Şehitlerin öldüğünü bilmemesi, Al-i İmran suresi 170. ayete aykırı olmaz mı?

Tarih: 25.10.2014 - 22:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Şehitlerin kendilerinin öldüğünün farkında olmadığı söyleniyor. Âl-i İmran 170. ayet mealinde "Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler." geçmekte.
- Öldüklerinin farkında olmadan bu müjdeleme isteği nasıl oluyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklayacağız:

a) “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilakis onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklanmaktadırlar.” (Âl-i İmran, 3/169) mealindeki ayette, şehitlerin ölü olmadıklarına işret edilmiştir.

Bu ifadeden açıkça anlaşılıyor ki, şehitler de her ne kadar cismen ölmüşlerse de fakat ruhani hayatları devam ediyor. Her ölen kimsenin ruhani hayatı devam etmesine rağmen ayette şehitler için hususi bir hayat vurgusunun yapılması, onların hayatı diğer ölülerin / ehl-i kuburun hayatından farklı bir mertebede olduğunu göstermektedir. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

b) Bediüzzaman Hazretleri de beş tabakadan ibaret olan hayatın dördüncü tabakasında bulunan şehitlerin bu farklı hayatlarını şöyle ifade etmiştir:

“Dördüncü Tabaka-i Hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'anla şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder.” (Mektubat, Birinci Mektup)

c) Bir hadis-i şerif rivayetine göre, Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Allah’ın velileri ölmüyorlar, bir yerden başka bir yere intikal ediyorlar.” (bk. Razî, ilgili ayetin tefsiri)

Şüphesiz Allah’ın velileri, dostları arasında yer alan şehitler, çok özel bir makama sahiptirler.

d) Bu hadisin manasına uygun bir ifadeyi yine Bediüzzaman’dan öğreniyoruz:

“Onlar / şehitler kendilerini ölmüş bilmiyorlar, yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez. Nasıl ki iki adam bir rü'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir. Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır. 'Ben uyansam şu lezzet kaçacak.' diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor. Hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.” (bk. Mektubat, Birinci Mektup)

e) İşte bütün bu anlatılanlar, bize

“Allah’ın kendilerine lütuf ve kereminden verdiği şeylerle sevinç içindedirler. Arkalarında kalan ve henüz kendilerine katılmamış olan (şehid kardeşlerine de) hiçbir korku ve üzüntünün bulunmadığı müjdesini verirler.” (Al-i İmran, 3/170)

mealindeki ayetin ne anlama geldiğini açıklar mahiyettedir.

- Şehitlerin arkalarında kalan mücahitler için hazırlanan nimetleri haber vermek istemeleri, Allah tarafından kalplerine bir inkişaf verilmiş, bu gibi bazı gaybi olaylardan haberdar edilmiş olduklarının göstergesidir. (bk. İbn Aşur, a.y)

Sonuç olarak: Şehitler kendilerini ölmüş bilmemekle beraber, dünyadan başka bir yere intikal ettirildiklerini biliyorlar ve buranın güzelliğine meftun oldukları için, kendileri gibi Allah yolunda olacak kimselerin de aynı nimetlere mazhar olduklarını -Allah’ın bildirmesiyle- bildikleri için, bunu müjdelemek isterler. Müjdelemek isterler ki Müslümanlar, münafıkların -ölüm korkusunu nazara veren- sözlerine kanıp da Allah yolunda savaşmaktan geri durmasınlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun