Peygamberimizin (asm) Hz. Hatice (r.anha) ile zenginliği için evlendiğini iddia ediyorlar ve o mal dolayısıyla Hz. Hatice (ra) den korktuğu için bir başkasıyla evlenmediğini iddia ediyorlar. Ne dersiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsanlık tarihi, geçmişten günümüze, iki farklı topluluğun varlığını haber vermektedir. Bunlardan birisi, Allah’a inananlar, diğeri ise inanmayanlardır. İnanmayanlar, her fırsatta karşı tarafa saldırmış, onların kutsal gördüğü bir kısım yüce değerlere dil uzatmaktan geri durmamışlardır. Kendi içlerinde bulunan zehirlerini topluma akıtmış, böylelikle de onları zehirlemeye devam etmişlerdir. Bundan sonra da buna benzer olaylar elbette devam edecektir. Çünkü herkes kendi iç dünyasını yaşayacak, fıtratının gereğini ortaya koyacak, böylelikle de Yüce Yaratıcı’nın
"(Ey Peygamber!) De ki: Herkes kendi karakterine göre hareket eder. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir." (İsrâ, 17/84).
"Dileyen inansın, dileyen inanmasın" (Kehf, 18/29). beyanlarının doğruluğu ortaya çıkmış olacaktır.

 

Kâinatın Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.), kendisine "Hatice-i Kübrâ" dediği bu tâhire kadın hayatta olduğu müddetçe bir başka kadınla evlenmedi. Her türlü teselliyi ve en parlak saâdeti bu huzurlu evde buldu.

 

Hz. Ebu Hureyr (r.a) rivayet eder, Allah Resulu (asv) buyurdu: "Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarının faziletlerinden üstündür. Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"


 Vefatlarından sonra bile Resulullah daima onu övgüyle anardı. Bu konuda Hz.Ayşe (r.a) şöyle der.


 "Hz.Haticeye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem. Bir gün Resulullah'ın yanında Hz.Hatice'den bahis geçmişti. Bu benim damarıma dokundu. Döndüm dedim ki, o yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir. Resulullah bu sözü duyunca kederlendi hatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken olduğunu hissettim."

 

"Şöyle buyurdular: 'Yemin ederim ki böyle değil. ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım. O iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiği zaman halk bütün bütün kafir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi malı ve serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan çocuğum olmadığı halde Hak Teala bana ondan evlat verdi."


 Evlatlarına karşı çok şefkatli idi. Ev işlerini de hakkiyle bilen bir hatundu. Peygamberimize (asv) karşı büyük hürmeti ve sevgisi vardı. Hem peygamberliğinden önce hem sonrasında Resulullah (asv) ne buyurursa itiraz etmeden kabul eylerlerdi.


 Bu mes'ud âile yuvasında Kâinatın Efendisi (asv) ile Hz. Hatice (r.anha) en ulvî duygularla kaynaşmışlardı. Âile yuvasında hâkim olan karşılıklı emniyet, samimi hürmet ve muhabbetti. Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi kocasından on beş yaş büyük olmasına rağmen, yüce şahsiyetinden dolayı kendilerine karşı son derece nazik, duygulu ve itinalı davranıyordu. Peygamber Efendimizin şerefli hanımına karşı muhabbeti de fazlaydı. Öyle ki, vefatından sonra bile hiçbir vakit muhabbetini kalbinden atmadı, gönlünün en mûtenâ köşesinde ebedî beraberliğe kadar sakladı.

 

Resul-i Ekrem Efendimiz (asv), Hz. Hatice (r.anha)'nin keremkârlığını, hayırseverliğini ve kendisine yaptığı büyük yardımı her zaman yâd ederdi. Bu yâd ediş, Hz. Âişe Validemize, "Hatice-i Kübrâ'dan başka, Nebiyy-i Ekremin zevcelerinden hiçbirini kıskanmadım."(Müslim, 7/133) dedirtecek ve onun kıskançlık damarını tahrik edecek kadar fazla idi.


 Peygamberimiz: "Kadınları (sırf) güzellikleri için nikahlamayınız, Çünkü onların güzellikleri onları tehlikeye atabilir. (Sadece) malları için de nikahlamayınız. Çünkü mallan onları azdırabilir. Dindar olanını nikahlayın. Şüphesiz, burnunun bir kısmı kesik, kulağı delik ve teni siyah dindar bir cariye, dindar olmayan bir kadından efdaldir." (Buhari) buyurmaktadır.

 

Peygamberimiz (asv)'in Hz. Hatice (r.anha)'ı tercih etmesinin sebebi Onun üstün ahlaka sahip olmasıdır. Hz. Peygamberi kendimiz gibi düşünmemek gerekir. Peygamberimiz isteseydi dünyaya sultan ve çok zengin de olabilirdi ama fakir yaşamayı tercih etmiştir.

 

Bazı batılı yazarlar, İslam'a ve Resulullah'a olan düşmanlıklarından dolayı, Allah Resulü'nün Hz. Hatice'nin servetinden dolayı onunla evlendiği ortaya sürmüşlerdir. Halbuki Resulullah'ın hayatını az da olsa araştıranlar biliyorlar ki Resulullah'ın asla değer vermediği şeylerden birisi de dünya malı idi. Kaldı ki evlenme teklifinde bulunan, bizzat Hz. Hatice'nin kendisi idi, Resulullah (s.a.v) değil. Sonra Resul-i Ekrem'in evlendikten sonra Hz. Hatice'ye gösterdiği sevgi muhabbet ve saygı (ki bu Hz. Hatice'nin ölümünden sonra bile bütün sıcaklığıyla devam etmiş ve hatta bu durum bazı diğer hanımlarının kıskançlık duygularını kabartmış ve Resulullah'a itirazda bulunmuşlardı) en açık şekilde Allah Resulü'nün Hz. Hatice'nin serveti değil, fazilet ve insanî değerlerinden dolayı onunla evlendiğini gösteriyor. Evlendikten sonra dahi Hz. Hatice, gönüllü olarak servetini İslâm yoluna harcamış ve hiçbir zaman Resulullah bu konuda bir teklifte bulunmamıştı. Nitekim bu servetin hepsi İslâmî hedefler uğruna harcanmış ve kendilerine hiçbir şeyi biriktirmemişlerdi.

 

Yine şöyle buyurmuştur: "Allah'a andolsun ki, Allah bana Hatice'den daha iyisini nasip etmemiştir; herkes beni inkar ettiği sırada, o bana iman etti. Her kes beni yalanladığı zaman, o beni tasdik etti. İnsanlar beni mallarından mahrum bıraktıkları sırada, o, kendi servetiyle benim yardımıma koştu. Allah, ondan bana evlat nasip etti (başka hanımlarımdan değil)."


 Müşrikler, amcası Ebu Talip'e gelip, "Yeğenin eğer başımıza reis olmak istiyorsa onu reis yapalım veya en güzel kız ve kadınlarımızı ona verelim. Ta ki, bu davadan vazgeçsin." dediler.


 Amcası bu teklifi ilettiğinde Efendimiz (a.s.m) şu karşılığı verdi:


 "Ey amca! Eğer sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar 'vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem."


 Bu cevap onun neyin peşinde olduğunu, kadın gibi, reislik gibi insanların değerli addettikleri şeylerin onun nazarında ne kadar değersiz olduğunu ispata yeter.


 Bu nâdide kadın, aynı zamanda ilk Müslümanlardandır. Vahyin nüzulünün onuncu yılında, hicretten üç sene önce vefat etmiştir. Allah Resulü, Hz. Hatice’nin ölümü karşısında bir hayli üzülmüştü. Hz. Peygamber’in amcası ve müşriklere karşı koruyucusu olan Ebu Talib ile kendisiyle sükûnet bulduğu eşi Hatice’nin vefatı gibi üzücü olaylar peş peşe geldiği için bu yıla, hüzün yılı denilmiştir.

 

İkinci evliliği ise Hz. Hatice'nin vefatından sonra yine yaşlı ve dul bir kadınla, Hz. Sevde ile olmuştur.


 Hz. Sevde ile de üç yıl yaşadıktan sonra, yaklaşık 54 yaşına kadar hep tek kadınla yaşamıştır. İlginçtir ki, onun çok kadınla evliliği hayatının bundan sonraki son on yılı içinde gerçekleşmiştir. Bu gerçekler karşısında evliliklerinde şehvani ve nefsanî arzuların tatmin gayesini aramak insan tabiatını ve tarihî gerçekleri inkar etmekle mümkündür. Ve bu yaklaşım asla insaflı ve mantıklı bir yaklaşım sayılamaz. Olsa olsa kasıtlı bir karalama maksadı taşır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun