Sad Suresi 10. ayette, diyalektik akımına bir meydan okuma anlamı var mıdır?

Tarih: 11.01.2014 - 00:50 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sad suresi 10. ayette "Sebeplere yapışarak yükselsinler bakalım." ifadesinde, bugünkü diyalektik materyalizm sebep-sonuç ilişkisine dayanarak Allah'ı reddedenlere bir meydan okuma olarak yorumlayabilir miyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslam’da sebepler reddedilmiyor, onların hakiki tesirleri reddediliyor. Kâinatta mevcut harika nizam ve intizam, sebepler örgüsünün ağında yaratılan bir sanat tablosudur. Işığı güneşten, elmayı ağaçtan, yağmuru buluttan devşirmek, ilahî hikmetin sebepler örgüsünde ön gördüğü bir icraattır.

Bununla beraber, İslam’a göre Allah hiçbir sebebe hakiki tesir, bir yaratma veya yönetme gücünü vermemiştir. Hatta evrenin her tarafında mevcut olan varlıkların kuvvetli yapısı ve kapasitesinin tam tersine ilgili sebeplerin gücü çok cılız bir boyuttadır. Örneğin; tırnak kadar bir kuvve-i hafızada milyonlarca, işitsel, görsel ve zihinsel malumat; yine bir tırnak kadar incir çekirdeğinde, batmanlar ağırlığındaki incir ağacının programını yerleştirmiştir.

Kur’an, sebeplerle müsebbebat (sebepli nesneler) arasında bir komşuluk ilişkisinden öte bir alakayı kabul etmez. Onların varlığı bazı hikmetlerden ötürü, Allah’ın kudretine perdedarlık görevini yapmak içindir. Melek gibi şuurlu varlıkların sebebiyet cihetindeki vazifeleri de ilahî kudretin ortaya koyduğu harika sanat estetiğini şuurla temaşa edip manen alkışlamak, yüce yaratıcı olan Allah’a hamdüsena etmektir.

İlgili ayetlerin meali şöyledir:

“O mutlak galip, her nimeti ve özellikle peygamberliği dilediğine ihsan eden Rabbinin rahmet hazineleri yoksa onların mı yanında? Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında olan varlıkların hakimiyet ve yönetimi onlara mı ait? Haydi, ellerinden geliyorsa sebep ve vasıtalarını temin etsinler de göğe çıksınlar / âlemi oradan yönetsin, vahyi de isteklerine göre indirsinler! Bunu yapmaları şöyle dursun, onlar birtakım döküntü bölüklerden oluşup buracıkta bozguna uğratılacak bozuk bir ordu!” (Sad, 38/9-10)

Görüldüğü gibi, burada, mutlak hâkimiyetin Allah’a ait olduğu gerçeğine vurgu yapılmış ve ardından da “insanlar, sebepler dairesinde istedikleri kadar ileri gitsinler, Allah’ın izni olmadan hiç bir şey yapamazlar” anlamına gelen “Haydi, ellerinden geliyorsa sebep ve vasıtalarını temin etsinler de göğe çıksınlar.” mealindeki ifadeye yer verilmiştir.

Daha sonra da insanların ve sebeplerin âcizliğine işaret etmek üzere, “Bunu yapmaları şöyle dursun, onlar birtakım döküntü bölüklerden oluşup buracıkta bozguna uğratılacak bozuk bir ordu!” mealindeki ayetle, Mekke müşriklerinin yakında Bedir savaşında hezimete uğrayacaklarına gaybî olarak haber verilmiştir.

Ayetin bu ifadesi, elbette materyalist felsefenin, Marks ve Engels’in diyalektik anlayışının ve determinizmin yanlış olduğunu gösteren bir delildir. Ancak, ayetin bütün zamanları kapsayan ve her türlü esbap-perestliği altüst eden geniş ifadesini sadece diyalektiğe hasretmenin pek isabetli olduğunu düşünmüyoruz.

Bilindiği gibi, Antik ve Orta Çağ felsefesinde değişik şekilde tanımlanan ve bir nevi mücadele veya münazara şeklini belirten bir kavram olarak değerlendirilen diyalektik, materyalist felsefenin öncüsü kabul edilen Engels’in kabul gören tanımı: “dış dünyada ve insan düşüncesindeki hareketin genel yasalarını inceleyen bilimdir.” şeklindedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun