İslamı Anlamada, İctihadda Sahabelere Yetişilemez

İctihadda, hüküm istinbatında sahabelere yetişilemez. Allahın kelamı olan Kuranı anlamakta, onun razı olacağı şeyleri ondan istinbat etmekte sahabeler en yüksek mertebededirler.


Çünkü, Asr-ı Saadette ilahi bir inkılap gerçekleşmişti. Daha önce ifade ettiğimiz gibi, o zaman çarşısında en kıymet verilen şey, Allahın marziyatını, Kuran hükümlerini anlamaktı. Bu sebepten bütün zihinler, kalpler, kabiliyetler bu yöne çevrilmişti. Herkesin en önem verdiği şey. “Allahın bizden istediği nedir? Onun rızası nasıl kazanılabilir” düşüncesi idi.


Bu sebepten, bütün konuşmalar, sohbetler, haller bu mana etrafında dolaşıyordu. Herkes herşeyi bu acıdan ele alıyor, her konuşma, hikaye, meclis tartışma, diyalog ve muhavere hep aynı hedefe yöneliyordu. Böylece sahabe namıyla anılan İki Cihan Güneşinin yıldızlarının kalpleri sürekli islamdan feyz alıyor, akıllar her an islamı öğreniyor, istidatlar onlar farkında olmadan inkişaf ediyor, kemala gidiyordu (et-Tâc V, 82; Şerhu fıkhıl-Ekber s. 206; İthafus-Saâde I, 227; ayrıca Sahabelerin irade ve ibtiğâ şekli ile Allahın rızasını istemeleri konusuna bakınız).


Fikirleri bu atmosferde ışıklanan, ictihad ve istınbât-ı ahkamda istidatları iyice olgunlaşan (Sunenu İbn-i Mâce II, 1308, Riyazus-Salihin, s. 141, İthâfus-Saâde I, 223; Tefsîrul-Kurânil-Azim, II, 305 (Muttakiler Rasulüllahın ashabıdır.) II, 330 (onlar cennetliktir) Cevahirul-Buhari s. 150. (Allah Rızasını kazanmak için sahabenin neler düşündüğü (Sevm 51) Mec. Tefâsir (Tenviru(l-Mekâbîs) III, 482 (onların nübüvvet baharında gelişi). Ayrıca bk. Saffetut-Tefâsîr II, 79, İrşâdul-Akl-i Selim, III, 157.) sahabeler az zamanda, bu hususta büyük ilerlemeler kaydediyorlardı. Onların bir günde bir haftada bir ayda kazandığı islamî anlayış, ictihad ve hüküm istinbatındaki mertebeyi, aynı zekada ve istidatta bir adamın zamanımızda on yılda, yüz senede kazanacağı söylenemez.


Çünkü bu zamanda ictimai hayatta idealler değişmiş, insanlar istidad kabiliyet ve zekalarını daha ziyade başka şeylere harcamaya başlamışlar, konuşmalar, muhavereler, oturumlar, diyaloglar, hikayeler, filimler başka merkezleri hedef almıştır.

O zaman asıl olan ebedî saadetti. Allahın Rızası idi. Şimdi asıl olan dünya saadetidir. Dünya hayatının nasıl ve ne şekilde kazanılacağıdır. Bu sebepten insanlar bütün istidatları ile, bütün insanî ve insan dışı sermayeleri ve fikirleri ile bu hayatın en ince ayrıntılarına kadar mükemmel olmasını istiyorlar, evlerinde, bineklerinde, hayatlarında, mesleklerinde en ileri seviyeyi tutturmak en mükemmeli bulmak için çabalıyorlar ve buna çoğu zaman da muvaffak oluyorlar. Şimdi hayat ve insan dünyevîleşmiştir. Bütün siyasi, ekonomik, felsefi merkezli konuşmaları, haberleri, spor vs. gibi hususları bu meyanda zikredebiliriz.


Şu halde şimdi insanlığın nazarı Ahiret ve Allah rızasından başka hususlara çevrilmiştir. O ilahi inkilabın büyük değişimin sürükleyiciliği, sahabe devri insanlarında olduğu gibi insanlara hakim değildir. Tevekkülsüzlük, geçim derdi, ekonomik problemler, birinci ve derecededir. Bu problemler ruhları sersemleştirmiştir. Materyalizm (madiyyûnluk) ve tabiatçılık selim akılları körleştîrmiştir. Hatta akıllar herşeyi maddede arar hale gelmişlerdir. Bu sebepten maneviyatta körelmişler, ruhsuz fen ve dinsiz felsefeyle meşgul oldukları nisbette akılların maneviyatta körlükleri artmıştır. Burada dinle barışık felsefenin müsbet tesirini de analım.


Bu içtimaî çevre, bu atmosfer, şahısların akıl ve istidatlarına içtihat ve istinbatı ahkâm noktasında kuvvet vermiyor. Akılları o noktada tam aksine köreltiyor, istidatları farklı ve başka sahalara itiyor, insanları daha çok fenlere, teknolojiye, ekonomi ve siyasete hatta günahlara yöneltiyor (Bk. Sunenu İbn-i Mâce II, 302, 304 (Rasulüllahın islam ümmetini ilgilendiren karışıkların olmaması ile ilgili isteği kabul edilmiyor. 1310. (Karanlık gecenin insanı etkilediği gibi, öyle karanlık gece gibi fitneler olacak), 1324 (Refah artınca, çok kazanma olunca, hased, münafese buğz, katl başlıyacak); 1325 (kimi kadınların topluma menfi etkisi): 1317. İnsanlar, toplum insanı islama değil cehenneme çağıracak; 1319; (islam toplumdan uzaklaşacak, müslümanlar da islamdan. Böylece islam garip olacak): Sahihul-Buhari VIII, 93; İnsanların din bakımından döküntüleri, aklı fikri başka şeylerde olanları görülecek); Sunenu İbn-i Mâce I, 97 (Ümmetin sonu öncesini beğenmiyecek, onlara lanet edecek.) Sunenun-Neseî, VII, 164-165. (İnsanlar okun yaydan çıktığı gibi islamdan çıkacaklar) elbette bu tasvirlerde belirtilen atmosferde, çevrede yetişen insanla, Nübüvvet Muhitinin, Vahiy Baharının, Risalet Güneşinin bizzat yetiştirdiği insanlar gibi olmayacaktır). Halbuki insanlar en çok konuştukları, tartıştıkları, dinledikleri, okudukları, tecrübe edindikleri şeylerde yetişirler.


Ayrıca şu hususu da akıldan çıkarmamalıyız. Medeniyet ilerledikçe ihtiyaç artmaktadır. Beşyüz sene önce, yaşamak için beş temel şeye muhtaç olan bir insan şu an hayat için belki yüz şeye muhtaçtır. Daha elli yıl, yüz yıl önce hayatta ihtiyaç gibi görülmeyen şeyler şimdi birer ihtiyaç olmuştur. İhtiyaçların çoğalması, adet ve görenekle herkesin medeniyetin sunduğu şeylere sahip olmak istemesi, hayatı bir yandan kolaylaştırırken bir yandan da zorlaştırmaktadır. İnsanlar dünyevi ihtiyaçlar için daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok kafa yormak zorundadırlar. Arzular, hobiler, korkular bu noktadan da farklılaşmıştır. Genel atmosfer onları böyle olmaya zorlamaktadır. Halbuki teknoloji her gün üretmekte, her gün yeniliklerin pazarlara sunmaktadır. Böylece bir türlü ihtiyaçların sonu gelmemekte, insanlar sürekli enerjilerini dünyaya kanalize etmekte, dünyevileşmekte, bütün verimliliklerini imkânlarını dünya hesabına kullanmaktadırlar. Böyle olunca, uhrevî meselelere vakit ayırmak Kuranı ve sünneti hayatın biricik gayesi görebilmek, “pratikte” mümkün olmamaktadır. Çünkü akılları, hisleri, zihinleri, kabiliyetimizi vereceğimiz alanlar bizi sımsıkı kuşatmış ve çoğalmıştır. Şimdi dine, içtihada, Ahkâm-ı Kuranı anlamaya ayırdığımız sermayelerimiz, sahabe devri insanlarının-kinden pek azdır. Bu sebepten: “Ben de insanım, benim de aklım var, ben de zekiyim. Niçin ben de ictihadda, istinbât-ı ahkâmda. Kuranı ve sünneti anlamada sahabelere yetişemiyorum?” denilemez. Çünkü onların bütün zihni sermayelerini - “Rabbimizin bizden istediği nedir?” merkezli dünyalarında - kullanarak da bu hususta az zamanda kazandığı rütbeye, belki yüz yılda ulaşamayız. Kış mevsiminin bir yıllık güneşi, baharın ve yazın az zamanda gösterdiği faydayı gösteremez.

Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun