Allah'ın yaratılanlar arasında üç yüzleri, beş yüzleri, kırkları vardır, hadislerinin kaynağı nedir?

Soru Detayı

Ebdallarla ilgili hadislerin kaynağı ve sıhhati nedir:

a) "Allah'ın yaratılanlar arasında üç yüzleri vardır. ..." Rivayetinin sıhhat ve tahrici nasıldır? Abdullâh b. Mes`ûd Rasûlullâh’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

“Allah’ın yaratılanlar arasında üçyüz’leri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir (Onun gibi düşünürler, Onun duygularını taşırlar). Yine Allah’ın yaratılanlar arasında kırkları vardır. Onların kalpleri Mûsâ’nın kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında yedileri vardır. Onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında beşleri vardır. Onların kalpleri Cebrâîl’in kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında üçleri vardır. Onların kalpleri Mikail’in kalbi üzeredir. Allah’ın yaratılanlar arasında bir kulu vardır. Onun kalbi İsrâfîl’in kalbi üzeredir. Bir olan öldüğünde Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçlerden biri öldüğünde Allah onun yerine beşlerden birini getirir. Beşlerden biri öldüğünde, Allah onun yerine yedilerden birini getirir. Yedilerden biri öldüğünde Allah onun yerine kırklardan birini getirir. Kırklardan biri öldüğünde onun yerine üçyüz’lerden birini getirir. Üçyüz’lerden biri ölünce de onun yerine avam halktan birini getirir. Onlar vesilesiyle yaşanır ölünür. Yağmur yağdırılır, bela def edilir.”

Abdullâh b. Mes`ûd’a “Nasıl onlar vesilesiyle yaşanır ölünür?” diye sorulunca şu cevabı vermiştir:

“Çünkü onlar, aziz ve celil olan Allah’tan milletlerin çoğalmalarını dilerler. Onlar da çoğalırlar. Zorbaların aleyhlerine dua ederler, onların belleri kırılır (kahredilirler). Yağmur yağması için dua ederler, onlara yağmur yağdırılır. Bitkilerin bitmesini isterler, yeryüzü onlara bitkilerini bitirir. Dua ederler, onların dualarıyla çeşitli belalar def edilir.”

b) "Ümmetimin her asırdaki seçkinleri beş yüz tanedir. Ebdâllar ise kırktır. Ne beş yüzler eksilir ne de kırklar...." Rivayetin Sıhhati, Tahrici ve Şerhi nasıldır? Aşağıdaki Rivayetin Sıhhati, Tahrici ve Şerhi nasıldır? Ravileri hakkında neler söylenmiştir? • Abdullâh b. Ömer, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Ümmetimin her asırdaki seçkinleri beş yüz tanedir. Ebdâllar ise kırktır. Ne beş yüzler eksilir ne de kırklar. Her bir adam öldüğünde Allah beş yüzlerden birini onun yerine getirir. Kırklardan da onların yerine koyar.” Dediler ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Bize bunların amellerini anlat. Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) da buyurdu ki: “Bunlar kendilerine zulmedenleri affederler, kötülük yapanlara iyilik yaparlar, Allah’ın kendilerine verdiği şeylerde başkalarını gözetirler.”

c) Ebdâl kırk adam kırk kadındır. Her ne zamân bir adam ölse Allah onun yerine başka bir adam getirir. Her ne zaman da bir kadın ölse Allah onun yerine bir kadın getirir" Rivayeti nerede geçmektedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) İbn Mesud’dan nakledilen “Allah’ın yaratılanlar arasında üçyüz’leri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir…” manasındaki hadis rivayeti için bk. Aclunî, Keşful-hafa,1/33.

b) İbn Ömer’den nakledilen “Ümmetimin her asırdaki seçkinleri beş yüz tanedir. Ebdâllar ise kırktır…” manasındaki rivayet için bk. Ebu Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, 1/ 8; Kenzu’l-Ummal, h. no:34591.

c) “Ebdâl kırk adam kırk kadındır. Her ne zamân bir adam ölse Allah onun yerine başka bir adam getirir. Her ne zaman da bir kadın ölse Allah onun yerine bir kadın getirir." hadisi için bk. Deylemi, 1/119-120/h.no: 405; el-Hallal, Keramatu’l-Evliya,1/1;  Kenzu’l-Ummal, h. no: 34597.

Esasen, tasavvuftaki ricâlu’l-gayb telakkîsinin temel dayanağını, abdâl hadisleri olarak ifade edilen birtakım rivayetler oluşturmaktadır. Ancak bu hadislerin sıhhat dereceleriyle ilgili farklı görüşler dile getirilmiş, bazıları genel bir kaide olarak bu konudaki hadisleri mevzû veya zayıf olarak değerlendirmiş, bazıları da bu hadislerin tariklerinin çok olması nedeniyle kuvvet kazandığını, hatta manevî mütevatir derecesine çıktığını belirtmişlerdir.

Zerkeşi ve Acluni gibi diğer bazılarına göre ise, değişik yollardan geldikleri için birbirini takviye edip Hasen mertebesine çıkabilirler. (bk. Aclunî, Keşfu’l-hafa,1/32-34)

Kettânî, Ebdal ile ilgili bu rivayetlerin, tariklerinin çok olması nedeniyle manevî mütevatir derecesine çıktığını belirtmiştir. (Kettânî, Nazmu’l-Mutenasir, s. 220)

Ebû Davud şârihi Azimabadî, bu tür hadislerin güvenilir olduğunu söylemiştir. (Azîmâbâdî, Avnu’l-Ma’bud, XI, 378)

Âlûsî de ricâlu’l-gayb ile ilgili hadisler konusunda şu yorumu yapmaktadır:

“Bu hadisler sahabe ve tâbiûn tarafından çok kişiden rivayet edilmiştir. Fakat bazıları bunu inkâr etmiş bazıları da kabul etmiştir. Kabul edenlerin görüşü daha doğrudur. Ben de bu işin esasını henüz öğrenmemekle birlikte kabul edenlerdenim.” (1446 Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XI/178)

Netice itibarıyla ricâlu’l-gayb ile ilgili hadisler hakkında farklı değerlendirmeler olsa da, sûfilerin eserlerinde, yalan söylemeleri düşünülemeyen pek çok insandan ricâlu’l-gaybın ruhuna uygun sözler ve onlarla ilgili başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır.

Diğer taraftan ricâlu’l-gayb telâkkisinin, tasavvuf ilminin dikkat çekici, anlaşılması güç konularından biri olduğu muhakkaktır. Bu nedenledir ki bu anlayışın dindeki yeri bugüne kadar hep tartışıla gelmiştir. Manevî âlemin kendine has yasaları çerçevesinde mütâlaa edilen ricâlu’l-gayb anlayışı, çoğu kimsenin tasavvufla ilgili nazarî ya da amelî olarak ihtisas sahibi olmamaları nedeniyle, anlama ve okuma hatalarına düştükleri çetrefilli bir konudur.

Dolayısıyla tasavvuf ilminin konu edindiği birçok alanda görüldüğü gibi ricâlu’l-gayb anlayışı üzerinde de geçmişten günümüze bazı yüzeysel değerlendirmeler ve bunların sonucunda ortaya çıkan yorumlama hataları görülmektedir.

Her ne kadar tasavvuf alanında uzman olmayan kişiler tarafından ricâlu’lgayb anlayışına birtakım eleştiriler getirilse de, tasavvuf alanında önder olan, Gazâlî, İbnü’l-Arabî, Mevlânâ, İmâm-ı Rabbânî, İsmail Hakkî-i Bursevî, Ahmed Ziyâuddîn-i Gümüşhânevî gibi sûfi müellifler başta olmak, üzere ricâlu’l-gayb telâkkîsinin sûfi ve mutasavvıflar tarafından benimsendiği ve savunulduğu görülmektedir.

Özellikle ricâlu’l-gaybın varlıklar üzerinde tasarruf edişi, iyi anlaşılması gereken temel noktalardan biridir. Tasavvufta uzman olmayan alandışı kişiler, tasavvuftaki kozmik yetki ya da tasarruf konusunu tam olarak anlayamadıkları için, başta kutub olmak üzere ricâlu’l-gaybı ilâh olarak algılama yanlışına düşmekte ve böylelikle de ricâlu’l-gayb telâkkîsine karşı çıkmaktadırlar. Hatta bazen de eleştirilerin dozunu kaçırmaktadırlar.

Halbuki varlıkta mutlak tasarruf sadece Allah’a ait olup, ister melek ister kutub olsun, hiçbir mahlûkât ilâh olamaz. Zaten tasavvufta da böyle bir iddia asla görülmemiştir. Fakat Allah, tasarruf için melek ve insan dâhil çeşitli vasıtalar kullanır.

Dolayısıyla ricâlu’l-gayb, evrendeki düzenin işleyişinde vasıta konumundadırlar.

Anlaşılan o ki, ricâlu’l-gayb ve benzeri konuların tam olarak idrak edilebilmesi, ancak aklın ve duyuların ötesinde birtakım manevî mertebelere ulaşmakla ve tasavvufî tecrübeye sahip olmakla mümkündür.

Bu nedenle konunun en doğru şekilde anlaşılması, bu manevî tecrübeleri bizzat yaşamaya bağlıdır. Bu yüzden bu konuda yorum ve değerlendirmeler yaparken, meseleye kısır bir bakış açısıyla yaklaşmak yerine, daha geniş bir perspektiften bakılması gerektiği kanaatindeyiz. (bk. Atlı, Ahmet, Tasavvufta Ricâlu’l-Gayb, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011, Yayınlanmamış Doktora Tezi)

İlave bilgi için tıklayınız:

Üçler, yediler, kırklar şeklinde söylenen şeyin anlamı nedir?

Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR