Akraba içi ilişkilerde mahremiyet hakkında bilgi verir misiniz? Kuzenlerimiz (dayı, amca, hala ve teyze kızları / oğulları) ile olan münasebetlerimiz nasıl olmalı?

Soru Detayı
Biz amca çocukları olsun veya teyze çocukları olsun, birbirimizle kardeş gibi büyüdük. Şu an ise kol kola, omuz olmuza fotoraf çektirebiliyoruz... Bayramlarda birbirimizn ellerini tutabiliyor, hatta sarılabiliyoruz... Fakat bunun İslamî yönden uygun olmadığını öğrendik... Bize ne diyorsunuz? Bu arada hepimiz büluğ çağına erdik, hatta aramızda evlenenler bile var?..
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mahremiyet meselesinde, en çok birbirine mahrem olmayan yakın akrabalar arasında dikkat edilmelidir. Çünkü bu kimseler her ne kadar nesep ve evlilik dolayısıyla akraba sayılsalar da, birbirlerine nâmahremdirler. Yani birbirlerine nikâhları düşmektedir. İşte çok kere mahrem sayılmayan erkek ve kadın akrabalar arasındaki münasebetler önemsenmemekte, hassas davranılması gereken yerlerde ihmal edilmektedir. Halbuki erkek ve kadın ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen kimselerle bir arada bulunup rahat hareket edebilir.

Mahremi sayılmayan kimseler, kadın ve erkek için bir yabancıdan farksızdır ve münasebetler de sınırlıdır. Erkeğin geçici olarak mahremi sayılan hanımının akrabalarıyla da münasebeti mahduttur. Bunlar, hanımının kız kardeşi (baldızı), hanımının halası, teyzesi, kayın biraderinin ve baldızının kızıdır. Erkek, hanımı hayatta olduğu müddetçe ve boşanıp ayrılmadıkça bu kadınlarla evlenemez. Çünkü iki kız kardeşi ve hanımın teyze ve halasını bir nikâh altında bulundurmak âyet ve hadislerde yasaklanmıştır.

Ancak, erkek bu kadınlarla da üçüncü bir kişi bulunmadan tek başına bir arada bulunamaz, yolculuk yapamaz. Yüz ve ellerinden başka uzuvlarına bakamaz. Onlarla tokalaşamaz veya birbirlerinin elini öpemezler. Böyle bir durumun sınırını da Peygamberimiz (a.s.m.) çizmişlerdir.

Hz. Âişe (ra)  validemizin anlattığına göre, bir gün Hz. Ebû Bekir (ra)'in kızı Hz. Esma, tenini gösterecek kadar şeffaf bir elbise ile Peygamberimizin (asm)  huzuruna gider. Bunu görür görmez Peygamberimiz yüzünü bir tarafa çevirerek, "Ya Esma, bir kadın bulûğ çağına erince vücudunun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi doğru değildir." buyurur ve yüzüyle ellerini gösterir.(1)

Bilindiği gibi Hz. Esma, Peygamberimizin (asm) hanımı Hz. Âişe'nin kız kardeşi olmaktadır. Peygamberimiz ona kendisi yanında, yalnız yüz ve ellerini açabileceğini hatırlatmıştır. Akraba olarak bildiği için çok defa dikkatli davranmaktadır. Lakayıtlık sonunda bazı vahim ve çirkin neticelerin doğmasına sebebiyet verebilmektedir. Çünkü bu akrabalarla kadının yalnız başına birarada bulunması başkasından daha tehlikelidir. Fitne ihtimali daha kuvvetlidir. Peygamber Efendimiz (asm) bu meselede çok titiz davranmaktadır.

Bir keresinde "Kadınların bulunduğu yere girmekten sakının." buyurunca, Ensardan bir zat, "Ya Resulallah, kayınlar [erkeğin akrabaları] hakkında ne buyurursunuz?" diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.), "Kayın ölümdür."(2) buyurdular.

Sahih-i Müslim Şarihi İmam-ı Nevevî bu hadisin izahında şöyle demektedir:

"Burada kayından murad, kocanın babaları ve oğullarından geri kalan akrabasıdır. Çünkü baba ve oğullar kadının mahremleridir. Onlar kadınla birarada bulunabilir ve ölümle de vasıflanamazlar. Burada murat, kocanın kardeşi, kardeşi oğulları, amca, amcaoğlu ve bunlara benzer mahrem olmayan kimselerdir."

"Halkın âdeti bu hususta kayıtsız olarak serbest davranmaktadır. Bir kimse âdete göre kardeşinin hanımıyla başbaşa kalır. İşte ölüm de budur. Böylesinin yasaklanması yabancı erkeklerden daha lâyıktır. Hadisin doğru mânâsı da budur."(3)

Kayınlar, zaman zaman kadının evine girip çıktıklarından, aile içinde bazı sırlara vakıf olabilirler. Kadınla bu kayınlar arasında istenmeyen bir dururn meydana gelirse, aile içinde büyük bir huzursuzluk ve önü alınmayan bir tehlike vücuda gelmiş olur. Neticede akrabalar arasında kötü zanlar düşünülür, şüpheler başlarsa akrabalık münasebetleri kopmaya yüz tutar... İşte Peygamberimiz (asm) meydana gelmesi muhtemel olan bu tehlikeyi ölüme benzetmiştir. Durumun ehemmiyetini göstermek için de ürkütücü bir tabir kullanarak dikkatli olunmasını, tâvizkâr davranılmamasım tavsiye buyurmuştur.

Birbirine nâmahrem olan erkekle kadının yanında, emniyeti sağlayacak üçüncü birisi bulunmadan yalnız başlarına kalmalarını Peygamberimiz (asm) yine şiddetle yasaklamıştır:

"Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse mahremi olmayan yabancı bir kadınla bir arada bulunmasın, zira üçüncüleri şeytandır."(4)

Kadınla erkeğin bir arada bulunması ateşle barutun yan yana bulunması gibidir. Şeytan bu durumda her iki cinsteki kötü duygulan tahrik edip, onları yoldan çıkarabilir.

Erkeğin yakın akrabalarının kadınla bir işleri olduğu takdirde veya kocası evde bulunmadığı zaman, eve uğradıklarında ihtiyaçlarını kapı dışından görmeleri gerekir.

Evde, hayra şerre aklı eren üçüncü bir kimse yoksa, içeri girmelerine cevaz verilmez. Bu durumda dahi kadının tesettüre tam manâsıyla riayet etmesi gerekir.

Misafirlikte Mahremiyet Sınırı

İmanın zevkine varan ve İslâm'ın hayata akseden cihetlerine riayet etmek için elinden gelen gayreti sarf eden insan, dünyevî hayatında huzur ve rahat kapılarını açıp sıkıntı ve darlıktan uzak bir düzen kurduğu gibi, ebedî hayatı için de saadet çiçeklerini derlemeye başlar. Dinî yaşayışımızda en çok zorluk çektiğimiz ve inancımızın icaplarını yerine getirmek için karşılaştığımız problemlerin başında, şahsî hayatımızda mühim bir yer tutan çevremizle olan münasebetler gelir.

Dinimizin bizlere emrettiği sıla-ı rahmi yerine getirmek için yakın ve uzak akrabalarımızı, dost ve ahbaplarımızı ziyaret ediyoruz. Bir araya gelip sohbet ve görüşmelerde bulunuyoruz. Zaman zaman da onların bize geldiği, iâde-i ziyarette bulundukları olmaktadır. Bazen bu gelip gitmelere düğün, taziye, davet gibi durumlar da sebep teşkil etmektedir. Bu karşılaşma ve görüşmeler çok defa ailece olmaktadır. Haliyle gerek biz dostlarımızın veya nâmahrem sayılan akrabalarımızın kız ve hanımlarıyla, gerekse onlar bizimkilerle karşı karşıya gelebilmekte, bazı zaruri hallerde bir mecliste geçici de olsa yer darlığı veya birtakım sebeplerle birarada oturabilmekteyiz. Bu durumda dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?

Sözünü ettiğimiz bu kimseler dinen birbirlerine yabancı olduğu için, yani mahremleri sayılmayıp, nikâhları birbirine düştüğü için, mahremiyet sınırını aşmamaya dikkat etmek gerekir. Bu hususa uyulmadığı takdirde bazı istenmeyen hallerin ve mahzur teşkil eden durumların meydana gelme ihtimali vardır. Bunun için Kur'ân-ı Kerim,

"(Resulüm) mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da korusunlar."(5)

buyurmakta, aynı şekilde kadınlar için de

"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da muhafaza etsinler. Görünmesi zarurî olan, kısımlar müstesna olmak üzere zinetlerini açığa vurmasınlar."(6)

ikazı yapılmaktadır.

Bu âyetler istizan (birisinin evine girmek için izin isteme) âyetlerinden sonra zikredilmektedir. Buhari'nin şerhinde bu hususa dikkat çeken Aynî, "istizan" âyetlerinden sonra bu âyetin zikredilmesindeki asıl maksat, ev sahibi erkeğin aile kadınlarına bakmaları helâl olmayan misafirin nazarından sakınması ve yabancı erkeklere göstermemesidir, demektedir.(7)

Yine Buharîde bu âyetin tefsirinden sonra,

"Allah hem hain gözlerin [tecessüslerini] hem de [fasit] gönüllerin gizlediği temayülleri bilir."(8)

mealindeki âyeti zikretmektedir. İbni Abbas ise bu âyeti tefsir ederken şu açıklamayı yapmaktadır: Hain gözlü o kimsedir ki, bir mecliste otururken yanından güzel bir kadın geçse veya misafir bulunduğu bir evde güzel bir kadın görse yanın dakilere sezdirmeden kadına sinsi sinsi bakar. Yanındakiler de kendisine bakınca hemen gözünü ayırır. Fakat Allah bilir ki, o hain gözlü kimse kadının mahremiyet dairesine girmeye gücü yetse harama tevessül edecektir.(9)

Bu hususta Bediüzzaman'ın,

"Bir meclis-i ihvana [dost meclisine] güzel karı girdikçe riya ile rekabet, haset ile hodgâmlık debretir damarları."(10)

şeklindeki tespiti ne kadar manidardır.

Her ne kadar bakmak zina derecesinde bir mesuliyet getirmese de, o tarafa açılan bir kapı olduğundan müminler sakındırılmışlardır. İnsanların diğer âzalarının da zinadan nasibinin olduğu ve bunların küçük günahlar sınıfına girdiği hakkında bir hadis rivayet eden Ebû Hüreyre, Peygamberimizin (asm) şöyle buyurduğunu bildirmektedir:

"Hiç şüphe yok ki, Allah, Âdemoğlunun zinadan nasibini yazmıştır. Buna behemehal erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalb ise heves eder, temenni eder. Tenasül uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar."(11)

Mecazî zina sınıfına giren bu hallerden, bakışta şehvet ve lezzet bulunur, helâl olmayan gayrimeşru konuşmalarda bulunulur ve dinlenir ve nefis de şiddetli arzu ederse, mesuliyet sahası daha da büyümektedir. Bu hususlar küçük günahlar sınıfına girdiği için, zinaya yol açmadığı müddetçe, tövbe edildiği zaman Allah'ın mağfiretine yaklaşmaktadır.

İşte, bu nevi istenmeyen hallere meydan verilebileceği için, kadın ve erkek davetlilerin ayrı ayrı oturmaları ve zaruret olmadan birbirlerini görmemeleri en emin yoldur. Ancak bu kötü duygulara kapılmaktan emin olunduğu zaman, kadının tesettüre riayet ettiği ve tahrik edici davranışların bulunmadığı zamanlarda, ev hanımının erkek misafirlere hizmet edebilmesinin caiz oluşu hakkında Buharı ve Müslim'de, şöyle bir hadis zikredilmektedir:

"Hz. Ebû Üseyd, düğününde Peygamberimizi (asm) ve bazı sahabîleri davet etti. Misafirlere hizmeti hanımı [gelin] yapıyordu. Geceden, bir taş kabın içine hurma ıslatmıştı. Peygamberimiz yemeği bitirince, hurmaları ezdi, sulandırdı, şerbet yapıp misafirlere ikram etti."(12)

Bu hadisi zikreden muhaddisler, fitneden emin olmak şartıyla bir kadın, kocasının misafirlerine hizmet edebileceği hükmünü çıkarmaktadırlar.(13)

Kaynaklar:

1. Ebû Dâvud, Libâs: 32.
2. Müslim, Selâm: 20.
3. Nevevî, Şerhu Sahib-i Müslim, 14: 154.
4. Buharı, Nikah: 111.
5. Nur Suresi, 30.
6. Nur Suresi, 31.
7. Aynî, Umdetü'l-Kâri. 22. 231.
8. Mü'min Sûresi, 19.
9. Aynî, Umdetü'l-Kâri, 22: 231, Tecrit Tercemesi, 12: 171.
10. Sözler, s. 678
11. Müslim, Kader: 21; Buharı, istizan: 12.
12. Buharı, Nikâh, 77; Müslim, Eşribe: 86.
13. Aynî, Umdetü'l-Kârî, 20: 164-165.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun