbenin kabul olduğu anlaşılabilir mi? Tövbeyi bozarak günah işleyen kişi tekrar tövbe edebilir mi?

Kişinin tövbesinin kabul olduğunu kesin olarak bilmesi mümkün değildir. Ancak hayatındaki bazı değişikliklerden tövbesinin kabul olduğunu hissedebilir.

Alimlere, "Acaba kul ettiği zaman tövbenin kabul edilip edilmediğini bilebilir mi?" diye bir soru sorulmuş, onlarda şöyle cevap vermişlerdir:

Bu konuda kesin bir hüküm yoktur. Fakat bunun alametleri vardır. Bunlar; Kulun kendi nefsini günahlardan uzak görmesi, kalbinde sevincin azaldığını ve her baktığı yerde Yüce Mevla'nın kudretini hissetmesi, hayır ehline yaklaşıp fasıklardan uzaklaşması, dünya malının azını çok, ahirete yönelik amelin ise çoğunu az görmesi, kalbini devamlı olarak Allah tealanın (c.c.) farz kıldığı şeylerle meşgul etmesi, diline hakim olması, aralıksız bir düşünce hali yaşaması ve daima yaptıklarından pişman olması, tövbenin kabul edildiğinin delilleridir.

(İmam Gazali, Mükaşefetü'l Kulub, s.40)

İlave bilgi için tıklayınız:

Günah işleyen kişi tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

16 Kul kulun günahını affetmeli mi, affederse Allah katında bir sevabı olur mu? Tövbe edenin günahı tamamen yok olur mu?

- İnsan , kendisine karşı yapılan haksızlığı Allah için af ederse, elbette onun karşılığını görecektir. “Yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 58; Tirmizi, Birr, 16) mealindeki hadisten “af etmenin” teşvik edildiğini anlayabiliriz.

“Resulüm! Yine de sen onları (suç işlemiş Yahudileri) af et, aldırma/müsamaha göster. Çünkü, Allah iyilik edenleri sever.”(Maide, 5/13)

“Eğer af eder, müsamaha gösterir, bağışlarsanız, şunu bilin ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Teğabün, 64/14) mealindeki ayetler de, başkalarını af etmemizin daha doğru olacağını ders vermektedir.

- Sorudaki şekliyle bir hadise rastlayamadık. Ancak makbul bir tövbenin sahibini tertemiz hale getireceğine dair rivayetler söz konusudur:

Hz. Enes anlatıyor: Resulüllah (a.s.m)’ın şöyle buyurduğunu işittim:
 
“Günahlarından tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibi olur. Allah bir kulu sevdiği zaman artık günahlar ona zarar vermez.” Sonra -buna delil olarak da- şu ayeti okudu:

“Şüphesi Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.”(Bakara, 2/222). 

“Ey Allah’ın Resulü! Bunun alameti nedir?” diye sorduklarında, Efendimiz:

“Pişmanlıktır, buyurdu.”(Kenzu’l-Ummal, h. No:10 428).

Fakat şunu unutmamak gerekir ki, ölünceye kadar hiç kimse kendi tövbesinin kabul edilip edilmediğini bilemez. Dolayısıyla, insan her zaman korku ve ümit dengesini korumaya çalışmalıdır. “Ben tövbe ettim, göz yaşları döktüm, artık cennetlik oldum” demek ne kadar yanlış ise,  “ben günah işledim, artık kurtuluşum yok” deyip ümitsizlik içerisine girmek de o kadar yanlıştır.  Allah’ın azabından emin olmak  da,  O’nun rahmetinden ümidi kesmek de en büyük günahlardan biridir.

Pişmanlık duygusunu taşımak, dosdoğru yolu takip etmek, makbuliyetin bir alameti olarak telakki etmek, bu hidayeti Allah’ın bir lütfü olarak görmek ve her an sapabileceğini düşünerek Rabbine yalvarmak, dengeyi sağlayan bir düşünce ürünüdür.

İlave bilgi için tıklayınız:

Af etmek konusunda bilgi almak için; AFV.

Günah işleyen kişi, tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

17 "Allah'ım benim üzerimdeki nimetini tamamla." diye dua etmek ne anlama gelmektedir?

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَصْبَحْتُ مِنْكَ فِي نِعْمَةٍ وَعَافِيَةٍ وَسَتْرٍ، فَأَتِمَّ نِعْمَتَكَ عَلَيَّ وَعَافِيَتَكَ وَسَتْرَكَ فِي الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةِ.

"Allahümme innî esbahtü minke fi ni'metin ve âfiyetin ve setrin, feetimme nimeteke aleyye ve âfiyeteke ve setreke fiddünya vel âhireti."

"Allah'ım, şu sabaha Senden gelen bir nimet, afiyet ile ve günahlarım örtülmüş olarak çıktım. (Öyleyse) dünyada ve Ahiret'te üzerimdeki nimetini, afiyetini ve günahlarımı örtmeni tamamla."

 

Efendimiz (asv)'ın bu dua hakkında bize müjdesi, İmam Nevevî'nin Ezkar'ında şu şekilde yer alır:

''Kim sabahladığı zaman üç defa: “Allah'ım, şu sabaha Senden gelen bir nimet, afiyet ile ve günahlarım örtülmüş olarak çıktım. (Öyleyse) dünyada ve Ahiret’te üzerimdeki nimetini, âfiyetini ve günahlarımı örtmeni tamamla.” derse, onu tamamlamak Allah’ın üzerine hak olur. Bunu akşamları söylerse, yine böyle olur.'' (Çağrı yay., İstanbul 1986, Sh. 79)

Fetih Suresi ikinci ve üçüncü ayetlerinde şöyle buyurulmaktadır:

“Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günâhlarını bağışlar, sana olan nîmetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir. Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.”(Fetih, 48/2, 3)

"Rabbin bundan önce ne günâhın, ne kusurun varsa, bundan sonra da ne kusurun olacaksa, hepsini affedecek, hepsini bağışlayacak." Şüphesiz Allah’ın Resûlü (asv) bizim gibi değildir. O Allah tarafından korunmuştur. Elbette onun işlediği günâhlar çok azdır. Ama ne de olsa o da bir beşerdir. İşte Rabbimiz onların tümünün affedildiğini müjdeliyor. Böyle bir peygambere iman etmek, böyle bir peygambere teslim olmak, böyle bir peygamberi örnek bilmek, onun gibi olmaya, onun peşi sıra gitmeye çalışmak ne kadar güzel, ne büyük şeref değil mi? Yirmi üç yıllık risâlet hayatı bitince tüm günâhlarından bağışlanmış, kusurları silinmiş, geçmişi sıfırlanmış, geleceği affedilmiş, hataları düzeltilmiş, yanlışları uyarılmış ve hayatı, sözleri, amelleri tertemiz, dosdoğru bize kadar ulaşmış bir peygamber...

 Şu anda bizler onun tertemiz hayatıyla, tertemiz sünnetiyle, tertemiz örnekliliğiyle karşı karşıyayız. Tüm hayatı, tüm sözleri, tüm fiilleri Rabbimiz tarafından onaylanmış bir kulluk örneğiyle karşı karşıyayız. Bize sunduğu Kitap ve o Kitaba uygun olarak bize örneklediği sünneti bizim iki temel kaynağımızdır. Kendilerine sarıldığımız, kendilerine tutunduğumuz, kendilerini hayatımızda hareket noktası bildiğimiz zaman asla sapmayacağımız, asla hataya düşmeyeceğimiz, dünyada en güzel bir hayatı, âhirette de cenneti kazanabileceğimiz iki temel kaynağımızdır.

Allah senin geçmiş gelecek tüm günâhlarını bağışlayacaktır. Bununla da kalmayıp böyle müjdelediği bir fetihle de sana nîmetlerini tamamlayacaktır. Yine sana müjdelediği bu fetihle seni dosdoğru yoluna, hidâyet yoluna, sırat-ı müstakimine ulaştıracaktır. Şu anda dosdoğru yolda yürüyorsun, bu yürümene de devam edeceksin. Rabbin seni sırat-ı müstakiminde yürütecek; bu yol Allah’ın yolu olacak ve tüm dünya insanlığı da senin rehberliğinde, senin sayende bu yolu bulmuş, bilmiş ve bu yola uymuş olacaklardır. Azîz olan, şerefli olan, güç kuvvet sahibi olan Allah, izzet ve şerefiyle senin yanında, senin desteğinde olacak, sana aziz bir yardımla yardım edecek. Azîz olan Allah’ın aziz olan yardımı sayesinde artık sen izzet ve şeref bulacaksın. Artık Mekke’deki o güçsüz dönemin bitmiş olacak. Bundan sonra artık tüm dünyada izzet ve şerefin zirvesine tırmanacaksın. Karşında hiçbir güç duramayacak. (bk. Basairu'l-Kur'an, ilgili ayetin tefsiri)

Ayetin tefsirinden de anlaşıldığı üzere "Allah'ım benim üzerimdeki nimetini tamamla." diye dua etmek, hem dünyada hem de ahirette nimetlere nail olmayı istemek anlamındadır. Bu dünyadaki nimetler geçici ve devamsızdır. Ahiret hayatı cennet nimeti ise devamlıdır ve kemal manadadır. Bu dua ile hem dünya hem ahiret nimetlerini istemiş oluyoruz. Dünyadaki nimetlerin bizi günahlara haramlara sevk etmesinden korunmayı ve gereği gibi şükredebilmeyi istemiş oluyoruz.

18 Tövbe ederken diz çöküp el açarak mı yapmalıyız, yoksa otururken, yatarken de tövbe edilir mi?

Her durumda tövbe edilebilir. Otururken, yürürken, yatarken her durumda tövbe edilebilir. Özellike de her gün akşam yatmadan önce tövbe edip, o günün muhasebesini yapmak çok önemlidir. Hadiste yatağa girince tövbe edilmesi de tavsiye edilmektedir.

İstiğfarın Allah nezdindeki değeri bir hadiste şöyle ifade edilir:

"Kim yatağına girince üç defa; 'Estağfirullâhe'l-Azîm ellezî Lâ İlâhe İllâ hüve'l Hayyu'l-Kayyûm' (Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran yüce Allah'tan bağışlanmamı dilerim) derse, Allah günahlarını deniz suyunun damlaları kadar çok olsa da bağışlar." (Tirmizî, Deavât, 17)

Sadece dili ile istiğfarda bulunmak yeterli değildir; niyeti ve amelleri de dilini doğrulamalıdır. Tövbenin en makbul olanı, günahtan kesin dönüş yapılarak, Allah'tan bağışlanma istenmesidir. Buna "nasûh tövbe" denir.

Tövbenin nasıl olması hususunda Hz. Ali (r.a)'den şöyle bir rivayette bulunuluyor:

"Bir gün bedevilerden biri Hz. Peygamberin mescidine girer ve

"Allah'ım, şüphesiz ben sana tövbe ve istiğfar ediyorum." der ve namazını kılar. Bunu gören ve duyan Hz. Ali (ra), adam namazını bitirince ona:

"Ey kişi! Yalnızca dil ile sür'atle yapılan tövbe, yalancıların tövbesidir, halbuki senin bu tövben, tövbeye muhtaçtır."
dedi. Bunun üzerine o kişi:

"Ey müminlerin emiri, o halde tövbe nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Ali (ra):

"Tövbe şu altı şeyle mümkün olur" dedi:

1. Geçmişte işlenmiş olan günahlardan pişman olmak ve yerine getirilmemiş farzları iade etmek,

2. Başkalarına haksızlık ve eziyet etmeyi bırakmak,

3. Husumet ve düşmanlığı kaldırmak,

4. Günah ve kabahatler içerisinde büyüyen nefsi, Allah'a olan itaat içerisinde küçültüp ona hiçliğini kabul ettirmek,

5. İtaatsizlik ve günah işlemenin sözde tadını çıkaran nefse, itaat edip günahlardan uzak durmanın acılığını da tattırmak,

6. Gülüşlerinden her birine bedel olmak üzere, ağlamak."

Hâl böyle olunca, şartlarına uygun olan bir tövbe, aynı zamanda Allah için yapılmış bir ibadettir. Böyle olduğu için de kabûle şâyan olması gerekir. Nasıl ki, şartlarına uygun olarak yapılan ibadetlerin kabûlü hususunda tereddüde düşmüyorsak, şarlarına uygun bir tövbenin kabûlü için de tereddüt gösterilmemesi gerekir.

Ayet-i Kerîme'de şöyle buyurulur:

"Ey iman edenler! Allah'a samimiyetle (nasûh tövbe) edin. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler. Peygamberi ve beraberindeki müminleri utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün onların nûru önlerinde ve sağ taraflarında yürürken: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şüphesiz Sen, her şeye kadirsin derler." (Tahrim, 66/8).

Bir mümin kendisi için tövbe edeceği gibi, ölmüş olan veya hayatta bulunan ana-baba, hısımları ve diğeri müminler için de istiğfar edebilir. Bu dua sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın onları bağışlaması umulur. Kur'an-ı Kerîm'de bu konuda çeşitli dua örnekleri bulunur:

"Ey Rabbimiz... bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et." (Bakara, 2/286);

"Musa şöyle yalvardı: Rabbim, beni ve kardeşimi affet. Bizi merhametine garket." (A'raf, 7/151);

"Babamı da bağışlayıp hidâyete erdir. Çünkü o, sapıklardandır." (Şuarâ', 26/86);

"Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni, annemi, babamı ve biitün mü'minleri affet." (İbrâhîm, 14/41).

Seyyidü'l-İstiğfar Duası:

Bu dua konusunda şöyle bir hadis nakledilir. Resulullah (s.a) buyurdu ki;

"İstiğfar dualarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir: "Allâhümme ente Rabbî, Lâ İlâhe İllâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike me'steta'tü, eûzü bike min şerri mâ sana'tü, ebûü leke bi ni'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fe'gfirlî fe innehû lâ yeğfiru'z-l; zünûbe illâ ente."

Anlamı:

"Allah'ım! Sen benim Rabbımsın! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiği kadarıyla senin akdin ve va'din üzere bulunuyorum. Yaptığım fenalıkların şerrinden sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları mağfiret edemez."

Hz. Muhammed (s.a.s) daha sonra şunları ekledi:

"Kim bunları inanarak sabahleyin söyler de akşam olmadan ölürse, o kişi cennet ehlindendir. Yine kim bunları inanarak geceleyin söyler de sabaha ulaşamadan vefat ederse cennet ehlindendir." (Buhârî, Deavât, 2).

İlave bilgi için tıklayınız:

Tövbenin kabul şartları ve tövbe-istiğfar duası hakkında bilgi verir misiniz? Yaptığımız tövbeler ile amel defterimizdeki günahlar siliniyor mu?..

19 Babanın evladına haksız yere ettiği beddua kabul olur mu?
20 Okunması tavsiye edilen Müsebbiat-ı Aşere isimli dualar nelerdir?

İmam Gazali, okunmalarında fazilet olduğu bildirilen bazı ayetleri vird edinip okumanın müstehap olduğunu ifade eder ve örnek olarak şu sure ve ayetleri verir:

Fatiha, Âyet-el Kürsi (Bakara, 2/285), Bakara Suresi'nin son iki âyeti (Âmenerresulü), Âl-i İmrân Suresi'nin 18, Tevbe Suresi'nin 128 ve 129, Fetih Suresi'nin 27, İsrâ Suresi'nin 101, Hadid Suresi'nin evvelinden beş ve Haşir Suresi'nin sonundan da üç ayet (Hüvallâhullezi) okumayı tavsiye eder.

Daha sonra soruda geçen konuyla ilgili şu açıklamayı yapar:

Müsebbiat-ı Aşere (yedişer defa tekrar edilen on zikir duası), İbrahim et-Teymî Hazretlerinin Hz. Hızır’dan öğrendiği bildirilen bir zikirdir. Güneş doğmadan biraz önce ve batmadan biraz önce okunması tavsiye edilen bu zikirler/dualar şöyledir:

1. Fatiha Suresi, 2. Ayetü’l-Kürsî, 3. Kâfirun Suresi, 4. İhlas Suresi, 5. Felak Suresi, 6. Nas Suresi,

7. Sübhanellahi ve’l-hamdu lillahi  ve la ilahe illellahu ve’llahu ekber.

8. Hz. Peygamber (a.s.m)’e salavat getirmek (şekli belirtilmemiş, demek ki herhangi bir salavat şekli olabilir),

9. Rabbena’ğfir li ve li valideyye ve li’l-müminine yevme yekumu’l-hisab,

10. “Allahumme’f-al bî ve bihim âcilen (ayinle) ve âcilen (elifle) fi’d-dîni ve’d-dünya ve’l-âhireti mâ ente lehu ehlun ve la te’f-al bina mâ nahnu lehu ehlun inneke Ğafurun, Halimun, Cevadun, Kerimun, Raûfun, Rahîm." (Meali: Allah'ım! Bana, anne ve babama ve bütün mü'minlere acilen ve diğer zamanlarda, dünya ve âhirette Senin lûtfuna lâyık şekilde muamele buyur. Bize, bizim lâyık olduğumuz muameleyi yapma. Sen ba­ğışlayıcısın, cömertsin, ilim sahibisin, Kerîm, Raûf ve Rahimsin.) (Gazalî, İhya, 1/346; bk. İhya, trc. Ahmet Serdaroğlu, 1/978-980; Kimya-yı Saadet, trc. Ali Arslan, 1/235)

İlave bilgi için tıklayınız:

Okunan dualara verilecek sevaplarla ilgili rivayetler...

21 Bilerek veya bilmeyerek bir gayrimüslimin kul hakkına girmişsek ve helalleşme imkanımız yoksa ne yapmalıyız?

- Gayrimüslim de olsa, hakkına girdiğimiz kimsenin bu hakkından kurtulmak için tövbe etmek gerekir.

- Eğer o kişinin malını yemişsek, -tövbenin bir şartı olarak- o malı kendisine geri vermemiz veya helal etmesini sağlamamız gerekir. Şayet kendisi yoksa, söz konusu malı, onun varislerine vermek veya onların helalliklerini almak gerekir. Buna da imkân bulamadıysak, artık çok fazla çalışmaktan, güzel ameller yapmaktan başka çaremiz yoktur.

- Eğer bu hak, mal değil, kendisine işkence etme, sıkıntı verme şeklinde ise, bundan kurtulmak için de kendisinden helallik almak gerekir. Bu imkânı bulmadığımız zaman -şayet hayatta ise- onun hidayete ermesi için dua edebiliriz. Bunun öbür dünyada istememesi için yapılacak bir şey yoktur. Tek yapılacak şey, ciddi tövbe etmek, çok ibadet etmek, hayır hasenat yapmak, böylece mahşerde alacaklarına bir kısım sevabı verdikten sonra, kişinin kurtulması için de geriye bir kısım sevapları kalmış olsun.

- İnsan hayatı boyunca, Allah’a kulluk etse, onun rızasını kazanmaya çalışsa, umulur ki, Allah kıyamet günü, onun alacaklılarını bir şekilde memnun eder, karşılığında o kişinin affını sağlar ve cennetine koyar. Kimse de buna itiraz edemez. Yeter ki O razı olsun.

22 Okunması tavsiye edilen Müsebbiat-ı Aşere isimli dualar nelerdir?

İmam Gazali, okunmalarında fazilet olduğu bildirilen bazı ayetleri vird edinip okumanın müstehap olduğunu ifade eder ve örnek olarak şu sure ve ayetleri verir:

Fatiha, Âyet-el Kürsi (Bakara, 2/255), Bakara Suresi'nin son iki âyeti (Âmenerresulü), Âl-i İmrân Suresi'nin 18, Tevbe Suresi'nin 128, Fetih Suresi'nin 27, İsrâ Suresi'nin 101, Hadid Suresi'nin evvelinden beş ve Haşir Suresi'nin sonundan da üç ayet (Hüvallâhullezi) okumayı tavsiye eder.

Daha sonra soruda geçen konuyla ilgili şu açıklamayı yapar:

Müsebbiat-ı Aşere (yedişer defa tekrar edilen on zikir duası), İbrahim et-Teymî Hazretlerinin Hz. Hızır’dan öğrendiği bildirilen bir zikirdir. Güneş doğmadan biraz önce ve batmadan biraz önce okunması tavsiye edilen bu zikirler/dualar şöyledir:

1. Fatiha Suresi, 2. Ayetü’l-Kürsî, 3. Kâfirun Suresi, 4. İhlas Suresi, 5. Felak Suresi, 6. Nas Suresi,

7. Sübhanellahi ve’l-hamdu lillahi  ve la ilahe illellahu ve’llahu ekber.

8. Hz. Peygamber (a.s.m)’e salavat getirmek (şekli belirtilmemiş, demek ki herhangi bir salavat şekli olabilir),

9. Rabbena’ğfir li ve li valideyye ve li’l-müminine yevme yekumu’l-hisab,

10. “Allahumme’f-al bî ve bihim âcilen (ayinle) ve âcilen (elifle) fi’d-dîni ve’d-dünya ve’l-âhireti mâ ente lehu ehlun ve la te’f-al bina mâ nahnu lehu ehlun inneke Ğafurun, Halimun, Cevadun, Kerimun, Raûfun, Rahîm." (Meali: Allah'ım! Bana, anne ve babama ve bütün mü'minlere acilen ve diğer zamanlarda, dünya ve âhirette Senin lûtfuna lâyık şekilde muamele buyur. Bize, bizim lâyık olduğumuz muameleyi yapma. Sen ba­ğışlayıcısın, cömertsin, ilim sahibisin, Kerîm, Raûf ve Rahimsin.) (Gazalî, İhya, 1/346; bk. İhya, trc. Ahmet Serdaroğlu, 1/978-980; Kimya-yı Saadet, trc. Ali Arslan, 1/235)

İlave bilgi için tıklayınız:

Okunan dualara verilecek sevaplarla ilgili rivayetler...

23 Günah işlediğin zaman, onun arkasından sevap işle. Bu takdirde o sevap onun kefareti olur. Gizliye gizli, açığa da açık kefaret olur, sözü ne kadar doğru?

Ebu Ümame anlatıyor: Hz. Peygamber (asv) ile birlikte mescitte oturduğumuz bir sırada, adamın biri “Ya Rasulallah! Bana had tatbik et." (İbn Hacer’in belirttiğine göre, adam -kadınlarla ilgili- zinanın dışındaki günahların da karşılığını had sanıyordu). Hz. Peygamber (a.s.m) ona bir cevap vermedi. Bir daha sözünü tekrar etti, yine cevap alamadı. Hz. Peygamber (a.s.m) kalkıp giderken, adam da arkasından gitti. Ben de onları takip ettim, Hz. Peygamber (a.s.m)’in nasıl bir cevap vereceğini merak ediyordum. Nihayet adam Hz. Peygamber (a.s.m)’e kavuşup daha önce söylediklerini tekrarladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.m): “Evden çıkarken güzelce abdest almadın mı?”diye sordu. Adam “Evet” deyince, “Sonra bizimle birlikte namaz kılmadın mı?”diye buyurdu. Adam buna da “Evet" cevabını verince, Hz. Peygamber (a.s.m): “Öyleyse Allah senin günahını bağışladı.” diye buyurdu.(Müslim, Tevbe, 45).

Söz konusu hadisi -değişik varyantlarıyla, Buharî (Tefsir, suretu 11/6), Müslim (Tevbe, 39-45) İmam Ahmed ve diğer sünen kitapları rivayet etmiştir.

Alimler bu gibi hadisleri “Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden sakınırsanız, sizin öbür küçük günahlarınızı örtüp affederiz ve sizi değerli bir mevkie/cennete yerleştiririz.”(Nisa, 4/31), “Gündüzün iki tarafında, gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz böyle güzel işler -insandan uzak olmayan- günahları silip giderir.”(Hud, 11/114) mealindeki ayetlerin ışığında değerlendirmişlerdir.

Genel olarak alimlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul gören görüşe göre,  büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, küçük günahlar, namaz kılmak gibi ibadetler sayesinde affolunur.  Büyük günahların affı ise, samimi bir tövbeye bağlıdır.

Cümhur-u ulema/âlimlerin büyük çoğunluğu, bu görüşlerini şu sahih hadisle desteklemişlerdir:

“Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, iki namaz arasında yapılan küçük günahlar affolunur.” (bk. İbn Hacer, 8/357).

Ayrıca Enam Sûresi 160. Ayette: “Bir kimse bir iyilik getirirse ona on misli sevap vardır. Bir kötülük getiren ise bir misli ile ceza görür, onlar haksızlığa uğratılmazlar.” buyurulmaktadır. Ebû Zer (r.a)’den rivayet edilen başka bir hadîs-i şerîfte ise Rasûlullah Efendimiz (asv): “Nerede ve ne halde olursan ol, Allah’tan kork ve kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki onu yok etsin.”(İhyâ, 4/65.) buyurmuştur.

Öyle anlaşılıyor ki, hasbel beşer / bir insan olarak nefis ve şeytana uyup küçük günahlar işleyenlerin günahları beş vakit namazla affa uğrar. Veya başka bir hayır işledikleri zaman, bu onlara bir kefaret olur. Ancak, şu noktaya dikkat etmek gerekir ki, “Nasıl olsa, iki namaz arasında küçük günahlar of olunur.”  diyerek pervasızca günah işlemeye devam edenlerin günahları af kapsamına girmeyebilir. Çünkü, bu gibi adamlarda Allah’a karşı saygı diye bir şey yok demektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Günah işleyen kişi, tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

24 Furkan Suresi 71. ayette tevbe edenin tevbesinin kabul edileceği buyurulmaktadır. Peygamberimiz (asv) tevbe etmeyenlere mi şefaat edecektir?

Şimdi önce şu tespiti yapalım; Her “tevbe ettim” diyen kimsenin tevbesinin kabul olacağını  bilemiyoruz. Tevbenin kabul şartları en az üç zaman dilimine göre ayarlanması gereken unsurları içermektedir.

Geçmiş zaman: Geçmişte yaptığı günahından çok ciddi bir pişmanlık duyması  gerekir. “Tevbe pişmanlıktır” hadis-i şerifi pişmanlığın  önemine dikkat çekiyor. Bir gram pişmanlık ile bin gram pişmanlık arasında çok fark vardır. Pişmanlık derecesine göre, tevbenin değeri artar.

Şimdiki zaman: Tevbe eden kimsenin sözleriyle, hareketleriyle, fiilleriyle, Allah’a isyandan vazgeçtiğini göstermesi gerekir. Bu da içinde bulunduğu zamanı iyi değerlendirmekle olur. O da, kul hakkını ödemek veya helallik almakla, eski kötü çevresini değiştirmekle, Allah’a isyan yerine ona itaat etmeyi esas alan bir çizgiyi takip etmekle kendini gösterir.

Gelecek zaman: Tevbenin samimiyetini ölçen miyarlardan biri de geleceğe bakış açısıdır. Bundan böyle, kişinin eski günahlarına/veya günahına bir daha dönmeyeceğine dair güçlü bir niyet ve azim göstermesi, geçmişin yanlış rotasını terk edip, kendine doğru bir rota çizip ve ömür boyu bunu takip edeceğine dair güçlü bir iradeyi ortaya koyması gerekir.

Bu noktaları sahih bir tevbenin kolay olmadığını, her tevbe ettim diyenin tevbesinin hemen kabul olduğu anlamına gelmediğini vurgulamak istedik. Umarız bu gerçekleri vurgulamakla ümit ve korku dengesine hizmet etmiş bulunduk.

Sorunuzun nirengi noktasına gelince, evet, Allah’ın Hz. Muhammed (a.s.m)’e verdiği şefaat yetkisi tevbe etmeyen veya tevbesi kabul olmayan kimseler hakkındadır.

“Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.”(Mecmau’z-Zevaid, 10/378) mealindeki hadiste de bu konuya ışık tutan işaretler vardır. Demek ki, Efendimizin (asv) şefaati, büyük günah işleyip de sağlam tevbe etmeyenler içindir. Küçük günahların kefaretleri çoktur. Hadislerde bunlar anlatılmıştır. Örneğin, iki Cuma arası, iki farz namaz arası yapılan hatalar ikinci Cuma ve namazla affolunur.

“Eğer yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin öbür küçük günahlarınızı örtüp affederiz ve sizi değerli bir mevkie yerleştiririz”(Nisa, 4/31) mealindeki ayette de küçük günahların diğer bir af yolu gösterilmiştir.

Büyük günahlar da sağlam, şartlarına uygun bir tevbey tabi tutulduğu takdirde onun da affedileceğine dair bir çok ayet vardır. Bir kısmına soruda da işaret edilmiştir.

Buna göre, hadiste ifade edilen “büyük günah işleyenler” den, tevbe etmemiş veya tevbesi kabul görmemiş olanları anlamak gerekir. 

25 Üzerinde kul hakkı olanın tövbesi sahih mi?

Cevabını Peygamber Efendimizden (a.s.m.) öğrenelim:

"Bir günah işledikten sonra tövbe edip iyilik işleyen kimse, üzerine çok dar bir zırh giyinen bir adama benzer. Günahtan sonra bir iyilik yaparsa zırhın halkalarından biri çözülür. Bir iyilik daha işlerse öbür halka da çözülür. Yapılan iyiliklerin sonunda zırh yere düşer." (et-Tergîb ve't-Terhîb, 4:97).

Gerek Rabbine karşı bir günah işleyen, gerekse bir insana haksız bir davranışta bulunan bir kimse, o günah ve hatanın akabinde pişmanlık duyarak sevaplı ameller işler, Kur'ân ve imana yönelik hizmetlerini ve çalışmalarını arttırırsa günah zırhının düğmeleri teker teker çözülür, kısa zamanda o günahlardan kurtulur. Artık bundan sonra bir vicdan azabı çekmesine, huzursuz olup üzüntüye kapılmasına gerek kalmaz. Çünkü o bir kul olarak hâlis bir niyet ve ihlâsla elinden geleni yapmış sayılır.

Bu arada şu mealdeki âyet-i kerimeyi de unutmayalım:

"Ey kendi nefislerine karşı haddi aşan, günahlarla kendi nefsine kötülük eden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak Allah günahları affeder. O Gafur ve Rahimdir." (Zümer, 39/53)

26 Bir dini sitede günde yirmi beş defa "Allahümme bârik lî fi'l-mevt ve fî mâ ba'de'l-mevt" diyenin şehit olarak öleceği yazıyor. Böyle bir rivayet var mıdır?

Bu rivayette “şehit olarak öleceği” değil, “şehit ücretini alır” ifadesi yer almaktadır. Bununla beraber, Taberanî’nin el-Evsat’ta rivayet ettiği bu hadis için Hafız Heysemî;  “tanımadığım bazı râviler ihtiva etmektedir” diyerek rivayetin zayıflığına işaret etmiştir.(bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/301).

Hadiste "yirmi beş defa" kaydı olduğuna göre, sadece yirmi beş defa okumak yeterlidir. Fakat daha fazla okumak bu sırrı bozmaz diye düşünüyoruz.

Ayrıca unutmamak gerekir ki, duaları okumaktan maksat, onları dilimizle okuduğumuz gibi, onların manasına uygun bir hayat sürerek ruh ve bedenimizle de okumaktır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Okunan dualara verilecek sevaplar hakkındaki rivayetler.

27 İnsan gelecekte işleyecek olduğu günahları için de tövbe edebilir mi? Bu mümkün müdür? Bu konuyla ilgili hadis-i şerifler mevcut mudur?

Hadis-i şerifte Tevbe, pişmanlık olarak ifade edilmiştir. Gelecekte işlenecek günahlardan şimdiden pişmanlık duymak ne mantık ne de duygu açısından mümkün değildir. Ayrıca, Tevbe, sözlük anlamı itibariyle dönüş yapmaktır. Daha olmamış bir şeyden dönüş yapmak mümkün olmadığına göre, gelecekte işlenecek gün ahlardan da tevbe edilmez.

Acaba, geçmiş günahlarımız için yaptığımız tevbe ve istiğfarlardan artakalan  fazlalık mı vardır ki, onları geleceğe kanalize etmeye çalışıyoruz.  Olmamış bir şeyden dolayı yapmacık bir pişmanlık duymaya çalışmaktansa, Allah’tan “gelecekte bizi günahlardan ve her türlü kötülükten korumasını” niyaz etmek çok daha uygun olacaktır. “Allah’ım! Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla” (Buhari, Teheccüd 1; Tevhid, 8, 24, 35; Müslim, salâtu'l-musâfirîn, 199-201; Ebu Davud, Salat, 119; Tirmizi, Daavat, 32) anlamına gelen hadisin ifadesi, tevbe olarak değil, bir dua olarak değerlendirilmelidir.

Özür dilememizin Rabbimizce hoş görülmesi, çokça hata edelim de çokça özür dileyelim şımarıklığını da beslememeli. Artık olmuş bitmiş günahlardan, omuzumuzda pişmanlığını ağır bir taş gibi taşıdığımız hatalarımızdan söz ettiğimizde, hoşnut olunan özürden söz edebiliriz. Yani, geçmişe doğru özür dileriz. Geleceğe doğru özürler saklayarak, günahlar planlayamayız. Ki gelecekte yapmamaya azmetmek, karar kılmak, geçmişe dönük özrümüzün de içtenlik göstergesidir. Yoksa, rahmete güvenip de günah işlemiş oluruz. Geçmiş günahlarımız için rahmete sığınmalıyız ama rahmete sığınıp gelecek günahlara niyetlenmemeliyiz.

Günah işleyen kişi tevbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

28 Bir çok kez dinden dönen kişinin tövbesi kabul edilir mi?

"İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir." (Nisa, 4/137)

Önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek sonunda küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfürü çoğaltmış olanlar yok mu, hiçbir şekilde Allah'ın bunları affetmesine ve doğru yola sevketmesine ihtimal yoktur. Yani iman ederlerse kabul etmez değil, fakat çoğunlukla bunlar kalpleri mühürlü olduklarından can çekişme zamanına gelmedikçe iman etmezler ve belki o zaman bile etmezler. Ve iman etmeyince de  "La yeğfiru en yuşreke..." âyeti delaletince asla af yüzü görmezler. Tövbenin kabul edilebileceği bir zamanda tövbe edip ihlas ile iman etseler, gelecek olan "İllellezine tâbû ve ehlasû..." istisnası gereğince kabul edilir ve affedilebilirlerdi, ama etmezler ki...

İlave bilgi için tılayınız:

Günaha Karşı Tevbe...

29 Dinden dönmeyi birkaç defa tekrarlayanların tövbeleri kabul edilmez mi?

Nisa Suresi 137. Ayetin meali şöyledir:

“İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.”

Elmalılı Hamdi, bu ayeti şöyle tefsir eder:

Şu da muhakkak ki, önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek sonunda küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfürü çoğaltmış olanlar yok mu, hiçbir şekilde Allah'ın bunları affetmesine ve doğru yola sevketmesine ihtimal yoktur.

Yani iman ederlerse kabul etmez değil, fakat çoğunlukla bunlar kalpleri mühürlü olduklarından can çekişme zamanına gelmedikçe iman etmezler ve belki o zaman bile etmezler.

Ve iman etmeyince de “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 4/116) âyeti delaletince asla af yüzü görmezler.

Tövbenin kabul edilebileceği bir zamanda tövbe edip ihlas ile iman etseler, gelecek olan “Tövbe edenler, durumlarını düzeltenler...” (Nisa, 4/146) istisnası gereğince kabul edilir ve affedilebilirlerdi ama etmezler ki... (Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

İslâm tarihinin ilk döneminde iman ile inkâr arasında gidip gelenler, bunu kötü maksatla yapanlar veya iman henüz yeterince kafalarına ve gönüllerine yerleşmemiş bulunduğu için böyle hareket edenler olduğu gibi tarihin başka devirlerinde de benzeri durumlara rastlanmıştır.

Önemli ve muteber olan son durumdur; insanlar sonunda imana karar verir, bunda sebat ederlerse kurtulurlar, daha önceki inkârları da bağışlanır. Çünkü;

 "İman, kendisinden önceki sayfayı siler, inanç bakımından sabıka kaydını ortadan kaldırır." (Müsned, IV, 199, 204; İbn Mâce, Zühd, 30)

Sonu inkâr olan ve bu halde ölenler (inkârlarını arttıranlar) bağışlanmazlar, inkarcıların doğru yolda oldukları da iddia edilemez. İnkâr ile -iman bakımından- doğru yolda olmak çelişkilidir, ikisi bir arada bulunamaz.

Bu özet bilgiden sonra, konuyla ilgili ayet ve hadisler ile bunlardan çıkarılan bazı hükümler şöyledir:

Kur’ân-ı Kerîm’de, iman ettikten sonra küfre girenlerin doğru yoldan sapmış oldukları, yaptıkları amellerin dünya ve âhirette geçersiz sayılacağı, dünyada ve âhirette elem verici bir azaba çarptırılacakları ve Allah’ın gazabını üzerlerine çekecekleri ifade edilir. Ancak irtidadın dünyadaki cezaî müeyyidesinin ne olduğu belirtilmez.(Bakara 2/108, 217; Âl-i İmrân 3/86-91; el-Mâide 5/54; et-Tevbe 9/66, 74; en-Nahl 16/106; el-Hac 22/11; Muhammed 47/24-26)

İrtidad, adam öldürme ve silâhlı gasp fiillerini işleyen Ureyne kabilesinden bir grup hakkında nâzil olduğu rivayet edilen (Müslim, Kasame, 9) ve ağır cezalar öngören âyetler ise (Mâide, 5/33-34) esasen eşkıyalık suç ve cezasını konu edinir.

İrtidad eylemini cezalandırdığına dair fiilî veya takrirî sünnet örneği bulunmamakla birlikte (Bedreddin el-Aynî, XIX, 364) Hz. Peygamber’in, “Dinini değiştireni öldürün.” dediği (Buhârî, İstitâbetü’l-mürteddîn, 2) ve müslümanın dinini terkedip cemaatten ayrılmasını ölüm cezasına gerekçe olabilecek üç suçtan biri olarak saydığı (Buhârî, Diyât, 6), Muâz b. Cebel’in Allah ve resulünün, dininden dönenin boynunu vurmayı emrettiğini ifade ederek bu cezayı uyguladığı (Buhârî, İstitâbetü’l-mürteddîn, 2) muteber kaynaklarda rivayet edilmiştir.

Konuya ilişkin sahâbe uygulamaları, özellikle Hz. Ebû Bekir döneminde baş gösteren ridde olaylarında mürtedlere karşı savaşılması fakihlerin dayanaklarından bir diğerini oluşturur (Buhârî, İstitâbetü’l-mürteddîn, 3; Kâsânî, VII, 134)

Ancak sahâbenin bu savaşlardaki tutumunun ridde cezası konusunda delil sayılması üzerinde tam bir ittifak bulunmayıp bazı âlimlere göre bu olaylarda ridde suçundan ziyade isyan (bağy) suçu söz konusudur. İsyancıların bir bölümünü teşkil eden Müseylime ve Secâh gibi peygamberlik iddiasında bulunan yalancıların yandaşları –meselâ İbn Hazm’a göre- esasen hiçbir zaman müslüman olmamış, diğer bir bölümü ise bir te’vil ardına sığınarak Hz. Ebû Bekir’e zekât vermemekte direnmiş, ancak dinden çıktıklarını ifade etmemiştir. (İbn Hazm, XII, 115-116; İbn Hacer el-Heytemî, IX, 80)

Doktrinde erkek mürtedin ölümle cezalandırılacağı üzerinde icmâ bulunduğu ifade edilmekle birlikte (İbn Abdülber en-Nemerî, V, 306; İbn Dakīkul‘îd, IV, 256) bu hususta icmâın varlığı tartışma konusu olmuştur. İbrâhim en-Nehaî’den nakledilen, “Mürted daima tövbeye davet edilir” sözü (Abdürrezzâk es-San‘ânî, X, 166) bu tartışmanın dayanaklarından biridir. Bazı âlimler, mürtede ölüm cezası verilmeyeceği sonucunu doğuracağı için bu sözü icmâa aykırı bir görüş olarak aktarıp reddeder. (İbnü’l-Münzir en-Nîsâbûrî, II, 239; Muvaffakuddin İbn Kudâme, X, 77)

Diğer bir grup fakihe göre ise Nehaî bu sözüyle irtidad ne kadar tekerrür ederse etsin tövbenin cezayı düşüreceğini kastetmiş olup onun icmâa muhalefeti söz konusu değildir. (Serahsî, Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr, IV, 1938; İbn Hacer, XII, 270)

Nehaî’nin kendisinden bu yorumun doğruluğunu gösteren açık ifadeler de nakledilmiştir (İbn Ebû Şeybe, VII, 598, 602; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VIII, 197)

İcmâın varlığı iddiasını tartışmalı kılan diğer bir bilgi, İbn Hazm’ın -kime ait olduğunu belirtmeden- mürtedin öldürülmeyip sürekli tövbeye davet edileceği yönünde bir görüş nakletmesidir. İbn Hazm bu bağlamda, irtidad eden bazı kimselerin tövbeye davet edilmeden öldürüldükleri haberini alan Hz. Ömer’in bunu onaylamadığını ve onların hapsedilip İslâm’a dönmeye davet edilmesi gerektiğini söylediğini nakleder. (el-Muĥallâ, XII, 112-113)

Ancak bu rivayet Hz. Ömer’in, cezasının kesinleşmesi için mürtedin tövbeye davet edilmesinin zorunlu olduğu kanaatini taşıdığı şeklinde yorumlanmış, ayrıca kendisinden bu yorumu destekleyen rivayetler de aktarılmıştır. (Ebû Yûsuf, s. 195; Abdürrezzâk es-San‘ânî, X, 165-166)

Bu durumda İbn Hazm’ın zikredip eleştirdiği bu görüşü belli bir kişi veya gruba nisbet etmemesi ve literatürde konu hakkında Nehaî’ye atfedilenden başka bir görüşten söz edilmemesi, İbn Hazm’ın Nehaî’nin sözünü maksadına aykırı biçimde yorumlayarak temellendirmeye çalıştığı kanaatini güçlendirmektedir. (Îsâ Mennûn, XXVII/8 [1956], s. 885)

İrtidad eden kadına kural olarak ölüm cezası uygulanmayacağını savunan Hanefîler, savaşta kâfir kadınların öldürülmesini yasaklayan Hz. Peygamber’in bunu onların savaşa katılmaması gerekçesiyle açıklamasına (Ebû Dâvûd, Cihâd, 111) dayanır. Onlara göre bu nas aslî küfürle ârızî küfür (irtidad) arasında bir ayırım yapmamakta, dolayısıyla irtidad edenlerin öldürülmesiyle ilgili hadislerin anlamını savaşmayan kadınlar dışındaki mürtedler şeklinde sınırlandırmaktadır. Hanefîler bu görüşlerini, İbn Abbas’ın irtidad eden kadının öldürülmeyeceği yönündeki ifadesi (İbn Ebû Şeybe, VI, 585) ve Ömer b. Abdülazîz’in irtidad eden bir kadına ölüm cezası vermediği rivayetiyle (Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Mebsût, X, 176) destekler.

Ancak mürtedin cezalandırılmasını dinden çıkma değil savaşçı olma gerekçesine dayandıran Hanefîler’e göre irtidad eden kadın fikirleriyle etkili ve yandaşları bulunan biri olduğunda ona da ölüm cezası verilir. (Serahsî, el-Mebsûŧ, X, 111; İbnü’l-Hümâm, VI, 71-72)

İslâm hukukçuları, irtidad eden mümeyyiz çocuğa ölüm cezası verilmeyeceği konusunda hemfikir olup söz konusu ihtilâf medenî hukuka dair tasarrufları ilgilendirmektedir.

Ridde suçunun ispatı ikrar veya şahitlik yoluyla gerçekleşir. Fakihlerin çoğunluğu bu konuda iki erkek şahidin tanıklığını yeterli görür. Ancak Hasan-ı Basrî, sonuç itibariyle ölüm cezasını gerektiren bütün suçlarda dört şahidin gerekli olduğunu savunur. Ridde suçunun sabit olmasından sonra mürtedin kendiliğinden tövbe etmesi halinde cezasının düşeceği fakihlerin büyük çoğunluğunca kabul edilir.

Kendiliğinden tövbe etmeyen mürtedin tövbeye davet edilmesi Hanefîler’e göre müstehap, diğer üç mezhebe göre vâciptir. Şâfiîler’in dışındaki çoğunluğa göre tövbe etmesi için mürtede üç gün süre tanınıp irtidad etmesine sebep olan şüphelerinin giderilmesi için gerekli açıklamalarda bulunulur.

Fakihlerin bir kısmı suçun tekerrürünün cezayı ağırlaştırıcı bir sebep olduğu ve -sayısı üzerinde fikir birliği bulunmamakla birlikte- bu durumda tövbenin kabul edilmeyeceği görüşündedir. Hanefî ve Şâfiîler’e göre ise tekerrürün sayısına bakılmaksızın tövbe ölüm cezasını düşürür; ancak caydırma amacıyla ta‘zîr cezası uygulanır.

Ridde kapsamındaki bazı eylemlerin suçu ağırlaştırması veya nitelikli hale getirmesi ve bu durumda tövbenin cezayı düşürmemesi ayrı bir tartışma konusudur. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Ridde md.)

İlave bilgi için tıklayınız: 

MÜRTED

30 Bir köpeğe su verdiği için kurtulan günahkar kadın inançlı mıydı?

Köpeğe su veren fahişe kadının inançlı olup olmadığını hadisin ifadelerinden anlamak mümkün değildir. Bu konuda baktığımız kaynaklarda da böyle bir bilgiye rastlayamadık.

Elimizde İslam’ın genel ilkeleri var, ancak onlarla bu konuyu açıklayabiliriz:

a) Hadisten anlaşılıyor ki, bu olay İslam’dan önceki ümmetlerden birinde cereyan etmiştir.

b) Bununla beraber, bu kadının bulunduğu devirde de mevcut peygambere iman etmiş mi etmemiş mi, bunu da bilemiyoruz.

c) Kâfir olarak ölen hiç kimseyi Allah’ın affetmeyeceğini Kur’an’da öğreniyoruz. O halde bu kadın kesinlikle “sorumluluğu bulunan bir kâfir” olarak ölmemiştir. Burada iki şık kalır:

Birincisi: Bu kadın inançlı idi. Fakat günahkâr idi. Köpeğe merhamet ettiği için Allah da ona merhamet etti ve affetti.

İkincisi: İnançsızdı; inancından ötürü değil, insan olarak bu güzel işi yaptı. Allah da mükâfat olarak ona hem imanı nasip etti hem de günahlarını bağışladı...

31 Tövbe eden bir kişi, kollarındaki faça ve kesik yerlerini kapattırabilir mi?

Tövbe etmiş olmaları şartıyla, eski hallerine ait izleri herhangi bir şekilde izale etmeleri veya kapatmaları caiz olur.

32 Tövbenin kabul edilmesi, Allah'ın dilemesine mi bağlıdır?

- Sorudaki bilginin çok sağlıklı olmadığını, "Fıkh-ı Ekber"i şerh eden kişinin kaleminin mübalağasından kaynaklandığını düşünüyoruz.

- Bu konu ancak, Aliyyu’l-Kari’nin “Şerhu’l-Fıkhu’l-Ekber” adlı eserinin 108-111. sayfalarında bulunur. Fakat orada sorudaki şekliyle bir bilgiye rastlayamadık.

- Oradaki “el-Fıkhu’l-Ekber”in metni şöyledir:

“Bir mümine günahların zarar vermediğini söylemeyiz. Onun cehenneme girmeyeceğini de söylemeyiz. İmanla kabre girdikten sonra fasık da olsa müminin cehennemde ebedi kalacağını da söylemeyiz. Biz MURCİE gibi ‘İyi amellerimiz mutlaka kabul edilmiştir ve günahlarımız bağışlanır.’ da demeyiz. Biz şunu deriz ki: 'Kim ibadete zarar veren kusurlardan ve onu iptal eden durumlardan uzak bir şekilde -inkar ile veya dinden çıkarak bozulmamış- iyi bir iş yaparsa ve imanla dünyadan göçüp giderse, Allah onun bu amellerini, zayi etmez ve gereken sevabı verir. Şirk ve inkarın dışında günah işleyip de tövbe etmeden ölen kimsenin durumu Allah’ın dilemesine bağlıdır; dilerse -ateşle cezalandırmadan- onu affeder, dilerse azap eder.”

- Kuvvetli bir ihtimalle, bu açıklamada geçen “Allah onun bu amellerini, zayi etmez ve gereken sevabı verir.” anlamındaki ifadenin açıklaması doğrultusunda sorudaki o mübalağalı ifadeler kullanılmıştır.

Bir de Aliyyü’l-Kari “İmanla kabre girdikten sonra, fasık da olsa müminin cehennemde ebedi kalacağını da söylemeyiz.” metnini açıklarken, şu görüşlere yer vermiştir:

“Çünkü, Ehl-i sünnet ve’l-Cemaate göre, günah sahibi bir mümin tövbe etmeden ölürse, Allah’ın meşietindedir; dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır. 'Şu muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder.' (Nisa, 4/48) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir. Yoksa, Allah tövbe eden kullarının tövbelerini kabul eder ve -şirk dahil- günahlarını affeder. Bu husus Allah’ın ihbarı ve verdiği sözle sabittir.”

Aliyyu’l-Kari, bu konunun yanlış anlaşılmaması için şu ifadeleri de ekleme ihtiyacını duymuştur:  

“Mutezile ise: Ehl-i sünnete aykırı olarak 'Allah’ın günahkârlara ceza; iyilik edenlere mükâfat vermesi ve tövbeleri kabul etmesi ona vaciptir.' demişler." (Şerhu’l-Fıkhu’l-Ekber, s. 109)

- Hülasa: Sorudaki -sizin de kabul etmediğiniz- o aşırı ifadelerin “el-Fıkhu’l-Ekber” ve ilgili şerhinde bulunmadığını söyleyebiliriz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Günah işleyen kişi tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

33 Şu günahı işlersem kırk gün oruç tutacağım, diyen kişi ne yapmalıdır?

Bir fıkıh terimi olarak nezir (adak), “dinen mükellef olmadığı halde, kişinin farz veya vâcip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesi” şeklinde tarif edilmiştir. Adağın bir şarta bağlanmasına "muallak adak" denir. Muallak adaklar ikiye ayrılır.

a. Bazı hususların gerçekleşmesine ve yapılmasına bağlanan adaklar. Meselâ "Hastalığım geçer ve iyileşirsem şu kadar oruç tutacağım." veya "Şu kadar kurban keseceğim." şeklinde yapılan adak gibi. Bu hastalığı geçerse, bu ibâdeti derhal yerine getirmek gerekir. Böyle bir adağı daha sonra yapmak her ne kadar câiz ise de hemen yerine getirilmesi daha sevaptır.

b. Adak, gerçekleşmesi istenmeyen bir şarta bağlanmışsa, şart gerçekleşince adanan şeyin yerine getirilmesi veya yemin kefâreti ödeme arasında muhayyerlik söz konusudur.(bk. Ahmet Özel, DİA, Adak Md., I, 340)

Buna göre günah bir şeyi işlememek üzere adak adayan kişi, gerçekleşmesini istemediği bir durumdan dolayı adak adadığı için, adağını yerine getirmesi veya yemin kefareti vermesi arasında tercihte bulunabilir...

34 Allah'a verdiği sözü bozan lanetleniyorsa, bir şeye tövbe edip sonra tövbesini bozan kişi de bu kapsama girmez mi?

Hayır, tövbeyi bozanlar bu kapsama girmezler.

Bu ayette söz konusu edilenler, kâfir olanlardır. Tövbe eden bir mümin tövbesini bozmakla günahkar olsa da kâfir olmaz.

"Lanet" demek, Allah’ın rahmetinden uzak olmak demektir. Bu ise yalnız kâfirler için geçerlidir.

35 Tövbe etmenin günahı affettirmesinden başka faydaları nelerdir?

a) Tövbe eden kimse tarafından işlenen suçun cezası affedilecektir.

“Kim yaptığı zulüm ve haksızlıktan sonra tövbe edip halini ve işini düzeltirse, Allah tövbesini kabul eder; çünkü Allah gafurdur, rahimdir / çok affedicidir, pek merhametlidir.” (Maide, 5/39)

mealindeki ayet ve benzerlerinde bu gerçeğe vurgu yapılmıştır.

b) Tövbe etmek affa vesile olduğu için, cehennemden kurtulmak ve cennete girmeyi kazandıracaktır.

“(Küfürden) tövbe ederek  iman eden, güzel ve makbul işler yapan kimseler kurtuluşa eren kimselerden olmayı umabilirler.” (Kasas, 28/67)

mealindeki ayet ve benzerlerinde bu gerçeğe işaret edilmiştir.

c) Tövbe eden kimse Allah’ın yalnız affını değil sevgisini de kazanacaktır.

“Allah tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.” (Bakara, 2/222)

mealindeki ayette bu hakikatin altı çizilmiştir.

“Günahlardan tövbe eden kimse hiç suç işlememiş gibi olur.” (bk. Mecmmau’z-Zevaid, h. no.17526)

manasındaki sahih hadis-i şerifte de bu tema işlenmiştir.

d) Tövbe etmek psikolojik olarak insanın iç aleminde bir rahatlama sağlayacaktır. Çünkü suç işleyen kimse, işlediği suçun baskısını hep hissedecektir. Bu sebeple bu baskıyı hafifletmeye yönelik olarak suçunu birilerine itiraf etmekle vicdanına ağır baskı yapan bu psikolojik baskıyı hafifletecektir.

İslam dini,  insanın onurunu göz önünde bulundurduğu için onun gizli günahlarını başka insanlara açmasına izin vermediği için  bunu Rabbine açmasıyla bu baskıdan kurtulacaktır.

e) İnanan insan için her günah fırtınalı bir kış, her tövbe çiçek açan bir bahar mevsimidir. Çünkü inanan kişi işlediği günahtan ötürü iman ettiği cezayı düşündükçe huzursuz olacaktır. Tövbe ise bu huzursuzluğun kalkmasına yardımcı olacaktır. Çünkü ayet ve hadislerde samimi tövbe edenlerin günahlarının bağışlanacağına dair müjdeye mazhar olmak büyük önem arz etmektedir.

Kişi vadedilen bu ilahi sözün tecelligâhı olan tövbe atmosferine girdikçe, günahın soğuk çehresinden uzaklaştığını, ilahî rahmetin kucağına sığındığını hissedecek ve büyük bir korkudan kurtulacak ve içinde ümit çiçeklerinin açılmasıyla iç dünyası bir bahar mevsimi yaşamaya başlayacaktır.

f) Tövbe etmek aynı zamanda bir duadır ve kişi dua ile Yaratıcısı'na yaklaşmaktadır. Çünkü burada suçluluk duygusu yaşayan ve yoğun bir korku çemberinde yer alan kişinin yalvarması ve bağışlanma ümidi vardır. Ve tövbe ile kişi yaşadığı kaygı ve korkudan kurtulmakta ve Allah'a güvenmektedir.

g) Tövbe insandaki bilinç seviyesini yükseltir ve farkındalık kazandırır. Kişi hayatını daha iyiye taşımak için çaba gösterir ve Yaratıcısı'na yakarır. Tövbede kişinin inandığı değerlerle kendi arasına başka bir insanın girmesi söz konusu değildir. Burada kendi özgün benliği ile Allah arasındaki ilişkiyi insan bizzat kendisi kuruyor. Tövbe davranışıyla da bir halden başka bir hale dönüşünü kazandırır.

h) Tövbe eden kişi bağışlanacağını umduğundan daha rahattır ve umutludur. Çünkü insan, günahını hatırladıkça korku, endişe ve tedirginlik içinde yaşar ve neden böyle yaptım diye düşünerek kendini suçlar. Bağışlanma duygusu ise kişinin hem kendine olan öfkesini iyileştirir hem de geleceğe umutla bakmasını sağlar.

Rabbimiz hepimize böyle baharları yaşatsın inşaallahurrahman!

36 Tövbeyi bozmak büyük günah mı?

Bu konuda Deylemi’nin rivayet ettiği bir hadiste Şu ifadelere yer verilmiştir:

“Bir kul, tövbe istiğfar eder, sonra bu günahı tekrar yapar, sonra yine tövbe istiğfar eder. Sonra tekrar o günahı işler, yine tövbe istiğfar ederse; dördüncü defa yapınca, Allah onu yalancılar arasında / yalancılardan biri olarak yazar.” (bk. Deylemi, 1/287; Kenzu’l-Ummal, 4/228)

Bu hadis rivayeti zayıftır.

Tövbenin her zaman yapılabileceği ve kabul olabileceğine dair sahih hadis rivayetleri vardır.

Nitekim, Buhari ve Müslim’de yer alan bir rivayette şu ifadelere yer verilmiştir:

“Bir kul bir günah işler sonra da 'Rabbim! Günahımı affet!' derse, onun Rabbi de şöyle der:

'Demek kulum onu bağışlayan bir rabbinin olduğunu biliyor ve ona yalvarıyor; İşte Ben de onu afettim.' 

Bir süre sonra yine bir günah işler sonra da 'Rabbim! Günahımı affet!' derse, onun Rabbi de yine şöyle der:

'Demek kulum onu bağışlayan bir rabbinin olduğunu biliyor ve ona yalvarıyor; ben de onu afettim.' 

Bir müddet sonra (kul) tekrar bir günah işler sonra da 'Rabbim! Günahımı affet!' derse, onun Rabbi de  yine şöyle der:

‘Demek kulum onu bağışlayan bir rabbinin olduğunu biliyor ve ona yalvarıyor; İşte ben de oınu afettim. Artık dilediğini yapsın (yani: ne kadar günah işlese ardından tövbe istiğfar etse ben onu affederim. Bunu (Allah 'Ben de onu afettim.' cümlesini) üç defa tekrarlıyor.” (Buhari, h. no: 7507; Müslim, h.no: 2758)

İmam Nevevi, bu hadisi açıklarken şu görüşe yer veriyor:

“Bu hadis rivayetlerinden anlaşılıyor ki, bir kul/insan yüz defa, bin defa ve daha fazla bir günah işlemeyi tekrar eder ardından da tövbe -istiğfar ederse, Allah onun (kabul şartlarına haiz ise) tövbesini kabul eder ve günahlarını affeder... Şayet defalarca yaptığı günahları için toptan bir defa samimi tövbe-istiğfar ederse, Allah bu tövbesini kabul eder ve bütün o günahlarını affeder.” (Nevevi, Şehu Müslim, 17/75)

Tabii ki, İmam Gazali’nin de ifade ettiği gibi, “Kabul şartlarını taşıyan her tövbeyi Allah kabul eder.” (İhyau’l-Ulum, 4/13)

Bu şartları taşımayan tövbelerin bir faydası olmaz...

37 İmanın sevkiyle hayır kazanamamış kimdir?

İlgili hadisin meali şöyledir:

“Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Güneş battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar toptan iman edecek, fakat artık o gün: daha evvelden iman etmeyen yahut imanında bir hayır kazanmayan hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermeyecektir.” (Müslim, İman 248)

Bu hadiste, Kıyametin en son alameti olan “Güneşin batıdan doğması ile artık, imanın veya tövbenin kabul edilmeyeceği haber veriliyor.

Nitekim,

 "Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tövbesini kabul eder." (Tirmizî, Daavât 98)

hadisiyle, canı boğaza gelen bir kimseye ahiret hayatı gösterildiği için, artık o kimsenin imanı nasıl kabul edilmez ise, güneşin batıdan doğduğunu görenlerin imanı ve tövbesi de kabul edilmez.

Hadiste geçen bu ifade,

 "Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmayan veya imanıyla bir hayır kazanmayan kimseye, artık imanı fayda vermez." (En`am, 6/158)

mealindeki ayette de geçmektedir.

Demek ki, gerek tam can çıkarken ahiret hayatının gözle görülmesinden, gerekse kıyametin son işareti olan güneşin batından doğmasından sonra iman etmek fayda vermediği gibi, korkunç gerçeği artık iyice anlayan ve gözleriyle gören günahkâr müminlerin yaptıklarına pişman olarak tövbe ve istiğfar etmeye kalkmaları da bir fayda getirmez. Çünkü ina­nılması istenilen şeyler olduğu gibi ortaya çıkmış artık güzleriyle de görmüşlerdir. Bir şeye gözü ile gördükten sonra inanmaya ise iman denilmez. O hâlde, günahkâr müminlerin böyle bir zamanda yapacakları tövbe de geçersiz olacaktır.

Buna göre, önemli olan, her şeyi zamanında yapmaktır. Bir gün kıyametin kopacağını, ahiret hayatının başlayacağını ve insanların dünyada yaptıklarından dolayı orada hesaba çekileceklerini, daha hayat devam ederken anlamalı, kötü davranışlarını bırakmalı ve kendisine çekidüzen vermelidir.

Şu hâlde tövbe etmeyi geciktirmemeli, "daha sonra yaparım" diye düşünmemelidir. Çünkü ölümün bizi ne zaman yakalayacağı belli değildir. Ecelin kollarına düştükten, gerçekleri bütün açıklığı ile gördükten sonra tövbe etmenin faydası yoktur.

Bu gerçek bir ayette şöyle dile getirilmektedir:

“Kötülük işlemeye devam eden, ölüm gelip çatınca da "Artık tövbe ettim" diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçersizdir.” (Nisa, 4/18)

Demek ki yakayı ecele kaptırdıktan sonra tövbe etmenin faydası yoktur.

Eli ayağı tutarken zekatını vermeyen, fakat öleceği kesinleşince:

Rabbim! Ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de sadaka verip iyilik edenlerden olsam.(Münafikun, 63/10)

diyen kimsenin de aynı şekilde sözüne değer verilmeyeceği ayette belirtilmektedir.

Zira değişmeyen bir gerçek vardır: Can boğaza gelip ya da kıyametin en son işareti olan güneşin batıdan doğup ahiret yolu bütün açıklığıyla görününce pişmanlık duymanın ve tövbe kapısı kapandıktan sonra tövbe etmeye kalkmanın hiçbir değeri yoktur.

Özetle:

- İnsan her fırsatta tövbe etmeli, Allah’ın kendisine lütfettiği “hatayı düzeltme yeteneği”ni göstermelidir.

- Allah, kulunun; kâfir ise her türlü inkârından, mümin ise her türlü günahından yapacağı tövbesini, can boğaza gelinceye veya kıyametin en son işareti olan güneşin batından doğmasına kadar kabul eder.

- İnsan ileride "nasıl olsa tövbe ederim" diye düşünmemeli, aklı ve şuuru yerinde iken, kâfir ise inkârından, mümin ise günahlarından tövbe etmeye bakmalıdır.

- Tövbe etmede asla tembel olmamalıdır.

38 Şeytanlığı seçen bir cin, şeytan olduktan sonra tövbe edip Müslüman olabilir mi?

İblisin zürriyeti de iblis gibi şeytani işler çevirmekten hak yolu düşünecek -deyiş yerindeyse- başlarını kaşıyacak vakitleri yoktur.

İslami Literatürde -gördüğümüz kadarıyla- bütün şeytanlar babaları İblis’le aynı yolun yolcusu olarak gösterilmektedir. İblis özgür iradesiyle şımarıklığı, kibir ve küstahlığı ile inkârcılığı tercih ettiği gibi, onun zürriyeti de aynı şekilde davranırlar.

İslam alimleri,

"Ya Rabbî!" dedi, "O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!" (Hicr, 15/36)

mealindeki ayetin tefsirinde bu konu üzerinde durmuşlardır.

Bu konuda yapılan birkaç yorumu aşağıda takdim etmiş bulunuyoruz. Bu yorumlar İblis için olduğu gibi zürriyeti için de geçerlidir.

a) Şeytan Allah'ın kulu olduğunu ve Allah'ın kendisine yaptığı ihsanlarını (var edilmesi, akıl sahibi kılınması gibi iyiliklerini) zımnen itiraf etmesine rağmen, tövbe edip yaptığı yanlışlarından geri dönmemiştir. Çünkü, o daha önce Adem'e secde etmediğinden Allah'ın lanetine uğramış, rahmetinden mahrum kalmaya mahkum edilmişti. Allah'ın (hakkettiği için) kendisine küfür mührünü vurduğu kimsenin iman etmesi elbette beklenemez. (Nazmu'd-dürer, ilgili ayetin tefsiri)

b) Allah, şeytanda uzun süre yaşama sevgisini yarattığı için, kıyamete kadar kendisine mühlet verilmesini istemiştir. Çünkü hadiste ifade edildiği gibi, "Herkes -iman ve küfür konusunda- özgür iradesiyle yapacağı tercihine uygun bir yola muvaffak edilir." Şeytandaki uzun yaşama arzusu da bu nevidendir. (İbn Aşur, ilgili yer)

Yani; şeytanın özgür iradesiyle Allah'a karşı yaptığı ve yapacağı isyanın cezasını çekmesi için kendisine (tövbe etmeyi değil) yapacaklarını yapması için uzun yaşama arzusu verilmiştir. Artık o sadece bunu düşünmektedir.

c) İbn Ömer'den yapılan rivayete göre, İblis / Şeytan Hz. Musa'ya: "Sen (adam öldürmekten ötürü) tövbe ettiğinde Allah senin tövbeni kabul etti, sonra da seni peygamber yaptı ve seninle vasıtasız konuştu. Ben de tövbe etmek istiyorum; ne olur benim için şefaatçi ol!" dedi.

Hz. Musa da onun bu isteğini Allah'a arz etti. Allah: "Şeytanın gidip Âdem'in kabrine secde etmesi halinde tövbesini kabul edeceğini" söyledi.

Hz. Musa şeytana bu teklifi yaptığında, şeytan: "Dirisine secde etmediğim birinin ölüsüne mi secde edeceğim?!." diyerek bu teklifi reddetti. (Suyuti, Eddürrü'l-mensur, 2/34)

İlave bilgi için tıklayınız:

Şeytan Müslüman olamaz mı? Allah, nasıl oluyor da şeytanlara ...