Türlerin birbirinin yerine geçmek için rekabetleri var mıdır?

Tarih: 28.04.2026 - 18:05 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Darwin’in iddiası ve teorisini dayandırdığı esaslardan birisi, tabiatın yardımıyla, güçlünün tür içerisinde ya da türler arasında zayıfı zamanla yok edeceği, zayıfların yerini alacağı ve farklı türler oluşturacağı varsayımıdır. Kitap metni içerisinde zaman zaman söylediğimiz gibi bu doğru değildir. Çok nadiren, belirli mahallerde bir tür diğerini gerçekten de yok edebilir, ancak bu son derece seyrek olabilecek, ya da yok sayılabilecek olay, hiçbir zaman evrimi oluşturacak ölçüde bir rekabet ortamına ve kuralına dönüşmez.

Bunun anlaşılabilmesi için burada gerçek bir gözlem sunmak isterim. Eşim, özellikle evimizdeki yaşlı köpeğimiz öldükten sonra, bahçemizdeki bitkiler üzerine konan kuşlar yesin diye neredeyse her sabah mutfak penceremizin önüne ekmek kı-rıntıları ve bazı yemek artıkları bırakır, yanında da su kabı vardır. Bıraktıktan sonra, biz hem kahvaltımızı yaparız hem de yemleri yemeye gelen kuşları seyrederiz. Gerçekten çok güzel bir görüntü oluştururlar. Bahçemize dört tür kuş gelmektedir; yabani güvercin, kumru, ala karga (saksağan) ve serçe. Yemler atıldıktan yaklaşık 5 daki-ka sonra kuşlar gelmeye başlarlar. Örneğin; serçeler gelmeye başladı diyelim; atılan yiyecek hepsine yetecek kadar olmasına rağmen, erkek serçeler, ya da büyük serçeler, hatta sıradan serçeler birbirlerini kovalayarak, aynı yemleri gagalayarak bunları diğer serçelerden kaçırmak isterler, birbirlerinin ağzından yemleri çalıp kaçırmaya çalışırlar. Biz de bunlara güleriz. Hepsine yetecek yem olmasına rağmen, birilerinden yem kaçırmaya çalışmaları bir çocuğun, aynı oyuncaktan kendinde de olmasına rağmen kardeşinin ya da arkadaşının oyuncağını da elinden alma çabasına benzer içgüdüsel, yani bir ilham-ı İlâhi ile alakalı bir durum.

Biraz sonra güvercinlerle, kumrular gelir, kumruların serçelere pek bir şey yaptığını görmeyiz ama güvercinler hem serçeleri hem de kumruları yemleri yemesinler diye kovalamaya çalışırlar. Bu arada ala kargalar gelmeye başlar, bunlar gerçekten yırtıcı hayvanlardır. Hem güvercinleri, hem kumruları, hem de serçeleri kovalarlar. Önceleri biz pencereyi açıp kızdığımız ala kargaları kovuyorduk ancak kovmadan vazgeçtiğimizde ya da daha fazla beklemeye sabrımız olunca, ne görelim? Ala kar-galar yerde yemlerini yerken, önce güvercinler, sonra kumrular, sonra da serçeler bahçeye yavaş yavaş temkinli ve korkak bir şekilde inerek, aynı sofradan hep birlikte yemlerini yemeye başlarlar.

Bir gün bizimle kahvaltı yapan bir misafirimiz, bunların böyle hep birlikte, uyumlu bir biçimde yemlerini yemelerini resmi çekilecek güzel bir manzara olarak niteledi. Bu söylediğim olayı evinin yakınında bahçe olan meraklı her kişi deneye-bilir.

Ben burada neyi anlatmak istiyorum? Her canlı, ister tür içinde olsun, ister türler arasında olsun, diğerleri ile rekabet halinde olup önce kendini düşünür. Bu ben-cillik yaratıcı tarafından verilen İlâhi bir ilhamdır. Bu içgüdüyü (İlâhi ilhamı) veren yaratıcı aynı zamanda bu İlâhi ilhamın, hayati tehlike olmadığı ve tamamen çaresiz olunması hali dışında, hiçbir canlıya, ister tür içinde, ister türler arasında olsun, kendi varlığını sürdürebilmek uğruna, Darwin’in söylediği anlamda, illa da diğerlerini boğazlayarak yok etme ve onun yerine geçme, ya da yeni türler üretme içgüdüsünü ya da kabiliyetini vermemiştir. Yani güçlü bir serçenin daha zayıf bir serçeyi kovması ya da onun ağzındaki yemi alması, işte zayıflar güçlüler tarafından böyle yok edilir ve dünya güçlü yeni oluşan türlere kalır gibi, bilimsellikten öteye, ideolojik ve yanlış bir yorumu getirmez. Bu gerçek dışı olayları, zorla gerçeklerin yerine ikame etme çabasıdır. Yaratıcı, rekabet içgüdüsünü verirken, bunun yanında acıma, şefkat ya da diğer olağanüstü duygularla o duyguyu törpülemiş, sonsuz ve katı bir acımasızlığa dönüştürmemiş, yeryüzünde yaşayan her yarattığı canlının belli kurallar içerisinde yaşamasına, çoğalmasına, çeşitlenmesine ve yerini döllerine bırakmasına ortam sağlamıştır. Darwin’in de bunu bilmemesi mümkün değildir. Zaten onun için de çelişkili ifadelerle işin içinden sıyrılmak istemiştir, Şöyle ki; Darwin;

“Bununla birlikte, takımadaya has, ya da dünyanın başka kesimlerinde bulunan türlerden kimileri değişik adaların ortak türleridirler ve bu türlerin bugünkü dağılımından bir adadan ötekine geçmiş olmaları gerektiği sonucunu çıkarmaktayız. Gene de öyle sanıyorum ki, birbirine yakın hısım olan türlerin birbirleriyle serbestçe ilişkiye geçebilseler de, gene de birbirlerinin alanlarını ele geçireceklerini varsaymakta yanılıyoruz” (s.483) demektedir.

Yine, “Şurası kesindir ki, bir tür bir başka türe karşı bir üstünlüğe sahip olduğunda, kısmen ya da bütün bütüne onu yerinden etmekte gecikmez; ama her ikisinin de karşılıklı konumlarını çok uzun zaman korumaları mümkündür. Yeter ki her ikisi de içinde bulundukları duruma eşit oranda uyum sağlayabilmiş olsun” (s.483) demiştir. Hem öldüresiye rekabet olacak, hem de bulundukları duruma eşit olarak uyum sağlayacaklar. Kitapta izah edildiği gibi, son derece tutarsız, mantıksız ve yanlış yorumlar.

YARATILIŞ IŞIĞINDA, DARWİN’İN EVRİM TEORİSİ SAVUNUCULARINA CEVAPLAR

Prof. Dr Ahmet AKYÜREK

Anadolu Kalkınma Vakfı, Van / TÜRKİYE, [email protected]

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun