Bilgili mi, Kültürlü mü? Hangi Medeniyet?
Değerli kardeşimiz,
Bilgi ve Kültür Ayrımı
Günümüzde “kültürlü insan” ifadesi çoğu zaman “çok şey bilen insan” anlamında kullanılmaktadır. Oysa bilgi ile kültür aynı kavram değildir. Türk Dil Kurumu kültürü; bir milletin tarihsel süreç içerisinde oluşturduğu maddi ve manevi değerler bütünü olarak tanımlar. Bu tanım, kültürün yalnızca bilgi birikimi değil, değerler sistemi olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla her bilgili insan kültürlü değildir. Bilgi, doğru kullanılmadığında insanı erdemli değil, aksine zararlı bir varlığa da dönüştürebilir. Önemli olan bilginin hangi amaçla ve hangi ahlaki çerçevede kullanıldığıdır.
Medeniyet Kavramı: Maddi ve Manevi Boyut
Bilgi, kültür ve medeniyet kavramları birbirinden ayrılmalıdır. Bilgi bir araçtır; kültür ise değerler sistemidir. Medeniyet ise bu değerlerin toplumsal hayata yansımasıdır.
Gerçek medeniyet, insanın hem maddi hem manevi yönünü dengeli şekilde geliştiren bir yapıdır. İslam medeniyeti anlayışında hak, adalet, yardımlaşma ve fazilet esastır. Bu çerçevede örnek şahsiyet olarak Hz. Muhammed (asm) Efendimizin hayatı model kabul edilmektedir.
Medeniyet kavramı iki boyutta ele alınabilir:
1. Maddi Medeniyet
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler (ulaşım araçları, iletişim sistemleri, makinalar vb.) insan hayatını kolaylaştırmakta ve refah seviyesini artırmaktadır. Bu gelişmeler medeniyetin maddi yönünü temsil eder. Ancak bu ilerlemeler, insanın ruhî ve ahlaki ihtiyaçlarını tek başına karşılamaz.
Modern dönemde artan ihtiyaçlar, insanı daha fazla tüketmeye yöneltmiş; dün zorunlu olmayan pek çok unsur bugün vazgeçilmez hâle gelmiştir. Bu durum medeniyetin konfor sağladığını, ancak mutluluğu garanti etmediğini göstermektedir.
2. Manevi Medeniyet
Gerçek medeniyet; adalet, merhamet, doğruluk ve yardımlaşma gibi temel insani değerlerle şekillenir. Bu anlayış, İslam medeniyeti perspektifinde daha belirgin şekilde ortaya konmuştur.
Özellikle Hz. Peygamber (asm) Efendimizin Medine döneminde oluşturduğu toplumsal yapı, vahşi ve kabileci adetlerin yerine ahlaki ilkelerin yerleştirildiği bir dönüşüm örneğidir. Medine merkezli bu model, yalnızca kötü alışkanlıkları kaldırmakla kalmamış; onların yerine fazilet temelli bir sistem inşa etmiştir.
İslam Medeniyetinin Temel İlkeleri
İslam medeniyetinin esasları şu şekilde özetlenmektedir:
Kuvvet yerine hak ve adalet
Menfaat yerine fazilet ve muhabbet
Irkçılık yerine dinî ve ahlaki bağ
Çatışma yerine yardımlaşma (teavün)
Heva ve nefsanî arzular yerine hidayet ve takva (Detay için bk. Nursi, Sözler, s. 132-133)
Bu yaklaşımda medeniyetin hedefi yalnızca maddi kalkınma değil, insanın kalbî ve ruhî tekâmülüdür.
Bilgi ve Ahlak İlişkisi
Bilgi, ahlaki bir çerçeveye oturmadığında yıkıcı olabilir. Bu bağlamda “bilmek” ile “marifet” arasında fark vardır. Marifet, bilginin kalpte değerle bütünleşmiş hâlidir. Aksi takdirde bilgi, kişiyi olgunlaştırmaz.
Nitekim tarihsel örnekler, yüksek bilgi seviyesine sahip toplumların ahlaki zaaflar sebebiyle yıkıma uğrayabildiğini göstermektedir. Bu durum, medeniyetin yalnızca teknik ilerleme ile sürdürülemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Ruh-beden, elektrik-ampul dengesi
İnsan bedeni ne kadar güçlü ve sağlıklı olursa olsun, ruh olmadan bir anlam taşımaz. Beden hareket edebilir ama bilinçsizdir; yönü ve gayesi yoktur. Ruh ise bedene anlam, istikamet ve değer kazandırır. Sadece bedeni geliştirmek insanı “yaşayan” yapar; ruhu geliştirmek ise onu “insan” yapar.
Aynı şekilde ampul ne kadar kaliteli olursa olsun, içinden elektrik geçmezse ışık vermez. Camı parlak, şekli modern olabilir; fakat enerji yoksa karanlıkta kalır. Elektrik geldiğinde ise sıradan bir ampul bile etrafını aydınlatır.
Aynen bunun gibi;
Maddi medeniyet (teknoloji, araçlar, konfor), beden / ampul gibidir.
Manevi değerler (hak, adalet, fazilet, iman), ruh / elektrik gibidir.
Sadece maddi gelişme varsa, güçlü bir beden ama zayıf bir ruh ortaya çıkar; parlak bir ampul ama karanlık bir oda oluşur.
Gerçek medeniyet ise maddi imkânların, manevi değerlerle birleşmesidir.
Yani mesele sadece ampulü büyütmek değil, aynı zamanda ona doğru elektriği de vermektir.
Sonuç olarak; bilmek yeterli değildir. Bilginin ahlakla birleşmesi, insanı gerçekten “medenî” kılar.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet