Sihir ile mucize arasında fark yoksa, mucizenin sihirden farklı olacağı nasıl anlaşılır?

Tarih: 05.07.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mucize kudretin karşıtı olan "acz" kökünden if'al babında "i'caz" masdarından türetilen bir ism-i fail olarak "âciz bırakan, karşı konulamayan, benzeri yapılamayan, hârika" anlamında bir terimdir.

Mucize; peygamberlik iddiasında bulunan ve inkârcılara meydan okuyan zâtın, bu iddiasının doğruluğunu tasdik etmek için, Hak Teâlâ'nın, onun vasıtasıyla izhar ettiği ve onları bir benzerini (mislini) yapmaktan âciz bırakan, tabiat kanunları ve âdetler üstü harikulâde bir hadisedir.(1).

Bu tariften anlaşılacağı üzere mucize, Allah'ın bir fiilidir. Onu peygamberi elinde yaratan ve gösteren, bizzat Allah (c.c) tır. Peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan ve inkarcılara karşı meydan okuyan bir zatın elinde, onu inkâr eden herkesi aciz bırakan böyle bir harika izhar edilmesi, peygamberlik iddiasını ispat ve tasdik manası taşır. Çünkü peygamberin böyle bir harika göstermesi, "Kulum, peygamberlik iddiasında sadıktır, kendisi de, tebliğ ettiği sözler de, doğru ve gerçektir." demektir. Tarifteki, "peygamberlik iddiasında bulunmak" ve "meydan okumak" (tahaddi) şartları, mucizeyi, Allah'ın salih kulları olan evliyânın gösterdikleri "kerâmet" adı verilen ve benzeri diğer fevkalâde hadiselerden ayırır. Çünkü Allah dostları olan evliyanın, "peygamberlik iddiası" ve "meydan okuma" vasfı yoktur. Onların gösterdiği kerâmetler, tâbi oldukları ve şerîatı üzere yaşadıkları peygamberlerin bir tür mucizesi sayılır.(2)

Mu'cize sahih ve kabule şayan olması için, bazı şartları gerektirir.

1. Mucize, Allah Teâlâ'nın fiili olmalıdır. Çünkü Allah, fâil-i muhtar'dır; yani dilediğini yaratır. Ancak kendi tarafından yaratılan bir fiilin doğruluğunu tasdik eder. Meselâ, Hz. Musa (as)'ın elindeki asayı yılana çevirmek, İsa (as)'ın ölüyü diriltmesi gibi mucizelerdeki fiiller, Hak Teâlâ'nın irade ettiği ve yarattığı fiillerdir. Bunların peygamberlere nisbeti mecazîdir.

2. Mucize, bilinen tabiat kanunları ve âdetler üstü bir harika olmalıdır. Ancak o zaman o fiil Allah katından bir tasdik derecesine ulaşır. Tabiat kanunlarına ve kâinatın normal nizamına göre meydana gelen (güneşin doğması gibi) hadiselerde fevkalâdelik özelliği yoktur.

3. İtiraz edilmesi imkansız olmalıdır. Çünkü icâz'ın fonksiyonu, karşı çıkan muarızların aczini ortaya koyarak onları susturmaktır.

4. Mucize, Allah'ın tasdikine bir delil olarak, peygamberlik iddiasında bulunan zatın elinde meydana gelmelidir.

5. Gösterilen mucize peygamberin iddiasına, yani yapacağını ilân ettiği şeye uygun olmalıdır. İddiasına uymayan başka bir harika gösterse, mucize sayılmaz.

6. İddiasına uygun olarak gösterdiği mucize, kendisini tekzip ederek yalanlamamalıdır.

7. Mucize, iddiadan önce veya çok sonra olmamalı, peygamberlerin sözünü (iddiasını) müteakip hemen meydana gelmelidir.(3)

Sihir, mucizeden farklıdır. Kurtubi; “Aslında sihir hile ile bir şeyi örtmektir. Zira sihirbaz, hile ile bir takım şeyler yaparak, sihir yapılan kimseye, bazı şeyleri olduğundan başka türlü gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır.” demektedir.

Sihrin mucizeden farklı olduğu Araf suresindeki şu ayetlerde açıkça ifade edilmiştir.

115. Sihirbazlar şöyle dediler: "Ey Musa, önce maharetini ya sen or­taya koy yahut da biz koyalım."  

Firavun'dan, mükâfatlandırılacaklarına dair söz alan sihirbazlar, Mu­sa'ya yönelerek: "Ey Musa ya önce sen asanı yere at. Veya biz senden önce ya­pacağımız şeyleri ortaya koyalım." dediler. 

16. Musa: "Önce siz koyun." dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanların gözlerini büyülediler ve onları korkuttular. Böylece büyük bir sihir göstermiş oldular."

Musa (as), önce sihirbazların maharetlerini ortaya koymalarını istemiştir ki insanlar onların tüm maharetlerini görsünler, düşünsünler heyecanları yatışsın, ondan sonra da kendisinin ortaya koyacağı Hakka şahit olsunlar. Hayalî şeylerle gerçekleri birbirinden ayırabilsinler. Evet, sihirbazlar bütün maharetlerini ortaya koydular, insanların gözlerini büyülediler, onlara korku verdiler. Fakat gerçeği görünce de önce bizzat kendileri iman ettiler. Abdullah b. Abbas diyor ki: "Sihirbazlar ortaya kalın ipler ve uzun uzun ağaçlar attılar. Sonra da sihir yaparak bu attıkları şeyleri insanlara, hareket ediyormuş gibi gösterdiler. İnsanlar onlardan korktular. 

117. Biz de Musa'ya: "Asanı bırakıyor." diye vahyettik. Bir de ne gö­rürsün, âsâ onların bütün uydurduklarını yutuyor. 

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Musa'nın âsası, sihirbazların ortaya attık­ları ip ve odunlardan önüne geleni yutuyordu. Bu yüzden sihirbazlar bunun, ilâhî bir mucize olduğunu ve sihir olmadığını anlayarak secdeye kapandılar. Ve dediler ki: "Musa'nın ve Harun'un rabbi olan, âlemlerin rabbine iman ettik." 

118, 119. Böylece hak ortayı çıktı ve onların bütün yaptıkları boşa gitti. İşte orada yenildiler ve zelil olarak geri döndüler. 

Böylece Musa (as)'ın Hak Peygamber olduğu ortaya çıktı ve sihirbazların uydurdukları şeyler boşa gitti. Musa (as), Firavunu ve topluluğunu mağlup etti. Böylece onlar, hor ve hakir olarak geri döndüler. 

120-122. Sihirbazlar secdeye kapandılar ve şöyle dediler: "Âlemlerin rabbi olan, Musa ve Harun'un rabbine iman ettik."  

Hz Musa (as)'ın gösterdiği şeyin sihir olmadığını herkesten önce sihirbazlar anlamışlardı. Zira onlar kendi yaptıklarının nasıl bir şey olduğunu, onunla in­sanları nasıl yanılttıklarını iyi biliyorlar ve Hz. Musa (as)'ın gösterdiği şeyin de kendilerinin yaptığına benzemediğini çok iyi anlıyorlardı. Bu yüzden derhal gerçeği kabul ederek secdeye kapandılar ve Allah’a iman ettiler.(4)

Dipnotlar:

(1) bk. et-Taftazânî, Şerhul-Akâid en-Nesefiyye; Kahire 1939, s. 459-460; Diğer tarif için bk. el-Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, III,177; el-Cezirî, Tavdîhu'l-Akâid, 140.
(2) bk. Celâl ed-Devânî, Şerhu'l-Akâidi'l-Adudiyye, II, 277.
(3) bk. el-Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, III, 177-179.
(4) bk. Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 4/97-98.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun