Çizgi filmlerdeki tehlikeler nelerdir?
Değerli kardeşimiz,
APOTHEOSIS OF MANKIND WITH MAGIC OBJECTS IN CARTOONS
Res. Assist. Yavuz KOTAN1, Asst. Prof. Dr. irfan HIDIROĞLU2
1Muş Alparslan Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Sinema Bölümü, Muş, Türkiye
2Atatürk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo- Televizyon ve Sinema Bölümü, Erzurum, Türkiye
Abstract
According to the idea of creation, mankind was sent to evolve through knowledge and prayer in the world with the abilities and limitations given to it. However, in many different narratives, from the early ages of history to the present, humanity's purpose in the world has been portrayed as a struggle with nature and "gods". In these narratives, human beings, although knowing that they are mortal beings, have not given up their search for immortality. Therefore, instead of accepting the powers and attributes given Allah, the only and unique, believing and prostrating to him, they tended to tear up the qualities of it and distribute different gods as seen in Greece, Egypt and other societies. Even in the second stage, this has led to the deification of man by transferring the names of God to mankind. By attributing a god for every attribute of God as their greatest opponent, they wanted to reflect on the gods they built in their own mind and be dominant over nature in this regard. In this context, in the story of evolution, mankind has transformed itself into power and ability by using its unique characteristics of creativity and various symbolic magical objects. The aim of this work is to reveal what kind of magical objects they use to possess holy powers in the way that man makes himself dominant over nature through cartoons. The cartoons broadcast on TV channels are defined as the universe of our work, and the Cartoon Network TV channels are sampled from within this universe. The cartoon series "Justice League" will be interpreted, and how the symbolic magic objects are and how human beings have become perfect human beings will be explained through the content analysis method.
Key Words: The creation thought, Seeking immortality, Symbolic magic objects, Apotheosis of man
ÇİZGİ FİLMLERDE SİHİRLİ NESNELER YOLUYLA İNSANIN TANRISALLAŞTIRILMASI
Arş. Gör. Yavuz KOTAN, Dr. Öğr. Üyesi İrfan HIDIROĞLU
Özet
Yaratılış düşüncesine göre insanoğlu kendisine verilmiş yetenekler ve sınırlılıklarla dünyada ilim ve dua vasıtasıyla tekamül etmek için gönderilmiştir. Ancak, tarihin ilk çağlarından günümüze kadar, farklı birçok anlatıda insanoğlunun dünyadaki amacının doğa ile ve “tanrılarla” olan bir mücadelesi olarak resmedilmiştir. Bu anlatılarda, insanoğlu her ne kadar ölümlü bir varlık olduğunu bilse de ölümsüzlük arayışından vazgeçmemiştir. Bu yüzden, tek ve bir olan Allah’ın güç ve sıfatlarını kabul edip ona inanıp secde etmek yerine, ondaki sıfatları parçalayıp Yunan, Mısır ve diğer toplumlarda görüldüğü gibi farklı tanrılara dağıtma eğilimine girmiştir. Hatta ikinci aşamada, Allah’ın isimlerini insanoğluna aktararak insanın tanrısallaşmasının önü açılmıştır. Allah'ın her bir sıfatına bir tanrı atfetme yoluyla, en büyük rakibi olarak kendi kafasında kurguladığı tanrıları yansıtma ve bu sayede doğa üzerinde egemen olmak istemiştir. Bu bağlamda evrimleşme hikayesinde İnsanoğlu, yaratıcıya has özellikleri, çeşitli simgesel sihirli nesneler kullanarak dönüştürüp, iktidar ve yeteneğe kavuşmaktadır. Çalışmanın amacı, çizgi filmler üzerinden insanın kendisini doğaya karşı egemen kılması yolunda ne tür sihirli nesneler kullanarak kutsal güçlere sahip olduklarını ortaya koymaktır. Televizyon kanallarında yayınlanan çizgi filmler çalışmamızın evrenini, Cartoon Network TV kanalı da bu evren içerisinden örneklem olarak belirlenmiştir. “Adalet Takımı” Çizgi Film Serisi de bu tv kanalı içerisinden örnekleme olarak seçilen çalışmada, içerik analizi yöntemi ile simgesel sihirli nesnelerin neler olduğu ve insanoğlunu nasıl mükemmel insana evirdiği yorumlanıp değerlendirilecektir.
Anahtar Kelimeler: Yaratılış düşüncesi, Ölümsüzlük arayışı, Simgesel sihirli nesneler, İnsanın tanrısallaştırılması
GİRİŞ
Yaratılış düşüncesine göre insanoğlu kendisine verilmiş yetenekler ve sınırlılıklarla dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla tekâmül etmek için gönderilmiştir. Ancak, tarihin ilk çağlarından günümüze kadar, farklı birçok anlatıda insanoğlunun dünyadaki amacı, doğayla ve “tanrılarla” olan bir mücadele olarak resmedilmiştir. Bu anlatılarda, insanoğlu her ne kadar ölümlü bir varlık olduğunu bilse de ölümsüzlük arayışından vazgeçmemiştir. Bu yüzden, tek ve bir olan Allah’ın güç ve sıfatlarını kabul edip ona inanıp secde etmek yerine, ondaki sıfatları parçalayıp Yunan, Mısır ve diğer toplumlarda görüldüğü gibi farklı tanrılara dağıtma eğilimine girmiştir. Hatta ikinci aşamada, Allah’ın isimlerini insanoğluna aktararak insanın tanrısallaşmasının önü açılmıştır.
- İSLAM’DA YARATMANIN ÖZGÜNLÜĞÜ
İlk yaratma anlamına gelen yoktan var etme konusunda, evrenin yaratılması bir sisteme bağlanarak güneşin ve ayın yaratılması, çevresindeki gezegenlere olan konumu, dünyanın yaratılması, dünya özelinde de; denizler, karalar, okyanusların yaratılması söz konusudur. Kur’an-ı Kerim’deki “kün” emri, bu yaratmaya bir temsildir. Bu temsilde, ilim dairesinden kudret dairesine geçme mânâsı bulunur. Bu bağlamda yaratmada, ilmi ile takdir eden Allah, kudret göstererek daha önceden hiç olmayan bir şeyi, ilk olarak ilim dairesinden kudret dairesine aktarır. Yoktan var edilen herhangi bir şeyin öncesi ve emsali olmadığı için yoktan var etme eylemi Allah’ın Tekvin sıfatının yansımasıdır. Bu bakımdan Tekvin, var etmek, yaratmak manasında olup; Allah, zatıyla kaim, bilfiil yaratmak ve icat etmek şanından olan sübûtî ve hakiki sıfatlarından birisidir. Yüce Allah, Tekvin sıfatı ile dilediği herhangi bir şeyi yoktan var eder veya var iken yok eder. Yüce Allah’ın âlemleri yaratıp yok etmesi, kullarını yaratıp yaşatması, onları beslemesi sonra da öldürüp başka bir âleme onları götürmesi, tekvin sıfatının tecellisi ile olur. Tekvin’in (yaratmanın) anlamı bir eserin meydana gelmesinde doğrudan doğruya işleyen, hükmünü, imzasını koyan, eşsiz etki sahibi olmasını anlatan bir fiildir. Bu bakımdan Tekvin sıfatı, halk etmek, îcâd ve te'sir gibi kavramlarla da beraber kullanılmaktadır.
Yaratma fiili ve yaratıcı olma sıfatıyla bilinen Allah, Yaratan (halık), yaratılandan (mahlûk) bu özelliği ile yüksek ve üstündür. “Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/7: ). Bu Ayet-i Kerime’de yaratılanların kalp ve kulaklarının mühürlenmiş olması insanın aciz ve yaratanın karşısında zayıf olduğunu göstermektedir. Zira, Allah yaratma sıfatı ile insanı, kendisinin kurallarını koymuş olduğu hak din fıtratı üzerine hoş görerek yaratmıştır. Yani insan nefsi ile bazı şeylere meyleder. Ancak olacak olan ne ise onu Allah diler. Bu bakımdan, nefsi ile insanoğlunun imtihanı ahde vefa ve ahdi inkâr arasında gel gitler yaşaması üzerine kuruludur. O halde Allah'ın iradesinin tek ve yegâne olduğu ve bu iradenin her şeyi kuşattığı açıktır. Allah mutlak irade sahibidir. Bu ilâhi iradenin varlığına çeşitli ayet ve hadisler şahitlik etmektedir. Âlemde hiçbir şey, Allah'ın mutlak iradesinin dışında değildir. İlâhi iradenin her şeyde hükmetmesi ve söz sahibi olması bakımından, Allah'ın irade ve dilemesine "Külli irade" denilmektedir. Bu bakımdan ilâhi irade, insanın iradesini de kuşatır. İnsan iradesi ise, bir konuda bazen istekli, bazen isteksiz olur; bazen bir işi yapmak ister, bazen istemez. Bunlar insanda da var olan iradenin varlığına işaret eder. Fakat insanın bu tarzda anlaşılan iradesi, Allah'ın yüce, mutlak, tarifi imkânsız iradesinin yanında çok küçük bir iradedir. Bu bakımdan insanın bu iradesi, Allah'ın külli, mutlak iradesi yanında "Cüz'i irade" olarak açıklanır.46
İlahi irade zaten insanın sapmaya meyilli olduğunu bilmektedir. Bu nedenle onu iyiye yönlendirme amaçlı bir telkin sistemini (semavi dinleri) insanın peşi sıra yollamıştır. “O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.” (Nahl suresi 16/12). “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.” (Nahl suresi 16/67).
“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.“ (Bakara 2/164 diyanet). 47
"Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir." (Araf suresi, 7/179) Bu ayetler ışığında, başlangıçta Allah insanı en güzel kıvamda (ahseni takvim) yani islami fıtrat üzerine yaratmış ancak sonrasında insanın cüzi iradesi onu nefsine meyletmiş hale getirmiş, onu aşağılara çekmiş (esfeli safiline), düşürmüş, kâmil kul olma yolundan uzak tutmuştur. Burada açık olan taahhütlerin yerine getirilip getirilmemesi konusu insanın kendi kararına bırakılarak bir tercih yapmasına bağlanır. Her tercih bir yüktür ve her iki tercihin de hem ahiri hem de zahiri sonuçları vardır. Ancak kulun evveli, ahiri, zahiri, batını varken Allah’ın, evveli, ahiri, zahiri ve batını yoktur. Evvel- ahir, sebep- sonuç; bunlar Allah’ı izah etmeye çalışırlar fakat Allah’ın yerine geçemezler.
Yukarıdaki ayetlerden yola çıkarak Allah’ın yaratma eylemini kendisinden başka hiçbir varlığa, vermediği İslam’ın en büyük iddiasıdır.
Felsefe tarihinde Allah'ın varlığı ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delillere dayalı olarak ispatlanmaya çalışılmıştır. Bunlardan birisi felsefenin teolojik bakış açısından ayrılıp salt insani düşünce sistematiği içerisinden bakma temelli etik yaklaşımdır
46Allah, Âdem'in üstünlüğünü ortaya koyarken, meleklerin karşısında Hz. Âdem’i, iblisin de dâhil olduğu melekler grubuna karşı üstünlüğünü göstermek için hepsini toplu bir karşılaşmaya tabi tutmuştur. Ayette de belirtildiği üzere, Allah ilk insan Âdem’e öğrettiği ilmi onun meleklerden üstün olduğunu ispat etmek için ileri sürmüştür. Burada üstünlük ölçüsü Allah'tan gelen ilimdir. Bu âyet-i kerimeler bize, ilk insanın topraktan yaratıldığını; ilkel bir hayat yaşayıp kendiliğinden tekâmül ederek ilme ulaşmadığını Allah'ın öğrettiği eşyaların isimlerini bildiğini haber veriyor. "Hani Biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hâriç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve istikbâr etti/büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu." (2/Bakara, 34). Allah, Âdem’e secde emriyle, onun üstün kabul edilmesi emrini vermiştir. İnsanı faziletli bir konuma getirmiştir, çünkü Allah Âdem’e öğrettikleri ile onu meleklerden üstün sayacak özelliklerle donattı. Bu bakımdan, İnsan aklının ilim içerisindeki konumu, bildirilen/öğretilen bilginin yanında irade ile de doğrudan ilgilidir. Allah’ın insana, tercih özelliği taşıyan hür irâde erkinliği verdiği gibi, her yaratılan mahlûkatın ulaşamayacağı mârifet (herkesin gösteremeyeceği beceri, hüner, ustalık.) kapasitesini de bildirdi. Bu bağlamda, İnsan tabiatının iki yönlülüğü, yolunu ayırmak için iradesini kullanma becerisi ve kendi çabasıyla Allah'ı bulma emânetini ve sorumluluğunu üzerine alması durumu, Allah’ın kudret’i iradesinin bir tecellisidir.
47 Allah’ın yaratma eyleminde bir süreklilik söz konusudur. Hem yeni doğumlarla oluşan yaratma hem de hâlihazırda yaratılmış her insandaki değişimlerle birlikte anlık yaratma söz konusudur. Bu formdaki yaratılışın süreklilik arz etmesi durumu el-Halîmî, Hâlik isminin “faal-i hallak” oluşunu ifade eder.
Bir diğeri ise insanın toplum içerisinde eylediklerini gözden geçirip yeni bir devlet-insan ilişkisi kuran Aydınlanma döneminde olgunlaşarak nüvesini veren batı düşüncesinin temelleri yaklaşımdır. Varlığını ilk kez 17. Yüzyılda göstermeye başlayan ontolojik yaklaşımın ele alınış dönemi Aristoteles’e kadar uzanır.48 Yaratıcının varlığını gösteren ontolojik kanıta (veri) ulaşmanın yolu, her şeyden önce mantıksal olarak bir mükemmelin varlığını göz önünde tutmaktan geçer. Bu durumda ontolojik kanıta bizi götüren şey, mükemmeli arayan düşüncenin özü olan Tanrı'dır. Ontolojik kanıt olarak anılmasının sebebi, Tanrı'nın varlığının Onun var olmasıyla kanıtlanmasından ötürüdür. Düşüncede bu öz ön planda iken Onun varlığı zorunludur, bir an için bile yok sayılması sistemi ters yüz eder. Çünkü, Tanrı'nın var olmadığını düşünmek, onun en mükemmel bir varlık olmadığını söylemek anlamına gelir, bu ise İslam’daki vahdaniyet bakımından tanrının bir tek olarak var olma özelliğine terstir. Onu var eden niteliklerinden eksik özellikte bir varlığın yaratıcı olarak Tanrı olması söz konusu değildir. Bu bakımdan vahdaniyet kabul ediliyorsa, Onun dışındaki var olan şeyler de ona katılarak ondan pay alarak, var olurlar. Bu minvalde Tanrı, mutlak olarak vardır. (Bardakoğlu, 2000)
Evrenin işleyişi ve yapısından yola çıkılarak oluşturulan kozmolojik deliller bize, İslam düşünce tarihindeki hudüs ve imkân sözcüklerini hatırlatmaktadır. Eflatun ve Aristo evrenin başlangıcını bir düşünme biçimi ortaya koyarken ilk hareket ettirici bir muharrikten bahsederler. Bu tarif Aristo’nun dört neden öğretisini de kapsar.49
2. İNSANIN TANRISALLAŞMASI BAĞLAMINDA ANTROPOMORFİZM
Antik çağda inanç sisteminin oluşması, insanın doğa ile kurduğu ilişkiye göre şekillenmiştir. İnsan doğa ile kurmuş olduğu mücadelede, doğayı kendisi gibi düşünen, duygulara sahip bir refleks niteliğinde kurgulamıştır. Doğada insanın bir anlam yükleyemediği, kendisine faydası veya zararı olan olayların gerçekleşme nedenlerinin bir idareci kuvvetin varlığına dayandığı düşüncesi insanı, tanrı kavramı üzerinde düşünmeye zorlamıştır
48 Aristoteles, sonradan “Ta meta physike” (metafizik) ismi ile anılan toplama metinlerinde bahsettiği ve “ilk felsefe” adını verdiği düşünce sistematiği için, “varlığı varlık olarak ele almak” ifadesini kullanmıştı. Ama Platon'un idea öğretisi ya da Sokrates öncesi filozofların “arkhe” arayışları ontoloji alanında ilk bilgisel çabalar sayılabilir. Kilise erkinin devlet ve toplum nezdinde hüküm sürdüğü orta çağda Aquinolu Thomas Aristoteles'in çalışmasından yararlanarak Tanrı'nın varlığını savını iddia ederken varlıkbilimden yola çıkmıştır. Bu konuda Aristoteles'in bu tanrı ile ilgili bu metinlerini “Tanrı'nın yarattığı varlıkların bilgisi”ni içeren metinler olduğunu savunmuştur. Fakat yeniçağda metafizik öğelerle uğraşılması durumu bilimin dışında tutulmuş, metafiziğin bilimi engelleyici özellikte olduğu savunulmaya başlanmıştır. (Aristoteles, 1987).
49 Aristo’ya göre Her şeyden önce evrenin kendisinden meydana geldiği bir ilk madde mevcuttur. Aristo ilk madde izahında; kaotik bir sitemin varlığına işaret eder. Yani, üzerinde barındırdığı niyetini, şartlarını oluşturmaya hazır başı ve sonu olmayan (ezeli) bir refleksin varlığından bahseder. Evren de bu kaotik maddede “gizil” olarak bulunan formun (edimselleşmesiyle) aktifleşmesiyle meydana gelmiştir. O hâlde ikisi de ezeli olan madde ve form evrenin meydana gelmesindeki iki temel unsurdur. Bunun yanı sıra, evrenin varlık kazanması için gereken ilk hareketin de ona verilmiş olması gerekir ki bu da bir hareket ettiriciyi üçüncü bir neden olarak gerektirir. Bu üçünün yanı sıra bir de amaç, erek vardır. Yani Tanrı, evreni gelişigüzel değil, önceden saptadığı bir amaca göre meydana getirmiştir ve bu amaç da evrenin varlığını, gerçekliğini açıklamakta başvurulan nedenlerden biri olur. Yukarıda bu amacın, formu yetkinleştirmek, edimselleşmek, salt formluluk olan Tanrı’ya mümkün olduğunca benzemek olduğu ifade edilmişti. Elbette şeyler, asla salt form hâline gelemezler. Gelebilselerdi, evrende harekete gerek kalmaz ve evren mevcut durumdaki gibi oluş üzerine temellenmiş bir yapıda olmazdı. Bu yüzden evren mevcut düzeniyle varlığını sürdürdüğü sürece, ki; ezeli ve ebedidir, amaç da daima dört nedenden biri olarak mevcudiyetini sürdürecektir. Eflâtun’un hareketin nihaî kaynağını ruha bağlamaya çalışması ve Aristo’nun ilk sebep veya ilk hareket ettirici fikrini benimsemesiyle Tanrı’nın varlığını ispat etme ihtiyacı Yunan felsefesinin konuları arasında yer almaya başlamıştır. İlkçağ felsefesinde kullanılan kozmolojik düşüncenin sonucu olan evreni ve tanrıyı ispat girişimleri, daha sonra Kitâb-ı Mukaddes metinlerinde yer alan tanırının birliğini onaylayan bakış açısı ile beraber Yahudi ve Hristiyan din ilimleri içerisinde de yer almıştır.
Bu durum insan çevresinde gelişen tabii olaylara bakan insanın kendi yaratılışında olan akletme yeteneği içerisinde; kişiselleştirme ve fantastik kurgu düşüncesi yoluyla gerçekleşmiştir. Bu yolla insanın kurguladığı ve tasvirini yaptığı tanrı biçimleri, kendisinden üstün güçlere haiz, insansı veya bir hayvanın uzuvlarına benzeyebilecek şekilde çok çeşitli olabilmektedir. Bu nedenle mitoloji tanrılar, tanrıçalar ve kahramanlarla doludur. Antik çağda İnsanın tahayyülü çerçevesinde doğada bulunan somut ve soyut her şey tanrılara bağlıdır. Gökyüzü, yeryüzü, karalar, denizler, mevsimler, aşk gibi bütün nesnelerin ve olguların tanrısı çeşitli olmakla beraber, her tanrının ayrı görev ve sorumlulukları vardır. Bu tanrılar birbirleri ile ilişki halinde olup birbirleri ile çatışıp savaşmaları sonucu doğadaki olay, olgu ve hislerin meydana geldiğine inanılır. Çoktanrıcılık adı verilen bu inanç sistemi politeizm olarak adlandırılır. Tanrılar, aynı insanlar gibi acıkırlar, emisyonel hislere sahiplerdir. Evlenebilirler hatta onların çocukları, doğanın başka alanlarına hükmedebilir. Çoklu tanrıların birlikte oldukları bu sistem Panteon olarak adlandırılır. Bu sistem içerisinde tanrılar insan özellikleri taşıyan üstün varlıklardır. İnsandan en önemli farkları ölümsüz olmalarıdır. Antik Yunan, bu bakımdan çoktanrılı dinlerin hüküm sürdüğü toplumlardan birisidir. Antik Yunan toplumu, evreni üç kardeş tanrıya teslim etmiştir. Hepsinin görev ve üstünlükleri birbirlerinden farklıdır. Gökyüzü ve üstün özelliklerin çoğu, Zeus’ta, denizler Poseidon’da, yeraltı ise Hades’tedir. Hatta, mevsimlerin ortaya çıkması hikayesinde Zeus ve Hades’in istenmeyen bir evlilik olayında, birbirleri ile çatışmaları sonucu kış mevsiminin ortaya çıktığına inanılır. Bu bağlamda antik Yunan, doğada devinim içeren her nesne ve düşüncenin ayrı bir canlı güç olarak düşünülmesinden yana olmuştur. Bu inanış insani özellikleri nesnelere yükleme düşüncesini ve nihayet bu özellikleri ayrı ayrı görevlendirdikleri tanrıya atfetme eğilimine geçmişlerdir. (Rosenberg, 2017). Bu bağlamdaki bir Panteon sistemi antropomorfizmle (insanbiçimcilik)50 denktir. Antropomorfizm51, İnsan biçimi ve insani niteliklerinin başka bir varlığa atfedilmesi demektir. Hayvanlar, cansız varlıklar, doğa güçleri, şeytanlar, melekler ve tanrılar antropomorfizmin konusunu oluşturabilir. İnsanın doğa ile mücadelesindeki üstlenmiş olduğu vasıf, öncelikle onu bir veya birden çok tanrının varlığını kabul etmeye itti. Bu yolla doğaya anlam yükleyerek insan doğa içerisinde kendisini var etti. Fakat varoluşundaki fanilik ona sonsuz olma, ölümsüzlüğe ulaşma gibi düşünceleri de ektiği için hiçbir zaman üstünlük kurma niyetini geride bırakmamıştır.
İslamiyet’teki Allah’ın mutlak sıfatları Antik Yunanda çeşitli tanrılara pay edilmiş ve nihayetinde insanlara kadar indirgenmiştir. Batı kurmacasındaki evrimi içerisinde doğa karşısında en başta aciz olan insanın kendisini güvende olma, barınma ve karnını doyurma gibi temel ihtiyaçlarına inat, doğa acımasızdır. Toplu yaşama ve toplum içerisinde varlığını gerçekleştirme ihtiyaçları insana birtakım kuralları dikte etmiştir. Bu bağlam onun karşısına, toplum içerisinde var olurken tercih yapmasını ve yaptığı tercihten sorumlu tutulması durumlarını çıkarmıştır. İnsan, organize bir yapı olan toplum ve yaşadığı coğrafya içerisindeki ödül (yaşam)- ceza (yok olmak) sisteminde ya vardır ya da yoktur. Zamanla insan doğayla uyumlu bir şekilde yaşamayı ve onunla geçinmeyi öğrenir. Avlanarak, kendisine güvenli alanlar inşa ederek ve beslenme ihtiyaçlarını karşılama noktasında uzmanlaşmış ve doğayı evcilleştirmiştir. Bu bakımdan insanın kendini aşması durumu onun tanrısallaşmasına veya tanrının yer yüzündeki direk temsilcisi olmasına bağlıdır. Doğa karşısında yetenekli insan artık doğaya isyan ederek her türlü gücü elinde bulundurabileceğine inanarak tanrısal özelliklere evrilmiştir. Bu sayede tanrısallaşan insan, güçlü doğa-güçlü tanrı ikilisinin tam karşısına kendisini koyarak zayıf insandan doğa karşısında güçlenen tanrısal özelliklerin birer taşıyıcısı olan ve hatta bu özelliklerin bizzat sahibi olan insana evrilmiştir. İslam inancı içerisinde yer alan ve Allah’a ait birçok sıfat ve özellik bu anlamda batı kurmacasında insanlar arasında paylaştırılmıştır.
50 Tanrı'nın, tanrıların veya doğal güçlerin insanın biçimine ve niteliklerine sahip olduğunu söyleyen anlayışa veya Tanrı'nın, tanrıların, insanın; bilinç, niyet, irade, duygu ve duyumuna benzer yeti ve özelliklere sahip olduğu inancına Antropomorfizm ya da “insan biçimciliği” denilmektedir. İnsana özgü nitelikleri doğa güçlerine yükleyerek mitsel varlıklara bağlanma şeklindeki evrimci açıklama olan Antropomorfizmde tanrılar tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, yalan söylerler, aldatırlar, kıskanırlar ve birbirlerinin ayaklarını kaydırırlar (Yazoğlu,1998).
51 Yüce varlıkları ve tanrıları insan biçiminde tasarımlayan; insana benzer yetenek, tutum ve davranışlarla niteleyen görüş. (Örnek, 1973)
Mit olarak adlandırılan geçmiş zaman hikayeleri kurmaca özelliği bakımından edebi metinlerde de yer alır. Hiçbir edebî metinde, yaşanan gerçeklik olduğu gibi anlatılmaz. Yani kurmacasının olmadığı edebi bir metin öğretici metin olmaktan öteye gidemez. Tanrı olan kahraman üstünlüğünü korumak adına çoğu zaman diğer ilahi özellikteki varlıklarla ve insanlarla savaşmak zorundadır. Özellikle Yunan mitlerinde rastladığımız tanrılar arası savaşlar ve mücadeleler kahramanın üstünlük kurma yolundaki çabalarının bir göstergesidir. Her biri birer güç göstergesi olan ateşe, aya, güneşe sahip olmak için tanrılar bu söylencelerde birbirlerini aldatarak, kandırarak ya da birbirlerinin ayaklarını kaydırarak onlara sahip olmak istemişlerdir (Prometheus’un ateşi çalması veya tanrıların kendilerinde olmayan herhangi bir özelliği, güç, cesaret gibi, bu özelliğe sahip olan başka bir tanrıdan almak için onu yemesi) Mitsel birçok anlatıda doğaya karşı kendisini zayıf ve güçsüz hisseden insan gücü kutsal bir varlığa atfetmiş sonrasında doğa karşısında güçlenen insana bu güç bölünüp parçalanarak indirgenmiş ve onlara dağıtılmıştır. Frye’nin bahsetmiş olduğu ve kurmacanın geçirdiği birbirinden farklı seviyelerdeki evrimde aslında başka aşamalarda söz konusudur. (Frye, 2015). Şöyle ki, güç, yetki ilk önce tanrıya sonra sırasıyla tanrılara, yarı tanrılara, kral tanrılara olmak üzere gökyüzünden yeryüzüne doğru bir indirgemeci anlayış içerisinden verilmektedir. Yunan anlatılarında ilk ilkel oyunlardaki “Maske Oyunu” da bu indirgemeci anlayışın bir örneği olarak tanımlanabilir. Şöyle ki; oyun sırasında üst üste takılmış üç maske sırasıyla kaos (doğaya karşı zayıf olan insan), kuş gagası (doğa ile mücadele içerisinde var olan insan) ve insan yüzü (tanrısal özellikleri taşıyan insan) şeklindedir. Burada en son gözüken insan yüzü maskesi, tanrının insana dönüşmesi hikayesi, İnsanın tanrıyı yer yüzüne indirmesi, insan olarak tanrıyı temsil etmesi talebi vardır. Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olarak onun yeryüzündeki sembolü, aynası, temsilcisi olması ve tanrısal özellikleri bizzat taşıyan olarak Tanrı ilan edilmesi, insanın tanrısallaşmasının en iyi örneği olarak kabul edilmektedir. Yine Çin Hakanının göklerin oğlu, güneş tanrısının elçisi olarak Ra’nın gösterilmesi de insanın tanrısallaşma arzusunun cisimleşmiş haliyle örtüşmektedir. Sonuç olarak, Allah’a ait olan her yerde olma, her şeyi görme-bilme-duyma, varlık ve sonunun olmaması ya da gücünün, kudretinin sonsuz olması özelliği insanlara aktarılarak İslam dışı tüm söylencelerde insan tanrısallaştırılmıştır.
3. KLASİK ANLATILARDA SİHİRLİ NESNELERİN KULLANIMI ve SİHİRLİ NESNELERİN AKTARDIĞI TANRISAL ÖZELLİKLER
Klasik anlatıların çoğunda, anlatının seyri içerisinde büyülü nesne (sihirli nesne) olarak tanımlayabileceğimiz bir kavram vardır. Bu kavramdan hareketle senaryo içerisinde kahramanın A noktasından B noktasına kadar olan yolculuğu, çoğunlukla büyülü nesne üzerinden gerçekleşir. Şöyle ki, yüzük, asa, muska, ya da herhangi bir biblo olabilen büyülü nesne uğruna, kahraman çeşitli zorluklarla karşılaşır. Büyülü nesneyle; bazen dünyayı kurtarmak, bazen kötülüğün sonunu getirmek, bazen de istenilen herhangi bir arzuyu gerçekleştirebilmek amaçlanır. Bu yüzden büyülü nesneyi edinmek, kontrolünü elde tutmak ve o nesnenin tüm özelliklerini kullanabilme yetisine sahip olmak önemlidir. Büyülü nesne çoğu zaman anlatılarda, iyi kahramanların elindeyken amacına hizmet etmekteyken el değiştirince (kötü kahramanın eline geçince) kontrol edilemeyecek kadar kötü sonuçlar doğurabilir. Klasik anlatılar, halkbilimi uzmanı Vladimir Propp’un “Masalın Biçimbilimi” adlı kitabında işlediği kuram çerçevesinde tüm öykülerde ortak bir şema olarak kullanılagelen 31 madde geçerlidir. Propp, tüm masalların bu ortak şemaya dayandığını ifade ederek sadece kişi isimlerinin ya da büyülü nesnelerin değiştiğini ancak kişilerin eylemlerinin ve anlatı seyri içerisindeki büyülü nesnelerin rolünün değişmez olduğunu savunur. (Propp, 2011) Keloğlandan Pamuk Prenses ve 7 Cücelere kadar bu anlatının seyri aynıdır. Keloğlan’da büyülü nesne karşılaştığı bir cüce iken Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’de büyülü nesne kırmızı elmadır. Sihirli nesneler uğruna savaşılan ve mücadeleler edilen nesnelerdir. Yüzüklerin efendisindeki yüzük Harry Potter’ın asası büyülü nesneler onu eline geçiren kişiye de olağanüstü güçler, tanrısal özellikler kazandırır. Büyülü nesneler anlatılarda çoğunlukla miras yoluyla elden ele aktarılır. Bu yüzden de onun elde tutulması ve korunması kutsal sayılır. Çalışmamıza konu olan Pokemon çizgi film serisinde Pokemon ustalarının hepsinin elindeki Pokemonların her biri birer sihirli nesnedir.
4. POKEMON ÖRNEĞİ
Pokemon çizgi filmi serisindeki önemli pokemon karakterleri:
Rotom, eşyaya hükmetme özelliğine sahiptir. Bulunduğu ortamdaki cihazların modülasyonuna erişebilir. Televiyona kablosu vasıtası ile hükmeder. Anlatmak istediği olayın görüntülerini tv üzerinden Ash’le iletişim kurarak gerçekleştirir.
Pidgey fırtınalar oluşturan kuş türü pokemonlardandır. Kum fırtınası yapar ve sürü halinde saldırırlar. Ash onu hakimiyeti altına alınca 2. Seviye evrimleşmeyle çelik kanat saldırısı yetisine kavuşur. Pokemonlar sürekli evrim geçirir. Sihirli nesneye sahip olan bir pokemon eğiticisi onu çeşitli karşılaşmalarda kullanarak evrimleştirme yetisine sahiptir.
Hawlucha, kuş kafalı insan bedeni biçiminde, insansı fiziksel hareketler yapabilen, insan mimiklerine sahip bir pokemondur.
Ash Ketchum, geleceğin büyük eğitmeni olmak için 10 yaşına girer girmez ilk pokemonu pikachu’ya kavuşur Profesör Oak ona Pokédex52’i verir ve seriyi tamamlamasını istemesiyle pkemon macerası başlar.
Pikachu, Ash’in ilk pokemonudur. Pika türüne mensuptur. Yanaklarındaki kırmızı noktalardan elektrik aktarımı sağlar. Bu özelliği ile rakibini felç eder.
Charmeander, Ash'in ilk pokemonlarından biridir. Charmander'in en güçlü atağı, ember saldırısıdır. Bu sayede rakplerinin gücünü azaltır ve onları tırnak saldırısı ile etkisiz kılar. Ateş türü pokemonudur ve ilk evrim aşamasındadır.
Squirtle, Su pokemonudur. Sırtındaki kabuğu saldırılara karşı dayanıklıdır. Su tabancası ve su pompası temel saldırılarıdır. Eğitim yoluyla evrilerek buz tipi pokemonların saldırılarını öğrenebilir. 2 seviye evrimi Wartortle, 3. seviye evrimi ise Blastoisedir.
Jigglypuff, Şarkı söylediğinde etrafındaki herkesi uyutur. Jigglypuff uyuyan kişilerin yüzlerini çeşitli şekillere boyayıp onları farkli bir şekle sokarak cezalandırır. 1. seviyesi Igglybuff, 3. seviyesi Wigglytuff'tır.
Butterfree, 3. Seviye evrimleşmiş haliyle ilk nesil olup da 3. Seviye evrime ulaşmış pokemonlardan birisidir. pokemonlardandır. Polen ve uyku tozu saldırıları ile meşhurdur. Böcek türüne mensuptur. 2. Evresi Metapod'tur. Pokemonlar arasında türler önemli yere sahiptir. Böcek türündeki pokemonlar evrimleri öncesinde kendi türlerine özgü saldırı biçimlerine sahiplerdir. Bu yönleriyle hayvan türündeki gelen pokemonlara karşı güçsüz durumdadırlar.
52 Pokedex, Japon oyun yapımcısı Satoshi Tajiri tarafından yaratılan, hayali canlı türlerini konu alan video oyunu Pokémon'da yer alan pokemonların türlerinin saldırı çeşitlerinin, tiplerinin, kategorilerinin ve çeşitli özelliklerinin bulunduğu pokemon veritabanıdır. Elektronik devrelerden oluşan ve ekranı olan cihaz bu özellikleri ile Ash’e gözcülük ve rehberlik yapar.
Pidgeot, 3. Seviye evrime ulaşmış 1. Nesil pokemonlardan birisidir. Ash ilk zamanlarda sıklıkla kullanmıştır. Uçma yetisi ile düşmanına saldırır. Pigeotto'nun gelişmiş halidir.
Haunter, Ash’in hayalet pokemonu yakalaması sırasında onun yanında olmaktan vazgeçen onu zora sokan bir pokemondur.
Muk, kötü kokulu, pis yerlerde yaşayan ve özellikle vahşi pokemonlara karşı ash’i koruma amacında olan bir pokemondur. 2. Seviye evrim aşamasındadır. Zehir türü pokemonlarındandır. Bu nedenle çimen, dövüş ve böcek türü pokemonlara karşı savaşabilir ancak, toprak ve psijik özellikli türler karşısında güçsüz kalır.
Tauros, Safari bölgesinde Ash tarafından 30 adet bu türden yakalanmıştır. Yakalandıktan sonra Prof. Oak’ın laboratuvarına götürülmüştür. Bu bölüm sadece Japonya’da yayınlanmıştır. Tauros yakalamış ve bunlar Prof. Oak’ın laboratuarına gönderilmiştir.
Kingler, ilk maçı İndigo Ligi’nde ilk etapta rakibini yener ve eski ismi olan Krabby’i geride bırakarak evrimine Kingler ismi ile devam eder. Birçok ligde karşılaşmaya çıkar ve sonunda Prof Oak’ın laboratuvarına geri döner.
Snorlax, güçlü olduğu kadar iştahli bir pokemondur. Uykuya dalması ile meşhurdur hatta bu yüzden maça çıkamayarak Ash’i üzmüştür. Prof. Oak’ın laboratuarına bırakılmıştır.
Cyndaquil, Alev saldırıları yapabilmesi için önce kendisini ısıtmak zorundadır. Ash onu yakaladığında bu özelliği kontrolsüz halde idi fakat daha sonra Ash onu evcilleştirmiştir.
Ho-oh, bu pokemon daha sonra Pokemon filminde belrigin bir biçimde ortaya çıkan, efsanevi bir ateş türüne bağlı bir Pokemondur. Kocaman bir Anka kuşu şeklindedir ve başında taç bulunur. Aydınlık ve karanlık mekanlarda parlaklığını gösteren ışıklı bir uçuş özelliğine sahiptir. Çizgi film serisinde de Ash tarafından, ilk pokemon ustası olduğu zamanlarda gökyüzünde arkasından ışık saçarak uçarken görülmüştür. Pokedex cihazı dahi o an bu pokemon türünü tanımlayamamıştı.
İnsanın tanrısallaşması noktasında başlangıçta, doğanın şartları karşısında zayıf olan insan acı çekerek aç kalarak mağlup olur veya ailesinden birinin ölümüne birebir şahit olarak hırslanır. Zamanla, doğaya ve tanrıya kafa tutmaya başlar. Bu aşamalardan sonra ise artık tanrının sıfatlarının taşıyıcısı olarak karşımıza çıkar. Çizgi film serisinin ilk bölümünde, ilk pokemonu ve Pokadex’i Prof Oak ona teslim eder. Henüz tecrübesiz bir pokemon avcısı Ash, kendi pokemonu Pikachu ile geçirdiği ilk deneyimde, Pidgey (ilk aşamada vahşi bir çeşit kuş türü pokemon) istilasına uğrar. Ash bu esnada, Yağmur çamur ve doğa karşısında zayıf kalmıştır. Ancak her fırsatta iyi bir pokemon ustası olacağını göklere ve göklerden ona saldıran Pidgey sürülerine haykırır. Başlangıçta doğa karşısında aciz olan Ash, sonrasında göklere kafa tutup iyi bir pokemon ustası olarak tanrısallaşır.
Büyülü nesneler, anlatılarda çoğunlukla miras yoluyla bir kültür ve yaşam amacının önemli bir ereği olarak yansıtılır. Bu nedenle, onun elde tutulması ve korunması kutsal sayılır. Çizgi filmin ilk bölümü bu bağlamda tanıtıcı bilgileri verir. Ash’in kendisi gibi pokemon ustası olma yolundaki arkadaşı Gray, ilk pokemonuna Ash’ten önce kavuşur. Ash’in de aralarında bulunduğu grupta, arkadaşlarının Gray’i kutlama anında yapmış olduğu konuşmada, Ash’in arkadaşı ve aynı zamanda rakibi oaln Gray, “Büyük babamın Pokemon ailesinde seçkin bir yeri vardı, ben de aynı şekilde Pokemon ustası olacağım” der. Çizgi film serisinde tüm pokemon ustaları, karşılaşma esnasında pokemonlarına direktifler yağdırıp onların mücadeleyi ezici üstünlükle kazanması için çaba gösterir. Bu bağlamda cep kapsülünden pokemonlarını dışarıya salan ustalar, pokemonları ile iletişim halinde olup onların tanrısı biçiminde bir özelliğe sahiptirler. Sihirli nesneleri olan pokemonlar da olağanüstü yeteneklerini kendilerine hükmeden pokemon ustalarına ve karşısındaki pokemona gösterme suretiyle mücadeleye girer.
Açıkça bir savaş meydanına bürünen karşılaşmada pokemonlar, sahiplerinden gelen her emri yerine getirir. Bu bağlam insanüstü yeteneğe hükmeden bir tanrı özelliğinin pokemona “ol” demesi aracılığıyla gerçekleşir. Pokemon ustası, her insan gibi duygu ve ihtiyaçlara sahiptir. Hatta karşılaşma esnasında, pokemonuna yapılan saldırıdan kendisi bile zarar görebilir. Bu onun cesaretini kamçılar yeniden yeniye emreder. Karşılaşmanın akışını ise, pokemonlarının üstün yeteneklerini farklı zamanlarda farklı dozlarda belirli stratejilerle kullanarak karşılaşmanın seyrine direkt etkide bulunur. Bu bakımdan kaderi değiştirme yetisi pokemon ustasının tecrübesine, pokemonu ile olan etkileşimine ve onunla rozet kazandırdığı başarı hikayesine (pokemonlar karşılaşma kazandıkça fiziksel görünüm, güç ve yetenek anlamında evrimleşir) bağlıdır. Pokemon ustası, bu yolla tecrübe arttırdıkça pokemonunu da evrimleştirmiş olur. En başta tercih hakkı olan pokemon ustası, karşılaşmanın terazisini belirlerken elindeki pokemonlardan uygun olanını seçer. Bunu rakip pokemon ustasının savaşa soktuğu pokemona göre belirler ve seçtiği pokemona seni seçtim diyerek kapsülünden çıkarır. “Seni seçtim” ifadesi seçilmiş sihirli nesneye vurgu yapması (onun iktidar erkini kendi elinde bulundurduğu) ve karşılaşmanın zaferle sonuçlanması niyetiyledir. Bununla beraber, her pokemonun olağanüstü özelliklere haizdir. Fakat, onun bir nesne oluşuna yaraşır şekilde yetilerle donatılmıştır. Yani, gücünün doğada ve evrende karşılığı olan yeniden oluşturulmuş bir özel ismi bulunur “Alev Saldırısı”, “Çelik Kanat”, “Ay Patlaması” gibi.
Bir karşılaşmada bir oyun sahasını karelere bölerek kaplama yeteneği olan Balerin’in Peri tipi pokemonu Spritzee “Numara odası” adında gizemli bir alan oluşturma yetisine sahiptir. Numara odası aktif değilken Spritzee, normalde Fletchinder’dan daha yavaş bir pokemondur. Fakat, Numara Odası’nda tüm özellikler ters işlemektedir. Burada mekân yaratma ve o mekânda yetileri tersine çevirme özelliği Balerin’in Peri tipi pokemonu Spritzee’de ön plana çıkmaktadır. Zamanı bükme yetileri, tersine çevirme ve tüm bunları ayriyeten yaratılmış bir mekânda yapma simgesel sihirli bir nesne yoluyla insanın tanrısal bir özellik kazanmasına karşılık gelmektedir. Bir başka karşılaşmada, Ash’in Hawlucha adlı Pokemonu’nun refleksif ağız mimiklerine verdiği yanıtı duyan pokemon ustası Balerina’nın; “Sen de mi pokemonlarla konuşuyorsun?” sorusuna Ash; “konuşmak gibi değil, daha çok ne dediklerini hissetmek gibi, onun ne demek istediğini ve ne hissettiğini bi şekilde biliyorum/anlıyorum” ifadesi, telepati ve tele kinetik yetilerle akıl okuma durumunun var olduğunu göstermektedir. Pokemon eğitmenlerinin ehlileştikçe bu üstün güçlü yaratıklarla etkileşim halinde olduklarını ispatlar. Bu da tanrıda var olan yarattığı olan her şeyi bilme görme duyma gibi özelliklerin, tanrısallaşan insan figürü üzerindeki insan – nesne boyutundaki etkileşimli bir yansımasıdır. Bir pokemon türü olan Hawlucha, karşılaşma sırasında rakibi olan Cayrabol’un ay topu saldırısı hareketini kendi üzerinde toplayıp ona karşı geri saldırı olarak kullanmaktadır. Bu da karşı düşmanın hamlesini alıp onun üzerinde denemek anlamına gelmektedir. Bu bakımdan pokemonların kendi içinde evrimleşmesinin yanında yeteneklerinin de birbirlerine karşı evrilmesi anlamına gelen bu saldırıya karşı yapılan savunmanın karakter açısından kendisine evirilen bir döngüsellik taşıması bakımından önemlidir. Pokemon karşılaşmalarında her iki cins pokemonun farklı yeteneklerinin birbirleri üzerinde ne gibi bir etkiye sebep olacağı bilinmemektedir. Bu karşılaşmada belli olacaktır. Aslında her karşılaşmada bir azimle beraber bir keşif de söz konusudur.53 Karşılaşma sırasında Ash’in yanında bulunan diğer pokemon ustaları ellerinde not defterleri ile her karşılaşmayı ve her karşılaşmada kullanılan saldırı argümanlarını her pokemonun özelliğine göre karşılaştırmalı olarak not almaktadırlar. Bu minvalde yapılan uygulamanın amacı, saldırı sonuçlarını analiz ederek dünya üzenindeki tüm pokemonlarla ilgili bir tarih yazarlığı yapmaktır. Bu bağlamda yazılan kaideler ve koşullar içerisinde oluşan yeni sonuçlar, yaratıcının direkt temsilcisi olan eğitmenlerin maceralarını, evrimleşen pokemonların ilk hallerini ve diğer pokemonlara karşı güç seviyelerini kitaplaştırmaktadır. Karşılaşmalarda insansı fiziksel özellikler de bu evrilme içerisinde yeniden adlandırılarak verilir “Yüksek Sıçrama Tekmesi” gibi. Karşılaşmayı başlatan ve sonlandıran bir hakem bulunur.
53 Ash, pokemon serisinin ilk bölümünde elde ettiği ilk Pokemonu kaşrılaşmaya sokup galip geldikten sonra ““Ne kadar güçlü rakiplerle karşılaşırsak o kadar azimli ve heyecanlı oluyoruz” der.
. Bu hakem adaletten şaşmaz karşılaşma başında pokemonları tanıtır maçı başlatır ve sonunda da kazananı ilan edip kazanan pokemon ustasına yendiğini belgeleyen mekân, zaman ve karşılaşma adını simgeleyen kanıt niteliği taşıyan bir rozet hediye eder. (Şahitlik ve kanıtın bir aradalığı) Bu rozet, pokemon ustasının ustalık seviyesini yüceltir. Yenilen taraf yenen tarafa övgü ile hitab eder ve galip olan eğitimciden dersler alır.
SONUÇ
Pokemon çizgi film serisinde Pokemon ustalarının hepsinin elindeki Pokemonların her biri birer sihirli nesnedir. Pokemon ustaları birbirleri ile pokemonlarını karşılaşma (challenge) içerisine sokarak ustalıklarını geliştirirken karşılığında rozet kazanmakta bunun yanı sıra ellerindeki pokemonların evrimini sağlayarak onları daha güçlü hale getirme amacı gütmektedirler. Bu bağlam, büyülü nesnenin arzu edileni elde etme noktasındaki amaca hizmetine karşılık gelmektedir. Pokemoun ustaları birer tanrı rolünde olmakla beraber, kıskanıp, yiyip, içip, ayak kaydırma gibi tüm insani arzuların birer karşılığı olarak yorumlanmaktadır. Pokemonların kullandığı güçler, doğa üstü ve insanüstü nitelikler taşır. Bu nitelikler onları tanrısal güçlere evirir. Burada, pokemon ustalarının pokemonlarına karşılaşma sırasında saldırı biçimlerini belirlemeleri, emir verme özellikleri ile tanrının sembolüdür ve onun özelliklerinin taşıyıcılarıdır.
KAYNAKÇA
- Aristoteles, (1987). Poetika, Çev: İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul
- Bardakoğlu, A. (2000), İsbât-I Vâcib Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi cilt: 22
- Frye, N. (2015). Eleştirinin Anatomisi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul. İng’den çev. Hande Koçak.
- Örnek, S. (1973). Budunbilim Terimler Sözlüğü, Ankara
- PROPP, V. (2011). Masalın Biçimbilimi. (Çev. Mehmet RifatSema Rifat). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- Rosenberg, D. (2017). Dünya Mitolojisi, Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi,İmge Kitabevi,Ankara.
- Yazoğlu, R. (1998). “Antropomorfizm Ve Hıristiyanlık”, Ekev Akademi Dergisi c. 1 sy. 2 (Mayıs 1998) s:259-273
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Şafii mezhebinde, namazın rüku ve secdelerinde "ve-bihamdihi" ilavesinin kaynağı nedir?
- İmam Zehebi’nin akidesi neydi?
- Mutasyon, Mutant kahramanlar, X Men filmleri hakkında bilgi verir misiniz?
- Sanat Nedir?
- Belgeselleri yaratılış açısından nasıl değerlendirirsiniz?
- Sümerliler, Babilliler ve Asurlularda yaratılış inancı nasıldı?
- Evrim, bilim ve yaratılış hakkında bilgi verir misiniz?
- Biyolojik açıdan Evrimci görüş nedir?
- Kreasyonizm nedir, ispat edilebilir mi?
- Rum suresinde yaratılışın delilleri olan altı ayet hakkında bilgi verir misiniz?