Peygamberlerin kabirde diri olmaları ne demektir?

Tarih: 31.08.2021 - 09:51 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Diri olmaları hayatta olmaları mı demektir?
- Aynı şekilde şehitlerin diri olmaları ne demektir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Vefat eden insanların ruhlarının berzah aleminde hayatta olması, İslam inancına göre bir hakikattir ve inanılması zorunlu olan itikadî bir meseledir. Zira, “cesetler ölür, ruhlar bâki kalır” ifadesi, baştan beri Müslümanların kabul ettiği bir kaziye-i mütearife haline gelmiştir.

Kur'an’da şehitlerin hayatta olduklarına dair ilahî beyanın kapalı bir tarafı yoktur.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.” (Al-i İmran, 3/169-170)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

O halde Allah yolunda şehit olanların “ölü” olduklarını düşünmek doğru değildir. Çünkü ölü, hayatı sona eren, duyuları yok olan, bu nedenle hiçbir şeyi algılayamayan kimse demektir; oysa Allah yolunda öldürülenler böyle değillerdir; onlar görünürde ölmüş olsalar bile Allah’ın kendilerine bahşettiği özel bir hayatla diridirler. Onların hissetme, lezzet ve zevk alma kabiliyetleri vardır; Allah katında onlara bol nimetler, geniş rızıklar sunulmakta ve mutlu bir hayat yaşamaktadırlar; fakat dünyadaki insanlar bunu fark edemezler. Çünkü şehitlerin hayatları mahiyet ve boyut bakımından dünyadakilerden farklıdır.(1)

Bu konuda -daha detaylı ve daha anlaşılır ifadelere yer veren- Bediüzzaman Hazretlerinin yorumu şöyledir:

“Dördüncü Tabaka-i Hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur'anla şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarîk-ı hakta feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemal-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar.. yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar.. kemal-i saadetle mütelezziz oluyorlar.. ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez. Nasıl ki iki adam bir rü'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir. Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rü'yada olduğunu bilmiyor. Hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur.”(2)

Hz. Peygamber (asm) Efendimiz bir münasebetle şöyle buyurmuştur:

“Kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Bana salât ve selâm edin. Çünkü nerede olsanız salât ve selâmınız bana ulaşır.”(3)

“Günlerinizin en üstünü cuma günüdür. O gün bana çok salât ve selâm getirin. Çünkü sizin salât ve selâmlarınız bana sunulur” diye buyuran Efendimize (asm) “Ey Allah’ın Elçisi, sen ölüp de senden bir iz kalmadıktan sonra, salât ve selâmlarımız sana nasıl sunulur?” diye sordular. Peygamberimiz (asm) buyurdu ki: “Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi toprağa yasaklamıştır.”(4)

İbn Mesud’dan nakledildiğine göre Resulullah (asm) şöyle buyurdu:

“... hayatım sizin için hayırlıdır, siz (istediğiniz konuda benimle) konuşabiliyorsunuz ve size gereken cevaplar veriliyor. Ölümüm de sizin için hayırlıdır; çünkü amelleriniz bana arz edilir; güzel amellerinizden ötürü Allah’a hamd ederim, kötü amellerinizden dolayı da sizin için Allah’tan af dilerim.”

Hafız Heysemî, Bezzar’ın rivayet ettiği bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir.(5)

Hadiste diğer ifadeler bir yana, “kötü amellerinizden dolayı da sizin için Allah’tan af dilerim” ifadesi, çok açık bir şekilde Hz. Peygamber (asm)’in vefatından sonra da tasarrufunun var olduğunu göstermektedir. Zaten peygamberlerin veya velilerin tasarrufları bir şefaat, bir dua ve benzeri yalvarışlardır.

Bu açıklamadan anlaşılıyor ki, hayatın mertebeleri vardır. Kabir aleminde bütün ölülerin ruhları baki ve hayattadır. Ancak şehitlerin hayatı diğerlerinden farklı bir boyutta bulunmaktadır. Şehitlik de bir velayet mertebesidir.

Şehitler kabirde / Berzah aleminde farklı bir hayatta oldukları gibi, peygamberlerin ve evliyanın da farklı bir hayata sahip olmaları gerekir.

Ayrıca, Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadesini dikkatle okumak gerekir:

“Gavs-ı Âzam gibi, memattan sonra hayat-ı Hızırîye yakın bir nevi hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs'ın hususî İsm-i Âzamı, 'Yâ Hayy' olduğu sırrıyla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi, gayet meşhur, Mâruf-u Kerhî denilen bir kutb-u âzam ve Şeyh Hayâtü'l-Harrânî denilen bir kutb-u azîm, Hazret-i Gavs'tan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne'l-evliya meşhur olmuştur.”(6)

Bu zatların tasarruflarının “Beyne'l-evliya meşhur” olduğunu bazı eserlerde görmek mümkündür.(7)

Hz. Ömer (ra)’in İranlılarla / Sasanîlerle savaşan komutanına minberden seslenerek “Ey Sariye, sırtını dağa ver öyle savaş!” demesi, bir manevî tasarruf değil mi? Şimdi buna -hâşâ- şirk mi diyeceğiz?

Denilebilir ki, insanlık camiasında vahyin kesilmesinden sonra, sadık rüyalar, ilhamlar o vahyin bir gölgesini, bir cilvesini devam ettirdiği gibi, velilerin kerametleri de peygamberlerin mucizelerinin birer gölgesi hükmünde onların bir cilvesini göstermektedir.

Bu kerametlerin bir çeşidi de ruhanîlerle konuşup sohbet etmektir. Celaleddin Suyutî’nin yetmiş defa Hz. Peygamber (asm) ile -yakaza halinde- görüşmesi(8), büyük halife Ömer b. Abdulaziz’in(9), İbrahim Et-Teymî’nin(10) ve İmam Rabbanî’nin(11), bir nevi ruhanî hayat yaşayan Hz. Hızır ve Hz. İlyas ile -yakaza halinde- görüşmesi ve Şeyh-i Ekber İbn Arabî’nin kendisinden iki yüz yıl önce vefat etmiş Ebu Abdurrahman es-Sulemî gibi bir veliyle -yakaza halinde- görüşmesi(12), Bediüzzaman Hazretlerinin söylediklerini tasdik eden olaylardan sadece bir kaçıdır.

Dipnotlar:

1) İbn Aşur, IV, 366.
2) Nursi, Mektubat, 6.
3) Ebû Davud, Menâsik 97.
4) Ebû Davud, Salât 201.
5) bk. Mecmau’z-zevaid, 9/24.
6) Barla Lahikası, 261. Mektup.
7) bk. Nefahatu’l-Üns, s. 984.
8) Yusuf Nebhanî, el-Feth-ül Kebir, 1/7 Mukaddeme.
9) Tarihu’l-İslam, Ayın maddesi.
10) Gazalî, İhya, 1/346.
11) Mektubat, 282. Mektup.
12) Fütûhat, 2/261.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun