Dünyevi işlerinin ibadet hükmüne geçmesi için namazın şart koşulmasının nedeni ve namazın fonksiyonu nedir? Okul, iş, evlilik, çocuk gibi işlere başlarken ve bunlarını fanilikten kurtaracak niyet nasıl olmalı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan sabahleyin âdeta yeni bir hayat bulmuş, geçimini temîn edecek faaliyetlere başlamak için gerekli vücud zindeliğine kavuşmuş haldedir. Bu canlılık ve zindeliği veren ve onu rızkını temin çabalarında muvaffak edecek olan ise, ancak Allah Teâlâ'dır. Binaenaleyh, verdiği sıhhat nimetine şükür ve dünyevî çabalarda yardımını celb için, insan sabah namazını kılmakla mükellef tutulmuştur. İnsan sabahtan akşama kadar Allah'ın verdiği hayat, sıhhat, akıl nimetlerinden faydalanmaktadır. Bu nimetler sayesinde dünyevî işlerinde başarı ve muvaffakıyet sağlamaktadır.

İşte nâil olduğu bu muvaffakıyete şükretmek ve bu faaliyetlerin ruhu gaflet ve kasâvet içinde bırakmasına mâni olmak için de, öğle ve ikindi namazları farz kılınmıştır. Akşamın yaklaşması ile nihayet bulmaya yüz tutan bir günlük faaliyet ve çabanın, ruhanî bir ibadetle sona erdirilmesi, o gün elde edilen kazanç ve kârlara bir şükran ifadesi olacağından, akşam namazı farz kılınmıştır. İnsan daha sonra uyku âlemine girecektir. Bir bakıma ölüm nümûnesi olan ve bir bakıma da huzur ve istirahat devresi sayılan bu âleme varmadan önce o günkü hayata kudsî bir ibâdetle son vermek, o âleme ilâhî bir zevk ve ruhanî bir intibahla intikal etmek, Allah'ın af ve mağfiretine ilticada bulunmak, bir hüsn-i hâtime nişânesi olacağından, bunun için de yatsı namazı kılınmaktadır.

Diğer tarafdan: Gerek insanın ve gerek etrafındaki varlıkların hayatında doğma, büyüme, duraklama, ihtiyarlama, sonra da ölüp gitme gibi beş ayrı safha tecellî etmektedir. İşte bu safhalara mukabil olmak ve insanın maddî varlığı ile mânevî varlığı ve çalışması arasında güzel bir muvazene kurabilmek için Hâlikımız günde beş vakit namazı bizlere emretmiştir. Böyle mukaddes, maddî ve içine alan faydaları muhtevî bir ibâdetle mükellef olduğumuzdan O'na ne kadar şükretsek azdır.

Namazın beş vakte tahsisindeki hikmetler, sadece bu söylediklerimizden ibaret değildir. Bediüzzaman Hazretlerinin şu izahları da konuya açıklık getirici mahiyettedir:

"Nasıl ki haftalık bir saatin sâniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri, birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de; Cenâb-ı Hakk'ın bir saat-ı kübrâsı olan şu âlem-i dünyanın sâniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deverânı. Ve dakikaları sayan seneler... Ve saatleri sayan tabakat-i ömr-i insan. Ve günleri sayan edvâr-ı ömr-i âlem, birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler. Ve birbirinin hükmündedirler. Ve birbirini hatırlatırlar."

"Meselâ: Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına, hem Semâvat ve Arz'ın 6 gün hilkatinden birinci güne benzer ve hatırlatır. Ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi ihtâr eder.

"Zuhr (Öğle) zamanı ise, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemâline hem ömr-i dünyadaki hilkat-i insan devrine benzer ve işaret eder. Ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyûzât-ı nimeti hatırlatır."

"Asr (İkindi) zamanı ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem Âhirzaman Peygamberinin (Aleyhissalâtü vesselâm) Asr-ı saâdetine benzer. Ve onlardaki şuûnat-ı İlâhiyeyi ve in'âmât-ı Rahmâniyeyi ihtâr eder."

"Mağrib (Akşam) zamanı ise, güz mevsiminin âhirinde pek çok mahlûkatın gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyâmet iptidasındaki harâbiyetini ihtâr ile tecelliyât-ı Celâliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır. İkaz eder..."

"İşâ (Yatsı) vakti ise, âlem-i zulümât, nehâr âleminin bütün âsarını siyah kefeni ile setretmesini, hem, kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefat etmiş insanın bakiye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dâr-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhâr-ı Zülcelâlin celâlli tasarrufatını ilân eder."

"Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem Âlem-i Berzah'ı ifhâm ile ruh-u beşer, Rahmet-i Rahmâna ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir. İkaz eder. Ve bütün bu inkılâbat içinde Cenâb-ı Mün'ım-i Hakikî'nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ve senâya müstehak olduğunu ilân eder."

"İkinci sabah ise, Sabah-ı Haşr'i ihtâr eder. Evet, şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar mâkul ve lâzım ve kat'î ise, Haşrin sabahı da, Berzah'ın baharı da, o kat'iyettedir."

"Demek, bu beş vaktin herbiri bir mühim inkılâb başında olduğu ve büyük inkılâbları ihtâr ettiği gibi; Kudret-i Samedaniyenin tasarrufat-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle, hem senevî hem asrî, hem dehrî kudretin mu'cizâtını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek, asıl vazife-i fıtrat ve esas ubûdiyet ve kat'î borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve ensebdir." (Sözler, Dokuzuncu Söz).

Namazın Bize Sağladığı Faydalar Nelerdir?

Namaz bize dünyevî-uhrevî, maddî-mânevî pek çok faydalar sağlamaktadır. Bu faydalardan bâzıları şunlardır:

1. Günde beş vakit namaz kılan bir insan, daima Allah'ı hatırlar ve kendisini her an O'nun huzurunda hisseder. Bu ise, o insanın aklında kötü düşüncelerin barınmasına fırsat vermez. Verse bile çıkarıp atmasına sebeb olur. Zaten dünyada gördüğümüz her kötülüğün başı, Allah'ı unutmak ve Allah korkusuna kalbde yer vermemek değil midir? Dünyada insana Allah'ı unutturacak, gaflete atacak pek çok şey vardır. İnsan yaradılışı itibariyle gece-gündüz dünya meşgaleleri içindedir. Böyle kesif bir meşgale içinde bulunan insana, elbette her an Allah'ı hatırlatacak bir şeyin olması gerekir. Böyle bir şey olmaz ise, insan hem Allah'ı unutur, hem de kalbinde Allah korkusuna yer vermez. Allah'ı unutunca da yalnız kendi nefsini, keyfini, menfaatini düşünen bencil bir insan hâline gelir. Hak, hukuk, adalet gözetmez. İnsanlar bu hâle gelince, artık ona ne kanun, ne polis, ne de jandarma tesir edebilir. Fırsat bulduklarında meşru' olup olmadığına bakmaksızın her arzu ettiklerini yaparlar. İşte bunun içindir ki, Allah Teâlâ, insanoğlunun kalbine ona daima Allah'ı hatırlatacak ve O'ndan korkutacak bir bekçi koymuştur. Bu bekçi de namazdır. Namaz, insana Mevlâsını hatırlatır. İnsan Mevlâsını hatırladıkça kötülüklere olan meyli kırılır. Akıl, fikir, el, ayak, göz kulak gibi bütün âzalarını kötülüklerden çeker. Başkasının malına, canına, ırz ve namusuna göz dikmez. Namazın bu hususiyetine Kur'ân-ı Kerîm'de şu şekilde işâret olunmuştur:

"Namaz kıl. Zira namaz insanı fahşâ ve münkerden, yani, her türlü kötü ve çirkin işlerden alıkor." (Ankebût 29/45)

Hadîs-i şerîf'te de meâlen:

"Namaz dînin direğidir. Kim namazını kılmaya devam ederse, dînini yıkılmaktan korur, muhafaza eder. Kim de onu terkederse, dinî hayatın direğini yıkar, dindarlığını muhafaza edemez hâle gelir." (bk. Acluni, Keşful Hafa, 2/31; ayrıca bk.Tirmizi, İmân 8; İbni Mâce, Fiten 12; Müsned, 5/231, 237; Hâkim, Müstedrek, 2/76)

buyurulmak suretiyle, bu husus veciz bir şekilde beyan edilmiştir. Namazın insana Allah'ı nasıl hatırlatıp onu her türlü kötülüklerden nasıl alıkoyduğunu biraz daha açıklayalım:

Namazını devamlı kılan bir kimse, sabahleyin erken kalkar, sabah namazını kılmak ve Allah'a olan borcunu ödemek için, önce abdest alır. İçini ve dışını temizler. Kalbinde bir kötülük varsa onu atar. Temiz bir kalb ve temiz bir vücudla Allah'ın divanına çıkar, huzurunda durur, namazını kılar. Bundan sonra işine gider. İş esnasında huyu, suyu, sözü sohbeti başka başka insanlarla karşılaşır. Bunlardan iyi ve kötü pek çok söz işitir, insan olması hasebiyle zaman zaman kalbine kötü düşünceler gelir. Hırs, hased, kin, intikam hisleriyle dolar. Bunların bir kısmının teisîri altında bir şeyler yapmaya karar verdiği ve yapmak için hazırlığa da giriştiği bir sırada, müezzinin "Allahu ekber" diyerek öğle namazına çağırdığını işitir. İşte o zaman kalbi kin ve intikam, hırs ve hased ile dolu olan insan, kalbindeki bütün bu kötü hisleri bir tarafa atarak namaza koşar. Yine temiz bir kalb ve temiz bir vücud ile Allah'ın huzuruna durur. Namaz onun imdadına yetişmiş, herhangi bir kötülük işlemesine fırsat vermeden Allah'ın huzuruna çıkarmıştır. Namazın bu imdadı ona ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde de yetişir. Artık o insan için, kötülük yapmaya ve düşünmeye zaman kalmamıştır. Beş vakit namaz ona bu fırsatı vermez. Çünkü bir vakit namazın kalbinde bıraktığı te'sir kaybolup gitmeden diğer bir vaktin namazı gelip girer. Bu sebeble namaz kılmakta devamlı olan bir insanın kalbinde Allah sevgisi ve korkusu hiç eksik olmaz. Böyle bir kalbten de kötülük sâdır olması beklenemez.

2. Namaz, mü'minin günlük hayatını da düzenler. Günde beş vakit, belirli vakitlerde Allah'ın huzurunda bulunma zarureti, insanı belli bir düzen ve disiplin içinde yaşamaya sevkeder. İşlerini, namaz vakitlerinin hâsıl ettiği zaman dilimlerine göre tanzime mecbur eder. Böyle düzenli ve disiplinli bir şekilde yapılan çalışmalar ise, insanı hayatta huzurlu ve başarılı kılar.

3. Her namaz, sahibine nefsini murakabe, muhasebe ve kontrol melekesini de kazandırır. Sık sık müdür veya müfettiş huzuruna çağrılan bir memur, nasıl görevinde dikkatli davranır, işlerini muntazam bir surette yürütürse, bunun gibi günde en az beş sefer Hâlikının huzuruna çıkan bir insan da, bütün işlerini hatâ ve yanlışlığa meydan vermeyecek şekilde yapar.

4. Namaz kılan bir mü'min, kalben müsterihtir, ruhen kuvvetli, mânen güçlüdür. Hayatı boyunca, vazifesini hakkıyla yerine getirmiş olmanın huzuru ile yaşar.

5.
Beş vakit namazını kılan kimseyi, Cennetine koyacağına dair Allah Teâlâ'nın va'di vardır. Yeter ki kılınan namazlar, sırf rızâ-yı İlâhî için olsun ve erkân ve âdâbına riayet edilerek eksiksiz yapılsın.

"Cennetin anahtarı namazdır." (Taberani, el-Mu'cemü'l-Evsat, 5/186, hadis no: 4361)

hadîs-i şerîfi, bu İlâhî va'di te'yid etmektedir. Yanlış anlaşılmasın, bu ifade, namaz kılmayan kimse Cennete giremez demek değildir. Allah isterse, kulunun râzı olduğu bir iyiliğinden veya İslâmî bir hizmetinden dolayı, onun bütün günah ve kusurlarını, ibâdet borçlarını afvedip Cennetine koyabilir. Bu, tamamen O'nun lütuf ve merhametine kalmış bir husustur. Fakat namaz ibâdetini mâna ve ruhuna uygun şekilde eksiksiz olarak yerine getirene ise, Allah, Cennetini va'detmiştir. Va'dinden dönmek O'nun şânına yakışmaz.

6. Günde beş vakit namaz kılmak, aynı zamanda küçük günahlar için bir keffârettir. Resûl-i Ekrem Efendimiz, beş vakit namazı vaktinde kılan kimseyi, günde beş defa evinin önünden akan bir nehire girip yıkanan kimseye benzetir ve sonra şöyle buyurur:

"Günde beş defa suda yıkanan kimsenin bedeninde kirden ve pastan bir eser kalır mı? İşte namazını kılan, günde beş vakit Rabbinin huzurunda başını secdeye koyup rahmetine iltica eden kimse de böyledir. Allah böyle kimselerin günahlarını afveder. İsterse günahları köpükler kadar çok olsun." (Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283)

Bir başka hadîs'te de şöyle buyrulur:

"Namazını vaktinde kılan kimsenin iki namaz arasındaki küçük günahlarını Allah Teâlâ afveder." (Müslim, Tahâret 14)

Namaz için abdest alan kimse, abdest uzuvlarını yıkadıkça, o uzuvlarla işlenen küçük günahların suyla birlikte yıkanıp gideceği de yine rivayetlerde gelmiştir.

7. Rükünlerine ve âdâbına tam riayet edilerek kılınan beş vakit namazın, kıyâmet gününde sâhibi için bir nur, hüccet ve delil olacağı ve onu kabirde karanlıklardan ve azabtan ve haşir mahkemesinde de hesabın zorluklarından kurtaracağı yine hadîs-i şerîflerin beyanından anlaşılmaktadır. Bundan daha büyük bir lütuf ve ihsan olur mu?

8. Namazın dünyevî ve uhrevî en mühim faydalarından birisi de namaz kılan kimsenin bütün dünyevî iş ve çalışmalarının güzel bir niyetle ibâdet hükmüne geçmesidir. İnsan namazını kılarak Allah'ın hukukunu yerine getirirse, geçimini helâl yerden te'min etmek niyetiyle yapacağı bütün gayret ve çabaları âhireti açısından boş ve faydasız bir dünyevî çaba olmaktan çıkar, ibâdet hükmünü alır. Artık o insanın bütün ömrü, bir ibâdet hâli içinde geçer. Hiçbir gayret ve çalışması Allah katında zâyi olmaz, boşa gitmez. Eğer o kimsenin geçimini teimin için çalıştığı iş, umumun menfaatini de alâkadar eden bir meşgale ise, o şahıs yaptığı işin neticesinden istifade eden umum insanlar adedince de sevabları kazanır.

İşte bu büyük kazancın tek bir şartı vardır. O da farz olan namazlarını kılmak, ciddî bir mâzeret olmadan namazlarını geciktirerek kazaya bırakmamaktır. Namaz kılan kimsenin bütün dünyevî çalışmalarının ibâdet hükmüne geçmesi sırrı, kişide çalışmaya, insanlara faydalı olacak hizmetlerde bulunmaya karşı ciddî bir şevk ve heyecan meydana getirir. Bu sebeple, insan ihtiyarlasa bile ailesinin maişeti için çalışmaktan, gayret ve faaliyette bulunmaktan geri durmaz. Fütûr ve tembelliğe düşmez. "Artık ihtiyarladım. Bir köşeye çekilip sadece âhiretime çalışayım." diye düşünmez. İnsanlığa ve aile ferdlerine daha faydalı olmak için çalışır, çabalar. Çünkü, bilir ki, namazlarını kıldığı için bütün dünyevî çalışmaları da ibâdet hükmünü almaktadır...

Dünyevi işlerimizi fani olmaktan kurtarıp baki meyveler haline gelmesini istiyorsak, her işimiz Allah'ın rızasına uygun olması gerekir. Bunun ölçüsü de yaptığımız işlerde öncelikle haramdan sakınmak ve mümkün mertebe Peygamberimizin (asm) sünnetini uygulamaktır. Bu kriterlere uyuldukça yapılan dünyevi işler de ibadet hükmünü alır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Namazla ilgili hadisi şerifler nelerdir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun