"Seni Kur'ân okurken dinleyenler de vardır. Fakat biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik." (En'am, 6/25) ayeti, insanlar arasında hidayete erme konusunda eşitsizlik sayılmaz mı?

Soru Detayı

- Bazılarının ayetleri anlamalarını Allah'ın (cc) engellemesini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İlgili ayetin tam meali şöyledir:

“Onlardan seni Kur’ân okurken dinleyenler de vardır. Fakat biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mûcize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek 'Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.' derler."(Enam, 6/25).

Bilindiği üzere, dinî imtihana konu olan insanın iman-amel/söz-niyet-fiil ve davranışlarında Allah’ın külli iradesi ve yaratıcılığı yanında kulun cüzî iradesi ve özgürce hareket etme kabiliyeti de söz konusudur. Ancak, Kur’an’da -sözün makamına göre- bazen Allah’ın yaratıcılığı, bazen de insanın özgür iradesi ön plana çıkartılır; diğer unsur zımnen var kabul edilir. 

Bu hakikati detaylandıracak olursak; Kur’an’da insanların sorumlu olduğu fiillerinden bahsedildiğinde, genellikle şu üç şekilden biriyle söz edilir. 

1. Sadece insanın kendi özgür iradesi nazara verilerek fiilleri söz konusu edilir. Belagat makamının gereği olarak Allah’ın yaratma cihetine yer verilmez.

“Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir.”(Bakara, 2/286)

meâlindeki âyet,  buna bir misaldir. Bu ayette anlatılmak istenen husus insana sorumluluğunu hatırlatmak olduğu için işin yaratma yönüne vurgu yapılmıştır.

2. Sadece Allah’ın yaratıcılığı ön plana çıkartılır ve kulun özgür iradesine yer verilmez.

"Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerine de bir perde inmiştir. Bunların hakkı büyük bir azaptır.”(Bakara, 2/7)

meâlindeki âyet, buna bir misaldir. Bu ayette anlatılmak istenen husus Hz. Peygambere (asm) teselli vermek, söz konusu edilen inkârcıların (iman etmeye niyetlerinin olmadığı bildiği için, onların bu kötü niyetlerine ceza olarak) bundan sonra iman etmelerine imkân verilmeyeceğini hatırlatmak olduğu için, işin sadece yaratma yönüne vurgu yapılmıştır.

3. Hem Allah’ın külli iradesi ve yaratıcılığı hem de insanın cüzî iradesi ve kesbinden/kazancından sözedilir.

“Aleyhlerinde bir sûre indirilince göz kırpıp alay ederek birbirlerine bakar, sonra 'Acaba bizi gören biri var mı?' diye endişe ile bakınır, gören biri yoksa hemen sıvışır giderler. Anlamaz bir topluluk olduklarından, (onlar nasıl iman ve Kur’ân meclisinden uzaklaşıp gidiyorlarsa), Allah da onların kalplerini imandan uzaklaştırır.”(Tevbe, 9/127)

mealindeki ayet buna bir misaldir.

Bu ayette, iman etmenin, Kur’an’ı anlamanın, Hz. Peygamberi (asm) kabul etmenin iki yönünün bulunduğuna; bir yandan Allah’ın külli iradesine, bir yandan da insanların özgür iradesine işaret edilmiş, dini imtihan konusunda insanın özgür iradesinin esas olduğuna, inkârcılara imanın nesip edilmemesi ise, bir ceza olarak Allah tarafından tahakkuk ettirildiğine vurgu yapılmıştır.

İşte soruda söz konusu edilen ayette de  sadece Allah’ın yaratıcılığı ön plana çıkartılmış ve kulun özgür iradesine yer verilmemiştir. Çünkü, bu makam bunu gerektiriyor. Onun için burada Allah’ın azameti, büyüklüğü, hükümranlığı nazara verilerek -bir kısım azgın inkârcıların düşmanlıklarına karşı- Hz. Peygambere (asm) teselli verilmiştir. 

İbn Abbas’tan aktarıldığına göre, bu ayetin nüzul sebebi şudur: Mekke’nin ileri gelenlerinden Ebu Sufyan, -Rabia’nın oğulları- Utbe ile Şeybe, Ebu Cehil, Velid b. Muğire, Nadr b. Haris, -Halef’in oğulları-Ümeyye ile Übey adındaki şahıslar, bir gün Hz. Peygamber (asm)'in okumakta olduğu Kur’an’ı dinlemeye karar verdiler ve gidip dinlemeye başladılar. Bunlar arasında eski masalları, hikâyeleri bilen, Faris/İran bölgesine sık sık yaptığı seyahatlerinde Rüstem, İsfendiyar gibi ünlülerin hayat hikâyelerini ve güzel sözlerini öğrenip Mekke’deki toplantılarda anlatmakla meşhur olan Nadr b. Haris’in düşüncesi önem arzediyordu. Onun için arkadaşları ona:

“Muhammedin söyledikleri (okuduğu Kur’an) hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordular. O da bu soruya cevap olarak şöyle dedi:

“Kabeyi kendine ev yapan Allah’a yemin ederim ki, onun ne dediğini hiç anlamıyorum... Sadece dudaklarının deprendiğini görüyorum... Dedikleri/okudukları şeyler, benim de size sık sık anlattığım eskilerin masallarından başkası değildir...”(bk. Taberi, Zemahşeri, Razî, Beydavî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

Rivayete göre, onlardan biri olan Ebu Süfyan: “Ben Muhammed’in bu söylediklerinin hak olduğunu düşünüyorum.” demiş ve buna Ebu Cehil şiddetle karşı çıkmıştır(a.g.e, a.g.y).

Bu azılı İslam düşmanlarından hiçbiri iman etmemiş; yalnız “Ben Muhammed’in bu söylediklerinin hak olduğunu düşünüyorum.” diyen Ebu Süfyan iman etmiştir. 

Ayetin başında “ve minhum=onlardan bazıları” ifadesi, adeta Ebu Süfyan’ı istisna etmek için kullanılmış bir ihbar-ı gaybi görümündedir.

İşte bu ayette Allah’ın sonuz ilminin yansıtan kitabına “eskilerin masalı” diyenlere karşı bir meydan okuma, onların iman etmeleri için kullanmaları gereken bütün cihazlarının dumura uğratıldığına vurgu yapma ve Hz. Muhammed (asm)’e bu gibi azılı düşmanların saldırıları karşısında duyduğu üzüntüyü hafifletme adına,söz konusu insanların kötüye kullandıkları cüzî iradelerine işaret etmekten vazgeçilmiş, yalnız Allah’ın külli iradesine vurgu yapılmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR