Tevbe 39. ayette insanlar neden savaşmaya zorlanıyorlar?

Soru Detayı

Zorlanmalarını anladım, savaşmamaları durumunda neden cezalandırılmakla tehdit ediliyorlar? Örneğin birisi korkak bir insan, savaşmaya korkuyor, savaşmayacak diye Cehennemde mi yanacak? Bu ayet kimlere hangi şartta inmiş mantıklı bir açıklamasını yapar mısınız lütfen?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce Tevbe suresinin ilgili ayetlerinin mealini verelim, sonra da Kuran Yolu isimli Tefsir’imizden soruya cevap teşkil eden kısmı özetleyelim:

38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun” denilince yerinize çakılıp kaldınız; yoksa ahiretten vazgeçip de dünya hayatıyla yetinmeye razı mı oldunuz? Halbuki dünya hayatının sağladığı fayda ahiretinkine göre pek azdır.

39. Eğer toplanıp seferber olmazsanız Allah sizi elem veren bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na zerrece zarar veremezsiniz. Allah’ın her şeye gücü yeter.

40. Siz Peygamber’e yardımcı olmasanız da Allah ona mutlaka yardım edecektir. Nitekim inkârcılar iki kişiden biri olarak onu yurdundan çıkardıklarında Allah ona yardım etmişti: Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına “Tasalanma! Allah bizimle beraberdir” diyordu. Derken Allah ona kendi katından bir güven duygusu indirdi, sizin göremediğiniz askerlerle onu destekledi ve inkârcıların sözünü değersiz hale getirdi. Allah’ın sözü ise en yücedir. Çünkü Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

41. Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğinizedir.”

Açıklama:

38-41. ayetlerden itibaren surenin sondan ikinci ayetine kadarki bölümün ana konusu Tebük Seferi’dir. Bu surenin nazil olduğu dönemde Müslümanlarla Suriye bölgesinde ve Medine-Şam yolu üzerinde bulunan Bizans hâkimiyetindeki Hristiyan Araplar arasında gergin bir durum yaşanmaktaydı.

Siyer, tarih ve tefsir kaynaklarındaki yaygın bilgilere göre 630 yılının sonbaharında, Bizans’ın bazı Hristiyan Arap kabilelerini de yanına alarak Medine’yi kuzeyden istilâ edeceği haberi Resûlullah’a ulaşmıştı. Şam-Medine arasında gidip gelen tacirler vasıtasıyla bu haber öylesine yaygınlık kazanmıştı ki, Medine’de büyük bir gürültü kopsa Müslümanlar birbirlerine, “Yoksa Gassanîler mi saldırdı?” diye sorar hale gelmişlerdi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) sefer hazırlığına başladı. O sırada mevsim sıcaktı, kıtlık ve kuraklık yaşanmaktaydı. Şartların ağırlığı sebebiyle Hz. Peygamber –daha önceki seferlerde alışılandan farklı olarak– hedefi açıklamayı tercih etti ve Bizans’la savaşın söz konusu olabileceğini bildirdi. Kıtlık ve benzeri sıkıntılardan dolayı bu seferin hazırlık dönemine “zorluk zamanı” (sâatü’l-usra), hazırlanan orduya da “zorluk ordusu” (ceyşü’l-usra) denmiştir

Tebük Seferi’nin hazırlık aşamasında, –müteakip ayetlerde değinildiği üzere– münafıklar halk arasında olumsuz propaganda yaparak hazırlıkları baltalamaya çalışıyorlardı.

İşte bu ayetlerde şartların zorluğundan ve bu tür propagandalardan etkilenerek başlangıçta yavaş davranan Müslümanlara bir uyarıda bulunulmuştur. 38. ayette hitap genel olmakla beraber daha ileride gelen ayetlerden, burada eleştirilenlerin, iman zaafı içinde bulunan bazı yeni Müslüman olmuş kimseler, bedevîler ve münafıklar olduğu anlaşılmaktadır. İbn Atıyye’ye göre, buradaki kınama ifadesi sadece kasten sefere katılmayanlar hakkındadır. (II, 36)

Hazırlıklardan sonra Hz. Peygamber yaklaşık 30.000 kişilik bir orduyla hicretin 9. yılı Receb ayında (Ekim 630) bir perşembe günü Medine’nin kuzeybatı istikametinde, bugün Suudi Arabistan sınırları içinde ve Ürdün’ün güney sınırına yakın bir yerde bulunan Tebük’e doğru hareket etti. Bu onun büyük bir ordunun başında kumandan olarak katıldığı son seferdir.

Tebük’e ulaşan ordu orada yirmi gün kaldı. Bu süre içinde Bizans ordusu ve müttefikleri görünmediler. Hz. Peygamber, Dûmetülcendel ve Eyle hükümdarlığı, Cerbâ ve Ezruh ahalisi ile cizye antlaşması imzalayarak onları vergiye bağladı. Böylece Müslümanlar, o bölgede geniş bir alanda hâkimiyet kurmuş ve düşmanın gözünü korkutmuş olarak zaferle Medine’ye döndüler.

Bu sefer, hicretin 9 ve 10. yıllarında Medine’ye gelerek Hz. Peygamber’e biat eden elçi heyetlerinin bir kısmının bu bölgeden olması sonucunu doğurduğu gibi, Resûlullah’ın vefatından sonra onun halifeleri tarafından gerçekleştirilen fütuhat hareketleri için bir açılış ve başlangıç olmuştur.

40. ayette, Hz. Peygamber’in hayatında ve İslâm’ın tebliği sürecinde önemli bir dönüm noktası olan Mekke’den Medine’ye hicret olayından bir kesite gönderme yapılarak Müslümanlar ilâhî yardımın manası ve değeri üzerinde düşünmeye çağırılmaktadır.

41. ayetteki “hafîf” ve “sakîl” kelimelerinin çoğullarından oluşan “hıfâfen ve sikålen” ifadesine “az-çok, zor-kolay, silahlı-silahsız, süvari-yaya, genç-ihtiyar, sağlıklı-hasta demeden” gibi uzun bir tercüme yapılabilir. Bunların hepsini kapsamak üzere, “Hangi durumda olursanız olunuz” şeklinde bir mâna da verilebilir (Taberî, X, 140) Bununla birlikte bağlam dikkate alınarak meâlinde, “kolay da olsa zor da olsa” manası tercih edilmiştir.

Maddi ve manevi varlığımızı korumak için zorunlu hale geldiğinde meşru olan savaşa meşru mazereti sebebiyle katılamayanlar ceza görmezler, samimi olarak istedikleri halde mazeretlerinden dolayı katılamayanlar sevabını da alırlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun