Nöroteoloji nedir?

Tarih: 04.05.2026 - 14:30 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

NEUROTHEOLOGY, FROM NEURAL SCIENCE TO SPIRITUAL NEUROSCIENCE

Prof. Dr. Nevzat TARHAN

Üsküdar Üniversitesi, İstanbul, Türkiye

[email protected]

Abstract

The era of enlightenment and religious solidarity was replaced by scientific solidarity. The result of this is the search for evidence in every field, the common method of relying on evidence. According to Professor Ruselı, 1 gram of brain contains more connections than the telecommunication connections in the whole world. It is known that the brain circuits surround the earth several times when they are connected end to end. What do all these connections do? There are protrusions in the brain between mushroomlike networks. Protrusions are chemical intersections. When we are thinking, dreaming, we experience a lot of neural connections. By repeating these thoughts, we make the connections into middle roads instead of thin roads. It is up to us to use our brains to the end. For this, the brain is known as an unstable organ.

Those who deal with neuroscience as an important scientific discipline try to understand the characteristics of some spiritual experiences, feelings, thoughts and behavior development. For this reason, they turn to do brain imaging studies. These studies were criticized as follows: “Some critics were not interested in this without regard to further research results of neurotheology. Some people think religion and science are necessarily opposed. While religion works on faith, science tries to process through measurable facts. What defines faith is the lack of evidence, but the most truthful, the most frequent spiritual experiences. These critics do not want to do anything with neurotheology, no matter what form, and say that the unification of science and religion is an unnecessary evil. https://www.wisegeek.com/whatis-neurotheology.htm

Consistency in the essence of quantum mechanics, basic existence and cognitive expression of interconnection may be called consciousness. The energy wave that connects with the complex biological and computational systems in our brains seems to be pushing the limits of consciousness as a force that interacts with the energy band or soul matter.

What is the neurobiology of human abstract thought, symbolic thinking, conceptual reflection, separating it from other creatures that teach the imagination of civilization. We have to understand how the brain thinks, how to imagine, the consciousness of consciousness, the search for meaning, the need for attachment, the cynical function of the brain for the search for innovation. This is the new space of the scientific world. For this, we should not be disturbed by the introduction of religious knowledge into the laboratory.

Key Words: Neurotheology, Religion

NÖROTEOLOJİ, SİNİR BİLİMDEN DİN BİLİMİNE

Prof. Dr. Nevzat TARHAN

Özet

Aydınlanma çağı ile dini sağlamlığın yerini bilimsel sağlamlık almaya başladı. Bunun sonucu her alanda delile dayanma ortak yöntem oldu.

Prof. Rusell’e göre 1 gram beyin bütün dünyadaki telekomünikasyon bağlantılarından daha çok bağlantı ihtiva ediyor. Beyin devreleri uç uca eklendiğinde dünyanın etrafını birkaç kez sardığı bilinmektedir. Bu kadar bağlantı ne iş yapıyor? Beyinde mantar gibi biten ağlar arasında çıkıntılar oluyor. Çıkıntılar kimyasal kavşaklardır. Düşünürken, hayal kurarken, tecrübe ederken çok sayıda sinir bağlantısı oluştururuz. Bu düşünceleri tekrar ederek bağlantıları ince yollar yerine orta yollar haline getiririz. Yaşlı insanlarda bile uyarıcı zihinsel faaliyet varsa yeni bağlantılar oluşur. Beynimizi sonuna kadar kullanmak bize kalmış bir şeydir. Bunun için Beyin paydos etmeyen bir organ olarak bilinir.

Sinir Bilim ile uğraşanları bazı ruhsal deneyimleri, duygu, düşünce, davranış geliştirme özelliklerini anlamaya çalışmaları önemli bir bilimsel disiplin oldu. Bunun için beyin görüntüleme çalışmaları yapmalarına yöneldiler. Bu çalışmalara şöyle eleştiri getirildi: “Nöroteolojinin daha ileri araştırma sonuçlarına aldırmaksızın bazı eleştirmenler bununla ilgilenmedi. Bazıları din ile bilimin ille de karşıt olduğunu düşünüyor. Din inanç üzerine işliyorken, bilim ölçülebilir gerçekler üzerinden işlemeye çalışmaktadır. İnancı tanımlayan şey, delilin olmayışı; ama en hakikatli, en sık manevi deneyimleri vermesidir. Bu eleştirmenler nöroteoloji ile hangi formda olursa olsun hiçbir şey yapmak istemiyor ve bilimin ve dinin birleşmesinin gereksiz kötülük olduğunu görüşündeler.” https://www.wisegeek.com/whatis-neurotheology.htm

Kuantum mekaniğinin özündeki maddesiz oluş, temel var oluş, birbiri ile bağlantılı oluşun beyinsel ifadesine bilinç denilse yanlış olmaz. Beynimizdeki karmaşık biyolojik ve hesaplama sistemleri ile bağlantı kuran bir enerji dalgası, enerji bandı veya ruh maddeyle etkileşim veren bir güç olarak bilincin sınırlarını zorlayacak gibi gözüküyor.

İnsan soyut düşünceyi, sembolik düşünmeyi, kavramsal tefekkürü, medeniyet tasavvurunu öğreten diğer canlılardan ayıran nörobiyolojisi nedir? Nasıl düşünüyor, neden hayal ediyor, ölüm bilinci, anlam arayışı, bağlanma ihtiyacı, yeniliği arama davranışı için beynin sipritüel işlevini anlamalıyız. Bu bilim dünyasının yeni uzayıdır. Bunun için dini bilginin laboratuvara girmesinden rahatsız olmamalıyız.

Anahtar Kelimeler: Nöroteoloji, Din bilimi

Yaratılış Kongresi’nin birincisini Anadolu’nun o güzel şehri Peygamberler diyarı Şanlıurfa’da, ikincisini Evliyalar diyarı Erzurum’da yaptık. Bu kongreler aslında çok derin bir ihtiyaca cevap veriyor. Birçok kimse bunun farkında değil. Bu kongrelere özellikle yeni kuşaklar açısından ihtiyaç var. Yeni nesillerin kafasında şöyle bir sorun var; namazı nasıl kılacağından çok namazı neden kılacağını soruyor.

İçerisinde bulunduğumuz pozitivizm çağında dini sağlamlığın yerini bilimsel sağlamlık aldı. Özellikle sanayi devrimiyle birlikte bilimsel sağlamlık aldığı için kişide çelişki olduğu zaman bilimsel bilgiyi tercih ediyor. Böyle durumlarda kişide inanç şüphesi başladığında, sağlam inanç temeli oturmadığında bu psikoloji yasalarındadır; aklınıza bir düşünce geldiği zaman, o düşünceye duygu katıldığınız zaman, o düşünce inanç haline dönüşebiliyor. İnanış haline döndükten sonra o düşünce devam ederse bir müddet sonra alışkanlık haline dönüşüyor. Yine devam ederse kişilik haline dönüşüyor; bu 6 aylık bir sürede gerçekleşiyor. O nedenle de bilginin inanç haline dönüşmesi için o bilgiye duygu katılması gerekiyor. Duygu katılması da ancak kişinin ikna olmasıyla ortaya çıkıyor. Kişinin bir tereddütü olduğu zaman kişi enter tuşuna basmış gibi onu artık kabul etmiyor ve beyninde artık iki tane dosya açıyor. Şüpheli bilgiler dosyası açıyor ve böyle durumlarda şüpheli bu bilgiyi eyleme dönüştürebiliyor. Yani bu nedenle bu zamanın inancı, tahkiki inanç olmak zorunda.

Şu anda bizim gençleri ikna edip onlara hakikatleri anlatmamız oldukça zor. Bunu herkes kendi alanında bunu yapacak. Yaradılış bu açıdan çok önemli. Varoluş tezlerinden tesadüfi varoluş tezi var, bir de tasarımsal varoluş tezi var. Tasarımsal varoluş tezi, tesadüfi varoluş tezine göre daha akla yakın.

Yaratılış Kongresi’nde bu akla yakın yolun bilimsel delilleri toplamaya çalışıyoruz. Biz kanıt seviyesini arttırdıkça, insanların kafasındaki soru işaretleri dinecek ve yaratılışla ilgili bu hakikatlerin ortaya çıkması çok önemli. Bu şu açıdan da önemli; buna sadece Türkiye’nin ihtiyacı yok, insanlığın ihtiyacı var. Emin olun şu an bütün gelişmiş ülkelere baktığınız zaman hepsinde hakikati arama çabası var. Geçenlerde ünlü fizikçi Stephen Hawking öldü ve herkes kendisini Tanrı tanımaz olarak kabul ediyor. Hawking’in şöyle bir tezi vardı. Uzaydan gelecekler, dünyayı işgal edebilecekler ve dünyayı değiştirebilecekler diye bir görüşü vardı. “Fizikçi olarak yüksek bilgisayar teknolojisi kullanan üstün bir topluluk var, bu topluluk bizi arama topluluğudur ve onlar gelecekten geliyor” tarzında bir beklentisi vardı. “Tanrı” diyemiyordu, “Bir yaratan var” diyemiyordu ama “Yüksek bilgisayar teknolojisi kullanan üstün bir topluluk var o olması gerekir” diyordu. Bu nedenden ötürü varcı vücut demektir. Yani vücudu olması gereken bir güç var demektir. Bu akıl yönünde gidiyor, ilerliyor. Bizim bu yönde muhakkak bilimsel akışa ilgi duymamız gerekiyor. Yaratılış Kongresi bu açıdan devam etmeli. İnşallah bu ikinci basamak oldu. Üçüncü basamak için Üsküdar Üniversitesi olarak biz her zaman hazırız. Kongreleri devam ettirmek bizim en büyük amacımız.

Şimdi konumuza geçersek; insan ve insan psikolojisiyle uğraşan biri olarak sinir bilimi şu açıdan önemli; İnsan davranışının organı beyin. Beynimizdeki duygular, düşünceler, davranışlar belli kimyasallarla şekilleniyor.

Elimizdeki bilgiler son zamanlarda çok arttı hatta yapay zekâ çalışmaları var. Günümüzde endüstri 4.0’dan bahsediliyor. Endüstri 1.0 sanayi devriminde oldu, 1850’li yıllarda buhar kuvveti ilk defa ortaya çıktı. Endüstri 1.0’la makine kuvveti sudan ve buhardan kaynaklanarak enerji üretti. Endüstri 2.0 elektriğin keşfiyle başladı. Elektrik keşfi ile birlikte endüstri 2.0 ile üretim daha da arttı, elektriğin keşfi ikinci bir devrim yaptı. Üçüncü sanayi devriminin üçüncü basamağında bilgisayar sisteminde otomasyon ortaya çıktı. Otomasyonla bir milat oluşmaya başladı. Şimdi ise endüstri 4.0’dan bahsediliyor. 4.0 ise otomasyonun daha ilerisinde. Artık nesnelerin interneti başladı ve burada otonom robotlar dönemi başladı. Simülasyonlar var, sistem entegrasyonları var, nesnelerin interneti var, siber güvenlik var, 3D yazıcı var.

Bu çalışmalar içerisinde gördük ki otonom robotlar ortaya çıkacak. Gelecekte otonom robotlar eldeki birçok işi yapacaklar. Hatta şu anda Batı toplumlarında çok yaygın olan evde köpek besleme var. Niye besleniyor? Yalnızlığı gidermek için. Gelecekte köpeklerin yerini, otonom robotlar alacak. Otonom robotlar öğrenen makinalar; kişilerle sohbet edebilecekler, ihtiyaçlarını giderebilecekler, yalnızlıklarını giderebilecekler. Yalnızlığı gidermek için belki de herkesin evinde otonom robotlar olacak.

Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nda yapay zekâ gündeme geldi, artık zihin kontrolünün yapılabileceği konuşuldu. Bununla dünyaya hükmetmeye çalışıldığı konuşuldu. Google’da ikna laboratuvarı kuruldu. Burada ne yapılmaya çalışılıyor? İnsanlar benimle nasıl irtibat halinde kalabilir diyor. Youtube’de bir video var; arkasından ikinci bir video, zamanımızı ve dikkatimizi ona yöneltiyor. Zaman ve dikkatimizi yöneterek zihin kontrolünü böyle sağlıyorlar. Dünyayı da böyle yönetiyorlar. Bakıyoruz zamanımızı onlar esir almış hatta kanallar, sosyal medya kanalları, Youtube gibi Twitter ve Facebook gibi mecralar gençlerin uykusunu alıyor.

Yeni yetişen kuşak Z kuşağı hatta onlara alfa kuşağı da deniyor. Şimdi yeni bir kuşak ortaya çıkıyor. Kafamızda çok ciddi soru işaretleri var; gençler ve çocuklar ne olacak? Bilginin çok hızlı değiştiği, bilginin makinalaştığı, çeşitli hakikatlerin keşfedildiği bir dönemde yaşıyoruz. Böyle bir durumda insan beyni neler yapıyor?

Psikolojıde bir devrim yaşandı. Buna göre beynimiz de kimyasal olarak her açıdan temsil ediliyor. Damasio 1994’te “Descartes’in Yanılgısı” diye bir kitap yazdı. Bu kitap “Duygular bilimsel bir kategoridir” dedi ve ortaya duygusal zekâ kavramı çıktı. Duygular incelendi. Duyguların ötesinde spritüelite incelendi ve nöroteoloji dediğimiz kavram ortaya çıktı.

Bundan biraz bahsedeceğiz: Organların ritmi, duyarlılığı, fonksiyonları, tıpkı bilgisayar konfigürasyonları gibi temsil ediliyor ve konfigürasyonlar beyinde asal yapı teorisini açıklıyorlar yani beynimizdeki bilgiler konfigüre edilebiliyor. Biz şimdi günlük yapı tedavilerinde bunu yapabiliyoruz.

Yeni Dünya Projesi; İnsan Beyni Projesi. 2015’te ABD Başkanı Obama’nın Brain Projesi. Obama, Beyin inisiyatifi olarak başlattı ve bunu 10 yıllık bir proje olarak yaptı. G20 Zirvesi öncesinde N20/Neuroscience 20 Zirvesi gerçekleştiriliyor. Bu yıl Arjantin’de gerçekleştiriliyor. Üsküdar Üniversitesi olarak biz ilk defa Türkiye’yi temsil etmek üzere katılıyoruz. Neden önemli? N20/Neuroscience 20 Zirvesi’nde yapay zekâ, nano ve nöroteknolojı konuşuluyor. Şu anda NASA’da 2 bin tane nano/nöro teknoloji çalışan araştırmacı var. NASA neydi? Uzaydı. Bilimin yeni uzayı beyin. Yeni beyin projesi 2005’te başladı, 2015’te fare beyniyle simülasyonu yapıldı. Daha sonra da insan beyninde simülasyonu yapıldı ve 2018’de ilan edildi. Bu projeyi yürüten Henry Markram İngiltere Oxford Üniversitesi’ndeki sunumunda insan beyni projesinin akıl hastalıklarında kullanılabileceğini söylüyor. Dünyada yaklaşık 2 milyar kişinin beyninde bir tür sorun var.

Mavi Beyin Projesiyle memelilerin beynine ters 13.3 tekniğini uygulamaya çalışıyor. Mavi Beyin Projesi insanlığın geleceğinde önemli rol oynayacak. Obama’nın bir sözü var: ‘Biz GENOM projesine bir dolar yatırdık 147 dolar kazandık’ diyor. Beyin Projesi de böyle. Buna bir yatırım yapıyoruz. Mesela bilgisayardaki bilgileri beyne aktaran bir cihaz üreteceğiz ve bununla Genom Projesi’nden daha fazla gelir elde edeceğiz diye bir iddiayla ortaya çıktı. Bu beynin yeni sürümü olarak kabul ediliyor

ABD Komisyonu, 21’inci yüzyılın en önemli projelerinden biri insan beyni araştırma projesi olarak kabul ediyor. Avrupa Birliği bu projeye 1 milyar Euro ayırmış. Bizim çevreden de beynin yeni sürümü olarak adlandırılan proje, beynin temel mekanizmasını daha iyi anlamaya çalışıyor ve 10 yıl sürecek olan projede insanın birçok psikiyatrik hastalığı Alzheimer, şizofreni, otizm gibi hastalıkların tedavisini bulmak konusunda kimin rol oynayacağı gibi bir iddia var. AB Komisyonu büyük bir bütçe ayırmış durumda, İsviçre’de bu markanın projesi. Mavi Beyin Projesi, mikro elektrik gücünü genetik algoritmanın özellikleri ile birleştiriyor. Genetik kodu, elektroniği ve sinir ağlarını birlikte kullanıyor. Yani biyolojik varlığımız ve dijital varlığımız aynı anda can buluyor. İnsan dijital bir varlık.

Daha önceleri evreni madde tabanlı kabul ediyorduk. Materyalizmin çıkışıyla birlikte kuantum dinamiği bulunduktan sonra materyalizm altüst oldu. Evrenin madde tabanlı değil, enerji tabanlı olduğu anlaşıldı. Enerji tabanlı olması demek, ilk önce bilgi gerekiyor ondan sonra enerji gerekiyor, ondan sonra da madde gerekiyor yani önce matematik var, sonra fizik var, ondan sonra kimya var ve ondan sonra biyoloji var. Bilimler hiyerarşisi olarak düşündüğümüz zaman.

Bu durumda önce bilgi var ama hâlbuki diyalektik materyalizm, ‘Önce madde var, maddeye tepki olarak diyalektik olarak somut bilgi, somut madde soyut bilgiyi ortaya çıkarmıştır’ diyor ama kuantumdan sonra görülüyor ki önce bilgi olması gerekiyor. DNA önce bilgi olması gerektiğini gösteriyor.

Önce ilim lazım ondan sonra kudret lazım, irade lazım. Kuantum tezi enerji tabanlı tezi bunu söylüyor, zekâ hesaplamalı nörobilim bizde önce hesap var, daha sonra uygulama var diyor ve eylem var tarzında söylüyor. Şimdi burada bir çocuğu görüyorsunuz taşa öyle bir dokunuyor ki taşı canlı zannedecek, başını kaldırıp konuşacak gibi bakıyor. 2-3 yaşlarında bir çocuk bu çünkü bu çocukta daha soyut düşünce gelişmemiş. Somut düşünüyor, çocuk gerçekliği soyut düşünmeyi 5-6 altı yaşlarında öğrenmeye başlıyor. O yüzden hayvanları konuşturuyor, soyut kavramları sonradan öğreniyor beynimiz. 0-6 yaş aralığında öğrendiğimiz bilgi, insanın hayatı boyunca öğrendiği bilgilerden daha çok. Biz soyut bilgileri çevreden sosyal öğrenmeyle öğreniyoruz.

İnsan, gerçekliği doğuştan değil, doğduktan sonra öğreniyor. Mesela bir çocuk eline bir bardak su alıyor. Suyu yere döküyor, biz yaramazlık yapıyor zannediyoruz aslında çocuk yerçekimine karşı kaslarını güçlendiriyor. Yerçekimi olmayan ortamda büyüyen çocuk yürümeyi öğrenemez, yürümeyi bile beyni sonradan öğreniyor.

Beyin enerji tüketimi. Beynimiz beden ağırlığının %2’si, kalp debisinin % 15’ini ama vücuda gelen glikoz ve oksijenin % 25’ini kullanıyor. Beynimiz sessiz organ olarak kabul ediliyordu. Şu an sinirbilimcilerin görüşüyle beynin % 5’i bilinçli, % 95’i bilinçsiz faaliyette. Bilgisayarda sistem dosyaları vardır. Onlarca sistemin dosyası var ve arka planda çalışır biz ön planda üç beş tane dosyayı kullanırız. Aynı bilgisayar gibi beynimizde de başka dosyalar var. Bilgisayardaki konfigürasyon beynimizdeki konfigürasyona çok benziyor. Bu da kognitif nörobilim diye geçiyor.

Burada tenis oynayan bir kimsenin beynini inceleyim: Hasta grup ve sağlıklı grup: Burada evde sağlıklı bir şekilde dolaşıyorsun. MR cihazının içerisinde tenis oynadığını hayal et diyorlar. Hasta grubuna bakıyorlar. Kırmızı alanlar beynin hızlı çalışan alanları, glikozu çok tüketen alanları. Hasta grupta kırmızı, sarı oranı var ama sağlıklı grupta evde sakince dolaş derken kırmızı stresli bir alan yok. Sağlıklı kişi sakinken de rahat, beynini çalıştırabiliyor. Beynimizin %20’sini ayna nöronlar oluşturuyor. Ayna nöronlar sayesinde biz sosyalleşmeyi öğreniyoruz. Karşıdakinin ne düşündüğünü düşünüyoruz, ayna nöronlarla zihin teorisi geliştiriyoruz. Yemek yerken, yemek yemeyi hayal ederken ve yemek yiyen bir insanı izlerken aynı nöronlar çalışıyor, bunlara ayna nöronlar deniyor. Bu ayna nöronlar telsiz dinlemek gibi çalışıyor ve karşı tarafın beyniyle bağlantı kuruyor. Ayna nöronlar birçok ezberi bozdu.

Tesadüfi var oluşla nasıl oluyor, açıklayamıyoruz. Bir sinir hücresi, başka bir sinir hücresiyle bağlantısına bakalım: 5 bin, 10 bin bağlantı var. Bu arada kimyasal ateşleme var, aksan potansiyeli oluşuyor buradan kimyasal ateşleme oluyor başka bir sinir hücresine geçiyor, buradan başka bir sinir hücresine geçiyor. Kuş beyninde bir sinir hücresiyle başka sinir hücresi arasında bir iki bağlantı var. Bizim Anadolu’da kuş beyinli sözü boşa söylenmemiş demek ki.

Beynimizi beyin yapan bağlantı sayısının yüksekliği. Beynimiz nasıl çalışıyor? Bozulmuş beyindeki bağlantıları birleştirmeye çalışan kişi beynin nasıl çalıştığını en güzel gösteren model network modeli.

Yine dikkat eksikliği olan kişinin beynine bakalım. Beyninde metabolizma bozulmuş kırmızı alanlar var. Beyindeki ürettiği dalgaları kaydediyoruz, elektrotlarla beyindeki sinyallerle düşünce gücüyle joyistik kullanmadan füzeyi uçurabiliyor. Gülen yüz ortaya çıkarabiliyor. Beyindeki dalgalarla kişi otonomik robotlar üretebiliyor.

Şu anda Nörobiofeedback sistemiyle biz tedavide kullanabiliyoruz artık. FDA, Nöro Biofeedbac’i onayladı. Dikkat eksikliği şu an onaylanmadı ama çalışmalar var. Beynin ürettiği dalgalar tesadüfi dalgalar değil anlamlı dalgalar. Anlamlarını çıkararak birçok hastalıklarda bunu ölçebilir hale geleceğiz gibi gözüküyor.

Her birimizin beyninde bir iç eczane var, her birimiz bir kimyacıyız. Hangi kimya hangi duygu ile ilgili? Dopamin haz ödül; endorfin zevk, ağrı kesici; adrenalin, nöroadrenalin neşe canlılıkla ilgili; oksitosin annelikle bağlanmayla ilgili; prolaktin, kortizon, vazopressin, stres hormonları cinselliği azaltır tansiyonu yükseltir gibi.

Beynimiz kimya laboratuvarı gibi, her duyguda bir karışım üretiyor. Bu durumlara göre de kalbimiz çarpıyor, nefesimiz hızlanıyor, kaslarımız kasılıyor, göz bebeklerimiz büyüyor, dikkatimiz artıyor. Beynimizin ürettiği kimyasallarla bunlar ortaya çıkıyor. Beynin fusiform bölgesi, yüz tanımayla ilgili, otonomik yanıtlarla ilgili, göz hareketleriyle ilgili, duygularla ilgili.

Bunun gibi beyinde 16 tane alan, 15 tane çevrim davranışla ilgili tespit edilmiş. Psikiyatrik hastalıklarla, ödül gözetmeyle mesela bağımlılık ödülceza sisteminin bozulması ile ortaya çıkıyor. Bağımlılar ödül yetmezliği sendromu yaşıyor. Hipokampus veri kaydetme otonom sinir sistemi ile ilgili organlarımız beyinde en çok temsil edilen bölge. Bazı kimseler var, midesi için doktora gider. İç hastalıkları uzmanı senin bir şeyin yok der. Fakat kişinin bağırsakları hızlı çalışıyordur ama sorun bağırsak değil. Organların beyinde temsil edildiği alanlardaki kimyasal ileti bozukluğudur.

Beyin düzeldiği zaman organ da düzeliyor. Psikosomatik hastalıklarda (somatic marker) hipotezi diye bilinen birçok psikosomatik hastalıklarda ve psikofizyolojik hastalıklarda bağlantılarının anlaşılmış olduğu görülür.

National Geographic’te 2014’de yayınlanan bir çalışmadan bahsedelim: Çeşitli kimyasallarla fare beynindeki yağı eritiyorlar. Yağ eriyince şeffaf bir beyin kalıyor ortada. Bu şeffaf beyine başka bir protein vererek beyninin yüzde birine tekabül ederek başka bir nöronun yayıldığı geniş alan ortaya koyuyor. Bir sinir hücresi beynin her tarafını dolaşıyor, bu çok hayret edici. 2014’te fare beyninde bir sinir hücresinin metrelerce dolaşması ciddi bir keşif ve bilim adamlarını hayret içerisinde bırakan keşif olmuştur.

Bir de beyindeki tümör vakasına bakalım. 26.54 (fortin) vakası diye geçer fakat bu kişide felç yok. Bunun üzerine (DTI 27.05) diye bir teknik var. Difüzyon Tensor Imajing diye bu metotla beynin TRAKTOGRAFİSİ çekiliyor. Beyindeki yolların haritası çekiliyor. Tümör büyümüş, beyindeki yolları sıkıştırmış ama daha tıkamamış. O kişi felç olmamış. Bir araştırmacı bu hastanın motor işlevli hali çok yüksek diyor. Bu nedenle cerrah agresif değil, daha muhafazakar olmayı tercih etti. Buna bakarak tümörü sağlam dokuya zarar vermeden çıkarmaya çalışıyor. Kişi felç olmamış ama her an felç olacak gibi tümörü çıkararak o kişinin felç olmasını engelliyor. Bu beyindeki yolların haritası. İstanbul’a bakın Erzurum’a bakın. Bu yoların tesadüfi yolla olması mümkün mü? Binlerce sene içerisinde niye İstanbul’da Erzurum’da yorulmadı da insanlar bunu yaptı? Beyin de hiçbir dış müdahale olmadan bu nasıl olabilir?

Peki, beyinde kendi kendine akıllıca yollar olabiliyorsa niye şehir yolları da asırlardır kendiliğinden olmadı? Demek ki orada bir dış irade bunu tercih etmemiş ama insan beyninde bir dış irade beyninde yollar olmasını tercih etmiş. Bu da tesadüfi varoluşla beyindeki yolların oluşmasının ne kadar imkânsız olduğunu gösteriyor.

İnsan beyninin çalışmasına bakalım: Sözcük üretirken ve sözcük oluştururken beynin aşağı yukarı her tarafı çalışıyor. Kelime öğretmek bile beynimizin her tarafını çalıştırıyor. Kekemelerde vardır, öğrencilik yıllarımızda hocalarımız derdi; ‘Bir şeyden korktu, köpekten korktu dili tutuldu’ derlerdi. Biz bunu hocalara sorardık. Bu bilimsel değildir. Böyle bir şey olamaz derlerdi ama şimdi bilimsel temeli anlaşıldı bir çocuk köpekten korktuğu zaman beyinde sinirsel devre patlıyor. Patladığı zaman sözcük üreten beyin bölgesinde sözcüğü anlatan beyin bölgesinin bağlantısı kopuyor. Kopunca düşünce hızıyla düşünceye anlam katma hızı aynı olmadığı için takılıyor kişi ve kekemelik ortaya çıkıyor.

Beynin bozulması ile kişiye tekrar konuşma öğretiliyor. Bu nedenle beynimizdeki ağsal yapı bir kaynak. Beyindeki kimyasal yapı ile ilgili bir kaynak aşkın kimyasıdır. Aşkın kimyası ilginç bir konu. Aşık olunca uykusu olanların uykusu açılır. Aşkın çekim özelliğiyle ilgili bu. Cinsellikle ilgili koku parçacıkları bu bağlanmayla ilgili. Kimyasallar dopamin, seratonin, büyüme hormonu. İnsanların iştah, tokluk, açlık, uyku bununla ilgili kimyasallar. Bunlar çok salgılandığında kişi çok enerjik oluyor, az salgılandığında enerjisi az oluyor. Bu kalp ve fiziksel aktivitelerle ilgili. Testosteron ve östrojen hormonu, aşırı salgılanmasıyla ile aşk duygusu koku parçacıkları yine aşk duygusuyla bağlantılı oksitosin ve vazopressin de aşk kimyasalı hatta oksitosin en çok emziren annelerde salgılanıyor.

Anne- çocuk bağlanmasını düşünün o derece bağlanır ki anne çocuğu parçası gibi görür kendisini feda eder. Mesela bir kırlangıç bir yangın çıkar evi yanmaya başlar, hemen yuvasına gider yavrusunu kurtarır. Bu dönemde korkak tavuk aslana saldırır niye? Öyle, yaratılmış genetik olarak kodlanmış. Onda oksitosin öyle bir salgılanıyor ki onu kendisi zannediyor. Beynimiz bunu yapıyor ve oksitosin şu anda sentetik olarak üretildi. İsviçre’de erkek maymunlara veriliyor. Dişilerle daha çok ilgilenmeye başlıyor, yavrularıyla daha çok ilgileniyor, tüylü şeylerle daha çok ilgileniyor. Oksitosin bugün satılıyor ve kimi evli çiftlere veriliyor. Yatmadan önce burnunuza sıkın diye tavsiye de ediliyor ve aşk hormonu diye tanımlanıyor. Ama ideal olan bunu beynimizin kendi kendine üretmesini sağlamak.

Bunu öğretemeyince sentetik uygulamalarla aşk duygusu harekete geçirmeye çalışılıyor. 24 saat oksitosin veremeyeceğine göre akıllı insan kendi beynindeki eczaneyi harekete geçirir. Kendi oksitosinini salgılar, fizikî temas oksitosini arttırır mesela sarılmak oksitosini arttırır. Onun için biz evli çiftlere küs bile olsalar, cinsellik olmasa bile, evli çiftlere sarılarak yatın diyoruz. Sarılarak yattığın zaman oksitosin salgılanıyor bağlar güçleniyor.

Fiziksel temas sevgi dillerinden birisidir, sevgi dillerinden diğeri ise konuşmak bir sevgi dilidir, hediyeleşmek sevgi dilidir, göz teması, yardım etmek sevgi dilidir. Bu nedenle sevgi dilini kullandığımızda beynimiz oksitosin salgılıyor. Oksitosin salgılandığı zaman da bağlanma ortaya çıkıyor ve kişide aşk duygusu ortaya çıkıyor. Aşk Arapça’da sarmaşık kelimesinden geliyor. Sarmaşık bağlı olduğu şeye öyle bir bağlanıyor ki ölümüne bağlanıyor, o öldüğü zaman o da ölüyor.

Aşk duygusu öyle bir duygu hatta aşk duygusu Leyla ile Mecnun’da öyle bir son noktaya gelmiş ki Leyla ile Mecnun birbirine aşık oluyor fakat bir araya geldiği zaman aşk bitiyor. Ondan sonra bakıyor ki Mecnun “Bu aşk bana niçin verilmiştir?” diyor. İlahi aşk için verilmiş diyor. Mecnun Leyla’yı terk ediyor, ilahi aşka yöneliyor, Fuzuli’nin hikâyesine yöneliyor.

Ama şu an Leyla ile Mecnun yaşasa biz onları alırız psikiyatriye yatırırız ne aşk kalır ne bir şey. Leylasına ulaşabilir ama Mevlasına ulaşamaz. Bu da herhalde bilimin risklerinden birisi. Şu anda böyle bir patolojik aşk varsa tedavi edilebiliyor, edebiyatçılar kızıyor ama bu da bilimin soğuk yüzlerinden birisidir.

Madde kullanan kimsenin beynine bakalım: Extacy aldıktan sonra beynin ön bölgesindeki serotonin depoları boşalıyor. Aşırı uyarılmış serotonin üreten hücreler boşalıyor. Extacy de öyle bir madde ki aldıktan sonra beynimiz orgazm duygusunun 2-3 misli kadar hissediyor ve bu saatlerce sürüyor. Ondan sonra beyin iki hafta sonra normale dönüyor. Üç hafta kişi kolunu bacağını kaldıramayacak kadar halsiz oluyor, durgun oluyor, neşesiz oluyor, depresif oluyor. Beyindeki bütün serotoninleri bir anda boşa ediyor. Extacy’yi ilk alanlar o ilki tekrar yakalamak için tekrar tekrar alıyor ama hiçbir zaman da yakalayamıyorlar. Bağımlılık ortaya çıkıyor.

Şizofren kişinin beyninin ön bölgesi aktif değil, çünkü bu kişinin beyninde kapsül olmuş bir alan var. Bu kişi ayrı bir dünyada yaşıyor. Yağmurlar yağdırıyor, savaşlar çıkarıyor, dünyayı düzeltiyor. Kendisinin Mehdi olduğunu zannediyor. Böyle yaşıyor… Hatta geçenlerde bize bir hastamız yattı, kendinin Mehdi olduğunu söyledi. Psikiyatri bölümümüzde muhakkak bir Mehdi iddiasında olan kimse vardır. O kişi tedavi aldı ve üç dört hafta sonra “Ben Mehdi değilim” diyor ama biz şüpheleniyoruz. Biraz sorguladık güldü hastamız “Ya ben Mehdilik’ten vazgeçmedim ama sağlıklı Mehdi olmaya karar verdim” dedi. “Demek ki Mehdilik’ten vazgeçmemiş tedavi edememişiz” dedim ben. Bu kişiyi o dünyadan çıkardığım zaman, hayatın gerçeklerine hoş geldin dediğim zaman, Şizofren hayatın gerçeklerini mahvediyor. O dünyada o çok mutlu yani Şizoferenin beyni böyle çalışıyor. O kapsülde aktif bir alan var ama beynin yönetici yürütücü, insanı insan yapan bölgesi bu kişilerde iyi çalışmıyor.

Depresyondaki bir kişide ise durum şöyle: Depresyondaki kişinin beyninin ön bölgesindeki fonksiyon bozulmuş. Tedaviden sonra beynin o bölgesi normal haline gelmiş. Depresyondaki bir kişinin tedaviden öncesi beyinin ön bölgesindeki beta dalgaları aktif çalışıyor, manyetik uyarma tedavisi yapılıyor. Bu tedaviden sonra bu kişi de YB 35 mesela Anksiyete 33 tedaviden sonra beynin ön bölgesi düzelmiş. Bu kişi aslında OKB, duygu durum bozukluğu, depresyon dediğimiz şey aslında beyin hastalığı. Beynimizin kimyası bozulduğu için böyle oluyor.

Bunlar psikiyatrik hastalıklar değil, yanlış söyleniyor bu beyin hastalığı. Ruh ayrı bir yapı. Ruh yapımızın mana âleminden madde âlemine bağlantı kurduğu aracı organı da beyin. Beynimiz bozulduğu zaman, ruh kendini ifade edemiyor. Bunu bilmekte fayda var. Kuantum Fiziğine gelelim. Bu enerji tabanlı evren modeli. Yayılan enerjinin yolculuğu burada önemli.

İnanç Psikolojisi diye bir kitap var. 2010’da yayında olan bir kitap, daha sonra inancın nörobiyolojisiyle çok ilgili olduğu için İngilizce çevrilip “İnanç Laboratuvarda” ismiyle piyasaya çıktı. amazon.com’da satılıyor şu anda. Bu kitapta grafiği de İngilizceye çevirdik. Enerji burası, tıbbi amaçlarla enerji arzları kullanılan enerji. 10 üzeri 20, 18 gibi frekanslar görüyorsunuz. Bu frekans yükseliyor. İnsanlar öldüğü zaman vücudunda bazı görüşlerde 21 gram eksiliyor. Ne oluyor, ruh mu çıkıyor, nereye gidiyor 21 gram? Elektronların dönmesi duruyor çünkü madde eksilmediği halde elektron kaybına neden olduğu söyleniyor. Daha sonra bu madde gama ışınları, x ışınları, mor ötesi ışınlar, çıplak göz, kızıl ötesi, radar, mikrodalga, televizyon, kısa dalga, standart radyo, astronomik radyo, ev çekimi graviton parçacık burada. Hava maddesi burada, foto enerji parçacıkları, elektron graviton gezegenleri birbirine çeken karanlık madde üzerine tartışılan bir konu.

Psikon da bir teorik bilgi hipotez, şu anda holografik evrenin Kuantum ilgiyi içeren enerji bandı atom altı parçacık oldu. Şu an ben size (40.45) Atom modeline göre nötron, elektron, proton %4’ü gösteriyor. %94’ü karanlık enerji diye geçiyor. İşte bu karanlık enerji ruh psikon olarak ya da şu anda işte tartışılan fizik bitecek ama bu ispatlanırsa çünkü ışık hızından sonra fizik bitiyor. Ne olacak yani? Işınsal varlıklar mı var diye foton telepatisi diye geçer tartışmalı önemli bir alan var.

CERN deneyi yapılırken Şikago’da, aynı anda Şikago’daki laboratuvarda zamandan bağımsız olarak oradaki fotonlar hareket ediyor. Bunun üzerine maddeden bağımsız enerji parçacığı var buna da Hadson cisimciği denilen cisimcikten bahsediliyor. Bu şu anda Kuantumun yeni alanı. Kuantumu niye söylüyorum? What the bleep do? Ne biliyoruz ki? Burada Kuantum Fizikçisi Duvi Now, bir ilahiyatçı, bir de psikiyatrist bir arada bilinci tartışıyorlar. Tartışmanın sonucunda bir deney var. Washington DC’de deney şu. Biz bin tane Budist rahibi Washinton DC’de deney yaptıracağız. Suçları % 25 azaltacağız diye bir iddia var. Bunun üzerine oranın emniyet müdürüne gidiyorlar. Adam gülüyor, Temmuz ayında kar yağdı deseniz bana bu derece imkânsız gelir diyor.

Bin tane Budist rahip Washington DC’ye gidiyorlar. Orada bir ay dua ediyorlar, bir ay sonra istatistiklere bakıyorlar ki %25 azalmış suçlar. Bunun sonuçları üzerine ilahiyatçı, Kuantum Fizikçi ve psikiyatrist tartışıyor. Şu sonuca varıyorlar; evrensel enerjiye akışa bu dualar yöneliyor. İnsanlardaki agresif duygular azalarak suç azalmış olabilir, Kuantumla bunu açıklayabiliriz diyorlar.

Ortada bir deney var. Bu deneyde ortaya çıkan duruma bilimsel olarak itiraz edebiliyorsun. Bilimsel metodoloji kullanılmış çünkü doğaüstü bir gerçeklik var, o ortaya çıkarılıyor. Doğaüstü gerçekliği ortaya çıkarabildiğimiz gibi Allah’ın varlığını da biz bilimsel metodolojiyle ortaya çıkarabiliriz. O yüzden bu Yaratılış Kongresi bunun için çok önemli.

Kuantum temelli düşüncede üç düşünce var. Bir derin düşünce. Consederation aşkın duygu meditation tefekkür metacognition (44.24) Türkçe’de tefekkür, en iyi derin düşünce ifade etmiyor yani düşünce hakkında da düşünmek, düşündüğünü de düşünmek.

Bunu yapabilmek bu psikiyatride bu üçüncü dalga psikoterapi olarak geçiyor, metabilişsel tedavi olarak geçiyor. Bu tedavi tekniğiyle kişi “Evrende bir dış güç var beni anlıyor beni biliyor. Her şeye gücü yeten bir güç var. O bana yardım edebilir” duygusuna bir insan inanıyorsa teselli buluyor, acizliğini, zayıflığını ve güçsüzlüğünü anlıyor.

Yüksek bir güce, yüksek bir zekâya teslim olabilen bir kimse, birçok psikiyatrik sorunlarını düzeltebiliyor. Travmalarını tedavi edebiliyor yoksa müthiş bir öfke yaşıyor. Müthiş bir kin yaşıyor, müthiş bir acı yaşıyor. Her şeyi bilen bir kimsenin kontrolüne inandığında rahatlıyorsunuz. Bu aslında Müslümanın imanındaki huzurunu ifade eden bir şey. Ben şu anda bakıyorum Müslümanlar imanlarının verdiği huzurun farkında değiller. Bu o kadar kıymetli ki “Olaylar karşısında, hastalıklar karşısında, musibetler karşısında kendini ağır zayıf ve güçsüz hissettiğin zaman, her şeyi bilen, her şeyi kontrol eden, her şeyin anahtarı onda olan, her şeye hükmeden kontrol eden bir dış güç var. O beni duyuyor ve beni anlıyor” dediğin zaman insan o anda ormanda yalnızken birden halat inmiş beni kurtarıyor diye müthiş huzur ve rahatlık buluyor.

Bu imanın vermiş olduğu huzur.. Musibete uğrayan insan için müthiş bir huzur kaynağı. Hâlbuki insanların % 50’sinden fazlası da musibet mağduru. Ya zayıflar, ya güçsüzler, ya dezavantajlı insanlar % 50’yi buluyor. Toplumda bu %50 güçlü insanlar bunun farkında değiller ama hayatının bir döneminde onlar da bunu fark edecekler.

Onun için Mevlana Allaha ulaşmak için aşk yolunu kullanmıştır ama Bediuzzaman Said Nursi de “Allah’a ulaşmak için bu çağda aşk yolundan daha etkili bir yol arar acz, fakr, şefkat, tefekkür yolu, bunu kullanın” diyor.

Bu zamanda aşkın zaafını anlayan bir kimse Allah’ı daha kolay bulabilir; ama aşkta Allah’ı bulursan şaşırtabilir o yolda, çünkü aşkı yoldan çıkartabilecek çok şeyler var. Sahte şeyhler var vesaire. Birçok şey insanı yanıltabiliyor ama acz ve fakr yolu bu çağın insanına daha çok hitap eden bir yol. Derin düşünceyle buna ulaşabiliyor. Bu Kuantum düşüncesi. sosyal entropi, yalan, kötülük, Pandora’nın kutusu içinde mi şimdi kötülük.

Biliyorsunuz insanların Ateizm ve Deizmi savunanların en büyük iddiası şer problemidir. Allah şerri niye yarattı? Freud, şer problemini çözemeyen yani Ateizmle ilgili kitaplarda lafı dolaştırıp dolaştırıp Allah eğer güçlüyse (David Human tezi), niye bu çocuklar ölüyor? Niye kötülük var? Niye kötülüğü yaratmış? Kötülüğü yaratmak niye bir yaratıcıya verilmiş? Bu şer problemini çözemiyor.

Allah kötülük yapma, iyilik yapma, hep iyilik yapma imkânı olan bir varlık yaratmış. Melekler sadece iyilik yapıyorlar, kötülük yapma imkânı yok. Şeytanı da hep kötülük yapmaya yönelik yaratmış. Yaratıcı, iyilikkötülük yapma özgürlüğü olan, iyilik kötülük arasında seçme yapan ve özgürlüğü sınamak isteyen bir varlık yaratmak istiyor. Bu varlık da insan.. İnsanda iyilik yapma imkanı da var ama kötülük ve iyilik yapma imkanı olduğu halde iyilik yapmayı başaran insanı rol model olarak Peygamber Efendimizi Resulullah Efendimizi (SAV) koymuş.

İyilik ve kötülük yapma modeli varken iyilik yapma konusunda en üst model 23 sene peygamber olarak yaşamış ve hep iyiliği tercih etmiş. Bunun gibi olun diyor, bize Allah’ın resulünü rol model olarak ve bunu aklımıza imtihan olarak veriyor.

Kötülük yapma ve iyilik yapma imkânı olan varlıklar yaratılmış. Bunun güzel bir örneği Merkez Efendidir. Sümbül Efendi, Merkez Efendi’nin hocası. İstanbul’da Merkez Efendi Mezarlığı var. Camisi var, türbesi var. Sümbül Efendi üç tane talebesini topluyor. İçlerinden birini seçerek soruyor “Siz Allah’ın yerinde olsaydınız kâinatı nasıl yaratırdınız?” Birisi diyor ki “Herkesi iyi yapardım”, öbürü “Bütün kötülükleri yok ederdim” diyor: Merkez Efendi diyor ki “Ben her şeyi merkezinde bırakırdım” diyor. Bundan sonra adı Merkez Efendi olmuş.

Çünkü Allah’ın iyiyi ve kötüyü denge içinde yaratması, bir hikmet imtihan var çünkü ölüm var. Ölümsüz bir dünyada değiliz ki hayatı boyunca %51 iyileri tercih edenler %51 kötüleri tercih edenler bir sınav sonucunda hayatın sonunda o sınavda ya başarılı olacağız ya başarısız olacağız. Böyle bir evren yaratılmış.

Sosyal entropi olarak da bunu ele alıyoruz. Termodinamiğin ikinci yasası: Entropi. Bu yasaya göre evren düzenden düzensizliğe gidiyor. Eğer entropi yüksekse düzensizlik var. Mesela biz odamızı, evimizi, bahçemizi devamlı düzenli tutmazsak orada düzensizlik olur. Burayı aydınlatmazsak eğer burası karanlık olur, burayı ısıtmazsak soğuk olur. Yani düzenin düzenli bir şekilde desteklenmesiyle düzen devam ediyor. Bu Entropi Yasası termodinamiğin ikinci yasası, enerji yasası.

Böyle olunca bakıyoruz evrende ilk patlamadan itibaren devamlı bir dış müdahale var. Sürekli enerji veriliyor, devamlı ışık veriliyor. Demek ki bir dış güç var, zamandan ve mekândan bağımsız bir yaratıcı var. Zamandan ve mekândan münezzeh bir yaratıcı var. Bu yaratıcı veriyor.

Bu aynı zamanda tevhide işaret ediyor. Bu termodinamiğin dışında da bir karşılığı var. İnsanlarda sonsuz iyilik yapma, sonsuz kötülük yapma potansiyeli var. Nefsimizi böyle yaratmış, biz iyilikte ve kötülükte hangisini tercih edersek öyle bir şey ki kötülük kendiliğinden yayılıyor.

İyilik olmadığı zaman kötülük hâkim oluyor. O halde iyiler tembel tembel oturursa mesuller, iyilerin hiçbir şey yapmaması kötülük olarak yeter. O halde iyilerin proaktif olması gerekiyor. İyilerin iyilikleri yaymak için çabalaması gerekiyor, bunu yapmazsak evren düzensizliğe doğru gider ve kıyamet kopar.

O yüzden bizim ayağımızı uzatayım, çayımızı içip Mehdi gelsin diye beklemek bize mesuliyet olarak yeter. Bu nedenle muhakkak biz proaktif olacağız. İyilikleri yaymaya çalışacağız. Kötülüğün entropisi var, sosyal entropi, yalan, kötülük bu aslında. Bu kötülüğün kutusu, evrenin ve insanın yaratılışıyla birlikte açılmış. Bunun açılmayla birlikte insanlığın imtihanı başlamış, insan minarenin en tepesine de çıkabiliyor kuyunun en dibine de inebiliyor.

Hz. Ebubekir gibi de olabilirsin, Ebu Cehil gibi de olabilirsin. Bize bu iki uç arasında tercih bırakılmış. Bu tercihlerden bizim verdiğimiz kararlar oluyor. Beynimizin bir özelliği var ön bölgesi, bunu yapıyor. Yap yapma, evet hayır, ret kabul diye. Hemen bir karar veriyoruz mesela buraya geldim gelmedim veya bunun yerine Allah’ı inkâr ettim etmedim.

Her an tercih var, mesulüz bundan, bunu yapıyoruz. Bunlar bir şekilde kayıt altında. İyiliği çok olan, kötülüğü çok olan karşılığını görecek. Bir sosyal Entropi Yasası var.

Varoluş hipotezine gelirsek çok Tanrılı dinler vardı, tek Tanrılı dinlere evrildi. Pozitivizm böyle diyordu. Şimdi Tanrıya ihtiyaç kalmadı diyor Nietzsche. “Tanrı öldü” altına Nietzsche yazmıştı. Birisi de; ”Nietzsche öldü” altına “Tanrı” diye yazmış.

Tesadüfi varoluş hipotezi neydi? Varlıkların yaşam mücadelesi, doğal ayıklanma, güçlünün hayatta kalması, Darwinizm, sosyal Darvinizm. Şimdi olasılık hesaplarında neydi? Olasılık hesaplarında bakın DNA’nın ucundaki telomer var. Telomer DNA’nın kaç defa çoğalacağını belirleyen aminoasit sadece. DNA’nın üstündeki telomerin içindeki aminoasitlerin sıralanmasının olasılık hesaplarına göre % kaç olasılıkla buradaki aminoasitler bir araya gelebilirdi. Hesaplanmış 10 üzeri 652 ihtimalle tesadüfen bu aminoasitler bir araya gelecekler ve telomer oluşacak. 10 üzeri 652 bir ihtimal olasılık hesaplarına göre ve olasılık hesaplarına göre 10 üzeri 50’nin üzerindeki olasılıklar imkânsız kabul ediliyor. Demek ki olasılık hesaplarına göre sadece telomerin kendi kendine olması imkânsız. Peki bu evrenin olasılık hesaplarına göre matematik bilimine göre kendi kendine olması o zaman o da imkansız.

Matematik; evrenin kendi kendine, tesadüfi olmasını imkânsız görüyor ama tasarımsal varoluş kendini göstermeyen bir dış güç var, dış gerçeklik var. Buna karşı varlıkların mutluluk arayışı fırsatların değerlendirilmesi ve iki yaşam mutluluğu, dünya ve ahiret mutluluğu. Aslında tasarımsal varoluş hipotezi, bu daha akla yakın.

Bu nedenle Yaratılış Kongresi bu gerçeğin ortaya çıkmasında çok önemli. İnsanlığın geleceği burada. Eğer biz burada bilimsel olarak bunu anlatmazsak mesul oluruz diye düşünüyorum. Bununla ilgili burada Mesnevi Nuriye Bediüzzaman Said Nursi Katre Risalesi’nin 50. Sayfasında yazılan bana ilginç geldi: “… Ve keza bir neviden bir ferdin bütün efraddan imtiyazını temin edecek teşahhus ve taayününün kalem-i kudretle yazılması, bütün nev-i beşerin mesela, efradının nazar-ı kudrette meşhud ve melhuz olduğunu istilzam eder; çünkü bir fert alamet-i farikası cihetiyle bütün efrada muhalif olacaktır. Eğer bütün efrad hazır bulunmazsa taayyünlerinde, alamatlarında muhalefetin bulunmaması ihtimali vardır. Bu ihtimal ise batıldır. Öyle ise bir ferdin Halık’ı, bir nevin Halık’ı olacaktır. Ve keza bir neve Halık olabilmek, cinse de Halık olabilmeye mütevakkıftır. En nihayet iş La İlahe İlla hu da nihayet bulur” . O Allah ki ondan başka ilah yoktur bu da tevhid demek.

Japonya ya gidenler bilir. Şu anda biz Japonlara, Çinlilere baktığımız zaman “ya hepsi aynı birbirini nasıl ayırt ediyorlar” deriz. Aama gidip orada bir ay kaldığın zaman bütün hepsini ayırt etmeye başlarız. Çünkü hepsi birbirinden farklı yaratılmıştır. Dünyada 6 milyar insan var, 6 milyar DNA var. Bir DNA’nın benzer olma ihtimali, 6 milyarda bir bile değil. Bu kadar bir farklılık var evrende.

Şahıslar birbirine benzemiyor. Picasso’nun tablosunu düşünün o tabloya baktığın zaman bunu yapan Picasso dersin. Van Gogh’un tablosuna bakarsın öyle dersin. Onun eseri olduğunu anlarız ama aynı tabloyu bin kişi yaptığı zaman hep bir birine benzer ama bütün insanlar farklı yaratılmış. Bütün her şeyi bilen, 6 milyarı bilen ancak birbirinden farklı yaratabilir. Bir tane bilen tesadüfen olsa 6 milyarda mutlaka birbirine benzeyen olurdu. Muhakkak birbirini taklit eden insanlar olurdu. Ama bakıyoruz 6 milyarda hiç biri bir birine benzemiyor, parmak izlerimiz benzemiyor. Bu ne demek?

Demek ki bütün parmak izlerini bilen bir kimse ancak bunu yapabilir. Tek bir kişi yapamaz, tek bir akıl yapamaz, büyük akıl lazım buna. O büyük akıl da Allah’tır diyor, tevhittir diyoruz. Bu sadece insanların teşahhusundan, şahıslaşmasından ve farklı belirginleşmesinden, farklı farklı olmasından hareketle bunun ancak tek bir yaratıcıyla olabileceğiyle ilgili 1900’lerde yazdığı kitapta bunu söylemiş. Burada da bu sözden bahsettiğim kitap.

Ne biliyoruz ki? What the bleep do we know? Bu ilk başta sunduğum kitap. Kitapta Kuantum fiziğiyle evrenin bilinci hem var hem yok diyor. Evren ve insan, bilinçte hem var hem yokuz. Aslında biz beden olarak dijital bir varlığız ve dijital format içeren her şey nakil edilebiliyor. Ruh da dijital bir format, evren dijital bir yazılım, insan da dijital bir yazılım. İnsanın içerisinde elektronik devre gibi. İnsanın vücudu, ruh, dijital bir yazılım. Bunun içerisinde biz yaratıcıyı bulmak için bekliyoruz. Ondan geldik ona gideceğiz, sinir bilim böyle diyor diyerek yazıyı bitiriyorum.

Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun