Cehennem kâfirler için neden ebedidir?

Cehennem kâfirler için neden ebedidir?
Tarih: 21.11.2019 - 14:42 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

CEHENNEM KÂFİRLER İÇİN EBEDÎDİR

Bir kısım ehl-i bid'a diyor ki: Kâfirler cehennemde ebedî kalmayacak. Bir müddet cehennemde kaldıktan sonra çıkacak.

Bu eserimizde bu sözün ne kadar yanlış olduğunu ve cehennemin kâfirler için ebedî olduğunu kati bir surette ispat edeceğiz. İnayet ve tevfik Allah'tandır.

ONLAR ATEŞTEN ASLA ÇIKICI DEĞİLDİRLER (Bakara 167)

Cehennemin kâfirler için ebedî olduğuna dair birinci delilimiz Bakara suresinin 167. ayetidir. Allahu Teâlâ bu ayet-i kerimede, kâfirlerin ahiretteki pişmanlıklarını beyan ediyor ve ayetin sonunda şöyle buyuruyor:

 وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ

Onlar ateşten asla çıkıcı değildirler. (Bakara 167) 

Bakın, ayet-i kerime ne kadar açık ifade ediyor ve diyor ki: Onlar ateşten asla çıkıcı değildirler. 

Aynı mana Maide suresi 37. ayet-i kerimede şöyle geçiyor:

 يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا

Onlar ateşten çıkmak isterler. Hâlbuki oradan asla çıkıcı değildirler. (Maide 37)

Şimdi size şunu sormak istiyorum: 

— "Onlar ateşten asla çıkıcı değildirler." ifadesinden ne anlıyorsunuz?

Anlayacağınız tek şey: Kâfirlerin ateşten çıkmayacağı ve cehennemde ebedî kalacağıdır. 

Bu manayı anlamak için ne âlim olmaya gerek var ne de müfessir olmaya... Azıcık aklı olan, "Onlar ateşten asla çıkıcı değildirler." ifadesinden cehennemin ebedî olduğunu ve kâfirlerin cehennemde ebedî kalacaklarını anlar.

— Ayetin manası bu kadar açık iken, kâfirlerin cehennemden çıkacağını söyleyenler Kur'an'a iftira atmıyor mu? 

Kur'an diyor ki: Onlar ateşten çıkmak isterler lakin ateşten asla çıkamazlar. 

Onlar diyor ki: Hayır, çıkacaklar.

— Şimdi biz neye inanacağız?

— Kur'an'ın apaçık beyanına mı yoksa bu ehl-i bid'anın sözüne mi?

Elhamdülillah, bizler Kur'an'ın ayetine inanıyoruz!

Şunu da bir parantez bilgisi olarak ifade etmek istiyorum: Kur'an'ın bu kadar açık ayetleri karşısında cehennemin ebedî olduğunu dahi anlayamayanın, din namına hangi sözüne itibar edilir, sizlerin vicdanına havale ediyorum.

ONLAR İÇİN DEVAMLI BİR AZAP VARDIR. (Tevbe 68)

Cehennemin ebedî olduğuna ve kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağına dair ikinci delilimizTevbe suresinin 68. ayetidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:

وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌمُقِيمٌ  

Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere cehennem ateşini vaat etti. Onlar orada ebedidirler. Cehennem onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır. (Tevbe 68)

Bu ayet-i kerimede bizim üzerinde duracağımız bölüm  وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ "Onlar için devamlı bir azap vardır." kısmı.

عَذَابٌ مُقِيمٌ  ifadesi bir sıfat tamlamasıdır.  عَذَابٌ kelimesi mevsuf yani sıfatlanan,  مُقِيمٌkelimesi ise sıfattır. Allahu Teâlâ  عَذَابٌ  kelimesini  مُقِيمٌ sıfatıyla vasfetmiştir.

— Peki,  مُقِيمٌ kelimesinin manası nedir?

مُقِيمٌ kelimesi "sürekli, devamlı, bitmeyen, baki" manasındadır. Demek, kâfirler için sürekli olan, devamlı olan, bitmeyen, baki bir azap var. 

Şimdi size şunu sormak istiyorum: 

— Azabın sürekli olması, devamlı olması, bitmemesi ve baki olması ne manaya gelir?

Cehennemin ebedî olduğu ve kâfirlerin içinde ebedî kalacağı manasına gelmez mi?

Ya da şöyle sorayım: 

— Kâfirler cehennemden çıkacak olsaydı,  عَذَابٌ  kelimesi مُقِيمٌ lafzıyla sıfatlanır mıydı? Yani "Onlar için sürekli olan, devamlı olan, bitmeyen, baki bir azap vardır." denilir miydi?

Elbette denilmezdi.

عَذَابٌ مُقِيمٌ "devamlı bir azap" ifadesi Kur'an'da 5 yerde geçer:

Tövbe suresi 68. ayet ve Maide suresi 37. ayette şu şekilde geçer:

وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ Onlar için devamlı bir azap vardır.

Şura suresi 45. ayette şu şekilde geçer:

أَلاَ إِنَّ الظَّالِمِينَ فِي عَذَابٍ مُقِيمٍ Dikkat edin! Şüphesiz zalimler devamlı bir azap içindedir.

Hud suresi 39. ayette ve Zümer suresi 40. ayette de şöyle geçer:

فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ Yakında kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve devamlı bir azabın kimin üzerine konacağını bileceksiniz.

İşte Kur'an'ın bu 5 ayeti, kâfirler için azabın sürekli olduğunu, devamlı olduğunu,bitmeyeceğini ve baki olduğunu bildirir. 

Ayetler böyle der demesine ama sonra birileri çıkar ve der ki: Yok, azap devamlı değildir. Kâfir cehennemden bir müddet sonra çıkar.

Şimdi onlara diyoruz ki: 

Gösterdiğimiz 5 ayet-i kerimede, Allahu Teâlâ azabı  مُقِيمٌ  sıfatıyla vasfetmiş. مُقِيم  lafzı"sürekli, devamlı, bitmeyen, baki" manasında olduğu gibi, bütün müfessirler de bu lafzı bu manalarla izah etmiştir. 

— Sizler yeni bir lügat mı keşfettiniz? 

— Ya da kelimelere dilediğiniz gibi mana mı veriyorsunuz?

— O hâlde bize söyleyin,  مُقِيمٌ  kelimesi "devamlı" manasında değilse ne manasındadır?

KÂFİRLER ATEŞTE EBEDÎDİRLER. (Ahzab 65)

Cehennemin ebedî olduğuna ve kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağına dair üçüncü delilimiz ehl-i cehennem hakkında buyrulan  هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ "Onlar orada ebedîdirler." beyanıdır. Bu dersimizde bu beyanın manasını tahlil edeceğiz.

Bizler şöyle bir delil sunsak: 

Allahu Teâlâ kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağını, 34 ayette geçen:

– خَالِدِينَ فِيهَا Orada ebedî kalıcı oldukları hâlde...

– هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ  Onlar orada ebedîdirler.

– خَالِدًا فِيهَا  Orada ebedî kalıcı olduğu hâlde...

gibi ifadelerle beyan buyurmuştur. Ayetlerdeki خُلُود lafzı "ebed olarak kalanlar" manasındadır.Bu da ispat eder ki cehennem ebedîdir.

Bizler böyle bir delil sunsak, cehennemin ebedî olmadığını söyleyenler şöyle bir cevap verebilirler: 

— خُلُود  lafzı her zaman ebedîliği ifade etmez. "Bir yerde uzun yıllar kalmak" da bu kelimeyle ifade edilir. Dolayısıyla هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ demek, "Onlar orada ebedîdirler." manasında değil, "Orada onlar uzun zaman kalırlar." manasındadır.

Eğer ehl-i cehennem hakkında sadece  هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ  veya خَالِدِينَ فِيهَا denilseydi, bizler onların bu sözüne cevap veremez ve susmak zorunda kalırdık. Çünkü خُلُود lafzının "uzun yıllar kalmak" manası da vardır. 

Ancak onların gözlerini kapadığı bir mesele var. Bu ifadelerin geçtiği 34 ayetin üçündeخَالِدِينَ فِيهَا ifadesine أَبَدًا  lafzı eklenmiş ve  خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا şeklinde gelmiş. 

Hadi diyelim ki خُلُود lafzı "uzun yıllar kalmayı" ifade ediyor. Peki,  أَبَدًا  lafzı neyi ifade ediyor?

أَبَدًا lafzı "sonsuz zamanı" ifade eder. Bu da ispat eder ki cehennem kâfirler için sonsuzduryani ebedîdir. 

Bu sunduğumuz delile karşı, cehennemin ebedî olduğunu inkâr edenler diyor ki: 

— Efendim, أَبَدًا  lafzına bakmayalım, خَالِدِينَ lafzına bakalım. أَبَدًا  lafzı öylesine gelmiş.

Yahu bu nasıl bir söz! Kur'an'da öylesine gelen bir lafız olabilir mi? Ne yani, Allahu Teâlâ أَبَدًا  lafzını hiç bir manası olmaksızın mı kelamına koydu? Bu kelime hiç bir mana ifade etmiyor mu?

Onlara böyle denildiğinde bu sefer de şöyle diyorlar:

— Zaten  أَبَدًا  kelimesi "sonsuz zaman" manasına gelmez. Kur'an'da bu lafız dünyevi işler için de kullanılmış. Mesela Maide 24'de Hazreti Musa'nın kavmi,  إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا  "Biz oraya ebediyen girmeyeceğiz." demiş. Yine Tevbe 84'de kâfirlerin cenazesi hakkında, وَلاَ تُصَلِّعَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا  "Onlardan ölenler üzerine ebediyen namaz kılma." denilmiş. Bu ayetlerde أَبَدًا  kelimesi "sonsuz bir zamanı" değil, "uzun bir zamanı" ifade ediyor. O hâldeخَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ifadesindeki أَبَدًا  de "sonsuz zamanı" değil, "uzun zamanı" ifade eder.

İşte onlar böyle diyor. Bu kişilerin ortak özelliği şudur: Peş peşe Kur'an ayetleri okurlar. Karşılarındaki kişi Kur'an'ı bilmiyorsa, -ilgili ilgisiz ayetlerle- Kur'an'ı çok iyi bildikleri havasını vermeye çalışırlar. Ama inanın, bütün konuştukları boştur. 

Şimdi, أَبَدًا  kelimesi hakkında söyledikleri bu sözün ne kadar yanlış olduğunu ispat edelim. Edelim ki hâlâ bu kişilerin sözünü dinleyenler varsa bu işten vazgeçsinler.

Arapçada bazı kelimeler kullanıldıkları cümlenin yapısına göre farklı manalara gelirler. أَبَدًاlafzı da böyle bir kelimedir. Normalde أَبَدًا  kelimesi zaman zarfı olup, sonsuz zamanı ifade etmektedir. Ancak bu kelime olumsuz cümlelerde kullanılırsa, zaman zarfı olarak değil,olumsuzluğu tekit için kullanılır ve "asla" manasına gelir.  

Hazreti Musa'nın kavminin söylediği إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا sözü, "Biz oraya ebediyengirmeyeceğiz." manasında değil, "Biz oraya asla girmeyeceğiz." manasındadır. Yine kâfirlerin cenazesi hakkındaki  وَلاَ تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا ayeti, "Onlardan ölenler üzerine ebediyen namaz kılma." manasında değil, "Onlardan ölenler üzerine asla namaz kılma." manasındadır. 

Bunlar gibi bütün olumsuz cümlelerde أَبَدًا  lafzı olumsuzluğu kuvvetlendirmek için gelmiş olup, "asla" manasını ifade etmektedir. Eğer bu kelime olumlu cümlelerde kullanılırsa, bu durumda zaman zarfı olur ve sonsuz zamanı ifade eder. Hem ehl-i cennet hakkında hem de kâfirlerden ehl-i cehennem hakkında kullanılan خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ifadesindeki أَبَدًا  kelimesi "sonsuz zamanı" ifade etmektedir. Yani ehl-i cennet cennette sonsuzdur, kâfirler de cehennemde sonsuzdur. 

Cehennemin ebedî olmadığını iddia edenler daha أَبَدًا  kelimesinin olumsuz cümlelerde ifade ettiği manayı bilmiyor. Olumlu cümlelerdeki manasını olumsuz cümlelere teşmil ediyor. Çok değil bir Arapça edatlar kitabına baksalardı anlattığımız bu manayı bilirlerdi. 

Sözün özü: Allahu Teâlâ kâfirlerin ebedî cehennemde kalacağını 34 ayette  خُلُود lafzının türevleriyle beyan buyurmuştur. Ayetlerdeki خُلُود lafzı "uzun zaman kalma" manasına hamledilse bile üç yerde  خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا denilerek,خَالِدِينَ kelimesine  أَبَدًا lafzı ilave edilmiş ve bu zamanın sonsuzluk olduğu beyan buyrulmuştur. أَبَدًا kelimesinin manası son derece açık olup "sonsuzluk" manasında gelmektedir. Bu da ispat eder ki cehennem kâfirler için bir haps-i ebedîdir.

ORADA NE ÖLÜR NE DE DİRİLİR. (Taha 74)

Cehennemin ebedî olduğuna ve kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağına dair dördüncüdelilimiz Taha suresinin 74. ayetidir. Bu ayet-i kerimede şöyle buyrulmuş:

إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لاَ يَمُوتُ فِيهَا وَلاَ يَحْيَى

Her kim Rabbine günahkâr olarak varırsa şüphesiz ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de dirilir. (Taha 74)

Bu ayet-i kerimede bizim üzerinde duracağımız bölüm  لاَ يَمُوتُ فِيهَا "Orada ölmez." kısmı.

Şimdi şöyle bir tahlil yapalım:

Kâfirin cennete giremeyeceği onlarca ayet-i kerime ile beyan buyrulmuş. Birini zikirle meselemizi ispat edelim:

إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّالْخِيَاطِ

Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı kibirlenenler var ya, işte onlara semanın kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyecekler. (Araf 40)

Allahu Teâlâ kâfirlerin cennete giremeyeceğini, "Deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyecekler." ifadesiyle beyan buyurmuştur. Deve iğne deliğinden geçemeyeceğine göre, kâfir de cennete giremeyecektir.

Madem kâfir için cennete girmek mümkün değildir; o hâlde kâfir için ancak cehennem vardır ve cehennemde de iki şık söz konusudur:

1. Ya cehennemde ebedî kalacak.

2. Ya da bir müddet azap gördükten sonra ölecek ve yok olacak.

İkinci şık batıldır. Çünkü tahlilini yaptığımız ayet-i kerimede لاَ يَمُوتُ فِيهَا "Orada ölmez."buyrulmuş. Eğer cehennemde ölmeyecekse -ki ölmeyecek, bu, ayetin açık beyanıdır- bu durumda cehennemin ebedî olması ve kâfirin içinde ebedî olarak azap çekmesi gerekir. Zira bundan başka bir şık yoktur.

Aynı delili farklı bir şekilde bir daha anlatmak istiyorum. Mesele iyice pekişsin:

Kâfir için üç ihtimal var:

1. Ya günahları kadar azap gördükten sonra cennete girecek.

2. Ya günahları kadar azap gördükten sonra ölecek.

3. Ya da cehennemde ebedî kalacak.

Bu üç ihtimalden başka bir ihtimal yoktur. Birinci ve ikinci ihtimal ayet-i kerimelerin beyanıyla batıl ve muhaldir. Bu durumda, üçüncü ihtimali kabulden başka bir yol yoktur. Zira başka bir ihtimal yoktur!  

KÂFİR İÇİN ŞU ÜÇ YOLDAN HANGİSİ MÜMKÜNDÜR?

Bu dersimizde, önceki dersimizde işlediğimiz konuyu biraz daha detaylandıracak ve aynı meseleyi ayet-i kerimelerin ışığında işleyeceğiz.

Kâfir hakkında şu üç hükümden biri geçerli olabilir:

1. Kâfir cehennemde bir müddet yandıktan sonra çıkıp cennete girer.

2. Kâfir cehennemde yanar ve sonunda yok olur.

3. Kâfir cehennemde ebedî kalır.

Birinci ve ikinci şıkların imkânsızlığı ispat edilirse, bilmecburiye üçüncü şık kabul edilecektir.Çünkü başka bir şık yoktur.

Bu dersimizde, birinci ve ikinci şıkların imkansızlığını Kur'an'ın ayetleriyle ispat edeceğiz. İlk önce birinci şıkkın imkansızlığını ispat edelim: 

Maide suresi 72. ayette şöyle buyrulmuş:

 إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيهِ الْجَنَّةَ  

Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. (Maide 72)

Bu ayet-i kerimede apaçık bir şekilde, müşriklere cennetin haram kılındığı beyan edilmiştir. Demek, müşrik cennete giremeyecektir.

Âl-i İmran suresi 77. ayette şöyle buyrulmuş:

لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ   

Onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur. (Âl-i İmran 77)

Ayet-i kerimede geçen  لاَ  harfi genel olumsuzluk edatıdır. Bu لاَ edatı kendinden sonra gelen kelimenin bütün fertlerini nefyeder. Bu لاَ  edatından anlıyoruz ki nasibin hiç bir çeşidi onlar için ahirette yoktur. Bir damla su da bir nasiptir ve bu da onlar için ahirette yoktur. 

Bu manaya A'raf suresi 50. ayette şöyle işaret edilir:

وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ  

Ateş ehli cennet ehline şöyle seslenir: "Bize biraz su veya Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden akıtın." Ehl-i cennet der ki: "Şüphesiz Allah suyu da rızkı da kâfirlere haram kılmıştır." (A'raf 50)

Ayetin açık beyanıyla, kâfirlerin cennetteki sudan ve diğer nimetlerden hiç bir nasipleri yoktur. Allah cenneti onlara haram kılmıştır.

Bu hususta nakledebileceğimiz daha çok ayet-i kerime var. Herhâlde daha fazlasını nakletmeye gerek yok. Zira naklettiğimiz kısım, kâfirlerin cennete giremeyeceğini ispat için kâfidir.

Kâfirler hakkında birinci şıkkın -yani cehennemden çıkıp cennete girmelerinin- imkânsızlığınıispat ettik. Şimdi ikinci şıkkın imkânsızlığını ispat edelim:

İkinci şık: Kâfirlerin bir müddet cehennemde yanıp sonra yok olmalarıdır. Bu şık da mümkün değildir. 

Evvela hiç bir ayet ve hadiste kâfirin ölüp yok olacağına dair bir beyan yoktur. Ama yok olmayacağıyla ilgili bir çok ayet-i kerime vardır. Mesela Fâtır suresi 36. ayette şöyle buyrulur: 

وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لاَ يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا  

Kâfirlere gelince, onlar için cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler. Onlardan cehennem azabı da hafifletilmez. (Fâtır 36)  

Ayette geçen "Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler." ifadesi, açık bir şekilde onların ölmeyeceğini haber vermektedir. Demek, kâfirler için cehennemde yok olmak yoktur.

Zuhruf suresi 77. ayette şöyle buyrulur:

 نَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ  

Cehennem ehli şöyle nida eder: "Ey Malik! Rabbin bizi öldürsün!" Malik der ki: "Şüphesiz siz burada kalıcısınız." (Zuhruf 77) (Malik cehennemin bekçisidir.)

Bakın, ayetin açık beyanıyla, cehennem ehli yok olmak istiyor ve Malik'e yalvarıyor. Malik onlara, "Siz sonra yok olacaksınız." demiyor. Diyor ki: "Siz bu azapta böylece kalacaksınız!"

Nebe suresi 40. ayette şöyle buyrulur:

 يَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا  

Kâfirler der ki: Ah keşke biz toprak olsaydık. (Nebe 40)

Bakın, kâfirler o gün yok olmayı istiyor ama onların istekleri yerine getirilmiyor.

Yine Furkan suresi 13 ve 14. ayetlerde şöyle buyrulur:

 وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا لاَ تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا  

Elleri boyunlarına bağlı olarak cehennemin dar bir yerine atıldıklarında orada yok olmayı isterler. Onlara denilir ki: Bugün yok olmayı bir defa istemeyin, yok olmayı çok defa isteyin.(Furkan 13-14)    

Bakın, ayetin beyanıyla, onlar yine yok olmayı istiyor ama yok edilmiyor. "Yok olmayı çok defa isteyin." denilerek onlarla istihza ediliyor. 

Daha bu konuda nakledebileceğimiz çok ayet-i kerime var. Sözü uzatmamak için bunlarla yetiniyoruz. Herhâlde daha fazlasına ihtiyaç da yoktur. 

Şimdi, yaptığımız tahlili neticeye bağlayalım:

"Kâfir hakkında şu üç hükümden biri geçerli olabilir." demiştik:

1. Kâfir cehennemde bir müddet yandıktan sonra çıkıp cennete girer.

2. Kâfir cehennemde yanar ve sonunda yok olur.

3. Kâfir cehennemde ebedî kalır.

Birinci ve ikinci şıkkın imkânsızlığını ayet-i kerimelerle ispat ettik. Bu durumda üçüncü şıkkı kabul etmekten başka bir yol yoktur. Zira başka bir şık yoktur. 

Bu tahlilden sonra, cehennemin ebedî olmadığını söyleyenlere deriz ki:

Ya üçüncü şıkkı kabul edeceksiniz ya da birinci veya ikinci şıkkı ispat edeceksiniz. Hadi edin de görelim! Bize Kur'an'dan bir ayet gösterin, o ayette kâfirlerin cennete gireceği hükmü olsun. Ya da bir ayet gösterin, o ayette kâfirlerin yok olacağı hükmü olsun. Bunu yapamazsanız -ki asla yapamazsınız- o hâlde kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağını kabul etmek zorundasınız.

"ORADA ASIRLAR BOYU KALIRLAR." AYETİNİN TAHLİLİ

Bu dersimizde, cehennemin ebedî olmadığını söyleyenlerin şu sözlerine cevap vereceğiz:

Onlar diyor ki:

— Nebe suresinde şöyle buyrulmuş:  لاَبِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا  "Onlar cehennemde asırlar boyu kalırlar.(Nebe 23) Ayette geçen "asırlar boyu" ifadesi sonlu bir zamandır. Ne kadar uzun da olsa asırlar bir gün biter. Bu da ispat der ki cehennemin bir sonu vardır. 

İşte onlar böyle diyor. "Cehennemde asırlar boyu kalırlar." ifadesi kâfirlerin cehennemden çıkacağına delilmiş. 

Şimdi bu ayetin doğru manasını verelim ve onların bu şüphelerini izale edelim:

Bu ayet-i kerime üç farklı şekilde tefsir edilmiştir. Birinci izah aynı zamanda İmam Zeccac'ında tercihidir. Bu izahın özü şudur: 

Ahirette bir çok azap çeşidi vardır. Mezkûr ayetin devamında bu azap çeşitlerinden biri bildirilir ve bu azabın asırlar boyu süreceği beyan edilir. Bu azap bitince başka bir azaba geçilir.

Bu durumda, "Orada asırlar boyu kalırlar." ayeti devamıyla birliktedir ve mana şu şekildedir:

 لاَبِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا لاَ يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلاَ شَرَابًا إِلاَّ حَمِيمًا وَغَسَّاقًا  

Onlar orada asırlar boyu kalırlar. O asırlarda orada bir serinlik tatmazlar. Kaynar su ve irinden başka bir içecek de tatmazlar. (Nebe 23-25) 

İşte kaynar suyun ve irinin içileceği bu azap asırlar boyu devam eder. Sonra bu azap biter ve başka bir azap başlar. Bu şekilde azap sonsuza kadar devam eder.

Demek, "Orada asırlar boyu kalırlar." ifadesi genel bir ifade değil, kaynar suyun ve irininiçileceği zaman dilimine ait bir ifadedir. Kaynar suyun ve irinin içileceği asırlar bittiğinde azapları bitmiyor, başka bir azaba geçiliyor ve azap sonsuza kadar böyle devam ediyor.

Ayetin ikinci izahı da şu şekildedir:  

"Onlar orada asırlar boyu kalırlar." ayetindeki "onlar" zamiriyle kimin kastedildiği bir önceki ayette şöyle beyan ediliyor: 

لِلطَّاغِينَ مَآبًا   

Cehennem azgınlar için varılacak yerdir. (Nebe 22) 

Bu ayetteki "azgınlar" ifadesiyle kâfirler değil, günahkâr Müslümanlar kastedilmiş olabilir. Günahkâr Müslümanlar bir müddet cehennemde yandıktan sonra cehennemden çıkacaktır. 

İşte ayetin devamı olan, "Onlar orada asırlar boyu kalırlar." ifadesi Müslümanların günahkârları hakkında olup, onların bir müddet sonra cehennemden çıkacağını haber vermektedir. Bu ihtimale göre, ayetin kâfirlerle bir alakası yoktur.

Ayetin üçüncü izahı da şudur: 

"Onlar orada asırlar boyu kalırlar." ayeti kâfirler hakkında olup manası şu şekildedir: 

Ayette "asır" değil "asırlar" geçmektedir. Asrın sonu vardır ama asırların sonu yoktur. Bir asır biter başka bir asır başlar; o biter sonraki başlar ve bu sonsuza kadar bu şekilde devam eder. Dolayısıyla "asırlar" ifadesiyle "ebediyet" kastedilmiştir.

"Onlar orada asırlar boyu kalırlar." ayetini üç farklı şekilde tefsir ettik:

1. Ayet kaynar suyun ve irinin içileceği zaman dilimini ifade edebilir.

2. Günahkâr Müslümanlar hakkında olabilir.

3. Bir asrın bitip diğerinin başlamasıyla azabın ebedî olarak devam edeceği manasında olabilir.

Bu makamda şöyle sorulsa: 

— Niçin ayet-i kerimeyi böyle anlamak zorundayız? Ben ayet-i kerimeyi, kâfirlerin asırlar sonra cehennemden çıkacağı şeklinde anlamak istiyorum. Buna ne mâni var?

Buna mâni Kur'an'ın diğer ayetleridir. İki ayeti kerimede şöyle buyrulmuş:

وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ

Onlar ateşten asla çıkıcı değildirler. (Bakara 167, Maide 37)

Cehennem azabının anlatıldığı beş ayette عَذَابٌ مُقِيمٌ ifadesi kullanılmış.  مُقِيمٌ kelimesi "sürekli, devamlı, bitmeyen, baki" manasındadır. Demek, kâfirler için sürekli olan, devamlı olan, bitmeyen, baki bir azap vardır. 

Üç ayette kâfirler hakkında, خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا "Onlar cehennemde ebedidirler." denilmiş ve onların cehennemden çıkmayacakları أَبَدًا lafzıyla tekit edilmiş. 

Yine beş ayette,  لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ "Onlardan azap hafifletilmez. " buyrulmuş. 

Daha bunlar gibi başka ayetler de var. Bu ayetlerde, kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağı bildirilmiş. 

— Eğer "Onlar orada asırlar boyu kalırlar." ayetini, kâfirlerin cehennemden çıkacağı şeklinde anlarsak bu ayetleri nasıl izah edeceğiz?

Hâlbuki tefsirini yaptığımız ayeti, zikrettiğimiz üç vecihten biriyle izah etmek mümkündür. Bu mümkünü bırakıp, diğer bütün ayetlere gözü kapatıp, ayete dilediğiniz manayı veremezsiniz. Eğer bunu yaparsanız Kur'an'da ihtilaf olmuş olur. Hâlbuki Allahu Teâlâ'nınbeyanıyla, Kur'an'da ihtilaf yoktur. Yani hiç bir ayet diğer bir ayetin manasını karşı gelmez. Hepsinin bir yolla izahı vardır.

Son olarak, meseleyi bir usul kaidesiyle izah edelim: 

Lafzın hükme delaleti "mantuk" ve "mefhum" olmak üzere iki çeşittir. 

Mantuk: Ayetin, kelimeleriyle ifade ettiği açık manadır. 

Mefhum: Lafzın söylenildiği alanın dışında kalan fakat yine lafızdan anlaşılan manadır. 

Daha kısa bir ifadeyle: Mantuk "açık mana", mefhum ise "dolaylı mana"dır.

Kâfirler hakkındaki "Onlar ateşten çıkıcı değildirler." , "Onlar orada ebedîdirler." gibi ayetlerin mantuğu -yani lafzın açık manası- kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağıdır.

"Onlar orada asırlar boyu kalırlar." ifadesinden kâfirlerin cehennemden çıkacağını anlamak ise mefhumdur. Zira ayette kâfirlerin çıkacağından değil, asırlar boyu kalacağından haber verilmektedir. Asırlar boyu kalmaktan, "bir gün çıkacaklar" ifadesini anlamak mefhumîdir.

Kaide şudur ki: Mantuk ile mefhum karşı karşıya gelirse mantuk tercih edilir. Çünkü mantukta açık ve doğrudan bir mana vardır. Mefhumda ise dolaylı bir mana vardır. Açık manadolaylı manaya tercih edilir. Bu da bizi kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağı neticesine götürür.

"GÖKLER VE YER DURDUKÇA CEHENNEMDEDİRLER." AYETİNİN TAHLİLİ

Bu dersimizde, cehennemin ebedî olmadığını söyleyenlerin şu sözlerine cevap vereceğiz:

Onlar diyor ki:

— Hûd suresinde şöyle buyrulmuş:

 فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ إِلاَّ مَا شَاءُ رَبُّكَ

Şakilere gelince, onlar ateştedirler. Onlar için orada bir soluyuş ve hıçkırış vardır. Rabbinin dilediği müstesna, gökler ve yer durdukça onlar orada kalırlar. (Hûd 106-107) 

Bu ayet-i kerimede, kâfirlerin cehennemde kalışları, göklerin ve yerin devam şartına bağlanmıştır. Gökler ve yer ebedî değildir ve kıyametle yok olacaktır. Bu durumda,cehennemin de ebedî olmaması gerekir.  

İşte onlar böyle diyor. Ayetteki "gökler ve yer durdukça" ifadesi cehennemin ebedî olmadığına delilmiş.

Onların bu sözüne karşı deriz ki:

Ayette belirtilen gökler ve yer, bu dünyaya ait gökler ve yer olmayıp ahiretin gökleri ve yeridir. Ahirette gök ve yer olduğuna delil İbrahim suresinin 48. ayetidir. Bu ayet-i kerimedeşöyle buyrulur:

يَوْمَ تُبَدَّلُ اْلأَرْضُ غَيْرَ اْلأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ  

O gün yeryüzü bir başka yere, gökler de başka göklere çevrilir. (İbrahim 48)

Bu ayet-i kerime, ahiretin yeri ve gökleri olduğuna delildir. Zaten sema, başın üstünde bulunan ve bizi gölgelendiren her şeyin adıdır. Arz ise ayağımızla üzerine bastığımız yerdir.Elbette cennette üzerinde durulacak bir mekân ve o mekânın üzerinde bir yer vardır. Üzerinde durulacak o yere "arz", o kısmın üstüne de "sema" denir.

Kâfirlerin cehennemde kalışları, işte ahiretteki bu arz ve semavatın devam şartına bağlanmıştır. Ahiretteki arz ve semavat ebedî olduğundan, kâfirlerin cehennemde kalışları da ebedî olur.

Bu konudaki ikinci cevap da şudur: 

Ayet-i kerimede geçen "gökler ve yer durdukça" tabiri mecaz bir ifadedir. Araplar bir şeyin devam etmesini ve ebedîliğini haber vermek için farklı ifadeler kullanmışlardır. 

– Gece kararıp etrafı örttüğünde

– Sel alıp gittiğinde

– Gece gündüz değişip durduğunda

gibi ifadeler, Araplarca ebedîlik için kullanılan ifadelerdir. "Gökler ve yer durdukça" ifadesi de böyle bir ifadedir ve ebedîlik için kullanılmaktadır.

Cenab-ı Hak bu ifadeyle bir teşbihte bulunmuş ve Arapların kullandığı bir deyimle cehennemin ebedîliğini beyan buyurmuştur.

Unutmayalım ki Kur'an Arapça indirilmiştir ve saff-ı evveldeki muhatabı Araplardır. Dolayısıyla Arapça nazil olan ve ilk muhatabı Araplar olan bir kitapta, Arapların kullandığı teşbihlerin bulunması kadar doğal bir durum yoktur.

Bu makamda şöyle bir soru akla gelebilir:

— Niçin Allahu Teâlâ ebedîliği  خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا beyanıyla ifade etmeyip, "gökler ve yer durdukça" tabiriyle ifade etmiştir? 

Bunun sebebi şudur: "Gökler ve yer durdukça" ifadesinde kalplere bir korku vermek ve okuyanı dehşete düşürmek vardır. Yine bu ifadede, azabın süresinin insan aklının kavrayamayacağı kadar uzun olduğu manası vardır. İşte işin azametini ortaya koymak ve azabın süresinin uzunluğuna dikkat çekmek için bu ifade tercih edilmiştir.

Ayetin devamında olan "Rabbinin dileği müstesna" ifadesiyle de cehennemden çıkacak olan günahkâr Müslümanlara dikkat çekilmiştir. 

Evet, cehennem şakiler için ebedîdir. Ancak iman sıfatına taşıyan şakiler cehennemde ebedîkalmayacak ve imanları hürmetine sonunda oradan çıkacaktır. Hatta iman sahibi bir kısım şakiler cehenneme girmeden affedilecek ve direkt cennete girecektir. Bu, Rabbimizin fazlıdır ve bu fazla "Rabbinin dileği müstesna" ifadesiyle dikkat çekilmiştir.

Arapça bilenler için şunu da ifade edelim:

Akıl sahipleri için kullanılan مَنْ  edatının yerine, akılsızlar için kullanılanمَا  edatının tercihi, maksadın şahıslar değil sayı olmasından dolayıdır.

Sözün özü: Ayetteki "gökler ve yer durdukça" ifadesinde kâfirlerin cehennemden çıkacağına dair hiçbir delalet yoktur. Bu ayetteki "gökler ve yer" ya ahiretin gökleri ve yeridir. Onlar da ebedîdir. Bu durumda cehennemin de ebedî olması gerekir. Ya da bu ifade mecaz bir ifade olup, bununla ebedîyet kastedilmiştir. 

"ALLAH BEKA SIFATINA MAHLUKUNU VERMEZ." DİYENLERE CEVAP

Bu dersimizde, cehennemin ebedî olmadığını söyleyenlerin şu sözüne cevap vereceğiz:

Onlar diyor ki:

— Baki olan Allah'tır. Allah beka sıfatını mahlukuna vermez. Bu durumda, cehennem ehlinin baki olmaması gerekir. 

İşte onlar böyle diyor. Allah beka sıfatını kimseye vermezmiş; bundan dolayı da cehennemin sonu olması lazımmış.

Ben şimdi onlara soruyorum: Bu mantıkla yola çıktığınızda cennetin de sonu olması lazım. Öyle ya, eğer Allah beka sıfatını mahlukuna vermiyorsa cennet ehline de vermeyecektir. Bu durumda da başta Peygamber Efendimiz (a.s.m.) olmak üzere, bütün peygamberlerin, bütün evliyaların ve bütün Allah dostlarının yok olması hatta cennetin de yok edilmesi lazım. 

— Sizler buna mı inanıyorsunuz?

Yok, buna inanmıyorsanız o zaman soruyoruz: 

— Cennet ehli baki olabiliyor da cehennem ehli niçin baki olamıyor?

Meseleyi biraz daha ilmî izah edelim: 

Allah'ın sıfatları zatîdir. Yani zatı ile kaim olup, başkasının vermesiyle değildir. Bizlerin sıfatları ise zatî değil arızidir. Yani bütün sıfatlarımız Allah'ın ihsanı ve ikramı olup bize sonradan takılmıştır. Allah'ın bir sıfatı bir mahlukta gözüktüğünde, o mahluk o sıfatta Allah'ın ortağı değil aynası olur; o ismin tecelligâhı olur. 

Mesela Allah hayy'dır yani hayat sahibidir. Biz de hayat sahibiyiz. Ancak Allah'ın hayat sıfatı zatî iken, bizimkisi arızidir. Yani biz bu sıfata Allah'ın vermesiyle sahip olmuşuz. Bu durumda, bizler hayat sıfatında Allah'ın ortakları değil aynalarıyız, bu sıfatın tecelligâhıyız.

Yine bizlerin cüzi ilmi, işitmesi ve görmesi var. Bu sıfatlar Allah'ın ilim, sem' ve basar sıfatlarının tecellisi olup, bizler bu sıfatlara ayna olmaktayız. 

– Zengin bir kişi Allah'ın Ganiyy ismine aynadır. 

– Bir doktor Allah'ın Şâfi ismine aynadır. 

– Güzel birisi Allah'ın Cemil ismine aynadır.

– Kuvvetli olan Allah'ın Kaviyy ismine aynadır. 

Ama hiçbiri Allah'ın ortağı değildir. Ayna olmak farklıdır, ortak olmak farklıdır.

Aynı şey Baki ismi için de geçerlidir. Hem cennet ehli hem de cehennem ehli Allah'ın Baki ismine aynadır. Allah'ın bekası zatî iken, diğerlerini bekası Allah'ın onları baki kılmasıyladır. 

Şimdi şunu sormak istiyorum: 

— Allahu Teâlâ bütün isim ve sıfatlarıyla mahlukatta tecelli ederken, Baki ismiyle neden tecelli etmesin?

— Bizler ve şu mahlukat Allah'ın binbir ismini ayna olurken ve bu caiz olurken, Baki ismine ayna olmamız niçin caiz olmasın?

Eğer Baki ismi ayna kabul etmezse, o zaman sadece cennet ehli ve cehennem ehli değil, meleklerin de yok olması lazım. 

"Allah beka sıfatını mahlukuna vermez." diyenlere soruyorum: 

— Size göre melekler de mi yok olacak?

Kardeşlerim, bazı sözler vardır, aslında tahlile bile değmez. İşte tahlilini yaptığımız mezkûr söz böyle tahlile değmeyen bir söz! Belki bu sözle yaralananlar vardır diye meseleyi bu kadar izah ettik.

KÂFİRİN EBEDÎ AZABI HAK ETMESİNİN SEBEBİ

Bu dersimizde şu soruların cevabını vereceğiz: 

— Kâfir neden cehennemde ebedî kalacak? 

— Allah’ın sonsuz rahmeti kâfirin ebedî cehennemde kalmasına nasıl müsaade ediyor? 

— Kâfir kısa bir süre dünyada kalır ve bu süre zarfında günah işler. Kısa bir zamanda işlenen günahlara ebedî ceza vermek adalet ve hikmete uygun mudur?

Bu soruların aklımıza gelme sebebi, kâfirin işlediği cinayetleri bilmememizdir. Evet, kâfir kısa bir süre yaşar ama bu kısa sürede nihayetsiz cinayetler işler. Nihayetsiz cinayetlerin cezası da nihayetsiz azaptır.

Kâfirin birçok cinayeti vardır. Bu cinayetlerden birisi, mahlukatın Allah'ın varlığına dair yaptıkları şehadeti tekzip etmek ve mahlukatı yalancılıkla itham etmektir. Şöyle ki:

Şu âlemde gördüğümüz her bir varlık Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet etmektedir. Allah’ı inkâr eden kâfir ise varlıkların bu şehadetini yalanlamaktadır. İşte bu yalanlama öyle büyük bir cinayettir ki affı mümkün olmadığı gibi, ebedî bir hapse mahkûm edilmesi tam bir adalet ve hikmettir.

Bizler ilk önce, mahlukatın bu şehadetini dinleyelim. Ta ki inkâr ile onları yalanlamanın ne büyük bir cinayet ve onların hukukuna ne büyük bir tecavüz olduğunu daha iyi anlayalım:

Varlıkların lisan-ı hâl ve lisan-ı kâl olmak üzere iki türlü konuşması vardır. Lisan-ı hâl"hâliyle konuşmak"tır. Yani hâliyle muhataba bir şeyler anlatmaktır. Lisan-ı kâl ise "sözle konuşmak"tır. Şu âlemdeki her bir varlık ya lisan-ı hâl ile ya da lisan-ı kâl ile Allah’ın varlığını ve birliğini ilan etmektedir. 

Bizler mahlukatın lisan-ı hâl ile konuşmalarını kendi fehmimizle tam keşfedemesek de Kur'an bu lisanları bizlere tercüme etmiştir. Bizler Kur'an'ın haber vermesiyle biliyoruz ki her bir mahluk Allah'ı tesbih eden bir müsebbih, zikreden bir zâkir ve varlığına şahitlik eden bir şahittir.

Bu mana Sâd suresinde şöyle beyan buyrulur:

إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ  وَالْإِشْرَاقِ وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَهُ أَوَّابٌ     

Şüphesiz biz dağları (Davud’a) boyun eğdirdik. Akşam-sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi. Kuşları da toplu olarak onun emrine verdik. Hepsi onunla zikir ve tesbih ederdi. (Sâd 18-19)

Yine İsra suresinde şöyle buyrulur:

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلكِنْ لاَ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ   

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. (İsra 44)

Kur'an'da bu manada birçok ayet-i kerime vardır. Bu ayetlerin beyanından anlıyoruz ki her bir mahluk kendine mahsus bir lisanla konuşur, Allah'ı tesbih eder ve O'nun varlığına şehadet eder. 

Şimdi dilerseniz, bir çiçeğin lisan-ı hâl ile yaptığı şehadete kulak verelim. Çiçek lisan-ı hâliyle şöyle der:

— Ey insan bana bak! Bir kâğıda çizilen bir çiçek bile onu çizen ressamın varlığını ispat eder. Hâl böyle iken, hiç mümkün müdür ki benim gibi hakiki, hayattar ve sanatlı çiçekler sahipsiz olsun? Benim de bir sahibim var. 

— Benim varlığıma sebep olan tohuma, toprağa, havaya, suya, güneşe bak, bir de bana bak... Onların hiçbirinin hayatı yok. O hayatsız sebepler nasıl bana usta olabilir? Nasıl beni icad edebilir?

— Hem benim var olmam için, beni yaratanın hayat sahibi olması da yeterli değildir. İlmi de olmalıdır. Benim ve diğer çiçeklerin programını bildiği gibi, şu âlemi de bilmelidir. Çünküben şu âlem sayfasında yazılmışım. Böyle bir ilmi hangi sebebe vererek benim varlığımı izah edebilirsin?

— Ey insan! Bilirsin ki kudreti olmayan iş göremez. Peki, benim varlığım için güneşi çevirecek, yağmuru yağdıracak, topraktaki elementlere hükmedecek ve hava sayfasını benim var olacağım tarzda icad edecek kudretin sahibi kimdir?

— Hem bana dikkatle bak! Benim varlığım, şeklim, kokum, kısacası her şeyim, bir iradeninve tercihin neticesi değil mi? Var olmamı olmamaya, şeklimi başka bir şekle, kokumu başka bir kokuya tercih eden iradeyi gör! Bana sahiplik iddia eden hangi sebep bu iradeye maliktir?

— Hem şu süslenmiş şeklime ve suretime bak... Üzerindeki elbiseyi dahi sanatkâr bir terzinin maharetine veren sen, nasıl olur da bir kalıptan çıkmış gibi intizamlı suretimin ve mükemmel elbisemin sahibini görmezsin? Hayatı olmayan sebepleri bir kenara koy, acaba tüm terziler bir araya gelse bana şu sureti verip bu elbiseyi dikebilir mi?

— Hem dalıma, yaprağıma, tohumuma, şeklime bak... Ben yeryüzü sayfasında icad edilen diğer çiçeklere benziyorum ve sistemimiz aynı. Demek, beni yaratan kimse onları yaratan da odur.

— Hem aynı cinsteki çiçeklere rengim ve şeklim benzese de bizler birbirimizin aynı değiliz. Tohum, dal, yaprak gibi esas azalarımızda birbirimize benzesek de şekillerimiz farklıdır. Beni milyonlarca çiçek kardeşime benzetmemek için tüm çiçekleri bilmek lazımdır. Demek, beni yaratan ancak yeryüzündeki tüm çiçekleri yaratandır.

— Hem sen de bilirsin ki tarla kiminse mahsul onundur. Zerreler âlemini geniş bir tarla hükmüne getiren kim ise benim gibi milyarlarca mahluku burada ekip biçen de odur. Ben şu yeryüzü tarlasının bir mahsulüyüm. Demek, sahibim bu yeryüzünün sahibidir.

— Sadece yeryüzüyle alakam da yok! Gökyüzünde gördüğün güneş benim varlığım için en büyük sebeptir. Demek, beni kim yarattıysa güneşi dahi o yaratmıştır. Güneşi kim yarattıysa elbette güneş sistemindeki gezegenleri ve galaksileri de o yaratmıştır. Kısacası benim sahibim kâinatın sahibidir.

Bu çiçek gibi tüm mahlukat, zerrelerden tutun güneşlere kadar her biri Allah’ı birçok dille tespih edip, Allah’ın varlığını ve birliğini tüm âleme haykırmaktadır. 

Kâfir ise Allah’ı inkâr etmekle kâinattaki tüm bu şahitlerin şehadetini yalanlamış ve kâinat kadar büyük ve içindeki mahlukat kadar çok cinayetler işlemiştir. 

Şimdi, kâfirin küfür ile geçirdiği ömrü değil, bir dakikayı nazara alalım. Kâfirin bir dakikada işlemiş olduğu cinayetler ve yalanladığı şahitler o kadar çoktur ki bunları hesaplamak mümkün değildir. Zerrelerden güneşlere, hayvanlardan nebatata, insanlardan meleklere, geçmişten bu ana kadar, varlık âlemine çıkmış tüm mahlukatı yalanlamak aklın ihata edemeyeceği bir zulümdür.

Kâfirin bu konuda hiçbir itirazı da geçerli değildir. Zira kendisine akıl, şuur ve irade verilmiş; varlıklar da bir kitap gibi tevhid mühürleriyle donatılmış ve onun görüp okuyacağı tarzda nazarına arz edilmiştir.

Eğer kâfir, "Benim yalanlamam ona ne zarar verir?" derse, biz de ona deriz ki:

Sen doğru bildiğin ve doğru olduğun bir meselede yalanlansan kalben istersin ki doğrular ortaya çıksın ve sana yalancı diyenlerden hesap sorulsun. İşte seni yalanlayana karşı hissettiğin bu öfkeyi tüm mahlukat sana karşı hissediyor. Çünkü sen onların tamamına yalancı diyor ve şehadetlerini tekzip ediyorsun!

Hem şunu bil ki: Cezanın büyüklüğü suçun büyüklüğü nispetinde olduğu gibi, cezanın sonsuzluğu da suçun sonsuzluğu nispetindedir. Hadsiz lisanlarla kendini sana tanıttıran, bildiren ve sevdiren bir Zatı inkâr etmek ve O'nun varlığını âleme ilan eden sonsuz şahitleri tekzip etmek öyle bir cinayettir ki elbette seni sonsuz bir cezaya mahkûm eder.

Eğer sen cehennemde ebedî kalmazsan:

— Hukukuna tecavüz edilen ve yalanlanan bu varlıkların hakları ne olacak? 

— Allah'ın varlığına şahit olan mahlukat senden haklarını istemeyecekler mi?

— Allah’ın hikmet, rahmet ve adaleti bu zulme nasıl müsaade edecek? 

Etmez ve etmeyecektir!

Kâfiri ebedî kalmak üzere cehennemde hapsetmek hikmetin ve adaletin ta kendisi olduğu gibi,yalanlanan mahlukatın hukukunu muhafaza cihetinde rahmetinin de gereğidir.

Bu anlattığımız meseleyi Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur külliyatından iktibasla anlattık. Bu meselenin daha çok cihetleri var. Bu cihetleri merak edenleri Risale-i Nurlara havale ediyoruz. 

Ayrıca bu konuda hususi bir video çalışması da yaptık. Dileyenler bu videoları feyyaz.tv sitemizden seyredebilirler. Videolar "Cehennem neden ebedî?" başlığına altındadır.

Bu ders "Cehennem Ebedîdir" konusunun son dersiydi. Rabbimize hamdüsena olsun, bizi böyle kıymetli bir işte istihdam etti; bizlere bu eseri hazırlattı. Cenab-ı Mevla bu eseri günahlarımıza kefaret yapsın. Bizleri iman ve Kur'an hizmetinde daim kılsın. Âmin.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun