"Cenab-ı Hakk'a göre en sevimli kul; takva ehli olduğunu gizlemesidir." diye bir hadis var mıdır? Varsa bu hadisi açıklar mısınız?

Tarih: 14.01.2012 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Böyle bir hadise rastlayamadık. Şayet böyle bir hadis varsa, maksat şu olsa gerektir:

Takva sahibi olan kimsenin kendi manevî kişiliğini gizlemesi, riyadan/gösterişten kaçındığının göstergesi olur. Bu ise, ibadetlerde esas olan ihlası muhafaza etmesi ve nefsinin arzularını dizginlemekle güzel bir irade ortaya koyması açısından önemlidir.

Takva: Allah'a karşı gelmekten sakınmak, ona karşı saygılı olmak demektir. Buna göre, takva Allah'ın emir ve yasaklarına uymakla kendini gösterir. Bununla beraber, takvanın dereceleri vardır. Söz gelimi; harama girmemek takvadır. Tahrimen/harama yakın veya tenzihen/kaçınılması daha güzel anlamında, mekruh olan şeyleri işlememek daha ince bir takvadır. Helal olan şeylerde bir kısım lezzetleri terk etmek ise daha da ince bir takva şeklidir.

Diğer yandan cehennem korkusu veya cennet arzusuyla Kur'an'nın çizgisini takip etmek makbul bir takvadır. Sırf Allah'ın gazabından/küsmesinden korkarak güzel amel yapmak daha ince bir takvadır. Allah'ın büyüklüğü karşısında iki büklüm olmak bundan daha ince bir takvadır. Allah'ın şefkat ve merhametini incitmemeye gayret etmek, daha üst bir takva mertebesidir. Sırf Allah'ın rızasını kazanmak için bunu yapmak ise, daha da ince/derin bir takva mertebesidir.

Hz. Peygamber (a.s.m.)'in Taif dönüşü Allah'a yaptığı yakarış arasında,

"Allah'ım! Eğer bütün bu başıma gelen sıkıntılar, senin bana gücendiğini gösteren bir musibet değilse, varsın olsun, asla gam yemem! Yeter ki sen gücenme! Durum ne olursa olsun, ben seni hoşnut edip, rızanı kazanıncaya dek, bu yolda didinip duracağım." (bk. Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/267-268)

mealindeki yalvarışı, bu ince ve derin takvanın zirvesinin bir yansımasıdır. Bundan anlaşılıyor ki, takvanın, farz, vacip, sünnet gibi mertebeleri vardır. Farz ve vaciplerin gizli değil, açıktan yapılması elbette daha faziletlidir. Üstad Bediüzzaman gizlenmesi ya da açıktan yapılması uygun olan amelleri şöyle açıklar:

"Farz ve vaciplerde ve şeâir-i İslâmiyede (İslam'ın simgesi ve alameti olan hususlarda) ve sünnet-i seniyenin ittibâında/Hz Peygamber'in (a.s.m.) yüksek yolunu takip etmede) ve haramların terkinde riya giremez; izharı (açıktan yapılması), riya olamaz. Meğer, gayet za'f-ı imanla beraber, fıtraten riyakâr ola. Belki, şeâir-i İslâmiyeye/İslam'ın simge ve alameti olan hususlara temas eden ibadetlerin izharları (açıktan yapılması), ihfâsından(gizli yapılmasından) çok derece daha sevaplı olduğunu, Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî (r.a.) gibi zatlar beyan ediyorlar. Sâir nevafilin (sünnet ibadetlerin) ihfası/gizli yapılması çok sevaplı olduğu halde, şeaire/İslam'ın alameti, simgesi, nişanesi olan ibadetlere temas eden, hususan böyle bid'alar zamanında ittibâ-ı sünnetin şerafetini (Hz. Peygamber'e uymanın ne kadar şerefli olduğunu) gösteren ve böyle büyük kebâir/büyük günahlar içinde, haramların terkinde takvâyı izhar etmek, değil riya, belki ihfâsından/gizli yapılmasından pek çok derece daha sevaplı ve hâlistir." (Kastamonu Lahikası, s.184).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun