Yermük’te bir Rum kumandanı Müslüman mı olmuş?
Duyduğum bir vakıa takriben şu şekilde: Yermük Savaşı’nda Romalıların komutanı Hz. Hâlid bin Velid'i konuşmak için çağırmış ona senin kılıcın gökten mi indi? diye sormuş ve İslam hakkında bazı sorular sormuş sonunda komutan Müslüman olmuş ve Yermük Savaşı’nda şehit olmuş bu olayın kaynakları nedir? Sahih midir? Arapça metniyle beraber baştan sona yazar mısınız? Bu olay Roma kaynaklarında anlatılıyor mu?
Değerli kardeşimiz,
Bu olay İslam Tarihi kaynaklarımızda geçmektedir. Yermük savaşında meydana gelen bu hadise en eski kaynaklardan Vakıdî’nin (207) Futuhu’ş-Şam adlı eserinde geçmektedir. Daha sonra Fesevî, Taberi, İbnu’l-Esîr, Sıbt İbnu’l-Cevzi, İbn Kesîr gibi birçok kaynakta aynı rivayet nakledilir.
Olayda adı geçen Rum komutan kaynaklarda geçtiği şekliyle “Cerce” (جرجةُ) dir. Muhtemelen bu George (Corc) olmalıdır.
Olay Taberi’de şöyle geçmektedir:
«فَنَشَبَ الْقِتَالُ، وَالْتَحَمَ النَّاسُ، وَتَطَارَدَ الْفِرْسَانُ، فَإِنَّهُمْ عَلَى ذَلِكَ إِذْ قَدِمَ الْبَرِيدُ مِنَ الْمَدِينَةِ، فَأَخَذَتْهُ الْخُيُولُ، وَسَأَلُوهُ الْخَبَرَ، فَلَمْ يُخْبِرْهُمْ إِلَّا بِسَلَامَةٍ، وَأَخْبَرَهُمْ عَنْ أَمْدَادٍ، وَإِنَّمَا جَاءَ بِمَوْتِ أَبِي بَكْرٍ رَحِمَهُ اللَّهُ وَتَأْمِيرِ أَبِي عُبَيْدَةَ، فَأَبْلَغُوهُ خَالِدًا، فَأَخْبَرَهُ خَبَرَ أَبِي بَكْرٍ أَسَرَّهُ إِلَيْهِ، وَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي أَخْبَرَ بِهِ الْجُنْدَ، قَالَ: أَحْسَنْتَ فَقِفْ، وَأَخَذَ الْكِتَابَ وَجَعَلَهُ فِي كِنَانَتِهِ، وَخَافَ إِنْ هُوَ أَظْهَرَ ذَلِكَ أَنْ يَنْتَشِرَ لَهُ أَمْرُ الْجُنْدِ، فَوَقَفَ مَحْمِيَّةُ بْنُ زُنَيْمٍ مَعَ خَالِدٍ، وَهُوَ الرَّسُولُ، وَخَرَجَ جَرَجَةُ حَتَّى كَانَ بَيْنَ الصَّفَّيْنِ، وَنَادَى: لِيَخْرُجْ إِلَيَّ خَالِدٌ، فَخَرَجَ إِلَيْهِ خَالِدٌ وَأَقَامَ أَبَا عُبَيْدَةَ مَكَانَهُ، فَوَافَقَهُ بَيْنَ الصَّفَّيْنِ، حَتَّى اخْتَلَفَتْ أَعْنَاقُ دَابَّتَيْهِمَا، وَقَدْ أَمِنَ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ، فَقَالَ جَرَجَةُ:
يَا خَالِدُ أَصْدِقْنِي وَلَا تُكَذِّبْنِي، فَإِنَّ الْحُرَّ لَا يَكْذِبُ، وَلَا تُخَادِعْنِي، فَإِنَّ الْكَرِيمَ لَا يُخَادِعُ الْمُسْتَرْسِلَ بِاللَّهِ، هَلْ أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى نَبِيِّكُمْ سَيْفًا مِنَ السَّمَاءِ فَأَعْطَاكَهُ، فَلَا تُسِلُّهُ عَلَى قَوْمٍ إِلَّا هَزَمْتَهُمْ؟
قَالَ: لَا.
قَالَ: فَبِمَ سُمِّيتَ سَيْفَ اللَّهِ؟
قَالَ: إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ بَعَثَ فِينَا نَبِيَّهُ ﷺ، فَدَعَانَا فَنَفَرْنَا عَنْهُ وَنَأَيْنَا عَنْهُ جَمِيعًا، ثُمَّ إِنَّ بَعْضَنَا صَدَّقَهُ وَتَابَعَهُ، وَبَعْضَنَا بَاعَدَهُ وَكَذَّبَهُ، فَكُنْتُ فِيمَنْ كَذَّبَهُ وَبَاعَدَهُ وَقَاتَلَهُ، ثُمَّ إِنَّ اللَّهَ أَخَذَ بِقُلُوبِنَا وَنَوَاصِينَا فَهَدَانَا بِهِ فَاتَّبَعْنَاهُ، فَقَالَ: أَنْتَ سَيْفٌ مِنْ سُيُوفِ اللَّهِ سَلَّهُ اللَّهُ عَلَى الْمُشْرِكِينَ، وَدَعَا لِي بِالنَّصْرِ، فَسُمِّيتُ سَيْفَ اللَّهِ بِذَلِكَ، فَأَنَا مِنْ أَشَدِّ الْمُسْلِمِينَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ.
قَالَ: صَدَقْتَنِي.
ثُمَّ أَعَادَ عَلَيْهِ جَرَجَةُ:
يَا خَالِدُ، أَخْبِرْنِي إِلَى مَ تَدْعُونَنِي؟
قَالَ: إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَالْإِقْرَارِ بِمَا جَاءَ بِهِ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ.
قَالَ: فَمَنْ لَمْ يُجِبْكُمْ؟
قَالَ: فَالْجِزْيَةُ وَنَمْنَعُهُمْ.
قَالَ: فَإِنْ لَمْ يُعْطِهَا؟
قَالَ: نُؤْذِنُهُ بِحَرْبٍ، ثُمَّ نُقَاتِلُهُ.
قَالَ: فَمَا مَنْزِلَةُ الَّذِي يَدْخُلُ فِيكُمْ وَيُجِيبُكُمْ إِلَى هَذَا الْأَمْرِ الْيَوْمَ؟
قَالَ: مَنْزِلَتُنَا وَاحِدَةٌ فِيمَا افْتَرَضَ اللَّهُ عَلَيْنَا، شَرِيفُنَا وَوَضِيعُنَا، وَأَوَّلُنَا وَآخِرُنَا.
ثُمَّ أَعَادَ عَلَيْهِ جَرَجَةُ:
هَلْ لِمَنْ دَخَلَ فِيكُمُ الْيَوْمَ يَا خَالِدُ مِثْلُ مَا لَكُمْ مِنَ الْأَجْرِ وَالذُّخْرِ؟
قَالَ: نَعَمْ، وَأَفْضَلُ.
قَالَ: وَكَيْفَ يُسَاوِيكُمْ وَقَدْ سَبَقْتُمُوهُ؟
قَالَ: إِنَّا دَخَلْنَا فِي هَذَا الْأَمْرِ، وَبَايَعْنَا نَبِيَّنَا ﷺ وَهُوَ حَيٌّ بَيْنَ أَظْهُرِنَا، تَأْتِيهِ أَخْبَارُ السَّمَاءِ، وَيُخْبِرُنَا بِالْكُتُبِ، وَيُرِينَا الْآيَاتِ، وَحَقٌّ لِمَنْ رَأَى مَا رَأَيْنَا وَسَمِعَ مَا سَمِعْنَا أَنْ يُسْلِمَ وَيُبَايِعَ، وَإِنَّكُمْ أَنْتُمْ لَمْ تَرَوْا مَا رَأَيْنَا، وَلَمْ تَسْمَعُوا مَا سَمِعْنَا مِنَ الْعَجَائِبِ وَالْحُجَجِ، فَمَنْ دَخَلَ فِي هَذَا الْأَمْرِ مِنْكُمْ بِحَقِيقَةٍ وَنِيَّةٍ كَانَ أَفْضَلَ مِنَّا.
قَالَ جَرَجَةُ: بِاللَّهِ لَقَدْ صَدَقْتَنِي، وَلَمْ تُخَادِعْنِي، وَلَمْ تَأْلَفْنِي!
قَالَ: بِاللَّهِ، لَقَدْ صَدَقْتُكَ، وَمَا بِي إِلَيْكَ وَلَا إِلَى أَحَدٍ مِنْكُمْ وَحْشَةٌ، وَإِنَّ اللَّهَ لَوَلِيُّ مَا سَأَلْتَ عَنْهُ.
فَقَالَ: صَدَقْتَنِي.
وَقَلَبَ التُّرْسَ وَمَالَ مَعَ خَالِدٍ، وَقَالَ: عَلِّمْنِي الْإِسْلَامَ.
فَمَالَ بِهِ خَالِدٌ إِلَى فُسْطَاطِهِ، فَشَنَّ عَلَيْهِ قِرْبَةً مِنْ مَاءٍ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ.
وَحَمَلَتِ الرُّومُ مَعَ انْقِلَابِهِ إِلَى خَالِدٍ، وَهُمْ يَرَوْنَ أَنَّهَا مِنْهُ حَمْلَةٌ، فَأَزَالُوا الْمُسْلِمِينَ عَنْ مَوَاقِفِهِمْ إِلَّا الْمُحَامِيَةَ، عَلَيْهِمْ عِكْرِمَةُ وَالْحَارِثُ بْنُ هِشَامٍ، وَرَكِبَ خَالِدٌ وَمَعَهُ جَرَجَةُ، وَالرُّومُ خِلَالَ الْمُسْلِمِينَ، فَتَنَادَى النَّاسُ فَثَابُوا، وَتَرَاجَعَتِ الرُّومُ إِلَى مَوَاقِفِهِمْ، فَزَحَفَ بِهِمْ خَالِدٌ حَتَّى تَصَافَحُوا بِالسُّيُوفِ، فَضَرَبَ فِيهِمْ خَالِدٌ وَجَرَجَةُ مِنْ لَدُنِ ارْتِفَاعِ النَّهَارِ إِلَى جُنُوحِ الشَّمْسِ لِلْغُرُوبِ، ثُمَّ أُصِيبَ جَرَجَةُ، وَلَمْ يُصَلِّ صَلَاةً سَجَدَ فِيهَا إِلَّا الرَّكْعَتَيْنِ اللَّتَيْنِ أَسْلَمَ عَلَيْهِمَا، وَصَلَّى النَّاسُ الْأُولَى وَالْعَصْرَ إِيمَاءً، وَتَضَعْضَعَتِ الرُّومُ، وَنَهَدَ خَالِدٌ بِالْقَلْبِ حَتَّى كَانَ بَيْنَ خَيْلِهِمْ وَرِجْلِهِمْ، وَكَانَ مُقَاتِلُهُمْ وَاسِعَ الْمَطْرَدِ، ضَيِّقَ الْمَهْرَبِ، فَلَمَّا وَجَدَتْ خَيْلُهُمْ مَذْهَبًا ذَهَبَتْ، وَتَرَكُوا رِجْلَهُمْ فِي مَصَافِّهِمْ، وَخَرَجَتْ خَيْلُهُمْ تَشْتَدُّ بِهِمْ فِي الصَّحْرَاءِ، وَأَخَّرَ النَّاسُ الصَّلَاةَ حَتَّى صَلَّوْا بَعْدَ الْفَتْحِ».
Muharebe iyice kızışmış, insanlar birbirine girmiş, süvariler birbirlerini kovalamaya başlamıştı. Tam bu sırada Medine’den bir posta geldi. Süvariler onu karşılayıp haber sordular. O da onlara yalnızca herkesin selamette olduğunu ve yardım kuvvetlerinin gelmekte olduğunu söyledi. Halbuki yanında, Hz. Ebu Bekir’in vefatı ve Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın kumandanlığa tayin edildiği haberi vardı.
Sonra onu Halid bin Velid’in yanına götürdüler. Elçi, Hz. Ebu Bekir’in vefat haberini Halid’e gizlice verdi; askerlere söylediği haberleri de ayrıca ona anlattı. Halid:
“İyi yaptın, şimdi bekle,” dedi.
Ardından mektubu aldı ve sadak kabına koydu. Çünkü bunu açıklarsa orduda bir çözülme meydana gelmesinden korkuyordu.
Elçi olan Mahmiye b. Züneym, Halid’in yanında kaldı. Bu sırada Cerece ortaya çıktı; iki ordunun safı arasına kadar gelip:
“Karşıma Halid çıksın!” diye seslendi.
Bunun üzerine Halid onun karşısına çıktı ve yerine Ebu Ubeyde’yi bıraktı. İki safın arasında buluştular; öyle ki bineklerinin boyunları birbirine yaklaşmıştı. Taraflardan her biri diğerine güvence vermişti.
Cerece şöyle dedi:
“Ey Halid! Bana doğruyu söyle, yalan söyleme. Çünkü hür insan yalan söylemez. Beni aldatma; çünkü asil insan, Allah adına kendisine güvenen kimseyi kandırmaz. Allah sizin peygamberinize gökten bir kılıç indirip onu sana mı verdi? Ve sen o kılıcı hangi topluluğa karşı çeksen mutlaka onları mağlup mu ediyorsun?”
Halid:
“Hayır,” dedi.
Cerece:
“Öyleyse sana neden ‘Allah’ın Kılıcı’ deniliyor?” dedi.
Halid şöyle cevap verdi:
“Allah Teâlâ bize Peygamber’ini gönderdi. O bizi hakka davet etti; fakat biz ondan uzaklaştık ve ona karşı durduk. Sonra bazılarımız onu tasdik edip tabi oldu; bazılarımız ise onu yalanlayıp ondan uzak durdu. Ben de onu yalanlayan, ona karşı savaşan kimselerdendim.
Sonra Allah kalplerimizi ve irademizi onun tarafına çevirdi; böylece onunla hidayete erdik ve ona tabi olduk. Bunun üzerine Peygamber bana:
‘Sen, Allah’ın müşriklerin üzerine çektiği kılıçlarından birisin!’ buyurdu ve benim için zafer duası etti.
İşte bundan dolayı bana ‘Allah’ın Kılıcı’ denildi. Ben de müşriklere karşı Müslümanların en çetin olanlarındanım.”
Cerece:
“Bana doğru söyledin,” dedi.
Sonra tekrar sordu:
“Ey Halid! Söyle bana, siz beni neye çağırıyorsunuz?”
Halid:
“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmeye; ayrıca Allah katından getirdiği her şeyi kabul etmeye çağırıyoruz,” dedi.
Cerece:
“Peki size icabet etmeyenlere ne yaparsınız?” dedi.
Halid:
“Cizye verirler; biz de onları koruruz,” dedi.
Cerece:
“Ya cizye vermezlerse?” diye sordu.
Halid:
“O zaman kendilerine savaş açar ve onlarla savaşırız,” dedi.
Cerece:
“Bugün sizin dininize giren ve çağrınıza uyan kişinin sizin aranızdaki makamı nedir?” dedi.
Halid:
“Allah’ın bize farz kıldığı hususlarda hepimiz eşitiz. Soylu olanımızla sıradan olanımız, önce girenimizle sonra girenimiz arasında fark yoktur,” dedi.
Cerece tekrar sordu:
“Bugün sizin dininize giren biri de sizin sahip olduğunuz ecir ve sevaba sahip olur mu?”
Halid:
“Evet; hatta bazen bizden daha fazlasına bile nail olabilir,” dedi.
Cerece:
“Siz ondan önce Müslüman olduğunuz halde nasıl sizinle eşit olabilir?” dedi.
Halid şöyle cevap verdi:
“Biz bu dine girdiğimizde Peygamberimiz aramızda canlı olarak bulunuyordu. Ona gökten vahiy geliyor, bize ilahi haberleri bildiriyor, mucizeler ve ayetler gösteriyordu. Bizim gördüklerimizi gören, duyduklarımızı duyan bir kimsenin iman edip teslim olması elbette daha kolaydı.
Ama siz bizim gördüklerimizi görmediniz; bizim işittiğimiz mucizeleri ve delilleri işitmediniz. Buna rağmen sizden biri samimiyet ve gerçek bir niyetle bu dine girerse, o bizden daha faziletli olabilir.”
Bunun üzerine Cerece:
“Allah’a yemin ederim ki bana doğru söyledin! Beni aldatmadın, oyalamadın ve kandırmaya çalışmadın,” dedi.
Halid de:
“Allah’a yemin ederim ki sana doğru söyledim. Sana da kavminden herhangi birine karşı da içimde bir kin yoktur. Sorduğun şeylerin hakikatine Allah şahittir,” dedi.
Bunun üzerine Cerece:
“Doğru söyledin,” dedi; sonra kalkanını ters çevirip Halid’in tarafına geçti ve:
“Bana İslam’ı öğret,” dedi.
Halid onu çadırına götürdü. Üzerine bir kırba su döktü (gusül abdesti aldırdı). Ardından Cerece iki rekat namaz kıldı.
Cerece’nin Halid’in tarafına geçmesini gören Rumlar bunun bir saldırı hamlesi olduğunu zannettiler ve hücuma geçtiler. Başlarında İkrime bin Ebu Cehil ile Hâris bin Hişâm bulunan koruma birliği dışında Müslümanları mevzilerinden söküp attılar.
Bunun üzerine Halid, yanında Cerece olduğu halde atına bindi. Rumlar Müslümanların arasına kadar girmişti. İnsanlar birbirlerine seslenerek yeniden toplandılar. Rumlar da tekrar eski yerlerine çekildiler.
Sonra Halid onları ileri sürdü ve iki taraf birbirine iyice yaklaşıp kılıçlarla çarpışmaya başladı. Halid ile Cerece, gündüz yükselmeye başladığı andan güneş batıya meyledinceye kadar Rumların içinde şiddetle savaştılar.
Sonunda Cerece vurularak şehit düştü. Müslüman olduktan sonra secde ettiği tek namaz, İslam’a girdikten sonra kıldığı o iki rekât olmuştu.
İnsanlar öğle ve ikindi namazlarını ima ile kıldılar. Rumların düzeni bozulmaya başladı. Halid ordunun merkez kuvvetleriyle hücuma geçerek onların süvari ve piyadelerinin arasına kadar girdi.
Savaş alanı at sürmeye elverişli genişlikteydi; fakat kaçış yolları dardı. Rum süvarileri kaçabilecekleri bir yol bulunca kaçıp gittiler ve piyadelerini saflarda bırakıp terk ettiler. Süvariler çölün içinde hızla uzaklaştılar.
İnsanlar namazlarını ancak fetih gerçekleştikten sonra kılabildiler. (Taberi, Tarihu’l-Umem ve’l-Muluk, 3/397-400)
İslam tarihi kaynaklarında anlatılan olay böyledir.
Bu konu, Tarih kaynaklarında meşhur olmuş ve ciddi bir reddiye ile karşılaşmamıştır.
Roma kaynaklarına gelince,
Bugün elde bulunan meşhur Bizans kroniklerinde Cerece’nin Müslüman oluşunu açık biçimde anlatan bir kayıt bilinmemektedir. Ancak erken dönem savaşlarda birçok ayrıntının Bizans kaynaklarına hiç geçmemesi olağandır.
Ayrıca Bizans kronikleri genellikle siyasî ve askerî sonuçlara odaklandığından, tek tek kumandanların din değiştirmesi gibi olaylar her zaman kaydedilmemiş olabilir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Peygamberimizin, gece cinlerden korkan Halid b. Velid'e tavsiye ettiği hadisin sıhhat ve orijinal metni nasıldır?
- Firavun'un kızının berberi Maşita Hatunun şehid edildiği rivayeti sahih midir?
- Firavun kendi ölümünü kendi mi seçti?
- Camiye abdestli gitmek şart mı?
- Cebrail bize dinimizi mi öğretmiş?
- Ala tenli, kel ve körün imtihanı nasıl olmuştur?
- Cennetliklerin birbirilerini ziyaret etmesiyle ilgili hadisn manası nedir?
- La ilahe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?
- Çocuğun ölümünü kocasından gizlemiş mi?
- Cin musallat olan kişiye yapılan rukye hadisi sahih mi?