Bir inkarcı eğer düşünürse, körlük ve dilsiz sağırlık kalkar mı?

Tarih: 23.02.2021 - 14:50 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bir ayet okudum aklıma bir şey takıldı:
Ayet şöyle: "İnkarcılara seslenenin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler; çünkü onlar düşünmezler."
Şüphesiz kafirler kendi istekleri/ kendi iradeleriyle kafirdir bunu biliyorum. Anlamadığım bir şey var, kafirler dilsiz kör ve sağır çünkü düşünmezler bu yüzden de kendi iradeleriyle kafirdir.
1. Eğer kafir düşünürse, o körlük ve dilsiz sağırlık kalkar mı? Yani mutlaka her kafir düşünürse bunlar kalkar mı? Ve kesinlikle Müslüman olurlar mı?
2. Kafirler düşünürse, hala kafir olması mümkün mü? Bu ayete göre?
3. Eğer düşünürse ve yine de kafirse, bu nasıl oluyor? Düşündüğü halde körlük dilsizlik ve sağırlığı gitmiyor mu? Yoksa bu mümkün değil midir?
4.  Kafir düşünse ve anlasa, hala inkarına devam etse, bu mümkün mü? Anlasa, körlüğü gidiyorsa ama kendi isteği ile devam ediyorsa o zaman o körlük hiç gitmemiş mi oluyor ya da o an o körlük gidip, inkarına devam ettiği için tekrar mı geliyor o körlük?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetin meali şyledir:

"İnkarcıları hakka çağıranın durumu, tıpkı bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvanlara haykıran kimsenin durumu gibidir. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Bundan ötürü akıllarını kullanıp gerçeği anlayamazlar." (Bakara, 2/171)

Bu ayet hakkında önemli iki yorum var:

a) İnkarcılara seslenen kimsenin (Hz. Peygamber asm Efendimizin ve onun varisleri olan hakiki alim, vaiz ve mürşitlerin) durumu, tıpkı bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvana haykıran çobanın durumuna benzer. Çobanın haykırdığı hayvanlar yalnız onun sesini işitiyorlar, fakat sözlerinin manasını, verilen mesajı anlamıyorlar.

Aynen öyle de hakka, gerçeğe davet edenleri dinleyenler de davetçilerinin mesajını anlamıyorlar. Adeta sesi işitiyorlar fakat gerçeği idrak edemiyorlar. Dilsizdirler, davetçilerin davetine cevap veremiyorlar. Davetçiye ve davet edildikleri hakka bakıyorlar fakat göremiyorlar. 

b) Müşriklerin putlarına yalvarıp yakarmaları, bir çobanın hayvanlara seslenmeleri gibidir. Hayvanların, çobanın çağrılarına kulak vermeyip ne dediklerini anlamadıkları ve cevap vermedikleri gibi, bunların çağırdığı putları da bu hayvanlar gibidir..

Bir önceki ayette ifade edildiği üzere, inkarcılar babalarının dinlerine bağlı olduklarını onları taklit ettiklerini söylemişler. 

Buna göre, onların babalarını körü körüne taklit etmeleri, akılsızlık ile eşdeğer sayılmıştır. (bk. Razi, ilgili yer)

Bu bilgiden sonra sorulara gelince:

1) Ayette yer alan sağırlık, dilsizlik ve körlük bir mecaz ifadedir. Onların gerçekten bu durumda olmaları gerekmez. Onun için buradaki düşünceden maksat, hak ve hakikati idrak edecek bir düşüncedir.

Böyle düşünüp hakka tabi olurlarsa, tabii ki, o manevi özürleri, engelli durumları da ortadan kalkar.

Ayette yer alan ve “düşünce” olarak meal verilen kelimenin aslı “aklı kullanmak” manasına gelen “ya’kilûn”dur.

Madem akıl imanı gerektirir, Öyleyse iman etmediği sürece düşünce sahibinin Kuran’ın arzu ettiği tarzda düşündüğü söylenemez.

2) Evet inkarcı düşünse bile, bu düşüncesi kendisini doğru yola iletmediği sürece kafir olarak devam edebilir.

Bugün dünyada milyonlarca düşünen inkarcı vardır. Demek Kuran’a göre, “düşünmek/aklını kullanmak” demek, gerçeği bulmak demektir. Gerçeğe ulaştırmayan, kulak sağır, dil lal, göz kördür.

3) Bu sorunun cevabı aslında 1. Ve 2. cevaplarda verilmiştir.

Bununla beraber, Hz. Ali’nin de ifade ettiği gibi, akıl iki çeşittir; akl-ı maaş, akl-ı mead.

Birincisi dünya hayatının işlerini idrak eder, kâr ve zararı fark eder. sahibinin iyi bir hayat geçirmesini sağlar. Ancak bu aklın öbür hayatla ilgili bir meşguliyeti yoktur.

İkinci akıl ise, bu dünyaya ait -işleri bilsin veya bilmesi- ahiret hayatı ile ilgili hususlarda aktiftir, ölümden sonra hesabın olacağını bilir ve ona göre bir çaba içerisinde girer, ahiretin kapılarını açar.

İşte ayette söz konusu edilen “aklı kullanma/düşünme”den maksat bu akl-ı meaddır.

4) Her insan, doğruluğuna kesin inandığı şeylerin yanında olur. Ancak, mümin olsun, kafir olsun, inandığı halde, o inancının yanında durmayan insanlar pek çoktur.

Nefis, şeytan, inat, menfaat, makam, mevki gibi birçok olumsuz unsur insanda aktif hale gelip, aklı susturur ve devre dışı bıraksa -gözle görülmekte olduğu gibi- örneğin bir mümin haram olduğuna inandığı halde, yine de içki içebiliyor, kumar oynayabiliyor vs...

Kafir de aklıyla anladığı halde, bu şeytani ve nefsani dürtülerin aklı devre dışı bırakması, taassup ve önyargıyı ortaya çıkarması, hülasa cehaletin ilme galip gelmesi sonucunda ilgili kişinin de kütük gibi yerinden kımıldanmaması söz konusu olabiliyor.

Daha fazlasını zekavetinize havale ediyoruz.

Yaşasın iman kahrolsun küfür! Yaşasın ilim kahrolsun cehalet!

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun