Bilim, natüralizm ile anlatıldığı için bir Müslüman olarak bizim bilime bakışımız ve insanlara anlatışımız nasıl olmalı?

Tarih: 21.08.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

1. Bilim, natüralizm ile anlatıldığı için bir Müslüman olarak bizim bilime bakışımız ve insanlara anlatışımız nasıl olmalı?
2. Bilimin artık natüralizmin etkisiyle bir inanç gibi göründüğü günümüzde, Kuran’ın Bilimsel Mucizelerini kullanmak doğru yaklaşım olur mu? Sanki Bilimi ön planda hala tutup, insanları uyandırmamış, daha da uyumalarına sebep mi olmuş oluruz? Yani İslam’ı Bilimle doğrulatma fikri bilinç altında oluşmuş olur mu?
3. Kuran’ın Bilimsel Mucizeleri kullanıp da tebliğ yaparak, ileride bilimin yeni bir keşfiyle bilgiler değişirse, biz bunları kullandığımız için büyük bir hata yapmış olur muyuz? Bu risk sebebiyle bu argümanları kullanmamalı mıyız?
4. Evrime karşı gelip, ileride evrim doğrulanırsa, yine Kuran’ı yanlış anlayıp yanlış aktardığımız için vebale girer miyiz? (Dünyanın düz olduğunu söyleyen zamanın alimleri gibi)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Modern fen bilimleri yaklaşık 17. asırdan beri materyalist, pozitivist ve natüralist bir eğitim çizgisinde rol almaya başlamıştır. Bizim bu materyalist felsefi akımlara karşı, modern fen bilimlerini inkar etmek gibi talihsiz bir metodu takip etmemiz son derece yanlıştır.

Bunun tek çıkar yolu, fennin gerçeklerini kabul etmek, insanların yanlış yorumlarını reddetmektir.

Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, “Bir râfızî bir hadîse yanlış mana verse veya yanlış amel etse; acaba hadîsi inkâr etmek mi lâzımdır, yoksa o râfızîyi tahtie edip (hatasını bildirip) namus-u hadîsi muhafaza etmek mi lâzımdır?”

Demek müspet bilimlere evet, materyalist yorumlara hayır, diyeceğiz.

Natüralizm ya da tabiatçılık düşüncesi deney ve gözleme dayalı bilimin doğa+zaman (doğal süreçler) kavramı altında yapılandırılmasına dayanmaktadır. Bu açıdan insanın zihni algısına dayalı bir hipotez olarak değerlendirilmelidir.

Bu noktada üç temel hipotez devreye girer. İlki şeylerin olmasını tümel doğanın gerektirdiği; ikincisi, tikel sebeplerin şeyleri var ettiği; üçüncüsü de şeylerin kendi kendilerine var olduğu iddialarıdır.

Bu yaklaşımların üçü de sıkı bir mantık sorgulamasında çökerler.

Tümel varlığa bir tür şahsiyete sahip bir doğanın insan zihninin ön kabulü olduğu açıktır. Zira bu durumda kendi kendini var eden bir tür tanrı vari bir varlığı öylesine kabul etmek gerekmektedir.

Sebeplerin şeyleri var etmeleri iddiası da benzer şekilde onların bilinçli varlıklar olduğu yaklaşımı ile ilkel bir animizmi yeniden diriltmektedir.

Kendi kendine var olmak ise şeylerin yokluklarının yok oldukları halde yine kendileri tarafından nasıl var edileceği olgusu ile geçersizdir.

Dolayısıyla tüm kainat için var edici bir irade ve kudretin kainat dışında var olması gerektiğini akıl doğrudan gösterecektir.

Bu nedenle deney ve bilim esaslı bilim, Müslümanların çatıştığı bir yapı olmayıp, aksine bunun sonucunda yürütülen yanlış çıkarımlar eleştirel olarak ortaya konmalıdır.

Cevap 2:

Bilim aracılığı ile İslam’ı doğrulamak tercih edilen bir durum değildir. Bunun yerine İslam’ın evrensel hakikatlerinin bilim yoluyla hareket edildiğinde bile rahatlıkla ulaşılabilecek bir konumda olduğunu göstermektir.

Diğer taraftan, fen bilimlerinin natüralist, materyalist bir çizgide öğretilmesi, Kuran’ın hak ve hakikatlerini anlatmaya engel olmamalıdır. Müspet bilimlerin içinde materyalist felsefi yorumlarla yanlışlar barındırması yanında, artık inkarı mümkün olmayan doğruları da vardır. Doğruları yanlışlara feda etmek büyük bir haksızlıktır.

Öyleyse doğru anlaşılan modern bilimin veriyle ile Kuran’ın gösterdiği hakikatlerin karşılaştırılmasında bir sakınca yoktur. 

Yakında onlara hem alemin ufuklarında hem de kendi benliklerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, Kuran'ın hak olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussilet, 41/53) mealindeki ayette bilimlerin ileride keşfedilecek veriler ile Kuran’ın çok önceden haber verdiği aynı hakikatin uzlaşmasını göstermek zımni bir ilahi emir olduğunun göstergesidir.

Cevap 3:

Bilimde yaşanan paradigma değişimleri özellikle Kopernikus, Newton ve Einstein çizgisinde açığa çıkar. Bunda da güneş merkezli evren düşüncesi, mekanik bir evren düşüncesi ve gözlemcinin konumuna bağlı bir evren düşünceleri değişimi gösterir.

Ancak bu değişimlerle birlikte bilimin temel yapısını değiştirecek bir değişim söz konusu değildir. Sonuçta bu değişimler birbirlerini netice veren ilerlemeler olarak bütünsel bir karakter de gösterirler.

Günümüzde bilimsel teoriler 19. ve 20. yüzyılın aksine yanlışlaşabilir olmakla sınırlandırılmaktadırlar. Dolayısıyla bu teorilerin ateizm benzeri iman karşıtı ideolojilerce kullanılmasına karşın görüş ve değerlendirilmeler gereklidir.

Ayrıca, üslubuna uygun bir tarazda ortaya konulan bilimsel mucizelerin ileride değişmesi Kuran’a zarar vermez. Zira onlar yorumdur, Kuran değildir.

Diğer taraftan müspet bilimin dışında da tefsir kaynaklarına girmiş bazı yanlışlar olabilir. Aklı başında hiç kimse bu yanlışı Kuran’a mal etmez.

Yine, müçtehitlerin ortaya koyduğu bazı hatalı içtihatlar da olabilir. İşin uzmanı olan kimselerin doğru içtihatlarına iki sevap, hatalı içtihatlarına ise bir sevap verileceği ittifakla kabul edilen ilmi bir prensiptir.

Bunun gibi, ehliyetli kimselerin bilimin verilerine uygun içtihatları, çıkarsamaları daha sonra hatalı olduğu ortaya çıkarsa, onları yine bir sevap kazanırlar. Yeter ki ehliyetli ve uzman olsunlar.

Cevap 4:

Müslümanların evrim teorisi hususunda karşı çıktıkları ana konu, gerçekten doğrulanmış, manipüle edilmemiş bilimsel veri ya da gözlemler değil, bu veri ve gözlemlerin doğal seleksiyon, türsel sıçrama, rastlantısallık gibi süslü ama içi boş ateistik iddialarla birlikte pazarlanması ve bu görüşe dayalı olarak dinsiz bir toplum modellemesi kurulmak istenmesine karşıdır.

Örneğin evrimcilerin bilim adı altında neredeyse üç asırdır anlattıkları senarist yaklaşıma göre türlerin var oluşu doğaya ya da çevreye uyum kabiliyetlerinden ibarettir. Oysa bu yaklaşım temelde türler ile var kabul edilen doğa adlı varlığın zıtlığına dayanarak birkaç katlı çelişkiye düşmektedir. Üstelik parçaların ait oldukları bütünle uyumlarını gerektirecek bir zıtlık düşüncesi, bu yaklaşımın halen bir ön kabulden ibaret olmasının nedenidir.

Müslüman bilim adamları ve düşünürler ilahi irade, ilim ve kudrete dayalı olarak tekâmül adı verilen tedrici yaratma yaklaşımını benimserler. Enerjinin kütleye eşit olduğunu bildiğimiz bir bilim dünyasında türlerin bedensel olarak ayrışmalarının bir irade edicinin bunu tercih etmesi ile olduğu rahatlıkla anlaşılır.

Dolayısı ile doğal seçilim ve türlerin adaptasyonu iddiaları doğaya ve türlere tümel varlık ve şahsiyet veren zihinsel kurgular olarak sonsuza değin batıl kalmaya mahkumdur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun