Biyolojik açıdan Evrimci görüş nedir?
Değerli kardeşimiz,
INNER SIDE OF EVOLUTIONARY DEBATE: BIOLOGICAL EVOLUTION OR SOCIAL EVOLUTION?
Asst. Prof. Dr. Ahmet ÖZDEMİR
Bitlis Eren Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, Bitlis, Türkiye [email protected]
Abstract
Darwinism or evolution is defined as "all the changes that the living beings on the Earth have experienced evolution from the initial states to the emergence of today's diversity." According to this definition, evolution is briefly the process in which living species acquire different characteristics from the original, by inherited variation from generation to generation. However, there are two basic arguments on which this process is based. First, evolving through mutual change; second, the human race is associated with ape-like creatures. This situation is briefly explained as "natural selection" in which the characteristics of living beings acquire new features which are the result of interaction with the environmental conditions. Social Darwinism, on the other hand, is the reflection of Darwin's theory in the social context and the idea of struggle to live a social life. Darwin reached the conclusion of biological evolution as a result of nature observations and explained it through natural selection. This theory has been associated with the "Population Theory" previously conceived by Thomas Robert Malthus and Herbert Spencer's idea of "the survival of the fittest ." This concept refers to a social evolutionary process in which individuals, societies and internationally renowned survivors of the struggle for existence survive, by processes such as the continued existence of the most appropriate for the everyday environment among individual organisms. This work will discuss from the observations given by the Qur'an about the relationship between creation and living beings, the objectives of the evolutionist view and the negative effects of it on social life.
Key Words: Darwinizm, Creation, Social evolution, Biological evolution
EVRİMCİ GÖRÜŞÜN İÇ YÜZÜ: BİYOLOJİK EVRİM Mİ YOKSA SOSYAL EVRİM Mİ?
Dr. Öğr. Üyesi Ahmet ÖZDEMİR
Özet
Darwinizm ya da evrim, “yeryüzünde yaşayan canlıların başlangıçtaki durumlarından günümüzdeki çeşitliliğin ortaya çıkmasına kadar geçirdikleri değişikliklerin tümü” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre evrim kısaca, biyolojide canlı türlerin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması sürecidir. Ancak bu sürecin üzerine bina edildiği iki temel argüman söz konusudur. Birincisi, ortak atadan değişme yoluyla evrim; ikincisi, insan soyunun maymunumsu canlılarla ilişkilendirilmesidir. Bu durum kısaca, “doğal seleksiyon” denilen süreç içerisinde canlı varlıkların bulundukları çevre şartları ile girdikleri etkileşim sonucu yeni özellikler kazanması şeklinde açıklanmaktadır. Sosyal Darwinizm ise, Darwin'in kuramının genişletilerek sosyal alanda uygulanması ve yaşamak için mücadele düşüncesinin toplumsal hayata yansıtılmasıdır. Darwin, doğa gözlemleri sonucunda biyolojik evrim sonucuna ulaşmış bunu da doğal ayıklanma yoluyla açıklamıştır. Bu teori, daha önce Thomas Robert Malthus tarafından ortaya konulan “Nüfus Teorisi” ve Herbert Spencer’ın “en güçlü olanın ayakta kalması” düşüncesi ile ilişkilendirilmiştir. Bu kavram, bireysel organizmalar arasındaki rekabette çevreye en uygun olanın varlığını devam ettirmesi gibi bireyler, toplumlar ve uluslararası rekabette de varoluş mücadelesini kazananın hayatta kaldığı sosyal bir evrim sürecini ifade eder. Bu çalışmada Kur’an’ın yaratılış ve canlı varlıklar arasındaki ilişkiye dair sunduğu verilerden hareketle evrimci görüş iddiası; arka planındaki hedefleri ve sosyal hayata yönelik olumsuz etkileri ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Darvinizm, Yaratılış, Sosyal evrim, Biyolojik evrim
GİRİŞ
Başta kâinat olmak üzere canlı ve cansız varlıkların nasıl yaratıldığı; bununla birlikte ilk insan Âdem
mi yoksa ondan önce yaşayan insan canlıları var mıydı, canlı türler nasıl yaratılmaktadır vb. sorular, semavî dinlerin sunduğu verilerin ötesinde, sürekli olarak insanoğlunun zihnini meşgul etmiş ve cevap aranan sorular olmuştur. En başından beri felsefenin yoğun tartışma konuları arasında olan bu sorular, bir adım sonrasında varlığı yaratan bir Tanrı var mı sorusu doğrultusunda felsefi ekollerin oluşmasına sebep olmuştur. Çünkü yukarıdaki bütün sorular, Tanrı var mı yok mu sorusunun cevabına bağlı olarak cevap bulmaktadırlar.
Felsefedeki söz konusu tartışmalar son bulmamakla beraber, 19. Yüzyıl aydınlanma felsefesinin de etkisiyle bilimsel alanda meydana gelen gelişmeler doğrultusunda sadece laboratuvar ortamlarında yapılan çalışmalar sonucu elde edilen somut bilgilerin tek hakikat olarak kabul edilmesiyle insanlık, pozitivizm adı altında yeni bir dinle tanışmış oldu. Bu süreçten sonra sonu “izm” ile biten birçok akım ortaya çıktı ve özellikle canlı türlerin ortak bir atadan meydana geldiğini ve süreç içerisinde bazı etkenlerle türlerin birbirinden ayrıştığını iddia eden Darwinizm de o akımlar içerisinde yerini almış oldu. Ancak, ortaya çıktığı dönemin paradigmaları bir bütün olarak ele alındığında, diğer adıyla biyolojik evrim olarak canlı türlerin oluşumunu açıklamaya çalışan Darwinizm’in aslında o dönem Batı Dünyasındaki hâkim zihniyetin ürettiği işlevsel bir ideoloji olmanın ötesinde bir şey olmadığı aşikârdır.
Bu tebliğde, İngiltere’de ortaya çıkan pozitivizmin doğurduğu Darwinizmin diğer adıyla biyolojik evrimin iki açıdan sorgulaması yapılacaktır. Birincisinde, Kur’anî ilkeler ışığında evrimci görüşün yaratılışa ait bir açıklama biçimi olmadığı ortaya konulacaktır. İkincisinde ise, evrimci görüşün bir ispat neticesinde elde edilmiş bilimsel bir gerçekliğin aksine ispatlanamamış bir teori olduğu şeklinde sorgulaması yapılacaktır. Çünkü bu teori, dünya iktidarını ele geçirmek, var olan iktidarı korumak ve diğer toplumları yönetebilmek noktasında politika üretenlerin, biyolojik düzlemdeki sözde kanunların toplumsal düzlemde de geçerli olduğunu iddia ederek sosyal hayatta icra ettikleri kanunları meşrulaştırmak adına ürettikleri bir teoriden ibarettir.
- BİYOLOJİK AÇIDAN EVRİMCİ GÖRÜŞ NEDİR?
Evrim kısaca, “yeryüzünde yaşayan canlıların başlangıçtaki durumlarından günümüzdeki çeşitliliğin ortaya çıkmasına kadar geçirdikleri değişikliklerin tümü” şeklinde tanımlanmaktadır (Champbell-Reece, 2008). Bu tanıma göre evrim, biyolojide canlı türlerin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması sürecidir. Doğal olarak bu süreç, iki iddia üzerine bina edilmektedir. Birincisi, ortak atadan değişme yoluyla evrim; ikincisi, insan soyunun maymunumsu canlılarla ilişkilendirilmesidir (Bulutay, Evrim ve Quantum Kuramları, s, 40-44; Taslaman, Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı, s, 127).
Birinci iddia, yani ortak atadan değişme yoluyla evrim, “doğal seleksiyon” kavramıyla açıklanmaktadır. “Darwinizm”, doğal seleksiyon yani bütün canlıların geçmişte yaşamış “ortak bir ata”dan değişerek geldiklerini söyleyen ve onları “ortak bir soy” yoluyla bağlayan bir teoridir. Türlerin birbirinden değiştikleri kabul edildikten sonra tüm türlerin, cinslerin, familyaların ortak bir atadan geldiği iddia edilmiştir (http://www.evrim.gen.tr/articles.asp?id=3). Ancak bu fikir, Darwin (1809-1882)’den önce ortaya çıkan Lamarck (1744-1829)’ın teorisine göre ise, türler ortak bir atayla birbirlerine bağlanmamışlardır. Türlerin ortak bir atayla birbirine bağlanamayacağı fikri, daha önce Darwin’in dedesi tarafından da savunulmuştur. Ama ortak soy yoluyla türlerin hepsinin birbirine bağlanması görüşü ancak Darwin tarafından detaylıca savunulmuş ve yaygınlık kazanmıştır (Bulutay, Evrim ve Quantum Kuramları, s, 11).
O dönem evrimci görüşü savunanlar bile ortak bir paydada buluşamadıkları gibi yaratılıştan bahseden Kur’an ayetleri açısından da “canlı türlerin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazandığı” görüşü, bir anlam taşımamaktadır. Kur’an, “Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır” (Fâtır, 35/11; Geniş bilgi için diğer ayetlere bkz: Hicr, 26/33; Mü’minun, 23/12; A’raf, 7/11; Nuh, 71/14; Sâd, 38/72; Hacc, 22/5) buyurarak hem bir canlı türü olarak insanın yaratılış kökenini bildirmekte hem de yeni bir canlının yaratılmasının Allah’ın ilmine dayandığını; kısaca sürecin herhangi bir yerinde tesadüflere ve evrilmeye yer olmadığını ortaya koymaktadır.
Söz konusu süreç insan türünde olduğu gibi diğer canlı türleri için de geçerlidir. Esed, bu ayetin yorumunda, “Va(A)llâhu ḣalekakum min turâbin” ifadesini, “Allah sizi[n her birinizi] topraktan yaratır” şeklinde tercüme ederek başlangıçtaki yaratılış kaidesinin yaratılan her bir fert için tekrar tekrar gerçekleştiğini belirtmektedir. Ayrıca Esed, “Allah katında İsa'nın durumu Âdem'in durumu gibidir ki Allah onu topraktan yarattı ve sonra “Ol!” dedi; işte (insanoğlu böylece) oluverir” (Al-i İmran, 3/59) ayetiyle birlikte diğer birçok ayeti (18/37, 22/5, 30/20, 35/11 ve 40/67) de delil getirerek şöyle demektedir. Hz. İsa'nın Hz. Âdem -ki, bu bağlamda bütün insan soyunu ifade etmektedir- gibi sadece “topraktan yaratılmış”, yani, toprağın üzerinde ve altında asal şekillerinde bulunan organik ve inorganik maddelerden yaratılmış bir ölümlü olduğu gerçeğini vurgular (Esed, Kur’an Mesajı; 3/59).
İkincisi, yani Darwin’in canlıların ortak atadan evrimleştiği iddiası, bu ortak noktadan dallanıp budaklanan bir soy ağacını ortaya çıkarmaktadır. Bu yaklaşımın gündeme getirdiği belki de en temel sorun, insanın bu soy ağacının neresinde olduğudur. Linnaeus’un canlılar sınıflamasında insan, maymuna yakın bir yere konmuştur. Morfolojik (dış-şekilsel) özelliklere dayanan bu sınıflamada, memeli olmalarından morfolojik özelliklerine kadar benzer birçok özellikleri olan maymun ve insan birbirlerine yakın bir yere konmuştur. Morfolojik benzerlikleri, ortak atadan türemenin delili olarak sayan evrimci görüşün doğal sonucu da, maymun ve insanı ortak bir atadan türetip yakın akraba ilan etmek olmuştur (Bulutay, Evrim ve Quantum Kuramları, s, 19; Taslaman, Evrim Teorisi, s, 104).
Bütün canlı türlerinin ortak bir soy ağacından geldiği ve dolayısıyla morfolojik benzerliklerden yola çıkılarak insanın bu soy ağacında maymuna yakın durduğunu ve ortak bir atadan türemiş olabileceği iddiası, bilimsel çalışmalar açısından gerçeği yansıtmadığı gibi Kur’an açısından da gerçek dışı bir iddiadır. “İnsanın “balçıktan”, “topraktan” yahut yukarıdaki ayette geçtiği gibi, “balçığın özünden (sulâleh)” yaratıldığına dair birçok ayet, insan bedeninin toprakta yetişen ya da toprağın bileşiminde bulunan muhtelif organik ve inorganik unsurlardan teşekkül ettiği, toprakta yetişen besinlerin özümlenmesi yoluyla bu unsurların Allah tarafından sürekli olarak canlı ve üretken hücrelere dönüştürüldüğüne işaret etmekte ve böylece insanın bedensel menşeinin ya da özünün basitliğini ve buna bağlı olarak da ona akıl ve duygu donanımını bahşeden Allah'a karşı insanın ödemesi gereken şükran borcunu dile getirmektedirler” (Razi, Tefsiru’r-Razî, 23/84; Esed, Kur’an mesajı, s, 690). Esed’e göre 12-14. ayetlerde kullanılan geçmiş zaman kipi (mazî), bu yaratılış evrelerinin hepsinin Allah tarafından öngörülüp gerçekleştirildiğini ve bu sürecin, insanın O'nun tarafından yeryüzüne çıkarıldığı günden bu yana hep tekrarlanıp durduğunu vurgulamak içindir (Mü’minun, 23/12).
2. EVRİMCİ GÖRÜŞÜN ORTAYA ÇIKIŞI
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki evrimci görüş, orijinin de Darwin ya da ondan önce dedesi veya Lamarck tarafından ortaya atılmış bir kavram değildir. Esas olarak evrimci görüş, 14. Yüzyıl Müslüman âlim İbn Haldun tarafından ortaya atılmış ve savunulmuştur (İbn Haldun, Mukaddime, I/133). XIV. Yüzyılda İbn Haldun’un bu görüşlerini ele aldığı Mukaddime isimli eseri, XIX. Yüzyılda batı dillerine çevrilince İbn Haldun ve Mukkadime bütün dünyaya tanınır hale geldi. Birçok alanın öncüsü kabul edilen İbn Haldun, öyle anlaşılıyor ki evrimci görüşün de ilk temsilcisidir. Dolayısıyla, o yüzyıllarda yaşamış olan Lamarck, Darwin, Wallace, Spencer gibi evrimcilerin, evrim görüşüyle ortaya çıkmaları bir tesadüf olamaz. İbn Haldun’dan bu fikir çalınmış mıdır, bilinmez ama “evrim teorisi 19. yüzyılda, esas itibarıyla İngiltere’deki felsefi, bilimsel, teolojik, politik, sosyolojik ortamdaki paradigmadan etkilenerek ortaya konmuştur” (Bulutay, Evrim ve Quantum Kuramları, s, 83; Taslaman, 2007; Acar, 2011, s, 11).
Bilgi sosyolojisine göre, mevcut bilimsel bilgi ve teorinin neden ve hangi ortamda oluştuğu açıklanabilir. Bu açıdan “Evrim Teorisi”nin, sosyal boyutuna, felsefi ve bilimsel arka planına bakıldığında belli bir sosyal ortamın yansıması ve belli bir paradigmanın ürünü olduğu için kabul edildiğini göstermek için vurgulayanlar olmuştur. Diğer yandan, Evrim Teorisi’nin doğru olduğunu kabul eden ünlü düşünürlerden birçoğu da bu olguyu kabul etmişlerdir. Daha önceden görüldüğü gibi hem Darwin’in hem de Wallace’ın her ikisi de Malthus’tan (iktisada yönelik bir teoriden) etkilenmişlerdir. Friedrich Nietzsche (1844-1900) Darwin’in ‘yaşam mücadelesi’ görüşünü eleştirirken, Darwin’in doğa ile Malthus’u birbirine karıştırdığına vurgu yapar. Engels ise, Darwin’in teorisinin, Hobbes’un “İnsan insanın kurdudur” mantığının, Malthus’un nüfus teorisinin ve burjuvazinin ekonomideki rekabet yaklaşımının doğaya aktarımı olduğunu söyler ve ardından kapitalistlerin önce doğaya aktarılan bu görüşleri, sonra kendilerini meşrulaştırmak için tekrar topluma aktarmalarını eleştirir. Görüldüğü gibi Darwin’in teorisine kaynaklık eden en etkili paradigmalar, iktisat teorileri olmuştur. Bu teoriler, Darwin’in yaşadığı İngiltere’de 19. yüzyılın sosyo-ekonomik şartları ile yakından ilgili oldukları için, gündemden uzak ve sırf soyut teoriler düzeyinde düşünülmemelidirler (Bulutay, Evrim ve Quantum Kuramları, s, 54; Taslaman, 2013, s, 157).
3. AMAÇLARI AÇISINDAN EVRİMCİ GÖRÜŞÜN ÇIKMAZI
Bugün geriye dönülüp evrimci görüşün ortaya çıkış sürecine bakıldığında, belki de o fikrin temsilcileri tarafından hiç düşünülmeyen ve arka planda evrimci görüş üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan iki önemli husus söz konusudur. Birincisi, pozitivist felsefi düşüncenin yaygınlaşmasını sağlamak ikincisi, biyolojik evrim adı altında sosyal evrim düşüncesini pratize etmek ve kabul ettirmeye çalışmaktır (Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, s, 94). Özellikle o dönem oluşan pozitivizmin etkisinin yaygınlaşması ve sosyolojik, ekonomik değişimlerin oluşturduğu ortam, evrim teorisinin oluşmasında, kabulünde ve devam ettirilmesinde büyük rol oynamıştır. Pozitivizm gerek 19. yüzyılın gerekse 20. yüzyılın en etkili felsefi sistemlerinden birisi olmuştur. Bu felsefe her türlü metafiziği reddederken, bilimi metafiziğin yerine koymaya çabalar. Pozitivizm’in kurucusu Comte, bilgi teorisindeki yaklaşımı açısından deneycidir; onun deneyciliği, metafiziği yok etmek için başvurulan bir araçtır (Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, s, 71; Bulutay, Evrim ve Quantum Kuramları, s, 44-46; Taslaman, 2013, s, 109).
En açık tabirle evrimci görüş, pozitivist anlayışı insanlığın hayatına ikame etmek, manevi/metafizik alana karşı tezler üretmek ve bununla da yeni bir yaşam algısı oluşturmak için ortaya atılmış bir teoriden öte bir anlam ifade etmemektedir. Bucaille tarafından Darwin'in teorisi, evrimcilerin materyalist felsefe ile dini inanç arasındaki savaşta sallayıp durduğu bir sancak olarak tarif edilmiş ve ona göre Darwin, ateistlerin putlarından biri olarak kalmıştır. Eseri, XIX. yüzyılın ikinci yarısında şiddetlenen din-bilim çatışmasında ateizmi destekleyici delilleri sunmaya çalışmıştır. (Bucaille, İnsanın Kökeni Nedir? s, 46). P. Grasse ise, “temel kuralları ve nihai yargılarıyla Darwinizm, ortadaki doktrinlerin en din karşıtı ve en materyalist olanıdır” demekte ve Marx’ın da dinsel inançlara karşı çıkarken kullandığı argümanları Darwin'in eserinin sayfalarından elde ettiğini eklemektedir (Bucaille, a.g.e., 50).
Evrimci görüş savunulurken hedeflenen ikinci şey, sosyal darwinizmi uygulamaktır. Bu konuda ön plana çıkan Herbert Spencer'ın genel amacı, bütün teorik bilimleri birleştirmek ve Charles Darvin'in kuram ve yöntemlerine dayalı karşılaştırmalı bir sosyoloji kurmaktır. Darwinizm, Charles Darwin'in toplumbilim alanındaki fikirleri ve evrim teorisine dayalı düşüncelerinin sosyolojik alandaki etkilerinden bahsedilirken kullanılan bir terimdir. Bu anlamda “Sosyal Darwinizm” ise, Darwin'in kuramının genişletilerek sosyal alanda uygulanma biçimidir. (Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, s, 21, 96; Solmaz, Dine Sosyolojik Bir Bakış Açılarındaki Gelişmeler, s, 33; Özerkmen, İnsan Merkezli Çevre Anlayışından Doğa Merkezli Çevre Anlayışına, s, 171). Darwin, doğa gözlemleri sonucunda biyolojik evrim olduğunu iddia etmiş ve bunu da doğal ayıklanma yoluyla açıklamıştır. Darwin teorisini, daha önce Thomas Robert Malthus tarafından ortaya konulan “Nüfus Teorisi” ile ilişkilendirerek oluşturmaya çalışmıştır. İngiliz nüfus bilimci ve iktisatçı Thomas Robert Malthus, 1798 yılında yazdığı “An Essay on the Principle of Population” adlı eserinde sürekli bir nüfus artışının gelecekte gıda yetersizliğine neden olacağını ve bunun da insanlığı tehdit ettiğini ifade etmiştir (Dursunoğlu, s, 211).
İkincisi olarak Herbert Spencer’ın “en güçlü olanın ayakta kalması” düşüncesi ile ilişkilendirmiştir. Sosyal Darwinizm kavramı, bireysel organizmalar arasındaki rekabette çevreye en uygun olanın varlığını devam ettirmesi gibi bireyler, toplumlar ve uluslararası rekabette de varoluş mücadelesini kazananın hayatta kaldığı sosyal bir evrim sürecini ifade eder. Kısaca, yaşamak için diğerleriyle çarpışmak, ayakta kalabilmek için başkasının her türlü hakkını çiğnemek ve bunu gerçekleştirebilmek için de her türlü yolun mubah görülme düşüncesinin toplumsal hayata yansıtılmasıdır (Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, s, 21; Solmaz, Dine Sosyolojik Bir Bakış Açılarındaki Gelişmeler, s, 33; Dursunoğlu, 2016, s, 210).
Darwin uzun seyahatleri boyunca yaptığı gözlemler ve elde ettiği bulgular neticesinde yakın türlerin birbirine benzediklerini fark etmiş ve bunların birbirinin devamı olduğu düşüncesine ulaşmış olmasına rağmen Malthus’un nüfus teorisini okuyana dek bunun nedenini bir türlü açıklayamamıştır. Darwin, nüfus teorisini okuduğunda canlıların evrimleşme nedeninin doğal ayıklanma olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu teoriye göre, insanlar geometrik olarak; yiyecekler ise aritmetik şekilde artmaktadır. Dolayısıyla bazı yöntemlerle bunların eşitlenmesi gerekmektedir (Dursunoğlu, 2016, s, 211).
Kur’an açısından olaya baktığımızda evrim adına ortaya atılan bu görüşlerin, temelde bir yaratıcı fikrinin kabul edilmemesinden ya da yaratıcıya dair algının yanlışlığından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Çünkü bilimsel ve somut bir veri olmadan ilahi buyrukların da aksine, sadece canlıların morfolojik özelliklerinden ve sürekli bir nüfus artışının gelecekte gıda yetersizliğine neden olacağını ve bunun da insanlığı tehdit ettiği düşüncesinden hareketle bir kuram geliştirmek, Kur’an’ın yaratılış ve evrenin işleyiş gerçeğine dair beyanlarına aykırı olduğu gibi insanlığa bir dayatma olduğu da aşikârdır. “Allah -O'ndan başka ilah yoktur; Her zaman diridir, bütün varlıkların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu, ne de uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da bilir; oysa O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar ve onların korunup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur” (Bakara, 2/255). Bir yaratıcı fikrini kabul etmek, zorunlu olarak Kur’an’ın yukarıdaki ifadesinden anlaşıldığı üzere, Allah’ın bütün her şeyin kaynağı olduğu gibi onların beslenmesi ve hayatta kalmalarının da tek dayanağı olduğu fikrini de kabul etmeyi gerektirir.
Darwin, doğadaki her türün bir dizi tesadüfi fiziksel ve zihinsel değişime veya mutasyona uğradığını iddia etmiştir. Bu değişimler hayatı destekleyen değişimler olmakla beraber belli bir türün hayatta kalmasını ve gelişmesini mümkün kılmıştır. Bazı mutasyonlar ise daha az elverişli olduğu için hayatta kalmayı güçleştirir. Bu sebeple, bir yandan birçok türün soyu tükenmişken, bir yandan da büyük çeşitlilik gösteren canlılar ortaya çıkmıştır. Doğal bir seleksiyon süreci, doğaları gereği hayatlarını sürdürmeye uygun olan veya olmayan türlerin hangileri olduğunu belirlemektedir (Heywood, 2013: 67). İfade edildiği gibi Darwin the Origin of Species eserinde, son kısımdaki bazı cümleler hariç, insanlardan bahsetmemesine rağmen, onun çıkarımlarının, sosyal bir varlık olan insanları da kapsadığı varsayılır. Tarihsel gelişim içinde 19. Yüzyılda ortaya çıkan Sosyal Darwinizm, en güçlü ve en uygunun hayatta kaldığını savunan bir ideoloji olmuştur. Fikrin destekçileri de bunun ilerlemek için gerekli olduğunu savunmuşlardır (Dursunoğlu, 2016, s, 213).
Biyolojik evrimdeki “en uygunun hayatta kalması” düşüncesinin, “doğal ayıklanma” fikri ile örtüşmesi ve dönemin en güçlü düşüncelerinden olan Darwinizm’in bilim dünyasında yaygın bir biçimde kabul görmesi sosyal evrim düşüncesinin yerleşmesinde etkili olmuştur (Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, s, 75; Dursunoğlu, 2016). Tabiî ayıklanma görüşü, sosyolojide de bazı sosyologlar tarafından uygulanmıştır. Buna göre, toplumların gelişmesi, ancak ırklar ve gruplar arasındaki çatışmalar ve ayıklanmalarla açıklanmaya çalışılmış ve aynı görüş sınıflar çatışması halinde Marks’çı teoriye de tesir etmiştir. Bununla beraber, tabiî ayıklanma teorisinin kesin karşı koyucuları da, belli amaca yönelen, yaratıcı tekâmüle âit kuvvetlerin varlığını kabul eden görüşler ileri sürmektedirler. Bu yüzden, vahiy karşıtları, tutunacak epistemolojik bir temel aradıklarında ilâhî bilginin karşısına Darwinci tezlerini çıkarmaktadırlar. Özellikle Materyalizm, Darwincilik’e kendi görüşünün üzerinde yükseleceği bir temel olarak sahip çıkmaktadır. Müslüman araştırmacılar hiçbir zaman evrim teorisine iltifat etmemiş; bu teoriyi “Allah'ın kudretinin yaratıkları üzerinden koparılmak istenmesi ile meydana getirilen boşluğu doldurmak üzere başvurulmuş bir vasıtadan ibaret görmüşlerdir” (Nasr, 1989, s, 51).
Darwin’in doğadaki her türün bir dizi tesadüfi fiziksel ve zihinsel değişime veya mutasyona uğradığı ve biyolojik evrimdeki en uygunun hayatta kaldığı şeklindeki düşünceleri, yine bir yaratıcının varlığı fikrini ret ve inkâr anlamına gelmektedir. Çünkü sözde türlerde meydana gelen değişimin yine türler tarafından bilinçli bir çabanın sonunda meydana gelen bir faaliyet olduğu anlamında ifade edilmektedir. Dolayısıyla Yüce Allah’ın külli iradesi, ilmi ve kuvveti sayesinde çekip çevirdiği, şekil verdiği, hayat vermesi ve ardından ölüm vermesi gibi bütün fiiliyatı, şuursuz ve bilinçsiz olan türlere verilmektedir. "Andolsun biz sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: Âdem’e secde edin" dedik. "Hepsi secde ettiler, yalnız İblis etmedi, o secde edenlerden olmadı" (el-Âraf, 7/11); “Rahimlerde size istediği şekli veren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur, O Kudret Sahibi, Hikmet Sahibidir” (Al-i İmran, 3/69). Bu ayetlerde görüldüğü üzere türler içerisinde şuur ve akıl sahibi olan insan da bile Yüce Allah’ın tasarrufu söz konusudur.
Yine Darvin’in tabiî ayıklanma görüşü de Kudret ve Hikmet Sahibi Yüce Allah’ın kâinata müdahalesini inkâr eden, bütün kâinatta ve canlı türlerin yaşamlarında görülen faaliyetleri tesadüfe havale eden bir düşüncenin ürünü olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Oysa Allah, kâinattaki düzenin kaynağı ve koruyucusu olduğu gibi canlı varlıkların yaşamlarını, ölümlerini ve rızıklarını takdir edendir. “Gerçek şu ki, semavî varlıkları ve yeri [yörüngelerinden] sapmamaları için tutan [yalnızca] Allah'tır. Bir kere sapınca da, O'nun müdahale etmemesi halinde başka hiçbir güç onları tutamaz. [Fakat] Allah halîmdir, çok bağışlayıcıdır!” (Fatır 35/41) ve “O'ndan başka ilah yoktur, hayat bağışlayan ve ölüm veren O'dur: O sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da” (Duhan, 44/8) ayetleri söz konusu gerçeği dile getirmektedir.
SONUÇ
Evrim ya da Darwinizm sadece bir teoridir ve bilimsel temele dayalı bir bilgi türü değildir. Dönemin şartları içerisinde ortaya çıkmış ve daha sonra sosyo-politik bir amaçla şekillenen bir ideolojidir. Bu teori, uygulamada Darwincilik karşıtı başka bilim çalışmalarıyla, birçok açıdan tenkit edildiği gibi yine alanın uzmanları tarafından ciddi bir eleştiriye tabi tutulmuş ve bilimsel bir boyutunun olmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak biyolojik evrim üzerinden gerçekleştirilmek istenen sosyal evrim ya da sosyal Darwinizm, bir nebze de başarıya ulaşmış ve güçlü olanın ayakta kaldığı düşüncesinin iktidarlar tarafından özümsenmesi sonucu, günlük hayatımızda bile hissedilir bir noktaya ulaşmıştır.
Darwinizm, Kur'ânî ifâdeyle "zan" olmaktan öteye geçmemektedir. Ancak, Kur’an’ın serdettiği ilâhî tekâmül bilgisi, kesin bir bilgidir. Bu iki bilgi anlayışı birbiriyle kıyaslanamayacağı gibi zaman zaman bazı Müslüman araştırmacıların bu iki noktayı birbirine karıştırdığına şahit olmaktayız. Esas olarak bilimsel bilgi adı altında ortaya çıkan Evrim Teorisi ile vahyî bilginin esas karşılaşması, yeryüzündeki toplum düzenlerinin eğitim ve bilim çalışmalarının nasıl bir temele dayanacağı meselesinde yoğunlaşmaktadır. Bu yüzden, vahiy karşıtları, tutunacak epistemolojik bir temel aradıklarında ilâhî bilginin karşısına Darwinci tezlerini çıkarmaktadırlar. Özellikle Materyalizm, Darwincilik'e kendi görüşünün üzerinde yükseleceği bir temel olarak sahip çıkmaktadır.
Ayrıca, insanın maymun soyundan geldiği iddialarının bugün artık inandırıcılığı kalmamıştır. Kur'ân'a göre yaratılış, Darwincilikten farklı olarak insanın hayata insan olarak başladığını ve tarih boyunca insan dışı bir değişme geçirmediğini ortaya koymaktadır. İnsanın yaratılışına ait bu iki temellendirme, insanın yapıp etmelerinde iki zıt fikre yol açmıştır. Darwincilik, insanı hayvanî bir ilkelliğe indirger ve onun davranışlarını hayvânî davranışlar grubuna sokar. İlâhî açıklamaya göre ise, insan, "eşref-i mahlûkât" yani yaratıkların en üstünü ve Allah'ın yeryüzündeki halifesi diye tanımlanır. İşte bu iki temel görüş ve bunlara yaslanan bilim, medeniyet, sosyal ve ahlâkî hayat telâkkileri bütün dünyada karşıtlık oluşturmaktadır.
KAYNAKÇA
- Abdulbâkî, Muhammed Fuâd, el-Mu‘cemu’l-Mufehres li Elfazi’l-Kur’ani’l-Kerim, Daru’l-Hadîs, Kahire 1364/1945.
- Arslan, Ali, Büyük Kur’an Tefsiri, 14 Cilt, Arslan Yayınları, İstanbul 1984.
- Beğavi, Ebu Muhammed el-Huseyn b. Mesûd (v. 516/1122), Me’alimu’t-Tenzil, Daru İbnu Hazm, Beyrut 2002.
- Bucaille, Maurice, İnsanın Kökeni Nedir, çev. A. Ünal, İstanbul 1984.
- Bulutay, Tuncer, Bilimin Niteliği Üzerine Denemeler Evrim ve Guantum Kuramları, Mükiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Tsz.
- Dursunoğlu, İsmail, “Sosyal Darwinizm” Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016:6/1.
- Kubat, Mehmet, Kur’an’da Tevhid, Beka Yayınları, İstanbul 2014.
- Kutluer, Cevher, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), 1993.
- Marshal, Gordon, Sosyoloji Sözlüğü, Trc. Osman Akınhan-Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara 1999.
- Mevdudî, Ebu’l-A’la, Tefhimü’l-Kur’an, 7 cilt, Trc: M.H. Kayani-Y. Karaca-N. Şişman-İ. Bosnalı-A. Ünal-H. Aktaş, İnsan Yayınları 1997.
- Nasr, Seyyid Hüseyin, İslâm ve İlim, çev. İ. Kutluer, İnsan Yayınları, İstanbul 1989.
- Neil A. Champbell-Jane B. Reece, Biyoloji, (çev: Ertunç Gündüz-İsmail Türkan), 2. Baskı, Palme Yayıncılık, Ankara 2008.
- Özerkmen, Necmettin, “İnsan Merkezli Çevre Anlayışından Doğa Merkezli Çevre Anlayışına”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 42,1-2 (2002) 167-185.
- Râzî (606/1209), Mefâtîhu’l-Ğayb, Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981.
- Slattery, Martin, Sosyolojide Temel Fikirler, Trc. ÜmitTatlıcan - Gülhan Demiriz, Sentez Yayınları, 6. Basım, İstanbul 2014.
- Solmaz, Bünyamin, “Dine Sosyolojik Bir Bakış Açılarındaki Gelişmeler”, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 31, 2011, ss. 29-54.
- İbn Haldun, Mukaddime I-II, Trc. Halil Kendir, Yenişafak Kültür Armağanı, Ankara 2004.
- Taberi, Tefsiru’t-Taberi, min Kitabihi Cami’l-Beyan ‘an-Te’vil-i Ayi’l-Kur’an, Daru-Risale, Beyrut 1994.
- Taslaman, Caner, Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı, 6. Baskı, İstanbul Yayınevi, 2013.
- Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, 10 Cilt, Azim Dağıtım, İstanbul 1992.
- http://www.evrim.gen.tr/articles.asp?id=3.
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Klasik İktisadi Düşünce ile evrim görüşünün beraberliği nasıl olmuştur?
- DARWİNİZM
- TOPLUMA İDEOLOJİ OLARAK DAYATILAN BİLİM VE EVRİM
- Bilim tarihindeki yanlışlar nelerdir?
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Evrim Görüşünün Tarihî Gelişimi
- EVRİM TEORİSİ’NİN ÇIKMAZLARI
- Evrim Teorisini savunanlara ne cevaplar verirsiniz?
- EVRİMCİLERLE YARATILIŞÇILARIN ÇEVRE PROBLEMLERİNE BAKIŞI
- Benzerlikler Evrime Delil Olur mu?