Gölge secde eder mi? Ayetlerde geçen "Gölgelerin sabah akşam ister istemez secde etmeleri" (Ra'd, 13/15) ve "Gölgelerin küçülerek ve Allâh'a secde ederek sağa sola dönmeleri" (Nahl, 16/48) bu ayetleri nasıl anlamalıyız?

Tarih: 31.08.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allâh’a secde ederler.” (Ra’d, 13/15)

“Allâh’ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allâh’a secde ederek sağa sola döner.” (Nahl, 16/48)

Bu ayetlerde iki husus özellikler vurgulanmaktadır:

Birincisi: Allah’a secde etmeyen kâfirlerin de gölgeleri Allah’a secde etmektedir. Bu vurguyla, kâfirlerin, müşriklerin simgesel temsilcileri olan gölgelerinin bile Allah’ı tanıyıp ona secde ettiklerine işaret edilerek onlar düşünmeye davet edilmiştir.

İkincisi: İnsanların ikamet ettiği yerküresinin, güneş sistemi içerisindeki konumu nazar-ı dikkate sunulmuş, böyle ince bir sanat harikasının mutlaka, sonsuz ilim, kudret ve hikmeti sahibi bir yaratıcısının olmasının zorunluluğuna işaret edilerek, inkârcıların ve müşriklerin akıllarını kullanmaları istenmiştir.

Çünkü, yeryüzündeki cisimlerin gölgeli olmaları için, çok ince bir sanat tablosu söz konusudur. Bu gölgeler, 150 milyon Km. uzakta olan güneşin ışıklarının beli bir kanun çerçevesinde yeryüzüne yansımasıyla meydana gelir. İnsanlar, kıyam halinden/yukarıdan yeryüzüne başını koymak suretiyle secde ettikleri gibi, güneş ışınları da kıyam hali olan gökten yeryüzüne gelip yüz sürerek secde etmektedir. Bu ışınların yeryüzü cisimlerine yansıması esnasında onlarda meydana gelen gölgeleri de yerlere yüz sürmek suretiyle secde etmektedir. Eğer karşılıklı iki güneş olsaydı, yahut yeryüzü su gibi şeffaf bir şekilde yaratılsaydı bu gölgeler oluşmazdı ve bu simgesel secdeler meydana gelmezdi.

Allah’ın güneş sistemini bu şekilde yaratması, bir yandan Allah’ın birliğini gösterdiği gibi, bir yandan da onun bütün varlıklar tarafından hak mabut olarak kabul edilip ona secde edildiği nazara verilmiştir. “Hiç bir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” (İsra, 17/44) mealindeki ayette de bu gerçeğe işaret edilmiştir.

Bu husus, secde etmekten imtina edenler için ciddi bir derstir. Çünkü, bu gölgelerin secde vaziyetine girmeleri Allah’ın secde edilmeye layık yegâne hak mabut olduğuna simgesel bir şahadettir. (krş. İbn Aşur, Rad, 15. ayetin tefsiri)

"Allah'a kulluk etmek ve O'na boyun eğmek" anlamına gelen secde, ihtiyarî (serbest) ve zorunlu olmak üzere iki kısımdır.

Birincisi insanlara mahsus olup insanlar serbest iradeleriyle Allah'a secde yani itaat ederek bununla sevap kazanırlar. Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok yerde bu anlamda kullanılmıştır. (bk, Necm 53/62)

İkincisi ise zorunlu secdedir. Bu anlamda insan, hayvan, bitki ve cansız varlıkların tamamı Allah'a secde etmektedir. (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "scd" md) Nitekim soruda geçen ayette “göklerde ve yerde bulunan ne varsa hepsinin istese de istemese de Allah'a secde ettiği” bildirilmiştir. Âyetteki "istese de istemese de" ifadesi, Allah'ın hükmünün her şey için geçerli olduğunu, hiçbir şeyin O'nun iradesi, buyruğu ve kanunlarının dışına çıkamayacağını belirtir. İnkarcılar, iradeye bağlı davranışlarda O'na baş eğmeye istekli olmasalar bile, evrende hüküm süren kural ve kanunlarına boyun eğmek zorundadırlar.

Gölgelerin sabah akşam Allah'a secde etmesi
de güneşin hareketine bağlı olarak sabahları batıya doğru uzaması, öğle vaktinde sıfırlanması veya en kısa haline gelmesi öğle-akşam arasında doğuya doğru uzamasıdır. Âyet-i kerîmede gölgelerin bu durumu, secdeye kapanan insanın durumuna benzetilmiştir, İşte yeryüzünde gölgelerin bu şekilde uzayıp kısalması Allah'ın koyduğu nizama ve tabiat yasalarına boyun eğmelerinin bir ifadesidir. Şu halde tabiatta gölgesi bulunan her şeyin hem kendisi hem de gölgesi Allah'a boyun eğmekte ve secde etmektedir. Aynı mânada diğer ayette Allah'ın yarattığı varlıkların gölgelerinin küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döndüğü ifade edilmiştir. (Nahl 16/48)

Burada tabiatın ilâhî iradeye boyun eğişine bir örnek olmak üzere basit bir olay gibi görünen gölgenin hareketine dikkat çekilmektedir. Kâinattaki bütün oluşlar Allah'ın iradesine bağlıdır; cisimlerin gölgesinin daimî bir değişme içinde olması da bu iradenin tabiata müdahalesinin sürekliliğini kanıtlayan, herkesin görüp durduğu en ilginç örneklerden biridir.

Tabiat kanunları dediğimiz düzenli sebep-sonuç ilişkileri Allah'ın özgür iradesiyle işlettiği yasalardır; yoksa tabiat kendi kendine yasalar koyan bilinçli, iradeli bir güç değildir. Esasen dış dünyada tabiat diye ayrı, bağımsız, gerçek bir varlıktan değil, sadece tek tek varlıklardan söz edilebilir; tabiat ise bu varlıkların tamamı için kullanılan isimden, kelimeden başka bir şey değildir. Şu halde var olmayan bir şeye fiil ve yaratma gibi etkinlikler de isnat edilemez.

Bu durumda gölgeyi sürekli hareket halinde bulunduran sonsuz güç diğer bütün olayları da kesintisiz sürdürmekte, bütün oluş ve bozuluş (kevn ve fesad) bu iradeyle gerçekleşmektedir. İşte hakiki iman budur; yoksa Mekke müşriklerinin putları Allah'a ortak tanıması -bir Allah inancı söz konusu olsa bile- O'nun yanında başka güçler tanıyıp o güçlere Allah'ı, O'nun iradesini ve gücünü dışlayan işlevler yüklemesi makbul bir iman değildir. (bk. Kur’an Yolu, Nahl, 48. ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun