Peygamber Efendimiz kaçıncı hayat mertebesindedir?

Tarih: 31.03.2017 - 06:43 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Birinci Mektup'taki hayat mertebelerine göre, Peygamber Efendimiz kaçıncı mertebe-i hayattadır?
- Eğer Dördüncü mertebe olsa, o zaman vefat ettiklerini bilmiyorlar demek gerekir mi?
- Eğer Beşinci mertebede olsalar, aldıkları zevk ve lezzet eksik mi olur?
- Yoksa onlar kabir hayatının bütün nimetlerine azam mertebede mazhar olurlar mı diyeceğiz?
- Yani her iki mertebenin nimetlerine mi mazharlar?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hayat mertebeleri beştir:

1. Bizim hayatımızdır. Bizim hayatımızın devam edebilmesi için, yemek, içmek ve hava almak gibi zaruri ihtiyaçları görmek zorundayız.

2. Hz. Hızır ve İlyas (a.s) hayatlarıdır ki, bir anda birkaç yerde bulunabilirler. Yemek içmek zorunda olmamakla beraber, istedikleri zaman yerler, içerler ve beşeri duruma girerler.

3. Hz. İdris ve İsa (a.s) hayatlarıdır. Bu zatlar beşeriyet ihtiyaçlarından uzaklaşmışlardır. Melek hayatına benzer bir mertebeye çıktıklarından, bizimle hiç münasebetleri olmaz.

4. Şehitlerin hayatıdır. Kur’an'ın ifade ettiği gibi, şehitleri hayatta olarak bilmemek gerekir. Çünkü onlar kendilerini ölü bilmedikleri için, kendilerini hayatta bilmektedirler. Ve kabir ehlinden farklı bir mertebede yaşamaktadırlar.

5. Kabir ehlinin hayat mertebeleridir. Ölülerin bile kendilerine münasip bir hayat mertebesinde oldukları imanın ve Kur’an'ın ifadeleriyle sabittir. (bk. Nursi, Mektubat, Birinci Mektup)

- Peygamberlerin ölümden sonraki hayatları şehitlerin de fevkinde olduğunda şüphe yoktur. Fakat mümkündür ki, “öldüklerini bilmemeleri” hususunda şehitler için özel bir ayrıcalık tanınmış olsun.

Bununla beraber, “Mercuhun racihe tereccüh etmesi” kaidesinde olduğu gibi, şehitlerin bu özellikleri onları -haşa- peygamberlerin üstünde bir hayata sahip kılmaz.

- Öyle anlaşılıyor ki, ilgili yerde söz konusu edilen hayat mertebeleri genel olarak bir tertibe tabi tutulmuştur. Peygamberler ve bir kısım veli zatların durumu daha farklı olabilir. Mesela; bir peygamber (şehit olmadığı için) öldüğünü bilebilir. Fakat aynı zamanda şehitlerden daha üstün bir hayata da mazhar olur.

Nitekim, İbn Hacer el-Heytemi’nin bir soruya verdiği cevapta kullandığı şu ifadeler bu söylediklerimizi doğrular mahiyettedir.

“Şehit olan kimse kabirde sorguya çekilir mi?” şeklindeki soruya şöyle cevap vermiştir:

“İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun dediği gibi, şehit sorguya çekilmez. Çünkü hadiste: ‘Şehidin başı üzerinde dolaşan kılıçların parıltısı fitne / imtihan olarak yeter.’ diye ifade edilmiştir. Bunun anlamı şudur: Kabir suali, insanların imanlarındaki sadakati test etmeye yöneliktir. Şehidin kâfirlerden kaçmaması, kılıçlara karşı sabır göstermesi, onun samimiyetinin göstergesidir. Onun için kabirde bir daha test edilmesine ihtiyaç yoktur. Eğer şehit kabirde test edilmiyorsa, Sıddık olan kimsenin daha da test edilmemesi gerekir. Çünkü Sıddık şehitten daha faziletli ve daha üstündür… “ (bk. İbn Hacer, el-Fetava el-kübra, 2/30)

İbn Hacer’in bu açıklamasından anlaşılıyor ki, bırakın peygamberleri, iman ve İslamiyet'teki sadakat ve samimiyetlerinde tereddüt bulunmayan asfıya ve evliyanın dereceleri hem cennette hem berzah aleminde şehitlerden çok daha üstündür.

- Şu hadis-i şeriflerden de konumuza yansıyan ışıkları görebiliriz:

“Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi toprağa yasaklamıştır.” (Ebû Davud, Salât: 201.)

“Kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Bana salât ve selâm edin. Çünkü nerede olsanız salât ve selâmınız bana ulaşır.” (Ebû Davud, Menâsik: 97.)

“Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır; ümmetimin selâmlarını bana ulaştırırlar.” (Hâkim, 2/456)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun