Enfal suresi 50. ayette kafirlerin canlarını alırken "Yüzlerine ve arkalarına (kıçlarına) vura vura..." denilmektedir. Bu ifadeleri açıklar mısınız?

Tarih: 16.08.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Enfal Suresi 50. Ayet:

"Bir de me­leklerin o küfredenlerin yüzlerine ve arkalarına (kıçlarına) vura vura ve 'tadın yakıcı azabı' diye diye canlarını aldıklarını görmeliydin!"

mealindeki âyetle, inatçı inkarcıların ölüm anında ve ondan sonra karşılaştıkları azap, ibretli safhasıyla anlatılmakta, Allah'tan kaçıp uzaklaş­manın, O'nu ret ve inkâr etmenin hiçbir fayda sağlamıyacağı belirtilerek, sonunda dönüşün mutlaka O'nun hükmüne olacağına işaret edilmektedir.

Şüphesiz ki, ölüm olayı meydana gelirken bizim görmediğimiz birçok görevli melekler ilâhî emri kusursuz uygulamakta ve öylece her şey plân­da hazırlandığı gibi gerçekleşmektedir. Meleklerin, "kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura ruhlarını çekip almaları" mecazî anlamdadır. Allah'tan geldiği gibi temiz kalmayıp fazlasıyla kirlenen ve tanınmaz hale gelen ruh­larını gazapla tutup çekmeleri ve lâyık olduğu yere itip atmaları ve "tadın yakıcı azabı" demeleri, insanoğlunun bilgi ve müşahedesi dışında cereyan eden ve bütünüyle fizik-ötesiyle ilgili bulunan bir uygulamadır.

Müfessir Fahruddin Râzî bu âyetin tefsirinde tasavvufî anlamda bir incelik bulunduğunu belirterek nefis bir yorum yapmıştır; özetleyerek nak­lediyoruz:

«Kâfirin ruhu bedeninden çıkınca, o anda dünya âlemine sırt çevir­miş ve âhiret âlemine yönelmiştir. Bu durumda küfründen dolayı âhiret âlemini görmez; ancak birbiri ardınca karanlıklar görebilir. Kâfirin ruhu­nun bedenine olan aşırı ilgi ve sevgisi ve bir anda ondan ayrı düşmesi, onu elem ve üzüntülere, hasret ve özlemlere garkeder. Dünyadan da ayrılması sebebiyle yine elem ve ıztıraplara, üzüntü ve tahassüre boğulup kalır. Âhirete yüz çevirmesi sebebiyle de küfründen dolayı nursuz ve ma­rifetsizdir; o bakımdan karanlıktan karanlığa sürüklenir. İşte bu iki yönlü üzüntü ve sıkıntı, meleklerin onların yüzlerine ve arkalarına vurması şek­linde ifâde edilmiştir.»

Ortaya çıkan tablo, ilâhî adaletin tâ kendisidir. Dünyada iken imân ve İslâm nurunu reddeden ve nereden geldiğini, nerede niçin bulunduğu­nu, nereye, neden gideceğini bilmeyerek nefis ve şehvet pazarında bir ömür tüketip kalbini, vicdanını ve ruhunu karartan inkarcı; kendi zinda­nını kendi eliyle, kendi yakıtını kendi ameliyle, kendi yurdunu kendi inan­cıyla hazırlayıp beraberinde götürür.

Allah kimseye zulmetmez, ama insan kendine zulmeder. Nitekim ilgili 51. âyet bu gerçeği açıklayarak hayatta olup henüz fırsatları kaçırmayanlara ilâhî rahmetin sesini duyu­ruyor.

«İşte bu sizin ellerinizin işleyip öne sürdüğünüzün karşılığıdır ve elbette Allah kullarına zulmedici değildir.»(Enfal, 8/51)

(bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 5/2387-2388.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun