Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene yönel, hadisi şerifini açıklayabilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe etmediğini yap.” (Buharî, Büyü 3; Tirmizî, Kıyâme 60.) buyurmaktadır.

Bu hadisi şerif, haram olmayan, fakat şüpheli olan şeylerden sakınmayı emretmektedir. Bu hadisi teyit eden başka bir hadisi şerif de şöyedir:

Nu'man b. Beşîr (r.anhuma)'dan rivayet edilmiştir; der ki: Rasûlullah (s.a.v)'ı şöyle buyururken duydum:

"Şüphesiz helâl da bellidir, haram da bellidir. (Fakat) bunlar arasında (helâl mi, haram mı olduğu belli olmayan birtakım) şüpheli şeyler vardır; ben bu konuda size bir misâl vereceğim (bu konuyu size bir misâlle anlatacağım): Şüphesiz Allah (c.c) (girilmesi yasak olan) bir koru kurmuştur. Biliniz ki, Allah'ın korusu haram kıldığı şeylerdir. Şüphesiz hayvanlarını korunun etrafında otlatan kişi, her an oraya dalabilir ve şüphesiz şüpheli şeylere dalan kişi de (harama) her an esaret edebilir.”(Buhari, İman 39)

Açıklama:

Buharî'nin, Kitabu'I-İman'daki rivayetinin tercemesi şöyledir:

"Helâl da bellidir, haram da bellidir. İkisinin arasındada (birtakım) şüpheli şeyler vardır ki çok kimseler onları bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa ırzını da, dinini de kurtarmış olur. Her kim de şüpheli şeylere da­larsa, koru etrafında (hayvanlarını) otlatan bir çoban gibi, çok geçmeden içeriye dalabilir. Haberiniz olsun ki, her kralın bir korusu olur. Bilmiş olun ki, Allah'ın yeryüzündeki korusu, haram kıldığı şeylerdir. Yine haberiniz olusn ki, bedenin içinde bir lokmacık et (parçası) vardır. O iyi olduğu zaman bü­tün beden iyi olur, bozuk olduğu zaman da bütün beden bozuk olur. İşte o (et parçası) kalptir."

Hz. Peygamber (s.a.v); haramlığı apaçık beli olan şeyleri koruya, haram mı yoksa helâl mi olduğu şüpheli olan şeyleri de korunun etrafına benzet­miştir.

Yine Rasûlullah (s.a.v), günah olup olmadığı şüpheli olan şeyleri yapan kişiyi, korunun etrafında hayvan otlatan çobana benzetmiş ve bu çobanın hayvanlarının her an koruya girmesi muhtemel olduğu gibi, şüpheli şeyleri yapanların da her an günaha dalabileceklerini bildirmiştir.

İbn Hacer el-Askalânî ve Nevevî'nin belirttiklerine göre; hadis-i şerif, ahkâmın üç kısma ayrıldığına işaret etmektedir:

1. Helâl olduğu açıkça belli olan hükümler. Bunlar, beyana ihtiyaç duy­mayacak kadar açık ve herkes tarafından bilinebilen şeylerdir. Ekmek ye­mek, yürümek, su içmek gibi.

2. Haram olduğu açık olan ve haramlığı herkes tarafından bilinen şey­ler. İçki içmek, zina etmek gibi.

3. Haram veya helâl olduğu açık olmayan şüpheli şeyler:

Haram veya helâl olduğu şüpheli olan şeylerin nelerden ibaret olduğun­da âlimler ihtilâf etmişlerdir. Askalânî'nin belirttiğine göre, bu ihtilâfların hülasası şöyledir:

a) Şüpheli şeyler, helâl veya haram oluşunda, ulemanın ihtilâf ettikleri; yani, kiminin helâl kiminin ise haram dedikleridir. At etinin hükmündeki ihtilâf, buna misâl gösterilmektedir.

b) Helâl veya haram olduğunda ihtilâf edilen şüpheli şeyler, mekruh olan­lardır. Bu görüş, Maverdî'den nakledilmektedir.

c) Haram ve helâl malı karışık olan bir kimseyle muamele yapılmasıdır. Bu görüş de Hattâbî'ye aittir.

Hattâbî, "Onlar arasında şüpheli şeyler vardır." cümlesini izah ederken şu sözleri söyler ki, gerçekten kayda değer:

"Yani bunlar, bazı insanlar için karışıktır. Yoksa onlar haddizatında karışık ve şüpheli, şeriatın aslında beyanı olmayan şeyler değildirler. Çünkü Cenab-ı Allah, hakkında hüküm bulunması gereken hiçbir şeyi delilsiz ve beyansız bırakmamıştır. Şu var ki, beyan; herkesin bilebileceği açık beyan ve usûl ilmine önem veren, nasların manalarını iyice anlayan, kıyas ve istinbât yollarını bilen ilim adamlarının dışında kimsenin anlayamayacağı gizli beyan olmak üzere iki çeşittir. Hadis-i şerifteki, 'Onları insanların çoğu bilmezler.' ifadesi, sözümüzün sıhhatine delildir."

Hattâbî daha sonra, bir şeyin hükmünde şüphe eden kişinin durması ve şüpheden korunması gerektiğini, aksi takdirde harama düşebileceğini ifade eder.

İşte tesbiti zor olan ve hükmü ancak âlimler tarafından çıkartılabilenler bunlardır. Âlimler ya nasla ya da başka bir delille bu tür şeylerin hükümle­rini istinbât ederler. Onu ya haram ya da helâl sınıfına ilhak ederler.

Şüpheli şeylere tam olarak haram veya helâl denilmemekle birlikte, bun­lardan kaçınmanın takvaya uygun olduğunda şüphe yoktur. İmam Azam Ebû Hanîfe ve Süfyân-ı Sevrî'nin: "Gökten yere düşmem, benim için 'Nebiz (bir tür şarap) haramdır.' diye fetva vermemden daha basittir; ama kendim onu asla içmedim ve içmem de." dedikleri rivavet edilir.

Yine Hayâtü'l-Hayvân'da anlatıldığına göre; bir zamanlar Irak'­ta badiye koyunları ile, Kûfe'nin koyunları birbirine karışmış, koyun sahip­lerinin hakları ayırdedilemeyecek derecede birbirine girmişti. İmam Ebû Hanîfe Hazretleri, koyun cinsinin ortalama yedi sene yaşadığını öğrenmiş, o karışık koyunlardan olacağı korkusuyla yedi sene et yemeyi terketmişti.

Demek oluyor ki, haram ya da helâlliği konusunda kesin hüküm bu­lunmayan şeylerin haram olduğuna fetva verilmese de onları işlemekten sakınmak takva gereğidir. Ancak, takva ile amel edeceğim diye vesveseye düş­memek, vesvese ile takvayı birbirine karıştırmamak gerekir.

Meselâ, içine pislik karışmış olabilir diye akarsulardan abdest almamak, iyice mutmain olmak için abdest azalarını defalarca yıkamak, saatlerce tuvaletten çıkma­mak takva değil, vesvesedir.

Hadisin bu rivayetinde olmamakla, birlikte, bundan sonraki rivayette bulunan; Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde de yer alan bir cümlenin izahı­nı da burada vermek istiyoruz. O da Hz. Peygamber (sav)'in şu sözüdür:

"Şüpheli şeylerden sakınan, ırzını ve dinini kurtarmış olur. Şüphelere dalan da harama dalmış olur."

Hattâbî, bu cümleleri izah ederken söyler der:

"Bu, cerh ve ta'dil konusunda önemli bir asıldır. Şüphelerden sakın­mayan kişinin, ırzını ve dinini ayıplanmaya ve dedikodulara hedef olmaya arzettiğine delildir."

Buna göre; şüpheli şeylerden sakınan kişi; dini açısından noksanlıktan, ırzı açısından da ayıplanma ve dedikodudan korunmuş olur. Buradaki din sözü, Allah'a; ırz sözü de insanlara taalluk eden şeylerle ilgilidir.

"Şüpheli şeylere dalan, harama da dalmış olur." sözünün manası, za­idinden anlaşıldığı gibi değildir. Çünkü öyle olsaydı, şüpheli şeyle haram arasında fark olmaması gerekirdi. Âlimlerin açıklamasına göre, bu sözün iki manaya ihtimali vardır:

Birinci Mana: Şüpheli şeyleri âdet haline getirip onları devamlı yapan kişi, nihayet haramları işlemeye cesaret eder ve haram işler.

İkinci Mana: Böyle bir kimse, dikkatsizliği âdet edinir ve yavaş yavaş haramlara dalar.

Alimler, mekruhu çok işleyenin harama düşeceğini söylerler. Bu hadi­sin sonundaki, "Şüpheli şeylere dalan kişi, harama da cesaret eder." sözü de, yukarıda söylenenlere delildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR