Allah kendisine sığınan kulunu yalnız bırakmaz ne demek?

Tarih: 13.10.2020 - 14:49 | Güncelleme:

Soru Detayı

Allah kendisine sığınan kulunu yalnız bırakmaz, darda bırakmaz ifadesinden tam olarak ne anlamak gerekir?
Bir kolaylık verir mi demek, o sıkıntıyı geçirir mi demek, yoksa ahirette karşılığını verir mi demek, ya da başka bir şey mi demek?
Tam olarak ne anlamalıyız bu ifadeden, nasıl düşünmeliyiz? Nasıl iman etmeliyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, Allah kendisine sığınan kuluna, bir kolaylık verir, o sıkıntıyı giderir, dünyada veya ahirette karşılığını verir demek de başka manalar da olabilir.

“Allah kendisine sığınan kulunu yalnız bırakmaz, darda bırakmaz” ifadesinden özetle şunu anlayabiliriz:

Allah, derdinin dermanını arayan ve bunun için kendisine sığınan kimsenin bu feryadını asla göz ardı etmez, bir çaresini ihsan ve ikram eder. Ancak bu çare mutlaka sığınan kimsenin arzuları doğrultusunda olmayabilir. Bilakis Allah’ın sonsuz hikmetinin ön gördüğü bir tedbir olabilir. Bu konuyu bir örnekle şöyle açmak mümkündür:

a) Hastalardan biri mide şikayeti için Lansor ister, Doktor da onun bu isteğini haklı bulur ve Lansoru kendisine verir, onu yalnız bırakmaz.

b) Hastalardan biri mide şikayeti için aspirin ister, doktor ona aspirin vermez, çünkü mideye zararlıdır. Onun yerine uygun bir mide ilacı verir, onu darda bırakmaz.

c) Hastalardan biri mide şikayeti için bir ilaç ister, Doktor ona hiç bir ilaç vermeyi uygun görmez, perhiz yapmasını tavsiye eder, onun derdiyle baş-başa bırakmaz. 

d) Öyle anlaşılıyor ki, Allah -bir sıkıntıdan ötürü kendisine sığınan- kullarını asla göz ardı etmez, onları dertleriyle baş-başa bırakmaz.

Bilakis, kulunun talebini sonsuz hikmetinin öngördüğü şekilde yerine getirir:
- Ya talebin aynısını verir
- ya muadilini veya daha hayırlısını verir
- yahut zararlı olduğu için dünyada hiç vermez, fakat ahirette karşılığını verir.

Her halükarda kulunun talebini görmezlikten gelmez. Hikmetinin uygun gördüğü bir reçete ile onu tedavi eder, talebini bir şekilde yerine getirir. Onu darda bırakmaz.

e) Bu konuya ışık tutan Bediüzzaman hazretlerinin şu sözleri derdimize derman olabilir:

Eğer desen:
"Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki âyet umumîdir, her duaya cevap var ifade ediyor."

Elcevap:

Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tabi'dir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: "Ya Hekim! Bana bak." Hekim: "Lebbeyk" der.. "Ne istersin?" cevap verir. Çocuk: "Şu ilâcı ver bana" der.

Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak (ilmiyle her yerde) hazır, nazır olduğu için, abdin duasına cevap verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir (Allah kendisine sığınan kulunu yalnız bırakmaz/darda bırakmaz).

Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlasını verir veya hiç vermez.

Hem, dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar, gayeleri değil.

Mesela: Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyet ile olsa; o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz.

Nasıl ki güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir. Hem Güneş'in ve Ay'ın tutulmaları, küsuf ve husuf namazları denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani gece ve gündüzün nurani ayetlerinin nikablanmasıyla bir azamet-i İlahiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenab-ı Hak ibadını o vakitte bir nevi ibadete davet eder.

Yoksa o namaz, (açılması ve ne kadar devam etmesi, müneccim hesabıyla muayyen olan) Ay ve Güneş'in husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir.

Aynı onun gibi; yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilası ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki; insan o vakitlerde aczini anlar, dua ile niyaz ile Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına iltica eder.

Eğer dua çok edildiği halde beliyyeler def olunmazsa denilmeyecek ki: "Dua kabul olmadı." Belki denilecek ki: "Duanın vakti, kaza olmadı." Eğer Cenab-ı Hak fazl u keremiyle belayı refetse; nurun ala nur.. o vakit dua vakti biter, kaza olur. Demek dua, bir sırr-ı ubudiyettir.

Ubudiyet ise, halisen livechillah olmalı. Yalnız aczini izhar edip, dua ile ona iltica etmeli. Rububiyetine karışmamalı. Tedbiri ona bırakmalı. Hikmetine itimad etmeli. Rahmetini ittiham etmemeli.” (Sözler, 317 - 318)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun