Sad Suresi 18. ayette bildirilen, "Dağları Davud'un emrine verdik." ve "Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi." ifadelerini nasıl anlamamız gerekir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayetlerin meali şöyledir:

"Sen onların söylediklerine sabret ve güçlü kulumuz Davud'u hatırla. O, Allah'a yönelmiş bir kimseydi. Dağları Biz onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi. Kuşları da toplu halde onun emrine vermiştik; hepsi birden ona yönelirdi."
(Sad Suresi 38/17-19)

Bu konuda farklı yorumlar yapılmıştır. Bazılarına göre, Allah onlarda bizzat tesbih edebilecek bir kabiliyet yaratmış olabilir. Daha başka yorumlar da vardır.

Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu âyetler, Hz. Davud aleyhisselam Allah'ı tesbih ederken dağların ve kuşların da dile gelerek onun tesbihine katıldıkları, şeklindeki mucizevî bir olayı anlatmaktadır. Ancak bu âyetleri mecazî anlamda yorumlayanlar da vardır. Buna göre Hz. Dâvûd Zebur okuyarak Allah'ı tesbih ettiği gibi, kuşlar ve dağlar da kendi varlık yapılarıyla Allah'ın kudretini ve yüceliğini yansıtmakta, böylece lisan-ı halleriyle Allah'ı tesbih etmektedirler. (bk. Enbiyâ 21/79) Bu mânaya göre cansız tabiatın Allah'ı tesbih etmesine dağlar, canlı varlıkların tesbihine de kuşlar örnek olarak zikredilmiştir; özellikle inanmış insanların bilinçli tesbihine örnek de Hz. Davud'un tesbihidir.

Ayetlerde geçen “dağlar ve kuşların itaat etmesi”, “gerek dağlar gerekse kuşlar, Hz. Davud'un etrafında toplanıp ona itaat ederlerdi” veya “Hz. Dâvûd tesbihe başlayınca onlar da kendisine katılırlardı" şeklinde de açıklanmıştır. (bk. Taberî; Râzî,; İbn Âşûr; Kuran Yolu, ilgili ayetlerin açıklaması)

Bizim bu asırda anlayacağımız şu yorum önemlidir: Hz. Davud’un sesi o kadar güzel idi ki, Allah’a tesbih ve zikrettiği zaman sesi dağlarda yankılanıyordu. Oradaki kuşlar da onun zikir halkasına girip değişik nağmelerle bir armoni meydana getiriyorlardı. Bu sahnede, Hz. Davud âdeta bir orkestra şefi, dağlar o güzel sesin yankılarıyla ve barındırdığı kuşların ötüşleriyle onun komutlarını tekrar ediyor ve yeri-göğü zikirle velveleye veriyorlardı.

Hz. Davud (a.s)'un mucizelerinden bahseden "Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin, dedik." (Sebe, 34/10) âyeti gösteriyor ki, Cenab-ı Hakk Hz. Davud (a.s)'un tesbihatına öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir seda vermiştir ki, dağları vecde getirip birer muazzam fonoğraf misüllü ve birer insan gibi bir serzâkirin etrafında ufkî halka tutup bir daire olarak tesbihat ediyorlardı.(Sözler, 269; ayrıca bk. İşârât, 312)

Acaba böyle bir şey gerçekten mümkün müdür, hakikat midir? şeklindeki bir sorunun cevabı Bediüzaman'a göre, “evet hakikattir.” Mağaralı her dağ, her insanla ve insanın diliyle papağan gibi konuşabilir. Meselâ: Bir insan bir dağın önünde "Elhamdülillah" dese, dağ da aks-i sada vasıtasıyla aynen onun gibi "Elhamdülillah" diyecek.

Mâdem bu kabiliyeti, Cenab-ı Hak dağlara ihsan etmiştir. Elbette o kabiliyet inkişaf ettirilebilir ve o çekirdek sümbüllenebilir.

Hz.Davud (a.s)'u hem bir peygamber, hem yeryüzünün bir halifesi yapan Allah, o iki vazifeye münasip bir mucize olarak dağların fıtrî kabiliyetlerini inkişaf ettirmiş ve O'nun zikir halkasında oturtmuştur. O koca dağlar, bir asker gibi ona itaat ediyor. Bir mürit, bir şâkirt gibi O'nun, insan olarak yaptığı zikirlerini aynen kendi diliyle tekrarlıyorlardı. Bununla beraber, her dağın kendine mahsus bir mânevî şahsiyeti vardır. Onunla yaratıcısına karşı kendi özel diliyle tesbih edip ibadet ediyor. Demek dağların, bir aks-i sada, bir de kendi özel dilleriyle yaptıkları iki çeşit tesbihleri vardır.(Sözler, 269-270; Niyazi Beki, Kur’an’ın Yüksek ve Parlak Bir Tefsiri Risale-i Nur, s. 296).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun