Kadın erkek karışık ortamlarda, kadının çalışmasında ne gibi sakıncalar vardır? Kadın bu konuda kocasını mı dinlemeli, anne babasını mı dinlemelidir?

Soru Detayı

- Eşimin Ailesi "Biz seni o kadar okuttuk, emek verdik, çalışmazsan hakkımızı helal etmiyoruz!.." diyorlar. Ben ise çalışmasını istemiyorum. Eşim, ailesinin bu baskısından dolayı çok yıpranmış durumda.

- Bu konuda eşim beni dinlese ailesinin hakkını helal etmemesi durumunda eşim mesul olur mu?

- Artık öğretmenler okullarda başı örtülü çalışıyorlar, ancak yine de erkeklerin bulunduğu ortamda eşimin yer almasını uygun bulmuyorum. Ayrıca eşimin ailesi çalışma konusuna gerçekten çok takıntılı, onlara dini yönden Kur'an ya da hadisler ile cevap vermek istiyorum, bu konu ile ilgili bana yardımcı olur musunuz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kadın kocasına tabidir; kocası izin vermeden çalışamaz. Anne babanın "hakkımızı helal etmeyiz" demelerinden dolayı kadın mesul olmaz.

Kur'ân-ı Kerim,

 "Resulüm mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da korusunlar."(Nur, 24/30)

) buyurmakta, aynı şekilde kadınlar için de

"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve namuslarını da muhafaza etsinler. Görünmesi zarurî olan kısımlar müstesna olmak üzere zinetlerini açığa vurmasınlar."(Nur, 24/31)

ikazı yapılmaktadır.

Bu âyetler istizan (birisinin evine girmek için izin isteme) âyetlerinden sonra zikredilmektedir. Buhari'nin şerhinde bu hususa dikkat çeken Aynî, "istizan" âyetlerinden sonra bu âyetin zikredilmesindeki asıl maksat, ev sahibi erkeğin aile kadınlarına bakmaları helâl olmayan misafirin nazarından sakınması ve yabancı erkeklere göstermemesidir, demektedir.(Aynî, Umdetü'l-Kâri. 22. 231)

Yine Buharîde bu âyetin tefsirinden sonra,

"Allah hem hain gözlerin tecessüslerini hem de fasit gönüllerin gizlediği temayülleri bilir."(Mü'min, 40/19)

mealindeki âyeti zikretmektedir. İbni Abbas ise bu âyeti tefsir ederken şu açıklamayı yapmaktadır: Hain gözlü o kimsedir ki, bir mecliste otururken yanından güzel bir kadın geçse veya misafir bulunduğu bir evde güzel bir kadın görse yanın dakilere sezdirmeden kadına sinsi sinsi bakar. Yanındakiler de kendisine bakınca hemen gözünü ayırır. Fakat Allah bilir ki, o hain gözlü kimse kadının mahremiyet dairesine girmeye gücü yetse harama tevessül edecektir.(Aynî, Umdetü'l-Kân, 22: 231, Tecrit Tercemesi, 12: 171.)

Bu hususta Bediüzzaman'ın,

 "Bir meclis-i ihvana (dost meclisine) güzel karı girdikçe riya ile rekabet, haset ile hodgâmlık debretir damarları."(Sözler, s. 678)

şeklindeki tespiti ne kadar manidardır.

Her ne kadar bakmak zina derecesinde bir mes'uliyet getirmese de o tarafa açılan bir kapı olduğundan mü'minler sakındırılmışlardır. İnsanların diğer âzalarının da zinadan nasibinin olduğu ve bunların küçük günahlar sınıfına girdiği hakkında bir hadis rivayet eden Ebû Hüreyre, Peygamberimiz (asm)'in şöyle buyurduğunu bildirmektedir:

"Hiç şüphe yok ki, Allah, Âdemoğlunun zinadan nasibini yazmıştır. Buna behemehal erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalb ise heves eder, temenni eder. Tenasül uzvu bunu tasdik eder veya yalanlar."(Müslim, Kader: 21; Buharı, İstizan: 12)

Mecazî zina sınıfına giren bu hallerden, bakışta şehvet ve lezzet bulunur, helâl olmayan gayr-ı meşru konuşmalarda bulunulur ve dinlenir ve nefis de şiddetli arzu ederse mes'uliyet sahası daha da büyümektedir. Bu hususlar küçük günahlar sınıfına girdiği için, zinaya yol açmadığı müddetçe, tevbe edildiği zaman Allah'ın mağfiretine yaklaşmaktadır.

İşte, bu nevi istenmeyen hallere meydan verilebileceği için, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı oturmaları ve zaruret olmadan birbirlerini görmemeleri en emin yoldur. (bk. Mehmet PAKSU, KADIN, EVLiLiK ve AiLE)

İHTİLAT: Birkaç şeyin birbirine karışması. Erkek ve kadınların birbirine karışması, beraber oturup haşır neşir olması.

İslâm dini yabancı kadın ve erkek ihtilâtını, onların ölçüsüz bir şekilde birbirleriyle haşir neşir olmalarını tasvip etmemiş, pratik hayatta aralarında daima bir mesafe bırakmış ve aralarındaki ilişkilerin belli bir ölçü ve disiplin içerisinde olmasını emretmiştir. Çünkü onların ihtilâtından çeşitli kötülükler, hatta aile ve toplum hayatını çökerten zina gibi büyük günahlar da doğabilir. İslâm dini ise prensip olarak kötülükleri yasak ettiği gibi, ön tedbir olarak kötülüğe vesile olan ve onu tahrik eden durum ve davranışları da yasaklamış ve böylece insanla kötülük arasına bir mesafe koyarak kötülük yollarını tıkamıştır.

Peygamber Efendimiz (asm),

 "Kadınların fitnesinden korkun, çünkü İsrailoğullarının ilk fitnesi kadınlardan olmuştur." (Müslim, Zikr, 99)

şeklindeki sözleriyle ümmetini kadın fitnesine karşı uyarırken; yabancı kadına bakmanın (nazar) göz zinası ve haram olduğunu ifade etmiş (Buhâri, İsti'zan 12) kadınla erkeğin başbaşa kalmasını (halvet) ve kadının mahremsiz olarak yolculuk yapmasını yasaklamıştır (Buhârî, Nikah, 111).

Kadın ve erkeğin ihtilâtı durumunda haram nazarın kaçınılmaz olacağı muhakkaktır. Bunun hükmünü ve ölçüsünü tesbit bakımından şu hadis-i şerif son derece dikkat çekicidir:

"Ümmü Seleme der ki: Biz Meymune ile beraber Resulullah (asm)'in yanında iken Abdullah b. Ummi Mektum gelerek onun yanına girdi. Bu hadise bize örtünme emri geldikten sonra idi. Resulullah (asm):

"Ondan örtünün (gizlenin)" dedi. Bunun üzerine "Ya Resulullah! O âmâ değil midir? Bizi görmez ve tanıyamaz?" dedim. Resul-i Ekrem (asm) "Siz ikiniz de mi körsünüz, siz onu görmüyor musunuz?" dedi (Tirmizi, Edeb, 63).

İslâm dininde cuma namazına ve camide cemaatla kılman namaza son derece önem verildiği halde erkek ve kadın ihtilâtını önlemek için Resulullah (asm) kadınları bu namazlardan muaf tutmuş ve onlar için evde namaz kılmanın camide kılmaktan daha faziletli olduğunu bildirmiştir.

"Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin köşesidir." (Ahmed b. Hanbel, VI, 297).

Hz. Âîşe, Emeviler döneminde kadın ve erkeklerin karıştığını görünce şöyle dedi.

"Resulullah (asm), kadınların böyle yaptığını görseydi, tıpkı İsrailoğulları kadınlarının camiden men edildiği gibi, onları camiden alıkoyardı." (Buhârî, Ezân, 163).

Mescid-i Nebevî'de kadınlara has bir kapı vardı. Hz. Ömer kadın ve erkek ihtilâtını önlemek için kendi döneminde erkeklerin bu kapıdan girmelerini yasak etmişti.

Peygamber Efendimiz (asm) camiye gelmek isteyen kadınları engellememiş ve engellenmemesini emretmiştir (Buhârı, Ezân, 165). Ancak camide namaz kılmaya gelen kadınlar erkeklerle karışık değil onların arkasında saf tutarlar ve namazdan sonra erkeklerle ihtilât etmesinler diye Hz. Peygamber (asm) selam verince ayağa kalkmadan önce bir miktar yerinde durur, kadınlar kalkıp gittikten sonra kalkar ve erkekler de ondan sonra kalkarlardı (Buhârî, Ezân, 162).

Kadınlar, bayram namazlarına gelirlerdi. Ancak musallada onların yerleri ayrı idi ve Peygamber Efendimiz erkeklerin hutbesini bitirdikten sonra yanlarına gelip onlara nasihat ederdi (Buhârî, İ'deyn, 7).

Hz. Peygamber (asm) bir gün camiden çıkarken, erkek ve kadınların birbirine karıştığını görünce, kadınlara seslenerek:

"Çekilin! Yolun ortasında gitmeye hakkınız yoktur, yolun kenarlarında yürüyün, dedi. Bunun üzerine kadınlar duvara bitişik yürümeye başladılar, öyle ki elbiseleri duvara takılıyordu." (Ebû Davud, Edeb, 179).

Ukbe b. Âmir (r.a) der ki: Hz. Peygamber (asm) "Sakın (yabancı) kadınların yanına girmeyin." buyurdular. Ensardan bir adam 'Ya Resulullah! Kocanın akrabaları hakkında ne dersiniz?', diye sorunca Hz. Peygamber (asm) 'Kocanın akrabaları ölümdür (yani onlar daha da tehlikelidir).' buyurdular." (Ahmed b. Hanbel, IV, 149).

İşte bütün bunlar, birbirine yabancı erkek ve kadınlardan oluşan meclislerin, sohbetlerin, beraber oturup haşir neşir olmanın, İslam'ın ruhu ve karakteriyle bağdaşmadığını göstermektedir. Erkek ve kadınların ibadet yerlerinde dahi birbirine karışmasına müsaade etmeyen bir dinin, onları başka yerlerde, başka meclis ve sohbet mahallerinde gelişigüzel beraber olmalarına, birbiriyle içli dışlı olup ülfet peyda etmelerine müsaade etmesi düşünülemez (bk. Mevdudî, Tefsiru Sure-i'n-Nûr, s. 141-176).

Ancak şu var ki fitneden emin olunduğu yerde ve ihtiyaç durumunda İslâm; tesettüre ve kurallara riayet etmek kaydiyle kadının yabancı erkeklere yardım etmesinde ve eve gelen misafir erkeklere hizmet etmesinde bir sakınca görülmeyebilir. Nitekim ashâb-ı kirâmdan Ebû Useyd evlenirken düğünde Hz. Peygamber ve bazı dostlarını davet etmiş fakat onlar için bir şey hazırlayıp ikram etmemişti. Ancak gelin (eşi) Ümmü Useyd geceden bir taş kabın içinde hurma ıslatmış, Hz. Peygamber yemeğini bitirince bunları sulandırmış (şerbet yapmış) ve Hz. Peygamber (asm) ile misafirlere ikram etmişti (Buhârî, Nikâh, 77).

Muavviz'in kızı Rubayyi'de der ki; "Biz Hz. Peygamber (asm) ile birlikte savaşa çıkardık ve askere hizmet edip onlara su içiriyor ve yaralıları tedavi edip ölüleri (şehitleri) Medine'ye getiriyorduk." (Buhârî, Cihâd, 68).

Her ne olursa olsun erkek kadın münasebetlerinde ihtiyat ve tedbir yolunu takip etmek gerekir. İslâm'ın ruhuna uygun haremlik selamlık gibi güzel geleneklerimiz varken bir müslümanın sırf Batı toplumunu taklid edeyim diye Peygamberimiz (asm)'in yolunu ve bu gelenekleri terk etmesi büyük bir vebal ve sorumsuzluktur.

(Abdülkerim ÜNALAN)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR