Rahman suresinde neden önce "Kur'an'ı öğretti" sonra "insanı yarattı" deniliyor? Ayrıca Kur'an kime öğretilmiştir?

Soru Detayı

- Neden önce insanı yarattı değil de önce Kur’an’ı öğretti?

- Kur’an-ı kerimi Allah (c.c.) önce kime öğretti de sonra insanı yarattı geliyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin meali:

“Rahman Kur'ân'ı öğretti. İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti." (Rahman, 55/1-4)

a. Sûrenin başındaki bu bir satırlık kısım, muazzam bir gerçeği bildirmektedir: Sonsuz rahmet sahibi Allah, şefkatle yaratıp kemale erdirdiği insana olan rahmetini tamamlamak için Kur'ân'ı göndermiş, onu cehalet ve dalâlet karanlıklarından kurtarmıştır.

Hitabı olan Kur'ân'ı anlaması için, yarattığı bu insana düşünüp ifade etme kabiliyeti vermiştir.

Bu âyetler şöyle özetlenebilir: Rahman-Kur'ân-Beyan-İnsan. Rahman insanla iletişim kurmaya tenezzül buyurmuştur. Mesajı olan Kur'ân'ı anlayabilmesi için insana beyan kabiliyeti vermiştir.

b. Bu âyetlerde, Allah’ın rahmeti Kur’ân ile ifade edilmiştir. Bundan, Kur’ân’ın insanlık için başlı başına bir rahmet olduğunu anlıyoruz.

Kur’an’ın öğretilmesinin insanın yaratılışından önce gelmesi ise, Kur’an’a göre, insanın yaratılışının gayesinin, imtihan olduğuna işarettir. Bu nedenle, gaye ve hedef önce gelmiştir.

Örneğin şeker fabrikası daha yapılmadan önce “şeker” söylenir ve bütün sistem buna göre dizayn edilir. Çünkü fabrikanın gayesi şeker üretmektir.

Bunun gibi insanın Kur'an'ı öğrenmesi ve ona uygun bir hayat yaşaması hedeftir, gayedir, maksattır; bu nedenle önce gelmesi hikmete uygundur.

c. Bu sûrede ulvî ve semavî nimetler önce, süflî ve dünyevî nimetler sonra gelmiştir. Kur’ân’ın öğretilmesi ulvî ve semavî bir nimet olduğu için önce; insanın yaratılması dünyevî bir nimet olduğu için sonra zikredilmiştir. (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Nitekim Rahman Sûresinin devam eden âyetlerinde de bu sıra gözetilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, insana Kur’ân’ın öğretilmesi çok büyük bir nimet ve bereket olduğu için, bu, insanın yaratılışından önce zikredilmiştir.

d. İnsanın yaratılışı, Kur'an öğretimi ile beyan öğretimini ifade eden ayetler arasında zikredilmesi, insanın, yaratılışı itibarıyla kalp/din, akıl/düşünce gibi iki nimetle donatılmış iki yönlü bir varlık olduğuna işarettir.

e. İlk başta Kur'an'ın öğretimine dikkat çeken ayet, insanların dinsiz yaşayamayacağına ve dünyaya geliş gayesinin kulluk olduğuna delâlet etmektedir.

"Ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 51/56)

ayetinin işaret ettiği gibi, insanın yaratılışının asıl gayesi “kulluk”tur.

"İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut, 29/2)

"İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?" (Kıyame, 76/36)

ayetlerinin işaret ettiği gibi, "arıyı yasubsuz (arıbeysiz), karıncayı emîrsiz" bırakmayan Yüce Allah, en değerli varlık olan insanı sorumsuz ve başıboş bırakır mı?

f. “Rahman Kur’ân’ı öğretti” cümlesinde mef’ul (öğretilenin kim olduğu) hazfedilmiştir, yani kapalı bırakılmış, açıktan zikredilmemiştir. Böylece öğretilen şeyin çok büyük olduğu anlatılmak istenmiş, mânâ daha da zengin hale getirilmiştir.

Bu mana üç şekilde ifade edilebilir:

1. Allah Kur’ân’ı önce Cebrail’e (as) ve mukarreb meleklere öğretti. Cebrail (as) ise Kur’ân’ı, Hazret-i Muhammed (asm)’in kalbine indirdi. Nitekim Kur’ân,

“Onu senin kalbine Rûhü’l-Emîn indirdi.” (Şuara, 26/193, 194) buyurmuştur. Yine Kur’ân,

“Şüphesiz o şerefli bir Kur’ân’dır, korunmuş bir kitab (olan Levh-i Mahfuz’dadır). Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.” (Vakıa, 56/77-79) buyurmuştur.

Bilindiği gibi Cebrail (as)’in ve sair meleklerin yaratılışı insandan öncedir. Diğer yandan, Cebrail ve melekler beka âleminde bulunmaktadırlar. Dünya ve dünyada insanın yaratılışı elbette beka âleminden sonradır. Başka bir ifade ile beka âleminde zaman, dünyayı yutacak boyutta geniştir. Yani, bu dünyanın binlerce senesi, beka âleminin birkaç dakikası hükmündedir. Nitekim Bediüzzaman’ın ifadesiyle:

“Beka âleminin birkaç dakikası, bu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.” [Mesnevî-i Nuriye, (1997), s. 166]

2. Mef’ûl’ün Hazret-i Muhammed (asm) olması durumunda, muhtemel mana: “Allah Kur’ân’ı Hazret-i Muhammed (asm)’e öğretti” olacaktır. Bilindiği gibi Hazret-i Muhammed (asm)’in nurunun yaratılışı kâinattan da meleklerden de öncedir. (Keşfü’l-Hafa, I/266) Kur’ân ise Allah kelâmıdır ve zaman üstü bir konumdadır.

3. Gizli mef’ul insandır. Bu ihtimal ile mânâ şöyle olur: “Allah Kur’ân’ı insana öğretmiştir.” Tek başına rahmet olan Kur’ân, insanın yaratılmasından daha büyük bir nimet olduğundan âyette önce gelmiştir.

Burada mef’ulün (kime öğretildiğinin) hazfediliş hikmetini büyük müfessir Fahrettin Râzî şöyle açıklıyor:

“Bu, öğretme nimetinin genel ve şümullü olduğuna işarettir. Nitekim Arapça’da, kime yedirdiğini belirtmeden, sırf o adamın keremine ve cömertliğine işaret olsun diye ‘Falanca yemek yedirir.’ denilir.” (Razi, İlgili ayetin tefsiri)

Özetle, Kur’an’ın başta “hamd” ile başlaması, Kur’an vahyinin temel amacının insanların Allah’a karşı iman şuuruyla medyun-u şükran olduklarını ders vermeye yönelik olduğu gibi, Rahman suresinde de ilk defa Kur’an’ın talimine yer verilmesi, Kur’an’ın -bu surede zikredilen- bütün nimetlerin başında geldiğini, insanların yaratılmasının ana gayesinin de hayatlarını Kur’an’a göre düzenlemesinin gerektiğini “beraetu’l-istihlal” kuralı çerçevesinde, insanın yaratılışının ille-i gaiyesi Kur’an gibi vahiyler olduğuna işarettir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR