Bazı bilim adamlarının evrenin yoktan varedilmediğine dair iddialarına nasıl cevap vermek gerekir?

Soru Detayı

- Amerika’da çalışan Astrofizikçi Martin Bojowald‘in hesaplarına dayanan) evrenin her zaman varolduğu ve ‘big bang’in sadece bir geçiş evresi olduğu hipotezidir. Buna benzer başka bir hipotez de Alman Astronomlar Wolfgang Priester ve Hans-Joachim Blome‘a aittir.
- Bu varsayıma göre ‘big bang’den önce başka bir evren vardı; fakat bu evrende bildiğimiz anlamda madde yoktu. Bu ilk evren salt enerjinin oluşturduğu ‘quanten’ alanlarından ibaretti. Bu enerji zamanla tek bir noktada yoğunlaştı ve patlamaya yol açtı.
- Kanadalı Astrofizikçi Lee Smolin‘in hipotezine göre içinde bulunduğumuz evren aslında sadece sayısızca evrenden oluşan kompleks bir ağın parçasıdır. Kendi gravitasyonunun etkisi altında kendi içine çöken dev yıldızların bu evrende açtığı kara delikler aslında başka bir düzlemde yeni bir evrenin ‘big Bang’ini oluşturmaktalar.
- Bu tur iddialar nasil anlasilmalidir?
- Ozellikle bu tur fikirler bilim dunyasinda hakim gorus mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kâinatın Başlangıcı

Kâinatın var oluşu hakkında çeşitli hipotez ve görüş vardır. Bununla beraber en çok kabul gören ve deneysel verilerle desteklenen teori, big bang teorisidir. Dünyanın birçok üniversitesinde ders kitabı olarak okutulan 2010 yılında basılmış “ Physics for Scientists and Engineers with Modern Physics, Eighth Edition, R.A. Serway and J.W. Jewett, Jr.” kitabından bu teoriyi kısaca özetleyelim.

Bu teoriye göre, kâinat yaklaşık 14 milyar sene önce sonsuz yoğun bir noktadan patlama ile var oldu. Big bang’tan hemen sonraki an, son derece yüksek bir enerjinin olduğu ve dört temel kuvvetin birleşik olduğu andı. Eğer zamanın başlangıcı big bang alınırsa ilk 10-43 saniye esnasında sıcaklık yaklaşık 1032 K civarında (yani demiri eriten sıcaklıktan milyar kere milyar kere milyar kat daha fazla) idi ve güçlü, zayıf, elektromanyetik ve gravitasyonel kuvvetler olarak adlandırılan dört temel kuvvet birleşik (unified) idi.

Big bang’tan sonraki 10-35 saniyede de önce gravitasyonel kuvvet diğerlerinden ayrıldı. Kâinat hızlı bir şekilde genişledi ve soğudu. Kâinat soğumaya ve genişlemeye devam ederken diğer kuvvetler de birbirinden ayrıldı. Bu sırada kâinat kuarklar ve leptonlardan ibaretti ve henüz protonlar, nötronlar, çekirdek ve atomlar yoktu. Big bang’tan 700 000 yıl sonra kâinat yaklaşık 3000 K sıcaklığına soğuduğunda, elektronlar protonlara bağlı hareket ederek atomlar teşekkül etti. Atomlardan sonra moleküller, gaz bulutları, yıldızlar ve son olarak galaksiler hasıl oldu.

Big bang teorisini destekleyen deney sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:

1965’te Arno A. Penzias and Robert W. Wilson duyarlı mikrodalga alıcısnı test ederken çok şaşırtıcı ve ilginç bir şey keşfettiler. Anten farklı yönlere çevirdikçe ölçülen radyasyon sinyalinin şiddeti hep aynı idi. Her yönden aynı şiddette radyasyonun ölçülmesi, bu radyasyonun kaynağının bütün kâinat olduğuna işaret etmekteydi. Sonunda bu radyosyonun, big bang’tan geriye kalan kozmik mikrodalga arka plan (background) ışımasının sonucu olduğu ve 3 K sıcaklığındaki siyah cisim ışıması ile aynı mertebede olduğu anlaşıldı. Başka araştırma gruplarının yaptıkları deneyler de bunu doğrular nitelikteydi. Bu çok önemli keşiflerinden dolayı Penzias ve Wilson Nobel ödülü kazandılar.

Genişleyen kâinat teorisini destekleyen en önemli keşiflerden biri de 1920’de Edwin P. Hubble tarafından gerçekleştirildi. Gerek 100-inç lik teleskop gerekse daha sonra kullanılan 200-inç lik teleskopla yapılan çalışmalar gösterdi ki, galaksiler dünyadan uzaklaşmaktadırlar, yani kâinat genişlemektedir, bir başka deyişle kâinatın bir başlangıcı vardır. Yani kâinat yok iken, var edilmiştir.

Çağımızın büyük mütefekirlerinden Bediüzzaman, Nur Külliyatında (Sözler, 30. Pencere) şu ifadelere yer vermektedir. Evet, kâinat hâdistir (sonradan olan). Çünkü, görüyoruz, her asırda, belki her senede, belki her mevsimde bir kâinat, bir âlem gider, biri gelir. Demek bir Kadîr-i Zülcelâl var ki, bu kâinatı hiçten icad ederek, her senede, belki her mevsimde, belki her günde birisini icad eder, ehl-i şuura gösterir ve sonra onu alır, başkasını getirir, birbiri arkasına takıp zincirleme bir surette zamanın şeridine asıyor. Elbette, bu âlem gibi birer kâinat-ı müteceddide (yenilenen kâinat ) hükmünde olan, her baharda gözümüzün önünde hiçten gelen ve giden kâinatları icad eden bir Zât-ı Kadîrin mu'cizât-ı kudretidirler. Elbette, âlem içinde her vakit âlemleri halk edip değiştiren Zât, mutlaka şu âlemi dahi o halk etmiştir ve şu âlemi ve rû-yi zemini o büyük misafirlere misafirhane yapmıştır.

Kâinat ve varlıklarla ilgili bu fenlere eğer Allah hesabına bakılırsa o bilgiler maarif-i ilahi olacağından, ne güzel yerine “Ne güzel yapmış Yaratıcı” diyen bir dil kullanılması en doğru olanıdır. Bilim dili diye kullanılan oluştu, buluştu, kavuştu, birleşti vs. ifadelerinden sonra; oluşturan, eviren, çeviren, halden hale değiştiren, yoktan var eden, var ettiklerinden an be an başka şeyler yaratan, “kün fe yekun” emrine atomdan yıldızlara kadar her şey itaat eden Allah’ı hiçbir zaman hatırdan çıkarmamak gerekir.

Bu gibi şeyleri inceleyen ve anlayan her akıl veya ilim sahibi bunların karşısında hayretinden ve istihsanından "Sübhanallah, maşaallah, bârekâllah" demelidir. Çünkü kâinatın yaratılışından günümüze kadar yapılan veya yaratılan her şeyde sonsuz bir ilim ve kudret sahibinin iş gördüğü anlaşılmaktadır.

Kainatın ilk yaratılışında, milyarlarca galakside, her bir galakside bulunan ışıkları sönmeyen birbirine çarpmadan seyahat eden milyarlarca yıldızda veya gezegende, özellikle gökyüzünün göz bebeği olan imtiyazlı gezegen denebilen dünyamızda, dünyamızda yaşayan canlılarda, canlılaları hasıl eden trilyonlarca hücrelerde, hücreleri meydana getiren moleküllerde, molekülleri teşkil eden atomlarda, atomları hasıl eden proton ve elektronlarda, protonları meydana getiren kuarklarda, yani kısaca her şeyde ; hem birer birer hem de birbirleriyle beraber çalışan heyet veya gruplar halinde, mizan, intizam, ölçü, ilim, hikmet, kudret, işbirliği ve yardımlaşma vardır. Bu ise ne sağır tabiatın, ne kör kuvvetin ne de serseri tesadüfün işi olamaz. Bu hal ve keyfiyet, güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah’ın varlığını ve birliğini ispat eder.

Konu ile ilgili Kur’an denizinden birkaç damla şöyle sıralanabilir:

“İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” (Enbiya, 21/30)

 “O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler." (Enbiya, 21/33)

 "Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter." (Zariyat, 51/47)

 "Göklerin, yerin ve onlarda yaydığı canlıların yaratılışı da Onun âyetlerindendir. Dilediğinde onların hepsini huzurunda toplamaya da Onun gücü yeter." (Şûrâ, 42/29)

 "Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır." (Rum, 30/22)

 "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir. Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir." (Zümer, 39/62-63)

(Prof. Dr. Selahattin ÇELEBİ)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR