"Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler." (İbrahim Sûresi, 14:3) ayetini nasıl anlamamız gerekiyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu ayet gösteriyor ki, pek çok insan ahirete inandığı halde, dünyayı ona tercih eder. Mesela, bir müşteriyi kaçırmamak için dükkanını kapatıp namaza gitmeyen kimse, dünyayı ahirete tercih etmiştir.  Faiz kullanan kimse, dünyayı ahirete tercih etmiştir.  Makam ve mevki için dininden taviz verenler dünyayı ahirete tercih etmiştir. İnsanların iltifatını kazanmak adına riyakârlık eden ve Allah’ın rızasını geri plana iten dünyayı ahirete tercih etmiştir. Bir menfaati için yalan söyleyen, müşteriyi aldatan kimse, dünyayı ahirete tercih etmiştir. Ufak ve de mevhum bir dünya sıkıntısı endişesiyle imanı güçlendiren, İslam’ı ders veren, takvayı, marifetullahı öğreten atmosferlerden uzak duran, dünyayı ahirete tercih etmiştir.

İnsan sadece maddeden ibaret bir yaratık olsaydı, elbise giydiğinde, midesi doyduğunda bütün meseleleri bitmiş olurdu. Ancak onda ruh, kalb, akıl, sır gibi bir kısım manevi duygu ve kabiliyetler vardır ki, havaya, suya, güneşe muhtaç olduğumuz kadar bunlar da gıdaya muhtaçtırlar. Bunun içindir ki, refah, lüks ve konfora ulaşmış nice insan, ruh ve kalpleri aç olduğu için gerçek doyuma ulaşamamakta, huzursuzluktan kurtulamamaktadırlar.

İşte, asrın insanının gündeminde maneviyat, gereken önem ve değeri bulamadığı içindir ki, problemler içinde problemler doğmaktadır. Bu problemlerden biri, hem de başta geleni, elması elmas bildiği halde kömürü ondan üstün tutmak, yani bir Yahudi hırsı içerisinde şu kısacık dünya hayatını ahirete tercih etmektir. Evet, hastalık derecesini alan bu büyük mesele, dünyayı esas kabul edip bütün duygu ve kabiliyetleri ona yöneltmek, adeta dünyada kaybolmaktır. O zaman insan ebedi hayatını tehlikeye atma pahasına, dünyanın zararlı, lüzumsuz ve fani işlerinde boğulmaktan kendini kurtaramaz. Bu müthiş hastalığa Kur’an-ı Kerîm soruda geçen ayetinde şöyle işaret etmiştir: “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler.”


Eğer insan ruh ve kalbine yabancılaşıp sadece ve sadece maddesiyle ilgilenir, dünyayı bile bile ahirete tercih eder, fani dünyanın kırılacak şişeleri hükmündeki değersiz işlerini ebedi hayatın elmas hükmündeki işlerine üstün tutar, geçici ve zehirli bala benzeyen gayr-ı meşru ve peşin bir kısım zevk ve lezzetler uğruna ahirette verilecek bitmez tükenmez lezzetleri elinin tersiyle iter, haram helal demeden bir hayat sürerse, böyle kimseler maddi ve manevi hayatlarını tehlikeye atıyorlar demektir. Hem dünya, hem de ahiret hayatlarını karartmaktadırlar.

İşte böylesine dehşetli hastalıklara yakalanmamak için İlahi ölçülerin dışına taşmamak, şu geçici hayat yerine ebedi hayatı ön planda tutmak gerekir.

Ne mutlu İslâm’ın kazandırdığı şuur içerisinde hayat sürebilenlere!

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun