Ahiret malını dünyada mahvetmek ne demek?

Soru Detayı

Dünya işlerinde kıskançlık, dünyanın fani olması düşüncesiyle engellenebilir. Bir insan manevi kıskançlık göstermesi durumunda nasıl düşünmeliyiz?
“Eğer rakibinde ahirete ait işleri kıskanıyorsa, zaten onlar için kıskançlık olamaz. Eğer onlarda da kıskansa, o zaman ya kendisi riyakârdır, yaptığı amelleri Allah için yapmaz ve ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut kıskandığı kimseyi riyakâr zanneder, mümin kardeşine haksızlık eder, zulmeder.” (Bediüzzaman Hazretleri)
Bu sözü biraz açabilir misiniz? Ahirete ait işlerde daha iyi olmayı istemek kötü müdür? Allah rızası için amel yapmamış mı olunur? Ahiret malını dünyada mahvetmek ne demek?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Evvela ahiret malını dünyada mahvetmek.” tabirini biraz açalım.

Cenab-ı Hak hikmeti gereği yarattığı şuur ve irade sahibi kulları olan biz insanlara, bir imtihan alemi açmış ve her birimizi bu imtihana tabi olmak üzere kendi belirlediği bir süre için bu dünyaya göndermiş.

Ayrıca, Allah hikmeti gereği her bir insana da farklı farklı olmak üzere, dünyada olduğu süre boyunca kullanabileceği çeşitli maddi ve manevi sermayeler vermiş; akıl, cesaret, sağlık, fizik, aile, maddi varlık, vs gibi…

Gene her bir insanı da bazı sermayelerden, nimetlerden mahrum bırakmış.

Bu verdiği ve mahrum bıraktığı sermayelerin nasıl kullanılacaklarını anlatan kitaplar ve peygamberler göndermiş. İnsanlık belli bir gelişim seviyesine ulaştığında da kıyamete kadar hükümleri geçerli olacak son kitabı Kuran’ı ve onu anlatan, açıklayan, tebliğ eden Son Peygamberi Muhammed (asm)’ı göndermiş.

İşte bu kitaptan ve Peygamberimizin (asm) hayatından öğreniyoruz ki, bize verilen sermayeler için Allah’a hamd ve şükür edeceğiz, verilmeyenler için de Allah’tan sabır isteyeceğiz, kıskanıp hasetlik etmeyeceğiz. Gerek şükrederken, gerek sabrederken de tabiri caizse bunu kuru bir şekilde değil, gene Allah’ın bizden istediği kulluk vazifelerini olabildiğince eksiksiz bir şekilde yerine getirerek yapacağız.

İşte, gerek varlık gerek yoklukta bize verilen veya bize verilmeyen sermayelere rağmen kulluk vazifelerimizi harfiyen yerine getirirsek, ahiretin, yani ebediyetin tarlası olan şu geçici dünya hayatında, ahirette kullanacağımız ebedi ahiret malını dünya tarlasına ekmiş olacağız.

Yok, eğer bu kulluk vazifelerimizi aksatır veya yerine getirmezsek, bize verilen sermayeyi geçici ve yok olacak dünya hayatında heba etmiş, mahvetmiş olacağız.

Ayrıca unutmayalım ki, işlediğimiz günahlardan hesaba çekileceğimiz gibi, muktedir olup yapmadığımız iyiliklerden de mesul olacağız!

Kıskançlık, yani hasede gelince, kendisinde olmayan maddi ve manevi bir şeyin veya halin başkasında olmasından rahatsız olup, o şeyin veya halin o kişiden gitmesini istemek ve hatta buna yönelik hareket etmektir. Bu kesinlikle büyük bir günahtır ve bundan kaçınmak gerekir ki bu, şeytanın en çok fitne çıkartmaya çalıştığı konuların başında gelir.

Oysa mesela bir kişinin manevi hallerine, ibadetine, ilmine imrenmek, gıpta etmek ve kendini onun seviyesine çıkartmaya çalışmak, geliştirmek gayet güzel bir haslettir.

Mesela bir arkadaşımız her gece teheccüd namazına kalkıyor ve biz kalkamıyorsak, ona imrenip, gıpta edip, kendimizi zorlayıp teheccüd namazına kalkmamız hem bizim manevi derecemizi arttırır, hem de buna bilerek veya bilmeyerek vesile olduğu için o gıpta ettiğimiz kişinin de derecesini arttırır. Böyle bir davranışta riya yoktur, samimiyet vardır, ihlas vardır, güzel olandan örnek alma vardır. Arkadaşına gıpta edip, onu takdir ettiği için o da teheccüd namazına kalkmıştır.

Bahsettiğiniz üzere Bediüzzaman Hazretleri de bunu kastetmiştir, kötü ve art niyetli bir manevi kıskançlık yerine, gıpta ederek, “Nasıl daha iyi ibadet ederim?” yaklaşımı adeta teşvik edilmiştir.

Kuran-ı Kerim’de mealen, kıskançlıkta, düşmanlıkta, kötülükte değil, hayırlarda yarışmamız emredilmiştir.

Mesela, birisinde Allah’a çok ibadet etme meziyeti var diyelim. Eğer bu meziyeti kıskanırsak, Allah’a olan bağlılığımızda samimiyetin olmadığı anlamına gelir. Zira kıskandığımız kişi, hem Allah’ın rızasına uygun hem de onu hoşnut etmek için ibadet ediyor, biz şayet Allah’ı seviyor ve ona samimi bağlı isek, o kişinin ibadetinden memnun olmamız gerekir. Yok, memnun olmuyor isek, Allah’a olan bağlılığımız görünüştedir ve samimiyetsizdir, demektir.

Yine birisi çok güzel hitabeti ile insanları hakka ve imana davet ediyor ve Allah’ı memnun edecek işler ile meşgul ise; biz bu şahsa karşı kıskançlık ederek, neden güzel hitabeti ile insanları etkiliyor, teveccühü üstüne çekiyor diye ona husumet etsek, kıskansak, bu durum, bizim gösteriş içinde olduğumuz anlamına gelir. Zira onun yaptığı, Allah’ın rızasına uygun ve üstelik hakka hizmet ediyor; bundan rahatsız olmak ancak samimiyetsiz, sadece gösteriş içinde olanların bir sıfatı olabilir.

Demek o haslet bizde olsa, bu özelliği insanların teveccühü için kullanacağız demektir.

Hasetlikte, bir de Allah’ın taksimine razı olmamak manası vardır ki, bu da ihlas ile bağdaşmaz, riya ise ihlasın zıddıdır. Yani o şahsa güzel hitabet sanatını veren Allah’tır. Biz o adama haset ederken zımni olarak Allah’a karşı bir itirazda ve rızasızlıkta bulunmuş oluyoruz.

Halbuki samimi iman ve muhabbet içinde olan bir kimse, her halükârda Allah’a teslim ve tevekkül içinde olur, onun taksimini asla sorgulamaz.

Özet olarak, Allah’ı seven her insan, Allah’ın sevdiğini de sever ve Allah’ın o kuluna yaptığı ikram ve ihsanından memnun olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
179 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun