Allah bir şeydir, fakat diğer şeyler gibi değildir, diye başlayan inançla ilgili bilgileri nasıl anlamalıyız?

Tarih: 26.12.2013 - 00:38 | Güncelleme:

Soru Detayı

Fıkhul Ekber de geçen:

''Allah bir şey (varlık)'dir, fakat diğer şeyler gibi değildir. O'nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır. O'nun Kur'ân'da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. O'nun eli, kudreti veya nimetidir denilemez. Zîra bu takdirde sıfat iptal edilmiş olur. Bu, Kaderiyye ve Mutezile'nin görüşüdür. O'nun elinin, keyfiyetsiz sıfat olması gibi, gazabı ve rızası da keyfiyetsiz sıfatlarından iki sıfattır.''

- Bu paragrafı nasıl anlamak gerekmektedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Burada vurgulanan husus, Kur’an ve sünnette yer alan sıfatların tevilsiz kabul edilmesidir. Madem, ayet ve hadislerde ifade edilmiştir, öyleyse aynı ifadeleri kabul etmek gerekir. Çünkü aksi takdirde, bu sıfatları tevil etmek, onların zahirinden vazgeçmek anlamına gelir ki, bu da tatil / sıfatları yok saymak demektir. Genellikle selef alimlerinin görüşü bu merkezdedir. 

Örneğin: “Allah’ın eli” var, fakat bu diğer varlıkların eli gibi maddi değildir. Allah’ın muradı ne ise o doğrudur. Fakat biz bunu bilmediğimiz için, onların hakikatini Allah’ın ilmine havale ederiz. 

Ebu Hanife’nin de içinde bulunduğu selef alimlerinin büyük çoğunluğunun görüşü bu merkezdedir.

- Buna mukabil, Ehl-i sünnetin itikadî imamları olan Ebu’l-Hasan el-Eş’ari ve Ebu Mansur el-Maturid ile başlayan dönemden itibaren “halef alimleri” unvanını alan Ehl-i sünnet / İslam alimleri, bu sıfatların müteşabih, dolayısıyla tevile muhtaç olduklarını savundular. 

Zira, Kur’an’da müteşabih ayetlerin varlığı kabul edilmekte ve tevil yolu kabul edilmektedir. Başka konularda müteşabihler tevil edildiğine göre, müteşabih sıfatların da tevil edilmesi gerekir.

- Şunu belirtelim ki, gerek selef, gerek halef alimleri olsun, Allah’ın sıfatlarını kabul etmek, tatil ve teşbihe gitmemek hususunda ittifak halindedir. Aralarındaki tek fark, müteşabih / manası kapalı olan sıfatların tevil edilip edilmesi konusudur. 

- Halef alimlerinin tevilin zorunlu olduğunu kabul etmelerinin haklı gerekçeleri vardır. Mesela: Selef alimleri döneminde zihinler safi, imanlar kuvvetli, şüphe yolları kapalı, teslimiyet bir seciye halindedir. Oysa daha sonra, genel olarak insanların imanları eskiye nazaran kuvvetini kaybetmiş, teslimiyet kırılmış, Yunan felsefesinin tercümesi ve değişik medeniyetteki toplumlarla iç içe girilmesinden kaynaklanan farklı kültürler ve beraberinde getirdikleri yeni sorulara kapının açıldığı bir dönemde, görünürde Allah’ın cismaniyetine delil teşkil edecek bu gibi sıfatların tevili kaçınılmazdır. 

Aksi takdirde, Kur’an’ın ruhuna aykırı bir şekilde bir Allah tasavvuru söz konusu olacaktı. Sapık fırkaların bu konuyu kaşımaları da bu tevillerin zorunlu ve hakikatli olduğunu göstermektedir. 

Sadece bir misal verelim: 

Kur’an’da “Rahman (olan Allah) arşa sitiva etti.” mealindeki ayetin zahirine bakılırsa, tam açıklaması şöyle olur: “Allah göklerin üstünde var olduğu kabul edilen Arş denilen bir kürsiye / koltuğa oturdu.”  

Bu algının dinde yeri olmadığı gibi, akıl, mantık ve realite bakımından da doğru değildir. Çünkü Arş da yer, gök gibi mahluktur, sonradan yaratılmıştır. Ezeli bir varlık olan Allah’ın sonradan kendisinin yarattığı bir koltuğa oturmaya muhtaç olması düşünülemez. Ezeli varlığın -bir yeden bir yere gitmekle de olsa- değişkenlik göstermeyeceği hususu kabul edilen muhkem bir kaziyedir. Halbuki, "Araş’a istiva etmek" görünürde bir değişkenlik bir hareket, eski yerinden başka bir yere intikal anlamına gelir. 

Bu açıdan bakıldığı zaman, halef alimlerinin bu ayeti: “Allah kâinatı tek başına yarattığı gibi, onun saltanatı da / idareciliği de / hâkimiyeti de ortaksızdır.” Ve bu tevil doğru ve İslam’ın Allah hakkındaki tasavvur ruhuna tamamen uygundur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun