Ben aşırı asosyal ve utangaç biriyim, bunu nasıl çözebilirim?

Tarih: 01.01.2020 - 14:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

​Ben aşırı asosyal ve utangaç birisiyim. Çok çekingenim. Üniversite için yurda taşındım ve hiç arkadaş edinememe beni çok üzüyor.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle kişinin, bir ruh sağlığı uzmanına görünmeden kendisine yönelik herhangi bir kişilik biçimi veya bozukluğu tanısı koyması doğru değil. Çünkü böyle bir şeyin olup olmadığını, şayet varsa aşırı mı, yoksa normal mi olduğunu veya ne tür bir kişilik biçimi olduğunu uzman olmayan birisinin anlaması mümkün değildir.

Aksi halde yanlış bir kanaatten dolayı, kişi kendisini olumsuz etiketlemiş olur ki, bu da onun ruh sağlığını daha da bozmaktan başka bir işe yaramaz.

Sözünü ettiğiniz utangaçlık ve asosyallik sorunu, derecesi farklı olsa da, günümüz gençlerinin en çok muzdarip olduğu konulardan biridir.

Konuya sebepler altında bakıldığında, çekingenlik ve asosyallikte genetik faktörlerin de etkili olduğu biliniyor. Çoğu zaman çekingen bir kişinin anne-babasından birisi veya onların birinci derece yakınlarının birilerinin de çekingen olması bu tespiti doğruluyor.  

Bunun yanında anne-babaların mükemmeliyetçi, koruyucu ve ceza verici davranışları da çekingen kişiliğin oluşmasında rol oynuyor. Çünkü günümüzde maalesef başarı odaklı bir hayat anlayışı hakim olduğu için, anne-babalar da çocuklarını zorlayarak onlardan sürekli daha çok başarı, daha mükemmel davranışlar talep ediyorlar. Çocuktan gücünü aşan şeyler istiyor veya başkalarıyla karşılaştırıyorlar. Ayrıca çocuk, başarılı olduğunda ödüllendirip, hata, eksik ve yanlış yaptığında cezalandırıyorlar.

Tüm bunlar, çocuklarda travma etkisi oluşturup “yetersizlik” ve “aşağılık” duygularının yerleşmesine neden oluyor. Çocuk hata yapmaktan korkuyor, mükemmele ulaşamamaktan dolayı sürekli kaygı içinde yaşıyor, dolayısıyla çekingen oluyor.

Okul ortamında öğretmenlerin çocuğa yönelik bazı tutum ve davranışları da onda çekinken kişiliğin oluşumuna neden olabiliyor. 

Şöyle ki, çocuk ödevini yapmadığında veya kendisine sorulan sorulardan birini bilmediğinde tahtaya kaldırıp aşağılanıyor, alay ediliyor veya küçük düşürülüyorsa, o çocuk hayatının diğer dönemlerinde hata yapmaktan korkacaktır. Sınıfta parmak kaldırmaktan, konuşmaktan çekinecektir.

Özetlediğimiz bu etkenler, kişide küçük veya büyük çapta travmalar oluşturur.

İşte çekingen kişilerin temel sorunu da burada başlar. Çünkü insanı yönlendiren temel duygularının başında korkuları gelir. Çekingen kişilik sorunu olan çocuklarda yetersizlik duyguları güçlü olduğu için, mahcup olma, rezil olma, aptal durumuna düşme, aşağılanma, kısaca toplum tarafından olumsuz değerlendirmeye maruz kalmaktan korktukları için toplumda kendilerini ifade etmekten, var olmaktan kaçınıyorlar.

Bu durum, zamanla bir kısır döngüye dönüşür: Korktukça, toplumdan kaçar, kaçındıkça korkuları daha da pekişir. Bunun yanında çevreden çekindikçe, korkak davrandıkça ve kendini yetersiz ve korkak hissettikçe, onun bu durumunu gören yakın akran çevresi de onu küçümsemeye, onunla alay etmeye başlar.  Böylece çekingen kişilik yapısı sürekli kendisini besleyerek devam eder.

Çekingen kişiler, mahcup olacağım diye toplumdan, kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmaktan kaçınmaya devam ettikçe içinde bulundukları kaygı baskısı onları depresyona kadar götürebilir.

Peki, bu durumda ne yapmak gerekir?

Öncelikle kişinin,  insan olarak kendisini sevmesi gerekir. Günümüz psikoloji diliyle kendisiyle barışık olması gerekir. Bunun için de önce kendisini tanımalı, artı yönlerini ve değerini bilmelidir. Çünkü insan, ancak gerçekten kim olduğunu, nasıl bir değere sahip olduğunu bilirse kendisi hakkında gerçek bir kanaate sahip olabilir.   

Peki, insan, değerli olup olmadığının nasıl anlayabilir ve bunun ölçüsü nedir?

Bunun ölçüsünü felsefe; “İnsan iki ayaklı bir hayvandır” şeklinde tanımlarken,  Hedoizm, “hayattan keyf alabilen ve sadece haz için yaşayan kişidir” der. Kapitalizme göre ise, insanı insan yapan değer, “başarılı olmak, zeki olmak, girişimci olmak, çok çalışmaktır, ne pahasına olursa olsun çok kazanmak, sevilmek ve mutlu olmaktır” şeklinde belirler.

İslama göre insan:  “Kainat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat ve sarfiyatına ve zer' ve ekilmesine nezarete memur ve yüzer fenler ve binler sanatlarla techiz edilmiş en gürültülü ve mesuliyetli nazırı ve kainat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı ve cüz'i ve külli harekatı kaydedilen bir mutasarrıfı…” (Nursi, Şualar, On Birinci Şu, Yedinci Mesle)

Kendisini “yüzer fenler ve binler sanatlarla donatılan bir halife- arz" olarak gören insan için başka hangi “ölçüt” ona kendisini bu kadar değerli hissettirebilir?  

Onun için bir mümine düşen şey, bu değerinin bilincinde olmaktır.

Bununla birlikte “hayatının ayinesinde temessül eden Şems-i Ezelînin envarını hissedip sevmektir. Zîşuur olarak O'na şevk göstermektir. O'nun muhabbetiyle kendinden geçmektir.” (Sözler, On Birinci Söz)

İkinci olarak da diğer insanları kendi gözünde çok büyütmemektir. Çünkü çekingen kişiler, genelde diğerlerini kendilerinden daha zeki, daha çekici ve daha üstün görme eğilimindedirler.

İslam’da yaratılmıştık açısından kimseyi ne kendinden üstün görmek ne de aşağı görmek esastır:

“Cenab-ı Hakk'ın masivasından hiçbir şeyi, ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. Hem, sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. Çünkü mahlukat mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi (eşit) oldukları gibi, mahlukiyet nispetinde de birdirler.” (Lemalar, 17. Lema, Birinci nokta)

Allah’ın yanında insanların eşit olduğuna, gerçek üstünlüğün takvada ve Allah’a yakın olmakta olduğu bilincinde olmak önemlidir. Kişiye lazım olan da Allah’ın yanında değerli olmak olduğu için, kişi kendisini, diğer insanların bazı vasıflarına bakarak küçük görmemeli. İmanın ve Allah’a dayanmanın verdiği gücün onu daha üstün kılacağını aklından çıkarmamalıdır.

Ayet-i Kerime bu konuda müminleri şöyle motive eder:

“Gevşemeyin ve üzülmeyin; eğer inanmış kimselerseniz, üstün olan sizsiniz.” (Al-i İmran 139)

Bunların şuurunda olduktan sonra sunacağımız çözüm önerilerini de dikkate alırsanız inşallah sizi rahatlatacak bir sonuca ulaşırsınız:

- Kendinizi, Allah’ın en güzel sanatı olarak görün ve bu yönüyle kendinizi ve sevin.

Kendi olumlu özelliklerinizi bir yere yazıp, onlara odaklanın. Kendi kendinize sürekli olumlu telkinlerde bulunun. Adeta hipnoz eder gibi, sürekli olumlu yönleriniz üzerinden kendinizi motive edin. Yazdıklarınıza bakarak iyi ve artılarınızı düşündükçe ve bunlara inandıkça özgüveniniz daha da güçleneceğinden, kendinizi toplumda daha rahat hissedeceksiniz.

Bunun yanında unutmayın ki, herkesin artısı ve eksisi vardır. Nitekim bu gözle çevrenize baktığınızda her yönden mükemmel olan bir kimsenin olmadığını göreceksiniz.

Onların farklı olması sizden daha üstün oldukları anlamına gelmez. Sadece farklıdırlar, o kadar. Bu da Allah’ın hikmetinin bir eseridir. Çünkü Allah, her şeyi hikmetli ve adaletli yaratmıştır. Mesela insanları fıtrat, kabiliyet ve zekâca aynı yaratmamıştır. İnsanlar da bu farklılıkları sayesinde birbirlerine ve hayatın başka alanlarında insanlığa yardım ediyorlar.

Herkes aynı seviyede ve her konuda eşit olsaydı, kimsenin kimseye ihtiyacı olmazdı, meslekler çeşit çeşit olmaz, yarışlar olmaz, kitap olmaz, kalem olmazdı. Mesela beş parmağın beşi de aynı olsaydı, başparmak diğerlerinin arasında olsaydı, bugünkü kadar verimli iş yapılamaz, büyük eksiklik olurdu.

- Her insan eleştiriye karşı hassastır, ancak, çekingen tipler daha da hassastır.

Bundan dolayı çevrenin en küçük iması veya eleştiriye benzer ifadesi onları olumsuz olarak çok etkiler. Bunda dolayı da eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla kişilerarası ilişki gerektiren etkinliklerinden kaçınırlar. Bunlar aynı zamanda eleştirilecekleri ve dışlanacakları konusu üzerinde aşırı düşündükleri için bu tür tepkileri sezme eşikleri çok düşüktür.

Herhangi biri onları onaylamıyor gibi davransa ya da belli belirsiz bir eleştiri yapıyor olsa kendilerini çok yaralanmış hissederler. Oysaki kişilerin amacı eleştiri değildir, yaralamak değildir. Ama çekingen tipler öyle algılarlar.

Diğer taraftan toplum onları, öyle zannettikleri gibi ne takip ediyor ne de ilgileniyor. Hafif bazı söylemler aslında eleştiri de değildir, hayatın normalinde buna benzer söylemler çok var. Belki de diğer arkadaşlarınıza daha fazla eleştiri yapılıyor, ama onlar pek de üzerinde durmuyorlar.

- Çevrenizin ne dediği ve ne düşündüğüne kulağınızı kapatıp, ısrarla korktuğunuz şeylerin üzerine gidin.

Bunun için de önce çekindiğiniz şeyleri bir listesini yapın.  Daha sonra bunları sizi tedirgin etme derecesine göre sıralayın. En kolaydan en zora doğru bir liste yapın. Yani en az tedirgin olduğunuz ve korktuğunuz şeyi listenin en başına yazın. Sizi en az tedirgin eden şeyden başlayın, yavaş yavaş üzerine gidin, başka çaresi de yok. En az korktuğunuz şeyi biraz aştığınızda ikincisine geçin.

- Çekingenlik rahatsızlığının kökeni büyük oranda çocukluk yaşantılarına ve travmalarına dayanır ve kartopu etkisiyle bugüne kadar artarak gelir.

Bunun için önce sizde travma oluşturan bu olayla yüzleşmeniz gerekir. Örneğin çekindiğiniz konuları tek tek düşünün. “Bu korku ne zaman başladı ve hangi olayla başladı ve ne zaman arttı?” şeklinde kendinize sorular sorun.

Gözünüzü kapatın ve bir filmi izler gibi, geçmişinizde yaşadığınız bu olayla ilgili olumsuz hatıralarınızı izleyin, yani 15- 20 dakika onlarla yüzleşin.

O olayı şimdiki bakış açışınızda değerlendirdiğinizde, aslında o kadar da rezil olacak, mahcup olacak, küçük düşecek bir olay, bir söz olmadığını anlayacaksınız. Ama çocukluk ve ilk ergenlik döneminin hassasiyetleri içinde o zaman çok olumsuz yorumlamış ve içselleştirmişsiniz. Bu aslında her kesin başından geçmiştir.

Bu düşüncelerle size travma yaşatan o olayların en hafiflerinden başlayarak en ağırına kadar bu şekilde sıradanlaştırın, normalleştirin.

- Olabildiğince sosyal ortamlara girin, bu rahatsızlığın en büyük çözümlerinden biri ondan korkmamaktır.

Gerekirse her şeyi göze alın,  ama yine de girin. Bir- iki deneyimden sonra daha iyi olacağınızı siz de göreceksiniz. Örneğin okulda sizin kabiliyetlerinize uygun ve meşru topluluklara katılmayı ihmal etmeyin.  Bir- iki tanesine birden katılın, hangisinde kendinizi daha iyi hissederseniz onda devam edin.

- Kendiniz hakkında olumsuz iç konuşmalarınıza izin vermeyin. Böyle bir şey aklınızdan geçerse, hemen başka bir şeye odaklanın.

Tüm bunlara rağmen istediğiniz seviyede bir gelişme olmazsa mutlaka bir psikolog veya  ruh sağlığı uzmanıyla görüşmenizi tavsiye ederiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun