İmam Maturidi, müteşabih ayetleri tevil etmiyor mu?

Tarih: 03.10.2016 - 00:29 | Güncelleme:

Soru Detayı

- İmamu’l-Haremeyn hazretlerinin tevilden vazgeçmesi ve yasaklaması:
- İmamul- Haremeyn hazretleri ömrünün sonuna doğru neden bu tevilden vazgeçmiştir ve yasaklamıştır?
- İmam-ı Âzam Fıkh-ı Ekber, Aliyyu'l- Kâri Şerhi'nin 77. sayfasında; Şafii'lerden biri İmamul- Haremeyn’in önce Allahü tealanın arş üzerinde durması ve arşa istiva etmesi ile ilgili ayetleri tevil ettiği, ancak ömrünün sonuna doğru bundan vazgeçtiği, bu ayetleri tevil etmeyi yasakladığı ve Selef’in muteşabih ayetlerin tevilini yasakladıkları hususundaki icmâını naklettiği rivayet edilmiştir. İmamu’l- Haremeyn “Risale-i Nizamiye” adlı kitabında da bu görüşünü açıklamaktadır. Bu görüş Maturidi Mezhebine mensub olan alimlerimizin inancına da uygundur.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Aliyyü’l-Kari’nin verdiği bilgi ilgili yerde geçmektedir. (bk. Şerhu kitabı el-Fıkhu’l-Ekber, s.61)

el-Kari, bu bilgiyi bazı şafii alimlerinden aldığını belirtmiştir.

- İmamu’l-Haremeyn, “Risale fi isbati’l-fevkıyeti ve’l-İstiva...” adlı eserinde “fevkıyet, ulviyet, istiva vs.” gibi müteşabih olan sıfatların durumunu incelemiştir.

Selefin görüşleri ile tevilci halef alimlerinin görüşlerini anlattıktan sonra, “Allah’ın kalbini açtığı hakikatler”den söz etmiştir. Uzun uzadıya bahsettiği bu konunun mahiyetinin özeti şöyledir:

- Allah ezelde vardı ve onunla beraber hiçbir şey yoktu. Ne arş, ne su, ne hava, ne feza, ne boşluk, ne doluluk diye bir şey yoktu. Allah bu ferdaniyetinde, tekliğinde (yani hiçbir şey yokken tek başına olduğunu gösteren bu ferdaniyet vasfıyla) “bir şeyin fevkinde veya tahtında=üstünde-altında” diye vasıflandırılamaz. (bk. a.e, 1/64)

- Allah yaratıkları var etmeyi murat edince, onlar için “üst-alt” vasıflarının da olmasını irade etti. Yaratıklar ile Yaratıcı için bir yön tayin edildiği zaman, yaratanın azametine uygun olan “fevk=yukarı, üst” kavramıdır. Yaratıklar için de uygun kavram “taht=aşağı-alt”tır.

Fakat, bu yukarı-aşağı yönleri sadece yaratıklar açısındandır. Yani, kâinatın yaratılmasıyla birlikte, sağ-sol, yukarı-aşağı, boş-dolu gibi arazlar da yaratıldı. Bu sebeple, Allah’ın azameti için yukarı; yaratıkların küçüklüğü için de aşağı sözcükleri kullanılır.

Yoksa, Allah Zat ve sıfatları itibariyle Ezelde nasıl idi ise, şimdi de aynıdır. Kıdeminde, ferdaniyetinde, eşsiz birliğinde hiçbir benzeri yoktur. Ona sonradan var olanların vasıfları asla yakışmaz. (bk. a.e, 1/65)

- Demek ki, sıfatlar konusunda İmamu’l-Haremeyn’in en son vardığı hüküm şudur:

Allah Rab’dır, büyüklük ve azamet sahibidir. Yaratıklar ise küçük, hakir, acizdirler. Kur'an’da Allah için kullanılan “fevk=yukarı” kavramı onun bu rububiyetine bakar. Çünkü yaratan yaratılanlardan üstündür. Yoksa, Allah’ın ezeli olan zat-ı akdesi ve sıfat-ı mukaddesesi için asla kullanılamaz.

- Bununla beraber, İmamu’l-Haremeyn Eş’ari kelamcılarından sadece biridir.

Başta İmamu’l-Haremeyn'in talebesi olan İmam Gazali olarak Eş’arilerin büyük çoğunluğu müteşabih ayetleri tevil etmişlerdir. (Misal olarak bk. Gazali, el-iktısad fi’l-i’tikad, 1/35-41)

Selefiliğe uygun olduğu için yalnız bir tek alimin görüşünü, 90 alimin görüşüne tercih etmek hangi akla hizmettir?

- Sorudaki “Bu görüş Maturidi Mezhebine mensub olan alimlerimizin inancına da uygundur.” ifadesi isabetli değildir.

Önce İmam Maturidi’nin kendisi bizzat tevil taraftarıdır ve tevil etmiştir. Mesela:

1) Arşa istiva konusunu işlerken, bazı Vehhabilerin ve Selefilerin “Allah Arşın üzerinde oturmuştur” şeklindeki iddialarını reddetmektedir. Ona göre,  -Allah’ın hiç bir benzerinin olmaması bir yana- yüksek bir yerde oturmak özel bir meziyet, bir büyüklük, bir yücelik alameti değildir. Nitekim, bir insanın bir binanın damına veya bir dağın tepesine çıkması, onun akranlarından üstün olduğunu göstermez. (bk. Maturidi, et-Tevhid, 1/70)

2) Maturidi, “Arşa istiva” konusunun -Eş’ariler gibi- birkaç şekilde tevil edilebileceğini bildirmiştir. Bunları şöyle sırlayabiliriz:

a) İstiva, istila manasına gelir. Arş ise, Allah’ın bütün mülkünü temsil eder. Buna göre ilgili ifadenin manası: Allah’ın hükümranlığı bütün kâinatı kaplamıştır.

b) İstiva, tam ve mükemmel manasına gelir. "Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu (istiva etti).” (A'raf, 7/35) mealindeki ayette bu mükemmelliğe işaret edilmiştir. Burada “Arşa istiva”dan maksat, Allah’ın mülkünün tamamlanmasıdır.

Yer ve göklerin yaratılmasından sonra insan gibi imtihana tabi olan şuurlu varlıklar yaratılmış ve bunlarla yaratılış ağacı tamamlanmıştır. Çünkü, kainatın yaratılmasının asıl amacı insan gibi şuurlu varlıkların yaratılmasıdır.

Bununla beraber, biz Allah’ın hiçbir şeye benzemediğine iman ediyoruz. “Arşa istiva” ile ilgili tevillerin hangisinin kesin doğru olduğunu bilemiyoruz (demek ki doğru bir tevilin zorunlu olduğuna inanıyor). Onun için biz ayetin zahirine iman ederiz, onun bir şeye benzemediğine de Allah’ın bundan muradı ne ise, onun da doğru olduğuna iman ederiz.” (bk. Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, 1/70-74)

- Açıklayıcı bir bilgiyle bu konuyu sonlandıralım:

Şu bir gerçektir ki, Selef alimleri döneminde zihinler safi, imanlar kuvvetli, şüphe yolları kapalı, teslimiyet bir seciye halindedir.

Oysa, daha sonra, genel olarak insanların imanları eskiye göre kuvvetini kaybetmiş, teslimiyet kırılmış, özellikle Yunan felsefesinin tercümesi ve değişik medeniyetteki toplumlarla iç içe girilmesinden kaynaklanan farklı kültürler ve beraberinde getirdikleri yeni sorulara kapının açıldığı bir dönemde, görünürde Allah’ın cismaniyetine delil teşkil edecek bu gibi sıfatların tevili kaçınılmazdır.

Aksi takdirde, Kur'an’ın ruhuna aykırı bir şekilde bir Allah tasavvuru söz konusu olacaktı.

Ayrıca sapık fırkaların bu konuyu kaşımaları da bu tevillerin zorunlu ve hakikatli olduğunu göstermektedir.  

Sadece bir misal verelim:

Kur'an’da “Rahman(olan Allah) arşa sitiva etti.” mealindeki ayetin zahirine bakılırsa, tam açıklaması şöyle olur: “Allah göklerin üstünde var olduğu kabul edilen Arş denile bir kürsiye / koltuğa oturdu.”  

Bu algının dinde yeri olmadığı gibi, akıl, mantık ve realite bakımından da doğru değildir. Çünkü, Arş da yer, gök gibi mahluktur, sonradan yaratılmıştır.

Ezeli bir varlık olan Allah’ın sonradan kendisinin yarattığı bir koltuğa oturmaya muhtaç olması düşünülemez. Ezeli varlığın -bir yerden bir yere gitmekle de olsa- değişkenlik göstermeyeceği hususu kabul edilen muhkem bir kaziyedir. Halbuki, Arş’a istiva etmek görünürde bir değişkenlik bir hareket, eski yerinden başka bir yere intikal anlamına gelir.

Bu açıdan bakıldığı zaman, Halef alimlerinin bu ayeti: “Allah kâinatı tek başına yarattığı gibi, onun saltanatı da / idareciliği de / hâkimiyeti de ortaksızdır.” şeklinde tevil etmesi ne kadar yerindedir. Ve bu tevil doğrudur ve İslam’ın Allah hakkındaki tasavvuruna uygundur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah'ın gelmesi gibi ayetler neden tevil edilir?
Kur'an'daki müteşabih ayetlerin hikmeti nedir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun