Zengin daha zengin, fakir daha zor durumda, adalet mi?

Tarih: 24.01.2026 - 13:43 | Güncelleme:

Soru Detayı

Allah’ın insanların çoğunu fakir, azını da alabildiğine zengin yaratmasının hikmeti olarak" Fakirlerin o zengin olanın emrinde çalışıp onun işlerini görmesi, bu şekilde topluma faydalı olması "şeklinde açıklama yapılıyor. Zenginin fabrikası var, arazisi var, çiftliği var ama bunları çalıştırmak üretmek ve para kazanmak için fakir insanları ücretle çalıştırmaya ihtiyacı var deniliyor. Fakir de zengin de bu yönüyle birbirine muhtaçtır, Allah böyle bir denge kurmuştur diye açıklanıyor. Eski zamanlar için bu doğru olabilir ama makinelerin yaygınlaşmasıyla birlikte bu durum ortadan kalkıyor. Eskiden 1000 kişinin çalışıp geçimini sağladığı fabrikalarda artık 15-20 kişi bütün sistemi idare edebiliyor. Hatta e ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte pazarlama kısmını da makineler ve yazılımlar yapıyor. Zengin daha zengin, fakir daha işsiz ve zor durumda. Bu durum Allah’ın takdiri midir yoksa kulların yanlış uygulamaları mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu soru hem adalet duygusundan hem de yaşanan gerçeklikten doğuyor. “Zengin daha zengin, fakir daha fakir” tablosu karşısında rahatsızlık hissetmek imanla çelişen değil, tam tersine vicdanın canlı olduğunun göstergesidir.

1. Fakirlik–zenginlik Allah’ın takdiri mi?

Evet, rızıkların farklı verilmesi Allah’ın takdiridir. Kuran bunu inkâr etmez. Ama bu takdir, “Kim zenginse hep zengin kalacak”, “Kim fakirse ömür boyu fakirliğe mahkûmdur”, “Bu düzen değiştirilemez” anlamına gelmez:

Kuran bu noktada çok net bir ilke koyar:

“Allah insanlara zulmetmez; insanlar kendilerine zulmeder.” (Yûnus, 44)

Yani farklı imkânlarla yaratılmak imtihandır, o imkânların nasıl kullanıldığı ise insanın sorumluluğudur.

Allah kimseyi “ölene kadar fakir”, kimseyi de “hesapsız zengin” olmak üzere yaratmaz.

2. “Fakirler zenginlere hizmet etsin diye yaratıldı” anlayışı doğru mu?

Hayır, bu anlayış İslamî değildir. Bu düşünce Kuran’a aykırıdır. İslam’ın adalet ve sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaz.

İslam’da, fakir, zenginin emrine verilmiş bir varlık değildir. Zengin, fakirin üzerinde hak sahibi değildir

Tam tersine “Onların mallarında isteyenin ve mahrumun hakkı vardır.” (Zâriyât, 19)

Bu ayet çok net şunu söyler: Fakirin, zenginin malında hakkı vardır, zekât ve sadaka bir “iyilik” değil, bir borcun ödenmesidir.

Dolayısıyla, “Allah fakiri, zengine hizmet etsin diye yarattı” ifadesi İslamî değil, daha çok yanlış bir yorum ve hatalı bir iddiadır.

3. Yardımlaşma hikmeti doğru ama eksik anlaşılıyor

Evet, insanların farklı imkânlara sahip olmasının hikmetlerinden biri yardımlaşmadır.

Ama bu, fakirin sömürülmesi, emeğinin ucuzlatılması, güvencesiz bırakılması anlamına asla gelmez.

Doğru ifade şudur: Allah insanları birbirine muhtaç kılmıştır ki adaletle yardımlaşsınlar.

Bugün fakirliğin bu kadar yaygın olmasının sebebi, yardımın olmaması değil, hakkın verilmemesidir.

Eğer ücretler adil verilse, emek sömürülmese, servet tek elde toplanmasa, insanların çoğu zengin olmaz belki, ama fakir de olmazdı.

4. “Makineleşme her şeyi değiştirdi” itirazı çok haklı

Bu çok önemli bir tespit.

Eskiden zengin fakire ihtiyaç duyuyordu, emek vazgeçilmezdi

Bugün makineler ve yazılımlar emeği ikame ediyor, üretim insanı dışlıyor, servet, emeğin karşılığı olmaktan çıkıyor

Bu durum Allah’ın “fakir–zengin dengesi” dediğimiz hikmetinin bozulması değil, insanın sistemi bozmasının sonucudur.

5. Asıl problem: Kapitalist düzen

Bugün yaşanan tablo zenginlerin daha zengin olması, fakirlerin işsiz ve güvencesiz kalması, servetin az sayıda elde toplanması

İlahi bir kader değil, beşerî bir sistemin sonucudur. Kuran bu duruma açıkça karşı çıkar:

“Servet, içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın diye…” (Haşr, 7)

Bu ayet, bugünkü küresel ekonomik sisteme adeta doğrudan bir eleştiridir.

6. Fakirliğin sebebi dindarlık değil

Müslümanların fakirliği zühd yüzünden değil, hırsın yanlış yerde kullanılması, sömürü, gasp, adaletsiz küresel düzen yüzündendir.

Ayrıca, Avrupa’nın tahakkümü altına giren milletler (Çin, Hindistan, Afrika), Müslümanlardan daha fakirdir. Yani mesele din değil, sistemdir.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle özetlemek gerekirse, “… Müslümanların elinde bırakılmıyor. Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor.” (Lemalar, 17, Lema)

Sonuç

- Rızıkta farklılık, Allah’ın imtihanıdır.

- Bu farkın zulme dönüşmesi, insanların suçudur.

- Bugünkü uçurum, kapitalist ve adaletsiz sistemlerin sonucudur.

- İslam, fakiri zengine mahkûm eden değil, zengini fakire sorumlu kılan bir dindir.

- Bu tablo Allah’ın adaleti değil, insanın adaletsizliğidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun