Cennetlikler, neden ibadetlerine güvenmemişler?
Peygamberimiz ve cennetle müjdelenen diğer sahabiler, cennetle müjdelenmiş ve ibadetlerini layıkıyla kesin olmuş şekilde yapmış ama amellerine güvenmemiş, -haşa- ben olsaydım güvenirdim, anlayamıyorum. Yardımcı olur musunuz? Neden güvenmediler ya da biz tam yapsak bile neden güvenmemeliyiz?
Değerli kardeşimiz,
İnsanın zihninde "Bir işi eksiksiz yapıyorsam, karşılığını da hak etmişimdir" düşüncesinin uyanması son derece doğaldır. Ancak söz konusu Allah’a kulluk ve ahiret kazancı olduğunda, dünyevi alacak-verecek mantığı geçerliliğini yitirir.
Peygamber Efendimiz (asm) ve cennetle müjdelenen sahabiler, amellerini mükemmelen eda etmelerine rağmen amellerine değil, yalnızca Allah’ın rahmetine güvenmişlerdir. Bu duruşun arkasındaki köklü nedenler ve manevi incelikler şunlardır:
"Allah’ın vaadine güvenmek" ile "kendi ameline güvenmek" arasındaki ince çizgi
Cennetle müjdelenen sahabilerin amellerine güvenmemesi, Allah’ın vaadinden veya verdiği müjdeden şüphe ettikleri anlamına gelmez. Burada iki farklı kavram vardır:
Allah’ın vaadine güvenmek (iman ve tevekkül): Allah’ın bildirdiği hakikate tam inanmak, O’nun sözünü ve müjdesini baş tacı etmektir. Sahabe-i Kiram buna gözü kapalı inanıyordu.
Kendi ameline güvenmek (gurur ve ucub): "Ben sorumluluğumu eksiksiz yerine getirdim, üzerime düşeni yaptım, dolayısıyla cennet benim hakkımdır" anlayışıdır.
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: "Hiçbiriniz kendi ameli sayesinde kurtulamaz." Sahabiler sordu: "Siz de mi ey Allah'ın Resulü?"
Efendimiz (asm): "Evet, Allah beni lütfu ve rahmetiyle kuşatmadıkça ben de giremem." (Buhârî, Rikâk 18)
Bu hadis bize şunu öğretir: Amelimiz çok kıymetlidir, kulluk vazifemizdir; ancak bizi kurtaracak olan amelin kendisi değil, o ameli kabul eden ve bize merhamet eden Allah’tır.
İbadet bir "alacak-verecek pazarlığı" değil, teşekkür borcudur
İbadet, gelecekte kazanılacak bir cennetin "ön ödemesi" veya "satın alma ücreti" değildir.
Biz ibadetleri; Allah bizi yoktan var ettiği, akıl ve iman verdiği, nefes almamızı sağladığı için, yani bu dünyada bize lütfedilen sayısız nimetin şükrü ve borcu olarak yaparız.
Bir ömür boyu hiç durmadan secde etsek dahi, sadece sağlıklı iki gözün veya çalışan bir kalbin şükrünü ödemeye yetmez.
Dolayısıyla, geçmişteki nimetlerin borcunu bile ödeyemeyen amellerimizle "Cenneti hak ettim" iddiasında bulunmak imkânsızdır. Cennet, kulun bir hakkı değil; Allah’ın tamamen Kendi ikramı, fazlı ve lütfudur.
İbadetin "kusursuz görünmesi" ile "kabul olması" aynı şey değildir
Bir insan namazın tüm şartlarını yerine getirebilir, orucunu tam tutabilir. Ancak ibadetin kalbi olan ihlas (sırf Allah rızası için yapma hali) çok hassas bir dengedir.
Amelin içine farkında olmadan kendini beğenme (ucub), başkalarına görünme (riya) veya gizli kibir sızmış olabilir.
Kur'an-ı Kerim'de hakiki müminler şöyle tarif edilir:
"Rablerine dönecekleri için yapacaklarını yapan ve kalpleri bu yüzden korku ile çarpanlar..." (Müminûn, 60)
Hazreti Aişe (r.a.) bu ayetle ilgili olarak "Onlar günah işleyenler midir?" diye sorduğunda Efendimiz (asm): "Hayır ey Aişe! Onlar namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren ama 'Acaba kabul oldu mu?' diye korkanlardır." buyurmuştur. (Tirmizi, no: 3175)
İbadet edebilmek de Allah’ın ayrı bir nimetidir
İnsanın "Ben ibadetimi yaptım" derken gözden kaçırdığı en büyük nokta şudur: O ibadeti yapabilecek sağlığı, iradeyi, hidayeti ve zamanı insana veren de Allah’tır.
Bir insan secdeye varabiliyorsa, bu onun kendi gücünün başarısı değil; Allah’ın ona secde etme imkânı ve nasibi vermesidir. İnsanın Allah’ın kendisine verdiği imkânlarla ibadet edip, sonra dönüp o ibadetle Allah’a karşı bir hak iddiasında bulunması büyük bir gaflettir.
Denge: Ne kibirlenmek ne de ümitsizliğe düşmek
Dinimiz insanı iki tehlikeli uçtan korur:
1. Ameline güvenip kibirlenmek (Ucub): "Ben görevimi tam yaptım, cennetliğim" diyerek Allah’ın rahmetine muhtaç değilmiş gibi hareket etmek.
2. Amelini değersiz görüp ümitsizliğe düşmek (Ye's): "Ne yaparsam yapayım kabul olmaz" diyerek ibadeti ve gayreti terk etmek.
Doğru tutum (havf ve recâ / korku ile ümit dengesi):
İbadetlerimizi samimiyetle ve en güzel şekilde yapmak; ancak kendi amelimizin gücüne değil, Allah’ın sonsuz rahmetine, bağışlamasına ve kabulüne dayanmaktır.
Günlük hayatta nasıl bir zihniyete sahip olmalıyız?
Bir ibadeti eda ettikten sonra kalbimizden geçmesi gereken 4 temel duruş şudur:
1. İbadet esnasında: "Allah'ım, bu ibadeti sırf Senin rızan, sevgim ve kulluk borcum için yapıyorum."
2. İbadetten sonra: "Allah'ım, yaptığım kulluk Senin şanına layık değil; bilmeden ettiğim eksiklerimi bağışla ve ibadetimi kabul buyur."
3. Mükâfatı düşünürken: "Senin vaadin haktır, amelime güvenerek değil, Senin sonsuz rahmetine sığınarak cennetini umuyorum."*
4. Kendimizi değerlendirirken: “Bana ibadet etme nasibi verdiğin için şükrediyorum; fakat bu ibadetle kendimi hiç kimseden üstün görmüyorum."
Özetle; "İbadetime güvenmiyorum" demek, "Allah’a güvenmiyorum" demek değildir.
Aksine bu söz; "Ben kendi kısıtlı gücüme, kusurlu amelime ve zayıf nefsime güvenmiyorum; ben ancak ve ancak Rabbinin sonsuz affına, ikramına ve merhametine sığınıyorum" demektir.
Cennetlik sahabileri büyüklüğe ulaştıran sır da işte bu derin mahcubiyet ve samimiyettir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Yeis ve ucb nedir? İnsanın geçmişte yaptığı hatalardan, işlediği günahlardan pişmanlık duyması güzel; fakat bu insanı ümitsizliğe sürükleyebiliyor. Bundan nasıl kurtulabiliriz?
- İkisi de Ruha Zarar
- "Mümin, Allah katındaki azabı bilseydi, cennetten ümidini keserdi. Eğer kâfir, Allah'ın rahmetini bilseydi, cennetten ümidini kesmezdi." anlamında hadis var mıdır, varsa nasıl anlamalıyız?
- Kendimi hayra ve affa layık görmüyorum, nasıl çözerim?
- Allah affetmez diyeni Allah affetmez, sözü hadis mi?
- Cennetle müjdelenen sahabeler kimlerdir, kadın sahabi de var mı?
- Peygamber cennetten yer verebilir mi?
- Müslümanlar için mal ve mülk muhafaza duası etmek küfür mü?
- Dünyanın yaradılış sebebini, özellikle inatçılara cevap verecek şekilde sırası ve hikmeti ile izah edebilir misiniz?
- "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim..." sözünün kaynağı nedir?