"Sübhanallah demek mizan kefesinin yarısını, elhamdülillah ise tamamını doldurur. Tekbir getirmek gökle yer arasını doldurur." hadisi sahih midir; açıklar mısınız?

Tarih: 29.05.2011 - 10:28 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hadis kitaplarında bu rivayet geçmektedir. Şöyle ki:

Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sübhanallah demek mizanın yarısını doldurur. Elhamdülillah demek ise teraziyi doldurmuş olur. Allah’tan başka gerçek ilah yoktur, sadece O vardır, diyen kimse ile Allah arasında hiçbir perde yoktur. Cennette kendisiyle beraber oluncaya kadar…” (Tirmizî, Daavat, 87)

Diğer bir rivayet de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 "Sübhanallah demek mizanın yarısıdır. Elhamdülillah ise onu doldurmuş olur. Allahuekber demek gök ile yeryüzü arasını doldurur oruç sabrın yarısı temizlikte imanın yarısıdır.” (Müsned: 17571; Tirmizî, Daavat, 87)

Tirmizi, bu hadis hasendir demiştir.

Müslim'de ise şöyle geçmektedir: Ebu Malik-i Eşârî (r.a)'den rivayetle Resulullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Temizlik îmanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Sübhanallâh ve elhamdülillah göklerle yer arasını doldururlar (yahut doldurur.) Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır. Sabır bir ziyadır. Kur'an da se­nin ya lehine ya aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin kalkar­lar, kimisi nefsini satar, kimisi de onu ya azad eder, yahut helak!.." (Müslim, Taharet, 1)

"Temizlik  îmanın yarısıdır." ifadesinin manası, temizliğin mükafatının büyüklüğüne işarettir. İmanın iki şartı vardır. Biri nefsi kötülüklerden temizle­mek diğeri de azayı temizlemek. İşte Allah'ın huzuruna durmak için bede­nin zahirini temizlemek bundan dolayı imanın yarısı sayılmıştır. Dış aza­sını temizliyen bir kimse kalbini de kötü inançlardan temizlerse imam bütünlenmîş olur.

"Elhamdülillah mizahı doldurur." cümlesinden murad, onun ecir ve se­vabının büyüklüğüdür. Yâni mizanı dolduran onun sevabıdır. Hamd'in, mânası; kemâl sıfatlarından dolayı Allah'a sena etmektir. Bu mânayı düşünerek Allah Teâlâ'ya hamd-ü senada bulunan bir kimse­nin mizanı hasenetla dolar. Yani hasenat cisim olsalar mizanı doldurdukları görülür.

"Sübhanallah ile elhamdülillah gökle yer arasını doldururlar (yahut doldurur.)" Bu cümleden murad, miza­nı doldurduktan sonra hasenatın artacağını beyandır. Çünkü mizanı yalnız hamd dolduracaktır. Ona bir de sübhanellah ilâve edilince mizan dolup taşacaktır. Göklerle yer arasını zikretmek sevabın çokluğundan kinaye­dir. Nitekim Araplar çokluğu ifade etmek için bu ifadeyi kullanırlar.

Se­vabın ziyadeliğini ulemâdan bazıları şöyle izah ederler: Kulluğun esası marifet ve muhtaciyete dayanır. "Sübhanallah" diyerek tesbihte bulun­mak, marifete delil olduğu gibi, "elhamdülillah" demek de muhtaciyete de­lâlet eder. Hadisin bir rivayetinde -yukarıda da geçtiği üzere- : "Tesbih mizanın yansıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Tekbir ise gökle yer arasını doldurur." buyurulmuştur.

Übbî diyor ki; "Sübühanallah"ın sevap itibari ile "elhamdülillâh"tan ziyade olması, onun tenzih sıfatlarına aid bulunmasındandır. «Elhamdü­lillah» ise kemâl sıfatlarına râcidir. Tevhidi işte bu iki kelime ifade eder.

Namazın nur olmasından murad, nurun ziyasından istifade ederek geceleyin insan nasıl yolunu bulursa, namaz da günahlardan fuhşiyat ve münkerattan men ederek, insanı doğru yola hidayet eder, demektir. Rivayetlerde "Namazın sevabı kıyamet gününde bir nur olacak." denmiş ve bazılarıda «Mamaza nur denilmesi, marifet nurlarının parlamasına; kalbin inşirahına ve hakikatlerin kalbe münkeşif olmasına kulun zahiriyle bâtınıyle Allah'a yönelmesine sebep olduğu içindir» demişlerdir. Nitekim Allah Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur:

"Siz sabır ve namazla Allah'tan yardım  dileyin." (Bakara, 2/153)

Ulemâdan bazılarına göre; namaza nur denilmesi, namaz kılanların yüzlerinde hem dünyada hem kıyamet gününde aşikâr bir nur parlayacağı içindir. Nitekim bir hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur:

"Kıyamet gününde ümmetim, namazdan dolayı alınlarından, abdestten dolayı abdest azalarından nur parlayarak haşrolunacaklardır." (Müslim, Tahâret, 35) 

"Sadaka bir burhandır." ifadesini Müslim şarihlerinden Ebu Abdillâh Muhammed b. İsmail şöyle izah ediyor: "Bu cümlenin mânası bir insan icabında nasıl hüccet ve burhana baş vurur­sa; sadaka verende verdiği sadakaya iltica edecektir. Yani kıyamet günün­de kula malını nerelere sarfettiği sorulunca; bu suale cevap hususunda dünyada verdiği zekat ve sadakalar kendisine adetâ bir delil ve hüccet olacak ve ben onları sadaka olarak verdim diyebilecektir. Maamafih ma­lının zekatını verenlere onları tanıtacak gibi bir sima verilmeside caiz­dir. Bu sima ve alâmet onlara bir burhan olurda mallarını nereye sarfettikleri sorulmayabilir."

Bazıları: "Bu cümleden murad, sadaka vermek verenin imanına hüc­cettir. Çünkü münafık zekata inanmadığı için onu vermez. Binaenaleyh zekât vermesine bakılarak veren kimsenin imanında sadık olduğuna is­tidlal edilir." demişlerdir.

"Sabır bir ziyadır." cümlesindeki sabırdan murad, şer'an matlub olan sabırdır ki; Allah'ın emirlerine itaat nehiylerine inkıyad dünyanın çeşitli musibet ve belâlarına göğüs germekle tehakkuk eder. Cümlenin mânası sabrın ziya kadar güzel bir haslet olduğunu sabredenin daima hidayet yo­lunda adeta ışıklar içinde yürür gibi devam edip gittiğini beyandır.

Sabır, kitap ve sünnet yolunda sebat etmektir, diye tarif edilmiş ve "Sabır, belâyı güzel bir edeple karşılamaktır." denilmiştir. Allahu Teâlâ Haz­retleri Eyyüb (a.s) hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Biz onu sabırlı bulduk, o ne iyi kuldur." (Sad, 38/44).

"Kur'an da senin ya lehine ya aleyhine bir hüccettir." cümlesinin mânası açıktır. Yâni; onu okur ve mucibince amel edersen faydasını gö­rürsün; aksi takdirde senin aleyhine hüccet olur; demektir.

"Bütün insanlar sabahleyin kalkarlar kimisi nefsini satar, kimisi de onu ya azad eder, yahut helak!.." ifadesi, mukadder bir suale cevap teşkil eden bir istinaf cümlesidir. Yani insanlardan bazıları ibadet ve taatta bulunarak âdeta nefislerini cehennemden sa­tın alır da âzâd ederler. Nefislerini helak eden satıcılar ise, kendisini iflâsa sürükleyen bir bedelle satmış gibidirler. Çünkü Allah'ın emir ve nehiylerine râm olmayarak isyan etmişlerdir.

İbni Mes'ûd (r.a)'dan rivayet edilen şu hadis de en veciz bir ifade ile aynı mânayı beyan eder:

"İnsanlar sabahleyin iki kısım olarak kalkarlar, kimisi nefsini satar da helak eder;  kimisi de onun faydasına çalışarak âzâd eyler."(Müslim Taharet, 1; Tirmizi Daavat, 86; Nesai Zekat, 1)

Allahu Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki; Allah mü'minlerden nefislerini satın almıştır." (Tevbe, 9/111) ve

"Nefislerini sattıkları bedel ne fena bir şeydir." (Bakara, 2/102)

(bk. Ahmed Davutoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Sönmez Yayıncılık)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun