İbn Ömer’in kölesini dövmesi günah değil mi?

Tarih: 04.11.2026 - 08:39 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bu soruyu, bir sahabiyi (r.a.) suçlamak veya bir hadise yanlış şekilde inanmak ya da onu yanlış değerlendirmek gibi bir duruma düşmemek için soruyorum.
Bazı baskılarda genellikle 170 numaralı hadis olarak geçen, el-Edebü’l-Müfred’deki bir rivayet hakkında sorum var.
Rivayette, Abdullah b. Ömer’in (r.a.) kölesini altın veya gümüşle birlikte Ömer’e (r.a.) gönderdiği ve kölenin bu parayı başka bir parayla değiştirdiği belirtilmektedir. Köle geri döndüğünde İbn Ömer onu canını acıtacak şekilde (celden vecîan) dövmüş ve ona, kendisine ait olanı değiştirmeden geri almasını söylemiştir.
Sorularım şunlardır:
1.      Bu özel rivayetin senedi de dâhil olmak üzere sıhhat derecesi ve hadis âlimlerinin değerlendirmesi nedir?
2.      İbn Ömer’in bu davranışının muhtemel sebebi neydi? Rivayet, olayın şartlarını anlayabilmemiz için yeterli bilgi veriyor mu?
3.      İslam hukukuna göre köleleştirilmiş bir kişiyi terbiye amacıyla şiddetli veya canını acıtacak şekilde dövmek caiz midir, yoksa bu tür bir muamele yasaklanmış kötü muamele olarak mı değerlendirilir? Klasik fukaha, caiz olan terbiye amaçlı cezalandırma ile aşırı veya hukuka aykırı dayağı nasıl birbirinden ayırmıştır?
4.      Bu rivayet; Sahih-i Müslim’deki Ebû Mes‘ûd rivayeti gibi, hizmetçilere ve köleleştirilmiş kişilere kötü muamele edilmesini yasaklayan sahih hadislerle nasıl birlikte değerlendirilmelidir?
İlgili hadis delillerine ve tanınmış fıkıh âlimlerinin açıklamalarına dayanan bir cevap verilmesini rica ediyorum.
Ayrıca:
5. Bu rivayet sahih olsa bile, “celden vecîan” ifadesi caiz bir terbiye dayağına mı işaret etmektedir, yoksa İslam hukukunun yasakladığı aşırı bir muameleyi de ifade ediyor olabilir mi? Bu konudaki hükmü belirleyen delil nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle ifade edelim ki, kölelik ve cariyelik İslam’ın getirmediği, ama önce ıslah ettiği ve zamanla tamamen kalkmasını hedeflediği bir statü idi; dünya milletlerinin de aynı noktaya gelmeleri sonunda geri dönüşsüz olarak tarihe karıştı.

Soruda geçen konuya gelince:

Bu rivayet ilk bakışta sert gibi görünse de; olayın arka planındaki faiz (riba) gibi büyük bir dinî yasağın işlenmesi, İslam hukukundaki "tazir ve tedip" (disiplin) ilkeleri ve Hz. İbn Ömer’in daha sonra gösterdiği derin pişmanlık ve vicdani muhasebe (köleyi azat etmesi) çerçevesinde ele alındığında doğru bir zemine oturtulabilmektedir.

Abdullah b. Ömer’in (r.anhüma) kölesini dövmesi ve ardından sergilediği tutum, İslam hukukunda köle haklarının ve "kefaret" müessesesinin nasıl uygulandığını gösteren en somut tarihi örneklerden biridir. Bu hadise, köle dövmenin meşrulaştırılması değil; aksine, yapılan hatalı bir davranışın İslam'ın getirdiği ağır yaptırımlarla anında telafi edilmesi ve kul hakkından duyulan derin korku üzerinden açıklanmaktadır.

1. Rivayetin Senedi ve Sıhhat Derecesi

Şebeketü’l-Elûke gibi ilmi ve akademik araştırmaların yer aldığı platformlarda ve ilgili tahkik çalışmalarında, seneddeki ravilerin güvenilir (sika) kabul edildiği, dolayısıyla rivayetin sıhhat açısından amel edilebilir veya delil alınabilir bir nitelik taşıdığı ifade edilmiştir.

2. İbn Ömer’in (r.a.) davranışının gerekçesi ve "faiz" boyutu

İbn Ömer gibi sünnete olan aşırı hassasiyeti ve takvasıyla bilinen bir sahabinin bir köleye fiziki müdahalede bulunması, olayın arka planındaki fiilin mahiyetiyle açıklanmaktadır.

Kölenin yaptığı işlem basit bir ihmal değil, "riba" (faiz) kapsamında değerlendirilebilecek gayr-ı meşru bir mülk değişimi veya işlemidir.

Altın ve gümüş kendi cinsleri karşılığında satılırlar ve bozduruldukları zaman, peşin olarak alınıp verilirler. Veresiye şekline dönünce, bu haram olur. İşte kölenin haram bir alış-veriş yaptığına kızan Abdullah b. Ömer, işlediği faiz günahının büyüklüğünü göstermek ve daha dikkatli olmasını sağlamak amacıyla, ona zarar vermeyecek ama acısını da hissedecek vurmuştur.

Demek ki, Hz. İbn Ömer'in bu konudaki sert tutumu, işlenen fiilin dinî ve hukuki açıdan büyük bir günah (faiz yasağı) teşkil etmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim kaynaklarda, İbn Ömer'in daha sonra bu durumun mahiyetini değerlendirerek pişmanlık duyması sebebiyle o köleyi azat ettiği bilgisi de yer almaktadır:

İbni Ömer, kölesine "Canını acıttım mı?" diye sormuş, köle "hayır" demiştir. Buna rağmen, içi rahat etmeyip köleyi azat ettikten sonra, yerden bir çöp almış ve "Benim için bu işte şu kadar bile bir sevap, bir ecir yoktur." demiştir. (Müslim, Eyman 30)

3. İslam hukukunda "tazir ve tedip" (terbiye amaçlı cezalandırma)

Efendinin kölesi üzerindeki disiplin ve terbiye yetkisi iki temel kategoriye ayrılır:

1. Öfkeye kapılarak, büyük bir suç veya günah işlememiş olan bir köleye haksız yere vurmak, özellikle yüzüne vurmak kesinlikle yasaklanmıştır. Bu tür ihlallerde efendiye cezai yaptırımlar uygulanmış, çoğu kez köleyi azat etme cezası getirilmiştir.

2. Büyük bir günah (bu olaydaki faiz gibi) işleyen veya hukuki/ahlaki sınırları ihlal eden kişilerin disipline edilmesi amacıyla, yaralamayacak şekilde belirli şartlar altında tazir cezasına izin verilmiştir. Buhârî de el-Edebü’l-Müfred isimli eserinde bu konuyu "Bâbu Edebi'l-Hâdim" (Hizmetçinin/Kölenin Terbiye Edilmesi) başlığı altında incelemiştir.

4. "Celden vecîan" (can acıtacak şekilde vurmak) ifadesinin anlamı

Rivayette geçen "celden vecîan" (canını acıtacak şekilde vurulması) ifadesi, bazı araştırmacılar ve alimler tarafından şu şekilde yorumlanmıştır:

Bu kayıt, darbenin şeklinden ziyade, işlenen suçun büyüklüğüne (faiz gibi ağır bir haram işlemeye) işaret eder.

Yani buradaki acıtıcı tazir, şiddetin meşrulaştırılmasından öte, suçun ağırlığı oranında verilen bir caydırma ve disiplin cezası niteliğindedir. Ancak sahabinin bu konudaki bireysel içtihadı veya öfke anındaki davranışı, daha sonraki dönümlerde hukuki denetime ve vicdani muhasebeye (kölenin azat edilmesi örneğinde olduğu gibi) tabi tutulmuştur. Neticede köle azad edilerek hürriyetine kavuşmuştur.

5. Hizmetçilere kötü muameleyi yasaklayan hadislerle uyumu

Sahih-i Müslim’de yer alan Ebû Mesud el-Ensari rivayeti başta olmak üzere pek çok hadis, kölelere ve hizmetçilere haksız yere şiddet uygulanmasını, hatta tokat atılmasını yasaklamakta ve bu durumda kefaret olarak kölenin azat edilmesini emretmektedir:

Ebu Mesud el-Ensarî anlatıyor:

Ben köleme tokat atmıştım Arkadan bir ses “Ebu Mesud! Ebu Mesud!” diye bağırıyordu. Kızgınlığımdan önce sesini alamadım. Yaklaşınca, bir de baktım ki, Hz. Peygamber (asm)’dir... Ve şunu söylüyor:

“Ebu Mesud! Şunu bil! Ebu Mesud! Bilesin ki...”, ben hemen değneğimi elimden yere attım. O şöyle devam etti:

“Ebu Mesud! Bilesin ki, senin bu köleye gücünün yettiğinden çok daha fazla, Allah’ın gücü sana yeter.” Bunun üzerine ben “Ya Resulallah! Onu Allah için azat ettim.” dedim. “Eğer öyle yapmasaydın, muhakkak ateş sana dokunur, seni yalardı.” buyurdu. (Müslim, Eyman, 34, 35)

İbn Ömer rivayeti ile bu genel yasaklayıcı hadisler bir arada düşünüldüğünde; İslam'ın genel ilkesinin şefkat, merhamet ve fiziksel şiddetten kaçınmak olduğu açıkça görülür. İbn Ömer'in vakasındaki müdahale ise genel bir kuralın ihlali değil, büyük bir dinî yasağın (faiz) işlenmesi karşısında o anki şartlarda uygulanan istisnai bir tazir (disiplin) girişimi olarak değerlendirilmiştir.

İbni Ömer hazretleri "Benim için bu işte şu kadar bile bir sevap, bir ecir yoktur." sözleriyle, bu kölesini azat etmekten dolayı bir hayır işlemiş olmadığını, ancak bir hatasının kefaretini ödediğini anlatmak istemiştir. Kefaret olarak köle azat etmek, kazandıracağı sevap bakımından asla Allah rızası için köle azat etmek gibi değildir. İyilik olarak köle azat etmeyi emreden dinimiz, birtakım hataların kefareti olarak da köle azat etmeyi tavsiye etmiştir. Böylece toplumun zayıf kesimlerinin hem haklarını korumuş hem de onlara nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun