Başkasının günahına ne kadar üzülmeliyim?
Bir başkasının günahlarına kendini yıpratacak şekilde üzülmekten nasıl kurtulunur? Bir kadın yapınca hiç yakıştıramadığım, onu tanıdığım ve yaptıklarına çok üzüldüğüm için ve ayrıca düzelmesini istediğim ve belki de hiç öyle biri olmamasını istediğim birisi var. Bu sürekli aklımda dolanıyor. Başkasının sürekli girdiği büyük günahların psikolojik olarak verdiği zarardan nasıl kurtulunur?
Değerli kardeşimiz,
Bu yaşadığınız şey aslında iki güçlü damarın birleşmesi gibi görünüyor:
İmanın gücü, vicdan ve ahlaki hassasiyet ile kontrol edemediğiniz bir şeyi düzeltme arzusu. Bu birleştiğinde insanı çok yoran bir döngü oluşur.
Öncelikle şunun altını çizelim:
Elbette bir Müslüman başkasının günahına üzülür, üzülmelidir de hele bu kişi tanıdığı birisi ise daha çok üzülür. Çünkü bir başkasının günahına üzülmek imandan gelir ve ayrıca insanîdir, değerlidir, ama o üzüntü kişiyi tüketiyorsa artık o duygu hikmetli değil, yük haline gelmiştir. Cenab-ı Hak da hiçbir kulunun bu yükü çekmesini istemez.
Umutmayalım ki, siz onun hidayetinden sorumlu değilsiniz, sadece niyetinizden ve çabanızdan sorumlusunuz.
1. Günaha Giren Birisine Karşı Tutumumuz Ne Olmalıdır?
Öncelikle onun günahını ve hatasını görüp, yakınlık derecesine göre, eğer nasihatimiz zarar vermeyecekse, uygun bir lisanla bunun yanlış olduğunu ifade etmektir.
İkinci olarak onun ahirette maruz kalacağı azabı düşünerek kalben rahatsızlık hissetmek, yani duyarsız kalmamaktır.
Daha sonra ise onun bu günahtan kurtulması için kalplerin anahtarı elinde bulunan Allah’a dua edip, yardım istemektir.
Onu değiştirmek için gereksiz çaba sarf etmek veya onun yerine kalbinde büyük acılar çekmek, onun günahını zihninde tekrar tekrar yaşamak yanlıştır. Bu dini açıdan da insan ilişkileri açısından da kişinin kendi ruhsal sağlığı açısından da doğru değildir. Çünkü kişi bu noktada farkında olmadan şu rolü alır: “Onun sorumluluğunu ben üstleneyim” Bu da kişiyi yorar. Nitekim siz de çok yorulmuşsunuz.
2. İnsan Neden Başkasının Günahına Takılır?
a) “Zihinsel Takılma (Ruminasyon):
Sizin de sözünü ettiğiniz bu takıntının altında genelde şu psikolojik mekanizmalar olur: Zihin çözemediği bir konuyu tekrar tekrar çevirir ve illa da çözmek ister. Buna psikolojide “Zihinsel Takılma (Ruminasyon) denir.
Mesela sürekli olarak “Nasıl yapar?” “Neden böyle oldu?” “Keşke böyle olmasaydı…” “Ben neden böyleyim” “Şu kişi neden böyle davranıyor.” şeklinde düşünceler oluşur.
Ama bu düşünmeler çözüm getirmez, sadece duyguyu büyütür ve kişiyi sonunda ruhen tüketir.
Bunun için dini ve insanı sorumluluğumuzun ve gücümüzün sınırını bilmek önemlidir.
Ayrıca her şeyin insanın elinde olmadığını, gücünün her şeye yetmediğini, istemesinin her zaman çözüm getirmediğini anlamak ve kadere teslim olmak gerektiğini bilmek gerekir.
b) İdeal ile gerçek arasındaki farkı kabul etmemek:
Özellikle mükemmeliyetçi kişiler ve gerçek ile ideali birbirine karıştıran kişiler sürekli olarak zihinlerinde bir çatışma yaşarlar. Mesela ideal olan onun (yani tanıdığınız kadının) böyle olmaması ve daha düzgün birisi olmasıdır. Ama gerçek ise onun öyle birisi olmasıdır. Bu çatışma kabullenilmeyince zihin takılı kalır.
Burada imtihan dünyasında olduğumuzu her an nefis ve şeytanla mücadele ettiğimizi hatırlamakta fayda var. Çünkü her insan, uyanık olmazsa, her vakit şeytanın ve nefsinin tuzağına düşebilir. İdeal olanın, Allah’a ve ahiret gününe inana bir kişinin böyle günahları işlememesidir, ama gerçek başka olabiliyor.
Bundan dolayı Peygamberler hariç herkes günah işleyebilir. Bu, onu günahkar yapar, ama dinden çıkarmaz. Ayrıca kişi, zamanla günahını anlar, tövbe eder ve bir daha aynı günahı işlemezse, Allah da onu affeder.
c) Gizli kontrol arzusu:
İnsanın içinde çok ince bir duygu vardır: İnsan ister ki sevdiği insan doğru olsun, günah işlemesin, ahiretini yakmasın, yanlış yapmasın, kaza yapmasın.
Bu düşünce elbette güzeldir, iyidir ve kişinin merhamet ve imanını gösterir. Ama aynı zamanda içinde sıkıntı da barındırır; kişi sevdiklerinin yanlış yapmasına tahammül edemez, sabırsızlanır, aşırı müdahale eder, kendisini tüketir.
Eğer başkasının günahı sizin zihninizi yoruyorsa ve sık sık aklınıza geliyorsa, “Bu benim kontrol alanım ve benim sorumluluğum değil” deyip dikkatinizi başka şeye yönlendirin. Bana düşen şey, onun ıslahı için Allah’a dua etmektir.
Bu, düşünceyi bastırmak değil, ona kapılmamayı öğrenmektir.
3. Tevekkül: Vazifeni Yap, Sonucu Allah’a Bırak
Tevekkül; insanın elinden gelen bütün gayreti göstermesi, gerekli sebeplere başvurması ve ardından sonucu Allah’a teslim etmesidir. Mümin bilir ki, gerçek kudret, ilim ve merhamet yalnızca Allah’a aittir; bu yüzden O’na güvenip dayanır.
Bu anlayış, insanı hem tembellikten hem de aşırı kontrol arzusundan korur. Kişi üzerine düşeni yapar, fakat sonucu zorlayarak kendini yıpratmaz. Çünkü bilir ki, başarı da sonuç da Allah’ın takdiridir.
Bu dengeyi kuran insan ne elde ettiğiyle kibirlenir ne de kontrol edemediği şeyler yüzünden tükenir.
Kalbinizi yoran şey, merhametiniz değil; sınırınızı aşan yüklenmedir. Size düşen, doğruyu göstermek ve dua etmektir; kalpleri değiştirmek ise Allah’a aittir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Başkasının günahından sorumlu değilsek, günaha rıza niye günah?
- Hayattan bıkkınlık ve bitkinlik var, ne yapmalıyım?
- Habil, neden kardeşinin cehenneme gitmesini istiyor?
- Mâide Suresi 29. ve 30. ayetler aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Problemli aileye nasıl davranılmalı?
- Kabir hayatında ve ahirette sevapları çok olan yakınlarımızın bize yardımları dokunabilir mi?
- Dua ederken neler istenir, nelere dikkat edilir? Allah'tan nasıl istemeliyiz?
- Ahlakı güzel ama ibadet etmeyen birine nasıl yardım edilir?
- Bir insan neden kendine zulmeder?
- Atalarımızdan gelen yükler bizi etkiler mi?