Biz şüphe etmeye İbrahim'den daha layığız, hadisi ne manaya geliyor?

Soru Detayı

Peygamberimiz, Hz. İbrahim ile ilgili olarak, “Biz şüphe etmeye İbrahim'den daha layığız.” (Buhari Enbiya 11) demiştir.
- Hz. İbrahim şüphe mi etmiştir?
- Konunun aslı nedir?
- Peygamberimiz, Biz şüphe etmeye İbrahim'den daha layığız, demekle ne demek istemiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Öldükten sonra dirilişin delillerinden olan, geçmiş milletlerde yaşanmış diriliş hadiseleri içinde Hz. İbrahim’in kıssasının ayrı bir yeri ve önemi vardır.

Bu ibretli kıssa mealen şöyledir:

"İbrahim de rabbine demişti ki: 'Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.' Rabbi de O'na: 'İnanmadın mı?' dedi. O da: 'Evet, fakat, kalbim mutmain olsun diye.' dedi. Allah buyurdu ki, 'O halde kuşlardan dört tane al, yanında alıkoy, sonra her bir dağın başına bir parça koy. Sonra onları çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki, Allah her şeye kadîrdir.'" (Bakara, 2/260)

Müfessirler Hz. İbrahim'in böyle bir talepde bulunmasının sebebi hakkında çeşitli rivâyetler zikretmişlerdir.(1) Razî bu hususta on iki sebep saymıştır. Bunlardan birisi de kendi hatırına gelen şu vecihtir:

Nasıl ki, ümmet peygamberin risâlet iddiâsının doğruluğunu bilmede onun elinde meydana eden bir mucizeye ihtiyâç duyuyorsa, peygamber için de böyle bir durum söz konusudur...

Durum böyle olunca, şöyle denmesi uzak değildir: Melek, İbrahim (a.s)'a gelip, O'na Allah seni insanlara resûl olarak gönderiyor, diye haber verince, İbrahim (a.s) da bir mucize istemiş ve "Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster." tâ ki, gelenin şeytan-ı racîm değil de melek-i kerîm olduğu hakkında kalbim mutmain olsun demiştir.(2)

Kanaatimizce, Hz. İbrahim (a.s)'in bu isteği, Hz. Mûsâ'nın "Rabbim bana görün, sana bakayım." (A'râf, 7/143) şeklindeki istek ve iştiyâkının bir benzeridir. Biri Allah'ı, diğeri ise dirilişi görmek istemiştir. Hz. Mûsâ'nın Allah'ı görmek istemesi Allah hakkındaki bir şüpheden değil de, bilâkis Allah'ı çok iyi tanıyan biri olmasından kaynaklanan iştiyâkından dolayı olduğu gibi, Hz. İbrahim de, Allah'ın diriltmeye olan büyük kudretini bilmesi neticesinde, bu fiili bi'l-müşâhede, ayne'l-yakîn olarak görmeye iştiyâk duymuştur.

Nitekim müfessirlerin tamamına yakın büyük bir çoğunluğu Hz. İbrahim (a.s)'in bu isteğinin bir şüpheden dolayı değil, sadece bu hâdiseyi gözüyle görüp kalbinin mutmain olması, itminânla dolması için olduğunu söylemişlerdir. Çünkü, insan rûhu haber verilen şeyleri gözüyle görmeyi arzu eder. Bu yüzden, "Haber muâyene (gözle görmek) gibi değildir."(3) denilmiştir.

Ayrıca Hz. İbrahim'in bu isteği dirilişin mahiyeti değil, keyfiyeti hakkındadır. İbrahim (a.s), "Nasıl diriltiyorsun?" demiştir, "Acaba diriltir misin?"(4) dememiştir. Keyfiyeti sormak ise, ancak san'at-ı ilahiyye'nin esrârını görmeye olan şevk ve arzudan dolayıdır.(5) İnsanların ilimce en kâmil olanı, bilinmeyenleri bilmeye en fazla rağbetli olanlarıdır.(6)

İbrahim (a.s) dirilişin pek çok yollarla olduğunu biliyordu. Yaratılışı gereği bunları bilmek istedi.(7) Bu yüzden ölülerin hangi yolla diriltileceğini görmek istedi. Böylece İbrahim (a.s), dirilişe delîl hakkında ayne'l-yakîn mertebesine ulaşmaya olan aşırı muhabbetinden dolayı, nazarî ve bürhanî ilimden zarurî ilme intikâl etmeyi istemiştir.(8)

Kutub'a göre ise, "Bu arzu imânın varlığına, kemâl ve istikrarına bağlı olmayan bir arzudur. Bir bürhan istemek veya imânın takviyesi için değildir. Başka bir şeydir, başka bir tadı vardır..."(9)

Böylece hemen bütün müfessirler Hz. İbrahim'in bu isteğinin kesinlikle bir şek ve şüpheden dolayı olmadığını, Cenab-ı Hakk'ın yeniden diriltme fiilini, bi'l-fiil görmek ve keyfiyetine muttali olmak için olduğunu, ifâde etmişlerdir. Eğer İbrahim (a.s)'a böyle bir şek ârız olsaydı bu şekden dolayı mahcûbiyet duyup, böyle bir talepte bulunamazdı. Allah katında bu derece nâzının geçtiğini bildiğine göre, böyle bir kusuru yok demektir. Hem Allah'ı bu derece bilen O'na böylesine duâ ve niyâzda bulunan  birisinin O'nun ölüleri diriltmeye kadir olduğu hakkında şüphe etmesi düşünülebilir mi!?

Allah'ın, Hz. İbrahim (a.s)'in imân bakımından insanların en kuvvetlilerinden olduğunu bildiği halde, "imân etmedin mi?" diye sormasının sebebi, Hz. İbrahim'in cevap verdiği şekilde cevâp vermesini sağlayarak, bu cevabın dinleyenlere büyük faydalar kazandırması içindir. (10) Yani Cenâb-ı Hak bu suâli Hz. İbrahim'in "evet" sözüyle ifâde ettiği imânını insanlara göstermek için sormuştur ki, böylece dinleyenler onun maksadının ayne'l-yakîn mertebesine ulaşmak olduğunu bilsinler.(11) Çünkü Cenab-ı Hak onun imânını bildiği halde bu soruyu sorduğuna göre, bu sorudan maksat başka bir şeydir.(12) Razî böyle bir izâhdan önce, buradaki suâl'in takrir (yani, inandın! O halde böyle bir soruyu sormanın sebebi nedir?) manâsında olmasının da muhtemel olduğunu söylüyor.(13)

Hz. İbrahim (a.s)'in, "evet, fakat kalbim mutmain olsun diye" sözünün manası ise, delillerle elde edilen ilme zarûrî ilmin ilâvesiyle sukûnet ve itminânın artmasıdır. Çünkü, delîllerin âşikâr olması kalb için daha sükûnet verici, basîret ve yakîni daha çok açıcıdır.(14) Bu ifâde Hz. İbrahim'in şekk içinde olmadığının açık bir delîlidir. Aksi halde böyle cevâp vermezdi.(15) Belki o zaman "şek ve şüphem izâle olsun diye" şeklinde bir cevap vermesi gerekirdi..

Cevap 2:

“Biz şüphe etmeye İbrahim'den daha layığız.” hadisinin manası, "Eğer İbrahim (a.s) şüphe etseydi, biz bu şüpheye daha layık olurduk. Biz şüphe etmediğimize göre, İbrahim (a.s) şüphe etmemiştir."(16) demektir.

Yani "Şayet peygamberlere şüphe arız olması söz konusu olsaydı, ben buna öbürlerinden daha çok layığım. Görüyorsunuz ki bende hiçbir şüphe yok. Öyleyse bilin ki, Hz. İbrahim hiçbir şüpheye düşmemiştir." demektir.

Bu hadisle ilgili şu teviller de yapılmıştır:

- Hadîs Hz. İbrahim (a.s)’in şüphe içinde olduğunu kabul eden bir topluluğu reddetmek için söylenmiştir. İlgili ayetler gelince, bazı kimseler, “İbrâhîm şüphe etti” demişlerdi. Hz. Peygamber (asm); onların yanlış düşündüklerini bildirmek, kendi tevazusunu ve Hz. İbrâhîm’e olan takdirini göstermek için öyle buyurmuştur.

- Peygamberimiz “Biz” derken kendini değil, şüphelenmesi caiz olan ümmetini kastetmiştir.

- Hz. İbrâhîm, ilme'l-yakîn derecesinden bizzat müşahede etmek suretiyle ‘ayne'l-yakîn mertebesine yükselmeyi istemiştir. Bunun için Rabb’inden, ölüleri nasıl dirilttiğini görmeyi dilemiştir. Hz. Peygamber (asm) de bu manayı kastederek, “Biz buna ondan daha layığız.” buyurmuştur. Yoksa ne kendisi ne de Hz. ibrâhîm, şüphe etmemiştir.

- Aslında bu ifadesiyle Hz. İbrâhîm kendi ümmeti için, onların kalplerindeki şüphe izale olsun diye Rabb’inden, ölüleri nasıl dirilttiğini görmeyi istemiştir.

- Hz. İbrahim (a.s)’den Allâh’ın diriltmesi konusunda değil, ölüleri nasıl dirilttiğinin keyfiyeti konusunda bir şüphe söz konusu olmuştur.

- Bu şüphe, peygamber olmadan önce henüz çocukken olmuştu.

Kaynaklar:

1. Bu rivâyetler hakkında bk. Taberî, III, 49-50; Vahidî, Esbâb-u Nuzuli'l-Kur'ân, s. 87-89.
2. Razî, VII, 34 .
3. Zerkeşî ekser şarihlere göre bu sözün hadis olmadığını ifâde ediyor (Aclûnî, s. 237). Ancak bu söz hadîs olmasa da manâsı çok doğrudur. Bir şâir de bu hususta şöyle demiştir: Fakat gözle görmede latîf bir manâ vardır.  Bunun içindir ki, Halîl (İbrahim a.s.) gözle görmeyi istemiştir (Aclûnî, s. 237).
4. Afîf Abdulfettah Tabbara. Maa'l-Enbiyâ fi'l-Kur'âni'l-Kerîm, Beyrut, 1989, 17. bsk.,  s.120.
5. Sabûnî, en-Nübüvve ve'l-Enbiyâ,  Mektebetu'l-Gazalî, Dımeşk, 1985, 3.bsk., s.72.
6. Merağî, III, 27.
7. Şa'rânî, el-Yevâkıt ve'l-Cevâhir, II, 142.
8. İbn Aşûr, III, 38.
9. Kutub, fî Zılâl, I, 302.
10. Zemahşerî, I, 391; Nesefî, I, 132; Ebu's-Suud, I, 256.
11. Bursevî, I, 323.
12. Razî, VII, 35.
13. Razî, VII, 35.
14. Zemahşerî, I, 391; Nesefî, I, 132.
15. Razî, VII, 35.
16. Bu hadîs değişik şekillerde izâh edilmişse de, en meşhûr manâ budur. Bu hususta bütün teviller için bk. İbn Kesîr, III, 323; Hazin, I,  411;  Alûsî, III, 27.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun