"Onların alameti, simalarındaki secde izidir." (Fetih, 48/29) mealindeki ayet-i kerimede işaret edilen "secde izi"ni nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuyla ilgili ayetin meali:

“Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” (Feth Suresi, 29)

Sima, Türkçe'ye de geçmiş bir kelimedir, sözlük mânası "alâmet, nişan, yüz özelliği, Fızyonomi"dir. Burada geçen sîma üç şekilde yorumlanmıştır:

a) Secdeden meydana gelen maddi iz, alındaki siyahlık,

b) Yine secde sebebiyle oluşan manevî iz, yüzdeki nur,

c) Kıyamette namaz kılanların, secde edenlerin tanınmasını sağlayan yüz işareti.

Ayetin ilgili yerini, Elmalılı Hamdi Yazır şöyle açıklar:

“Demek ki, onları hep rükû ve secde halinde görürsün, o kadar namaz kılarlar, öyle itaatkâr ve ibadetlerine düşkündürler. Allah'tan lütuf ve rıza isterler, daha fazla sevab ve hoşnutluğunu isterler, öyle çalışırlar ve daima Allah'ın rızasına doğru ilerlemeyi düşünürler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Allah için ihlas ile secde edip durdukları yüzlerinin temiz ve parlayan nûrânîliğinden bellidir. Bir Hadis-i Şerif'te "Gece namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur." (İbn Mace, İkmaet, 174) buyurulmuştur. Ebû's-Suûd tefsirinde der ki: "Çok secde etmekten meydana gelen izdir." Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet olunan "Yani suratlarınızı sertleştirmeyiniz, sertlikle damgalamayınız." (İbnü’l-Esir, Nihaye, III, 286) hadisi ile geçen yasaklama, alınlarını yere sürterek o simaları meydana getirmeye çalışanlar hakkındadır ki o sırf gösteriş ve fitnedir. Buradaki söz ise yalnız Allah için secde eden tam samimi secde edenlerin yüzlerinde meydana gelen izdir. Mücâhid'den rivayet edildiğine göre: İbnü Abbas demiştir ki: Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır, âyetindeki iz, göreceğiniz iz değil fakat İslâm çehresi, karakteri, tavrı, vakar ve tevazuudur. Bazı müfessirler de bunu dünyadaki secdelerinden, namazlarından kıyamet günü yüzlerinde meydana çıkacak nur diye rivayet etmişlerdir. Şu ayetler buna işaret eder: ‘Yüzlerinde refahın parıltısını tanırsın.’ (Mutaffifîn, 83/24), ‘Birtakım yüzlerin ağardığı gün..’ (Al-i İmran, 3/106)”

Taberi, bununla ilgili bazı görüşleri naklettikten sonra özetle şöyle demektedir: "Allah teala, özelliklerini anlattığı bu müminlerin yüzlerinde secde izlerinden alametler olduğunu beyan etmiş ve bu alametlerin dünya ve âhiret gibi herhangi bir vakitle sınırlı olduğunu veya herhangi bir şekille şekillendiğini bildirmemiştir. Madem ki durum böyledir, o halde bu alamet müminlerin yüzlerinde her zaman mevcuttur. Dünyada müminleri tanıtan bu alamet, İslam’ın izleridir. Bunlar da İslam’ın, mümine bahşettiği, huşu, takva, mütebessim bir sima vb. alametlerdir. Âhirette ise, mümini tanıtan bu alametler, secde izleri, alnında parlayan abdest izleri vb. alametlerdir.” (Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 7/478)

Bize göre bu ve benzeri yorumların biri diğerine zıt düşmemekte, birbirini tamamlamaktadır. Sahabe gibi çokça namaz kılan ve secde edenlerde bu işaretlerin birden oluşması ve bulunması mümkündür.

Bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle özetlemek mümkündür:

• Ahiretle alâkalı meseleleri bu dünyanın kıstaslarıyla değerlendirirsek yanlış neticelere ulaşmamız kaçınılmaz olur. Mesela, burada söyleyeceğimiz "Elhamdulillah" sözünün bir Cennet meyvesine dönüşmesini fizikî ölçülerle açıklamaya kalkışırsak hatalı yorumlardan kurtulamayız.

• Çok namaz kılan insanların alınlarında tabiî olarak bir iz belirebilir; fakat, insan kendini ifade etme fırsatları kollayan nefs-i emmâreye malzeme vermemek için, mümkünse öyle maddî bir secde alâmetinin ortaya çıkmasına mani olmalıdır.

• Hem çok namaz kılma, hem üzerinde onun izinin görünmemesini sağlama; hem çok ibadet etme, hem ibadet yorgunluğu ortaya koymama; hem çok oruç tutma, hem beti benzi atmış görünmemeye çalışma... böyle derin olup sığ görünme, hâlis bir mü'minin şiarıdır.

• Alındaki secde izi, uhrevî ve melekî bir güzelliktir; o manevî bir alâmet ve farklı buuddaki bir gökçekliktir; onu Cenâb-ı Allah, melekler ve ruhânîler görürler.

• Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, -az önce aktardığımız gibi- alınların nasırlaştırılmaması gerektiğini beyan buyurmuştur. Dolayısıyla, icap ederse yumuşak bir seccade kullanılmalı ve nefsin riya için sûiistîmal edebileceği bir izin oluşması engellenmelidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR